Pages

6 Eki 2021

07.10.2021


Selamlar
Günün konusu müzik zevkimiz. 
Ben, mutfakta iş yaparken, hele de yalnızsam -ki genelde yalnız olurum, akşam yemeğini hazırlarken- kulağımda hep bir müzik olur. Tercihim çoğu defa türküden yanadır. Benim türkülerim, farklı enstrümanlarla alt yapısı zenginleştirilmiş, yeni düzenleme türküler olmaz genelde. Böyle bayağ bayağ klasik çalgılarla icra edilen, türkülerdir. 

Adile Kurt Karatepe, en beğendiğim kadın sesi. Benim sesim güzel değildir ama çok sağlam bir müzik kulağım vardır. Detona basılan sesleri hemen fark ederim. Ve bu bana cidden eziyet olur. Bu yüzden pek çok ismi dinleyemiyorum.
 Ayrıca benim dinlediğim şarkılarda bir makam icra edilmeli ve ben o makamı duymalıyım. Aksi takdirde yine dinleyemiyorum. 
Son olarak, eğer söz varsa dinlediğim müzikte, bir mesajı olmalı. Sırf kafiye olsun diye peş peşe getirilmiş, lakırtıları da dinleyemiyorum. 


Bana hissettirdiklerine gelince; kendimi büyük ve güçlü bir ağacın dalı gibi hissediyorum. Köklerim sağlam ve derinde, yani güvendeyim, kolay yıkılıp devrilmem :)) 




Son zamanlarda, sesini beğendiğim bir diğer yorumcu Gürsoy Babaoğlu. Pek çok yöreyi çok güzel söylüyor ama benim Kerkük türkülerine ayrı bir ilgim var. Sanırım, söylenme biçimindeki asil ruh hali ve aradaki hoyratlardaki dili kullanma biçimi beni etkiliyor. 


Azeri ağızlı türkülerde hiç eksik kalmaz yani Kerkük türkülerinden :)) 


Alt yapısı ile oynanmış türkülerden nadiren beğendiklerimden biridir, Bu da burada dursun istedim. 
Yazının başlığına bir dinazorun müzik seçimleri mi demeliydim ne :)))) 
Yarın görüşürüz. Selametle....
Not: perşembe olmasına yarım saat var. Ben yarın nöbetçiyim. yazıyı ye erken hazırlayacaktım ya geç kalacaktım. Ben erken olmasına karar verdim. :))) 




 

06. 10. 2021

 


5 Eki 2021

05.10.2021




 Selamlar 

Günün yazı konusu, "giyim ve makyaj tarzınızı tanımlar mısınız. 

Ben dış görünüşüne pek takılmayan biriyim. Hiçbir zaman çok şık olmadım. İçinde kendimi rahat hissettiğim her şeyi giyebilirim :)) Ama yine de asla giyemediğim tarzlar var. Mesela asimetrik kesim bir kıyafeti asla giymedim. Önyargı değil benim ki, kardeşim çok sever o tarzı. Ara ara bana denetir. "Bak çok yakıştı" falan der ama ben kendimi içinde rahat hissedemem. O nedenle hiç giyinmedim. 

Pantolon giyinmiyor değilim. Çoğu kere kurtarıcı oluyor. net ama tercihim etek ve elbiseden yana olur genelde. 

Makyaj konusunda söyleyecek çok sözüm yok. Ben makyaj yapmam. En fazla, kendimi çok renksiz hissedersem, pembe bir ruj sürerim o kadar. Artık maske var onu da sürmüyorum :))) 

İlk yazımda, hemen her konuda söyleyecek bir sözüm var, demiştim ya... Unutmuşum, bu konuda söyleyecek sözüm neredeyse yok. O nedenle burada keseyim :))



Demir tavında dövülür derler. Üstünden çok geçmeden, birazda benim hayatımdaki gelişmelerden söz edeyim. Bu sene 8 saat Kilim Sosyal Bilimler Lisesinde görevlendirmem var. Çocuklar rüya gibi maşallah. 

Proje okulu yani nitelikli okullardan. Öğreteceğim diye kendini telef etmene gerek kalmadan, öğrenmeye hazır gelen, gençlere ders anlatmayalı epey olmuştu. İnanılmaz mutlu gidip, mutlu geliyorum eve. Normalde 8 saat ders anlatınca eve turşu gibi gelirdim. Sosyal Bilimler Lisesinden geldiğim gün, bir 8 saat daha ders anlatacak enerjiyle dönüyorum eve. 

