Pages

15 Şub 2020

Her Ay Bir Kitap,Bir Film (The Irishman)


                                                   Selamlar
Bildiğiniz gibi Gonca’nın Dünyasından ve Mor DüşlerKitaplığı bloglarının birlikte organize ettiği her ay bir film bir kitap etkinliğini takip etmeye çalışıyorum. Şubat ayı kitabını sipariş ettim. İdefix gönderebilirse (10 günü geçti, bende sinirler yavaş yavaş bozuluyor) vaktinde okuyacağım inşallah. Dün akşam eşim nöbette gitti. Yalnızdım. Fırsat varken filmi seyredeyim dedim. Film Netflix’de olunca kolayca buldum. 😊 (benim film aramalarım bazen krize dönüşürde)
Aslında Parasite isimli film seyredilecekti. Sanırım sitelerde problem olunca The Irıshman olarak revize edildi etkinlik. Parasite merak ettiğim bir film. Burada bir sinema salonunda yeniden gösterime girdi. Bu hafta fırsat bulursam gideceğim.
Irıshman; öncelikle Amerikan sinemasının üç büyük oyuncusunu bir araya getirmesi açısından dikkatimi çekti. Filmi seyrettikten sonra netteki yorumlarına baktım, insanlar bayağ bayağ yıllardır bekliyorlarmış bu filmi. Ben uzun zamandır Amerika ile anılan her şeyden fena halde tiksindiğimden ve uzaklaşmayı tercih ettiğimden bu beklentiyi hiç fark etmedim. 
Film 2. Dünya Savaşından sonra kamyonuyla et taşıyarak evini geçindirme derdinde olan bir İrlandalı’nın yolunun, Amerika’da ki İtalyan mafyası ve kamyoncu sendikasının başkanı ile kesişmesi sonucu gelişen olayları anlatıyor. Film, Amerikan tarihindeki gerçek bir olay ve kişiye dayandırılıyor. Para ve güç odaklarının devletlerin politikalarını nasıl etkileyebildiğini, hukuk sistemindeki açıkların, bu odakların nasıl işine yaradığını göstermesi açısından iddialı.
Ama ben her zamanki gibi insan hikayelerine odaklandım. Karakterimiz Frank ve kızı Peggy’nin hikayesi çok ibretlikti bence. Biz ebeveynler bazen çocuklarımızı korumaya çalışırken o kadar kontrolsüz tepkiler veriyoruz ki, korumaya çalıştığımız çocuklarımızı asıl biz ürkütüyoruz. Frank bir kız babası 4 tane kızı var. Her kız babası gibi kızlarını tehlikelerden ve gelebilecek zararlardan korumak için teyakkuz halinde. Peggy, küçükken bir markette sakarlık edip bir şişeyi düşürüyor. Market sahibi öfkeleniyor ve eliyle koluyla duruma müdahale edeyim derken Peggy’i hem korkutuyor hemde çarpıyor bir tane. Sahne şöyle; kızımız üzgün masada oturuyor. Baba eve geliyor, anneden durumu öğreniyor ve öfke patlaması ile küçük kızı elinden tutup markete gidiyor. Ve market sahibini kaldırıp marketin camından dışarı atıp, kızına vuran elini eziyor. Niyeti kızını korumak ama Peggy o kadar korkuyor ki bir daha babasına yaşadığı hiçbir şeyi anlatamıyor. Film boyunca birkaç defa bu derdini babasına anlatmak istiyor ama Frank hep çok meşgul. Aradan geçen yıllar baba kızı tamamen uzaklaştırıyor. Yıllar sonra, artık iki baston olmadan yürüyemeyen baba, kızıyla konuşabilmek için kızının çalıştığı iş yerinde kuyruğa giriyor. Ama Peggy, babasını uzaktan görüp sıra ona gelince hiç konuşmadan “kapalı” tabelasını koyup, oradan uzaklaşıyor.
Bu hikaye beni acayip etkiledi. Anne baba olduktan sonra yaptığımız her şeyi, aldığımız her kararı iki kere değil 200 kere düşünüp, tartıp, öyle yapmakta fayda var. Hayat oluş halinde, o yüzden hiçbir halimiz kalıcı değil. Ne gücümüz ne paramız ne statümüz, dayanak değil. Ölçüyü kaçırmadan sevmek, sabırlı olmak ve evlatlarımıza zaman ayırmak zorundayız. Aksi durumda olabilecekler çok iç acıtıcı.