Gençlerle okuma grubu oluşturduk. Thamas More'dan Ütopyayı okuyacağız. Benim diğer okullarda da ara ara bu tür gruplarım oldu ama hep benim ittirmemle. Bu okulda gençler çok hevesli. Cuma ilk toplantıyı yapacağız. Çok heyecanlıyım. Yazarım cuma günü gelişmeleri. şimdilik selametle...

4 Eki 2021

04.10.2021


Selamlar
Geldi 4. gün efendim. Bugünün konusu, en son mezun olduğumuz okul. 
Ben, Cumhuriyet Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü mezunuyum. 1993 yılında girdim fakülteye. 1997 de mezun oldum. 

Yukardaki foto, sanırım 3. sınıftaydık, Özlem çekmişti. Deli kız, sanki şimdiki gibi digital makinalar varmış gibi, pozlu makinayla çekti fotoyu. Koridorda ona doğru yürüyorum, "dur orada" dedi. Yüzüm gözüm belli değil, bildiğin fluu. Telefonla çektiğim için değil, orijinalinde de yüzüm gözüm görünmüyor 😂 Benim için çok özel bir foto. Ayağının, bacağının, içtiği çayın, kahvenin fotosunu çeken nesil anlamaz. Arkadaşım bu fluu fotoğraf için, makinasındaki 30 pozdan birini harcamıştır. Bazen o filmlerden 33 poz çekilirdi de, bayram havası olurdu, diyeyim siz kıymetini tahmin edin :)) 


Kul kurar, kader gülermiş ya. Benimki de o hesap. Edebiyat ya da Tarih okumak isterken, hiç aklımda olmayan Sosyoloji okudum ben. Bizim sınava girdiğimiz sene, tercihler ÖYS sınavından önce yapılır, sınav evrakı ile teslim edilirdi. Yani aldığın puana göre tercih yapmak diye bir şey büyük lükstü. Kendini iyi bilmek, yeteneklerini, yeterliliklerini iyi tahlil etmek, bizim için hayati önemdeydi. 
Bizde öğretmenimle bir tercih listesi yaptık tabi. Digital tercihler zaten, bilim kurgu filmleri senaryosu gibi bir şey, hayalini bile kuramayız o vakitler. Tercih ettiğimiz bölümleri optik okuyucuya kodlamak lazımdı. Aynı üniversitenin farklı bölümlerin son iki rakamı farklıydı. Hocam da bende kırk kere kontrol ettiğimiz halde, edebiyat yazıyoruz diye üçüncü sıraya sosyolojiyi kodlamışız. Edebiyat beklerken, geldi mi bana sosyoloji 😋 Biz şok tabi. 

Fen edebiyat mezunuyum ama bize ikinci sınıftan itibaren, eğitim dersleri verildi. Felsefe grubu öğretmenliği de yapabilecek yeterlilikte mezun oldum yani. Şimdi ki çift ana dal gibi. .  Fotoğraf, sınıftaki öğretmenlik provalarımızdan birinden. Bugün gibi hatırlıyorum, klasik koşullanma ve edimsel koşullanmayı, Pavlov ve Skinner'in yaptıkları deneyleri, bu iki öğrenme biçiminin farklarını anlatıyordum :)) 


Başlangıçta çok hayal ettiğim bir bölüm olmadığı için, şaşırıp bocaladım ama mezun olduğumda, Allah'ın, benim için iyi olanı, benden daha iyi bildiğine, ona teslim olduğumda hep iyiye ve güzele gittiğime yeniden iman ettim. Hem okul hayatında hem çalışma döneminde, bana çok şey katan bir alan oldu. 
Yarın görüşmek üzere, selametle...







 

3 Eki 2021

03.10.2021


Üç gün oldu bile. Özlemciğim iyi gidiyoruz ne dersin :)) 

3) Telefonundaki 13. görselde ne gördüğünü ve hissettiğini yaz.