Benim film yorumum fazla bence oldu, farkındayım. :) Filmin konusu ile ilgili okuduğum ve sevdiğim bir yorum işte burada. Filmle ilgili genel ve doğru bir kanaat edinmek için tavsiye ederim.
Sevgili Gonca gerçekten çok beğendim. Teşekkür ederim vesile olduğun için.

Bu arada çorap örmelere doyamadım, biliyorum ama elimdeki çorap iplerini bitirmek istiyorum. Sevgili Ecehan erkek çorabı ile ilgili sayı istemişti. Gerçi onun bloğunda yoruma yazdım ama burada da yeni bir düzenleme yapacağım. Beş şişle çorap örme konusunda gelişme kaydettim, şükürler olsun. Beş şiş tecrübelerimi de arşivlemek istiyorum. Yani işin özeti yine bir çorap postu yakında… 😊
Selametle


11 Şub 2020

ağaç ev sohbetleri 24



Gözünüzü kapatın ve uçan bir balon olduğunuzu hayal edin... Yaşamdaki bazı ağırlıklar zaman zaman balonun yani bizlerin yükselmesini engeller. Peki bu ağırlıklar neler? Hangi yaşantılar, duygular ve düşünceler var? 

Haftanın ağaç ev sohbeti konusu Tante Rosa'dan. Nasıl sempatik ve rahatlatıcı bir konu bulmuş arkadaş. Teşekkür ederiz.

Veeeee gözümü kapatıyorum, paçama yapışmış beni aşağı çekenleri görebilmem için rabıta şart. 😊

Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanların devri bu zamanlar. Aslında bahsi geçen konuyla ilgili, bilgisi ve tecrübesi yok denecek kadar az ama egosu tavan. O nedenle durmadan konuşuyor anlatıyor. Doğrusunu sen biliyorsun. Anlatmaya çalışıyorsun. Yok, hayır! Kesinlikle anlamıyor, öğrenmiyor. Her şey onun düşündüğü gibi aslında, sen bilmiyorsun. Bu netlikte iddia ediyor.
İşte benim yaşam enerjimi çeken birinci grup bu. Bilmiyor, işin kötüsü bilmediğini de bilmiyor. Ve ona laf anlatmak zorunda kalınca, insan uçmayı bırak, nefes bile alamıyor. Ve maalesef o kadar çoklar ki!

Bunların bir de iş üretene yardımcı olmayıp, sürekli laf üreteni var. Grupla halledilmesi gereken bir iş vardır. Sen çırpınırsın. Öteki; orası olmadı burası olmadı deyip, kafa ütüler. Havalanırken bunlardan da kurtulmak şart. :)

Sürekli söylenen ve şikâyet edenleri de unutmamak lazım. Müzmin mutsuzları. Ayrıca yaptığı işleri özensiz yapanları da bırakmakta fayda var.

Ha bir de havalanmak için bir 10 kilo fazlamız var. Ondan da kurtulmak şart 😊  
Selametle…





8 Şub 2020

haftanın enleri


Selamlar
Dolapta, sepette, ondan bundan artmış, bir dolu ve çeşitli türde ip vardı. Örgü yapan herkesin başında malum. Öyle çok düşünmeden, yakıştı yakışmadı derdine düşmeden ördüm peş peşe. Büyük resim fena olmadı sanki siz ne dersiniz. 



Bu yıl kendim için aldığım kararlardan biride, ayda en az iki kitap okumak. Ocak ayı tuttu. Şubatta emin adımlarla ilerliyor. Şubatın ilk kitabı bitti. Çok beğendim. Herkes okumalı bence. Hatta yeni okulumda öğrencilerimle bir grup oluşturduk. Kitabı analiz etmek için. İşte birkaç alıntı siz karar verin :) 

"insanlık onurunu savunmanın ideolojiyi, savunmaktan güzel olduğunu keşfettik." 

üniversiteye gidip devrimi bilimde yaparak, ülküyü sanata yükleyerek, dini ruhlara yerleştirerek ülkeye çağ atlatıp ileri taşımak yerine çatışmaya giderek ülkeyi geri bırakmak küresel bir oyunun piyonu olmaktan başka bir şey değilmiş."

"bir ülkeyi ayakta tutan şey -elbette bana göre- asker değil, zaferler değil, yalnızca ve yalnızca culturadır; gelenek ve sanatla yükselmiş bir culturasus, belki bir sophia, yüce kral."