Açtım telefonu, 13. görseli bulayım. Karşıma klasörler çıktı. Hangi klasördeki 13. resim diye düşünürken, kendi çektiğim fotoğraflardan on üçüncüyü paylaşmam gerektiğine karar verdim. Sonuçta bu blog benim gözümden bakıyor dünyaya :)

Perşembe günü, eski komşuma gittim. Nazileciğim, elinden iş gelen, becerikli bir genç hanım. Yeğenimin doğum günü için ona elbise diktirmeye karar vermiştim. Kumaşı falan alıp, verdim önceden. Perşembe günü bitirmiş. Elibiseyi almaya gittim. Nazile hala bizim eski evin olduğu binada oturuyor. Nazile'ye gitmek, birazda eski evime gitmek benim için yani. 

İlk yazımda dediğim gibi, ben gelenekçi bir yengeç burcuyum. Benim anılarımla bağlarım kuvvetlidir. Bazı zamanlar ve bazı mekanlar beni alıp götürür o nedenle. 
Fotoğraftaki, eski evimizin, apartman girişindeki tak. Bizim ev ön cepheye baktığı için, tam 10 yıl boyunca mutfak balkonundan baktığımda, mevsimine göre, çiçeklendiğini de sararıp solduğunu da defalarca gördüğüm tak. 

Bu manzaraya baktığım balkon benim için özeldi. Tapusu benim olan, ilk çatının balkonuydu çünkü. Minicik bir balkondu. Şimdi ki evimin balkonunu da çok seviyorum ama o minnacık balkonu nasıl fonksiyonel kullandığımı düşününce, bu balkonun tadını çıkarmadığım bile söylenebilir.
Biz üç kişilik bir aileyiz. Balkon minik olunca, minik bir verzalit masamız vardı. Minik katlanır taburelerimiz. (Görevlimiz, Ömer abi, dünyanın en becerikli, en çalışkan insanı olabilir.)  Bahar gelince, Ömer abi, bahçemizi çiçeklendirirdi. Evimiz 2. katta olunca, balkona kadar gelen çiçek kokuları ile kahvaltı ederdik. Ramazanın yaz günlerine geldiği vakitlerdi. İftarları hep o balkonda bekledik. Bizim balkon, camla kapalıydı. Alt komşum Semra'nın balkonu açıktı. Okuldan gelirken, baharlarda yağmur yağardı bazen. Semra'ya telefon eder, 10 dakikadan geliyorum, çayımı hazırla, derdim. Benim en sevdiğim şeylerden biridir, yağmurlu havada çay, kar yağdığında kahve. Yalnız ikisi de açık havada olacak :) Semra çayımı yapar, balkonda beni beklerdi. Şansım varsa, ben okuldan gelene kadar yağmur dinmez, keyif eksiksiz tamam olurdu. 

Evimiz 110 metre kare, küçük bir evdi. O nedenle sadece balkonu değil, oturma odası da minikti. Semra, Nazile, Hamiyet, benim kız, onların çocukları derken, bir dolu insan, o oda da ne sohbetler ettik... Birlikte filmler seyrettik. Beraber, patatesli mantı yapıp, beraber yedik :) 

Eski ekipten sadece Nazile kaldı. Semra, Konyalıydı. Oraya taşındı. Hamiyet, ev alıp taşındı. Nazile'de çocuklar büyüdü, artık küçük geliyor, diye değiştirmek istiyor evi. O da giderse, bu binayla bağımız kopacak malesef. Bu beni biraz üzüyor. 

Son olarak, bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur, der ya eskiler. Bu binada evler küçük ama cennet gibi bir bahçesi vardır. Hepsi Ömer abinin marifeti. Adam öyle bir temel atmış ki, emekli oldu ama onu düzeni hala devam ediyor. Gerçi binayı sevdiğinden, ev almıştı. Emekli olsa da, binadan ayrılmadı. Görevli olarak çalışmasa bile bahçe işlerine yardım ediyormuş. Zaten duramaz. Çocuğu gibi emek verdi bahçeye, bırakamaz. 

Evin en ciddi problemi, küçük olmasıydı. Aksi takdirde kimse taşınmak istemezdi. Kardeş gibi olmuştuk çünkü. Dünya zaten bir hasret yurdu. Allahtan artık telefonlar daha nitelikli. 
Daha fazla duygusallaşmadan, bitireyim bugünde. 

Görüşürüz efendim, selametle....





 

2 Eki 2021

02.10.2021



Ekim ayı yazma planının ikinci gününde konu; 

2) Sana ilham veren kimdir? 

Buraya tek bir kişinin ismin yazmak çok zor. Hayatı algılayışımda, diğer insanlarla kurduğum ilişkinin dilinde ve tonunda, Peygamber efendimizin, hadisleri çok gösterici oluyor. Örneğin beni her seferinde sarsan bir hadis-i şerifinde; " elinden ve dilinden diğer insanların emin olmadığı kişi, bizden değildir" diyor efendimiz. Yani Ümmet-i Muhammed olmanın sırrı, güvenilir insan olmaktan geçiyor. Bu güvenilirliğin kriteri de "ben güvenilirim" demem değil, muhatap olduğum insanlar böyle hissedecek. Diğer insanlarla kurduğum ilişkilerde bana çok yol gösterici oluyor. 

Öğretmenliğimde ilham aldığım kişi; mesleğin ilk yıllarında, kendi tarih öğretmenim, Bülent Hocamdı. Onun bize yaklaşımı, dersine yaklaşımı, bana rehber oldu. 24 yılın üstüne bu konuda artık kendi tarzım geliştirdiğimi düşünüyorum. 

Annelik, en hazır olduğum şeymiş. Aslında hiç beklemediğim zamanda, evliliğimin erken bir döneminde, henüz kurulu düzenimizin oturmadığı bir dönemde anne baba olduk biz. Hep derim, kızımla beraber büyüdük. Yavrum, hayatımızın her iniş çıkışının şahidi. 3 aylıkken kucağımızda, tayinimizin çıktığı şehre bizimle geldi. Her zorluğu bizimle yaşadı. Ama hikmet-i ilahi, ben her dönemeçte, ne yapacağımı çok iyi biliyordum. Annem, kahraman bir kadındır. Farkına bile varmadan onu çok iyi gözlemişim. 

Mutfak konusunda, kendimi çok geliştirdim. Yemeklerim aile içinde ünlüdür. Bu konuda temeli annem atmıştır tabi ama You tube, nefis yemekler tarifi uygulamaları, ayrıca benim mutfak konusunda denemekten korkmayan cesur tavırlarım yol gösterici oluyor :)) 

Hobilerim konusunda yine temel annem. Boş duranı Allah da sevmez, kulu da derdi. Hatta bir kıssa anlatırdı. " Bir gün iyilerden biri, yanında talebesi ile camiye gidiyormuş. Karşılaştığı insanlara selam vermeyi de ihmal etmiyormuş. Adamın biri duvarın dibinde boş boş oturuyormuş. Onun yanından geçmiş ama selam vermemiş. Neyse ibadetlerini yapmış, dönüş yoluna geçmişler. Bu defa az önceki adam, eline bir çöp almış, oturduğu duvarın dibini eşeliyormuş. Bu defa adama selam vererek geçmiş. Talebe şaşırmış. Efendim, az önce aynı adama selam vermediniz, şimdi ise selamsız geçmediniz. Nedir bunun hikmeti diye sormuş. Mübarek, -az önce hiçbir işle meşgul değildi. boş boş oturup, şeytan sevindiriyordu. Şimdi ise elinde çöp, yeri eşeliyor, boş durmuyor- demiş" İşte böyle böyle, üretkenliğin, öğrenmenin önemini bana aşılamış. 

Anadolu irfanı diye bir şey var. Benim annem , okuma yazma bilmezdi, sonradan öğrendi. Babam ilkokul mezunu. Dedem askerde öğrenmiş okuma yazmayı. Babaannem, anneannem hiç okuma yazma bilmezdi. Fakat ben onlardan öğrendiğimi, üniversite hocalarımdan öğrenmemişimdir. Haklarını yemeyeyim, akademik olarak bana lazım olanı vermişlerdir, mutlaka. Fakat başımdaki örtüden duydukları tiksinti nedeniyle o kadar çok önyargıları vardı ki... "Koşulsuz sevgiyi" anlatanın, sevgisinin ilgisinin o kadar çok koşulu vardı maalesef. Öyle olunca da, bana onlardan kalan kuru bilgi. Allah razı olsun derim ama ilham aldım demem imkansız. Aile büyüklerim, benim için çok daha yol gösterici olmuştur. Şükür sebeplerimdir, her zaman. 