Pek çok yerde olduğu gibi kar dün akşam bizede geldi. Normalde kar yağışı beni rahatlatır. İzlemesi bile huzur verir. Ama bu defa sabahına kızımın İstanbul yolculuğu olunca gerilmeme neden oldu. Zaten an itibariyle uçuş iptal oldu. bileti akşama revize ettik. Yani gerginliğim geçmedi, hatta uzadı. Ben normalde yolculukları büyütmem zihnimde. Ama malum bu ara kaza bela haberleri o kadar sık geldi ki, böyle konularda tevekkül halinde olan ben bile sarsıldım. Ama dua edip, Allah'a emanet etmekten başka çare yok. Hem "insanı ölümden eceli korur" demişler. -kendini sakin tutma çabaları :) -



Sabah, baba kız havaalanı yoluna düşünce, bende evde gerginliğimi azaltmak için, sevgili smilena'nın instagramda paylaştığı kalbi örme işini edindim. aklımı meşgul etmek için. sonuç güzel oldu. :)) akşam için bir tane daha mı örsem acaba. 



Madem gidemedik hadi kahve içelim pozu. :) 
Bizim burada hava duruldu. Alana uçaklar inmeye başladı gibi duruyor. İnşallah akşama da böyle devam eder. postu okuyan herkes bize dua etsin lütfen. Evlatcığım, sağlıcakla okuluna kavuşsun. 
Selametle...

3 Şub 2020

Her Ay Bir Kitap, Bir Film (Your Name- Senin Adın Ne)




Selamlar
Etkinliğin film ayağını da vaktinde seyrettim yani 31 Ocak’ta 😊 Maalesef yazacak fırsatı yeni buluyorum.

Ben filmleri kitap okur gibi seyrettiğimi fark ettim. Bir filmin benim yörüngeme girmesi için önce hikayesini sevmeliyim. Bu filminde çok sevimli bir hikayesi var. Eskiden Göl Evi isimli bir film seyretmiştim, ona benzettim. Konuyu tam olarak hakim olabildin mi sanmıyorum. Çünkü, uzak doğu inanç sistemleri ve kültürleri konusunda yeterli bilgiye sahip değilim. Kültürel unsurların bolca olduğu bir film olunca, tüm yönleri ile kavradığımı söyleyemem ama hikayesi çok sıcak, duygusu çok insani. 


Bugün ikinci dönemi başlattık hayırlısıyla. Bu süreçte okulumun değiştiğinden bahsetmiştim. Ama eski okulumdaki 10 saat derse devam edeceğim. Hatta bugün eski okulumdaydı dersim. Yalan yok burasını da ayrı seviyorum. Kızlarım biraz zor öğreniyor, çoğu kere öğrenemiyor ama çok tatlılar.
Bugün dersim geç başlıyordu. Sabah spor salonuna inip yürüyeyim diye düşündüm ama hava o kadar soğuktu ki, duştan sonra okula gitmekten korktuğum için yürüyüşü okul sonrasına bıraktım. Yeni okulumdan bir arkadaşla diyet iddiasına girdik. Moda tabirle challenge 😊 baktık başka türlü motivasyonu sağlayamayacağız. Başka çare kalmadı 😊

Gelelim elişi raporuna;

İki gün sonra eşimin doğum günü. Ona çok istediği bir şey yapıp, çorap ördüm. Görünce çok mutlu olacak. 


Bir de çok büyük emek verdiğim, hangi renkler bir araya gelsin diye kafa patlattığım çok özel bir çalışmam var. Hahahahahah. Bitince paylaşırım.
selametle.... 

1 Şub 2020

Her Ay Bir Kitap, Bir Film (Wirginia Wolf, Kendine Ait Bir Oda)




Selamlar
Yılın ilk günlerinde sevgili Hatice’nin bloğunda denk geldiğim bir etkinlik vardı. Her ay bir kitap ve bir film, düşünülmüş liste yapılmıştı. Sevgili mor düşlerkitaplığı ve goncanın dünyası düzenlemişti. Beni planlayan, organize olmama katkı sunan tüm içerikler dikkatimi çeker. Okuma alışkanlığımı disipline edeceğini düşündüğüm için, şartlar elverdiği sürece katılmaya karar verdim. Bugün yılın ilk ayının son günü ve ben kitabımı bitirmeyi başardım. Akşama filmi de izleyeceğim inşallah.
İlk ay kitabımız, Virginia Wolf, “Kendine ait bir oda” kitabı. Zaten okumak istediğim bir yazardı. Çok güzel denk geldi. Seçim için arkadaşlara teşekkür ederim. Çok faydalandım. Notlar aldım. Ufkumu açtı.