Yarın görüşmek üzere canlar, selametle...




1 Eki 2021

01.10.2021

 


Sevgili Yüreğimin İklimi, ekim ayı boyunca sürecek bir yazma planı çıkardı bize. Bismillah deyip başlayalım. 

1) Karakterini tanımlar mısın? 

En zor soru bu sanırım. Allah'ın Zeynep kulu nasıl biri? İste resimdeki deyip, yazıyı bitirsem mi dedim, bir ara. hahahahahah O kadar gıcık olmaya gerek yok deyip, vazgeçtim :)))) 

Beni tanımak için biraz yaklaşmak gerekiyor. Yengeç burcuyum. Kabuğum serttir benim. Beni tanımanın formülü o kabuğu aşmaktan geçer. İnsanlara olabildiğince kibar davranırım ama herkesi özelime almam. Kolay değil o halkaya girmek. Yaş geçtikçe, halka da değil artık, daha köşeli bir koruma kalkanım oldu sanki. Kabuk sertleşti yani. Fakat bunu derken, asla ama asla insanlara bed bir tavır takınmam. Bana kendini açan herkesi dinler, anlamaya çalışırım ama kendimi herkese açamam. Hatta tam anlamıyla içimi açtığım biri var mı acaba diye soruyorum kendime, yok gibi. Peki mutlu musun bu halle diye soracak olursanız, değilim. Derdimi, kederimi, isteklerimi daha açık ortaya koyabilsem, keşke. İnsan anlaşılmak istiyor çünkü ama mizaç işte, değiştirmek kolay olmuyor. 

İşimi seviyorum. gençlerle irtibatta olmak bana çok iyi geliyor. Onların yaşam enerjisi insanı cezbediyor. Fakat son yıllarda daha karamsar bir ruh halinde çocuklarım. Çok bunaltıyoruz çocukları. Rehberlik yapmamız gereken yerde, hiçbir desteğimiz yok. Hiç bulaşmamız gereken yerlerde müdahalemiz çok. Neyse neyse konu benim karakterim, bu dert sonraya kalsın . 

Hobilerim var, malum. onlarla uğraşmayı seviyorum. 24 yıllık öğretmenliğin karakterime kattığı özellik, sanırım sistematik olmak. Eğer bir plan yapmadıysam, günüm haftam, hobilerim, okuma düzenimle ilgili; kendim, boşlukta sallanıyor gibi hissediyorum. Eskiden küçük not kağıtlarında yazılı planlarım olurdu, bir süredir ajanda tutuyorum. daha işlevsel oluyor. 

Öyle maceracı bir tip değilimdir. Klasik gelenekçi bir yengeç burcuyum. İlk tanışanlar için kolay bir insan değilim. Çünkü, baştan anlatmaktan çok dinlemeyi seviyorum. sonrada çenem durmuyor :)) Mesleki dezenformasyon sanırım. Her konuda kuracak cümlem var. Ukala olarak algılanmak en büyük korkum o nedenle. 

Huysuz olabiliyorum. Dinleniyor olmak benim için yaşamsal ihtiyaç. Hiç bir şeyi, laf olsun diye yapamam, yaptığım her işe tutkuyla sarılırım. Bu nedenle bazen sıkıcı olduğumu düşünenler çıkıyor. 

Her olay ya da durumda şükredilecek bir yan bulurum. Hayatın bana getirdikleri ile didişmek yerine onları anlamaya çalışırım. baktım olmuyor, kabullenirim. Mutluluk benim için elzem çünkü. beni ayakta tutan, pozitif düşünceler. Bazı insanlar gerilimden beslenir, enerji yüklenir gerilim yüksekken. Ben tam tersi, mutsuzsam çekilmez olurum, Üretkenliğim düşer. Öğrenemem. Kısaca depresyona girerim. Bu da hiç bana göre bir şey değil. En büyük korkum, depresyon. Çünkü girersem çıkamam, oralarda kalırım. Benim gücüm, her olayı zihnimde olumlayabilmem. Aksi beni tüketir. 

Bu kadar çok kendimden bahsettiğim bir an olmamıştı. İyi geldi. Özlemciğim, teşekkür ederim.

Düzenli yazmaya çalışacağım. Umarım başarılı olabilirim. şimdilik Selametle...