Gelelim bana düşündürdüklerine:
Kitap, yazarın bir kız okulunda, genç hanımlara yaptığı bir konuşma aslında. Kadınların edebi eserler üretmesi ya da üretmemesi üzerine bir konuşma. Bir kere çok iyi hazırlanılmış, yetkin bir metin. Kurmaca yazan ya da yazacak kadınlarla ilgili doğrudan kendi fikirlerini anlatmak yerine bir kurmaca hazırlayıp, oradaki Mrs. Seton üzerinde anlatması çok yaratıcı. Erkeklerin ve kadınların bu konuda sahip oldukları şartları; kendi kurmacasında, Oxbridge (erkeklerin eğitim gördüğü okul), ve Fernham (kızların eğitim gördüğü okul) okullarında yenen öğle ve akşam yemeği mönüleri üzerinden çok iyi anlatmış.  Erkeklerin okulundaki zengin mönünün yanında kızların okulundaki mütevazi mönüyü tahmin etmek zor değil. Hayatın kadın ve erkek cinsine sunduğu şartlar ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi. Çok kadınca ve nahif, aynı zamanda etkileyici.

Ayrıca Oxbridge’de yemeğe gitmeden önce nehir kıyısında oturup, düşünen, sonrada yemeğe gitmek için çim alanda yürümek isteyen kadın karekterimiz, görevlinin sert uyarısı ile çakıl taşlı yola geçmek zorunda kalıyor. Çünkü çimlendirilmiş yol, o okulda okuyan öğrencilere ve hocalara ait. Yani erkeklere!!!!!

Kurmaca yazmak isteyen kadınlara lazım olduğunu söylediği, bu kitabı okuyan herkesin bildiği o meşhur ifadesi; “kendine ait bir oda ve kendine ait bir para” bence de çok yerinde bir tespit. Kendine ait para elbette önemli ama ondan daha elzem olan kendine ait bir oda. Çünkü insanın hele de kurmaca üretecek kişinin zihnini toparlaması şart. Bir erkek için bu elzem olmayabilir. Ama bir kadın için hayati önemde. Örneğin ben bu satırları yazarken, “pişirdiğim sütü yoğurt yapmak için, yeterli oranda soğuyup soğumadığını kontrol etmem gerekmekte.” Ya da “uyanan eşime kahve yapmak için sütten bir miktar cezveye almalı ve yeniden ısıtmalıyım.” 😊

Ayrıca benim de çok şikâyet ettiğim bir konuya dikkat çekiyor. Kadınlar hakkında yazan ve konuşan genelde erkekler. Yıllarca “kadınlar nasıl giyilmeli, nasıl konuşmalı, nasıl davranmalı” bu konularda konuşan hep erkekler. Özellikle 28 Şubat döneminde okumak ve çalışmak isteyen tesettürlü kadınlar ne demek istediğimi çok çok iyi anlayacaktır. Günümüz insanı için yazının bulunması kadar eski bir tarih ama o dönemin acıların çekenler hala hayatta. Gençler onlarla ilgili yapılan haber ve belgeselleri seyredebilir. Ne demek istediğimi anlayacaklardır. Bu konuyu çok uzatmak istemiyorum ama “bu kadına haddini bildirin” diyen, siyasetçinin nefret dolu gözleri hala aklımda.

Feminist üslup, biraz saldırgan bir üslup maalesef. O nedenle pek hoşlanmam. Ama Wolf’un kitabı son derece entelektüel bir tutum sergiliyor. Kitaptan hoşlandığım birkaç alıntı yapmak istiyorum, bloğumdan kalsın istediğim.

Bir erkeğin zihninin ağırlığı, hızı, adımları kadınınkine hiç benzemez. Bu nedenle de bir kadın erkekten dişe dokunur bir şey öğrenemez.”

“Romanlar çoğunlukla panzehir değil, uyuşturucu etkisi gösterir.”

“Kadınlar erkekler gibi yazsalardı. Ya da erkekler gibi yaşasalardı onlar gibi görünselerdi, çok yazık olurdu”

Bu cümlenin altına imzamı atabilirim. Erkek olmamak benim şükür sebeplerimden biridir. Bunu bir hırsla falan söylemiyorum. Erkeklerin yaşamı çok renksiz ve tekdüze. Bu şekilde yaşamak zorunda olmamak bence şükür sebebi 😊

“Eğitim benzerlikleri değil, farklılıkları meydana çıkarıp güçlendirmeli”

Bu cümle beni kalbimden vurdu. Bir öğretmen olarak, okulda ne yaptığımı sorgulamama neden oldu.
Sevgili “Wolf’un konuşmayı yaparken sağduyusunu kaybetmediğini anladığım ve kendisine hayran kaldığım kısım işte burada.


Bu kitabı okumama vesile olan mor düşler kitaplığı ve gonca teşekkür ederim. dün akşam etkinlik kapsamında filmi de seyrettim. yarın onu da yorumlarım inşallah. Tatil yoğunluğu nedeniyle son güne kaldım. Umarım şubat ayında daha organize olurum. 
selametle....

31 Oca 2020

ocak böyle geçti.

Selamlar
“Tutamıyorum zamanı” diyen şarkı nasıl haklı. Geldi gelecek derken 2020 ilk ayını bitirdi bile. Hadi değerlendirelim o zaman. 


Seviyorum;
Ocak yarıyıl tatilini içine alan bir ay.  Hem dinlenme hem de evladıma kavuşma anlamına geliyor. O nedenle pek severim kendisini. Geliyor olması bile bir heyecan, bir mutluluk yani. Özetle bu ara sevdiğim şey, sevdiklerimle doyasıya vakit geçirmek. 😊

Yiyorum;
Ara ara dikkat etmeyi başardığım dönemler olsa da maalesef, tatilin verdiği rehavet diyet döngüsünde istikrarı bozuyor. Sivas’a gidince patatesli mantıdan, etli ekmekten, Sivas Köftesinden yemeden gelinmiyor. Göbek çapındaki milimetrik artışlar santimetreye doğru gidiyor. Dikkat çanları çalıyor. Size diyeti delmiyorum dediğim günler, en kısa zamanda gelsin inşallah.

İçiyorum;
Her zamanki kadar kahve, bu ara vicdan rahatlatmak için yeşil çay. Ve giderek azalan su içme alışkanlığını yeniden kazanmak için, yeşil elmalı, çubuk tarçınlı detox suları içmeye çalışıyorum. 


Hissediyorum;
Aslında her şey çok güzel. Çok şükür Rabbime. Ama bu Elazığ’da ki depremde yaşanan kurtarma operasyonlarındaki duygusal anlardan olacak, bu ara her bir şeye gözlerim doluyor. 24 saat sonra çıkarılan 2,5 yaşındaki çocuk. Enkaz altında telefonla konuşan Azize, onunla konuşan Umke gönüllüsü. Bu insan hikayeleri beni duygusal anlamda çok etkiledi. Kim ne derse desin, medya hangi nobran tipleri gündem yaparsa yapsın, son tahlilde yurdum insanı gerçekten çok güzel özelliklere sahip. Artık şu “köpeğin insanı ısırması değil, insanın köpeği ısırması haberdir” anlayışından uzaklaşsak. Böyle güzel insanları konuşsak. Kötülerle mücadeleyi adalet sistemi yapsa. Biz güzellikleri görsek ya. Çok mu zor. 





Yapıyorum;
Vallaha, bu ara kimi bulsam başına, pardon ayağına çorap örüyorum😊
Beş şişle çorap örme, maceram hızla devam etmekte. Yeğenime kardeşime ördüğüm çorapların resmini bile çekemedim. Sizi bıktırmayım dedim 😊
Ama ne yapıyorsun sorusunun cevabı, hala çorap örüyorum 😊

Düşünüyorum;

Tatilde yeterince serkeşlik yaptım. Evi barkı, kıyı köşe temizlemeyi düşünüyorum. (Ev hanımı ben)
Pazartesi okullar açılıyor. Derse hazırlık yapmak lazım. (Öğretmen ben)
Şu başladığım iki çorabı bu hafta sonu bitirsem, son videosu kalan sofi karesini örsem. Onları yastık yapsam. (Hobi sever ben)
Şüheda’nın son haftası kaldı. Ona biraz yaprak sarması yapsam. Çocuk yurtta yer. (Anne ben) ve bla bla bla bla bla
Bakalım hangilerini başaracağım. 

Hayal ediyorum;
Yukarda düşündüğüm her şeyin en geç bir hafta içinde gerçekleşmesini hayal ediyorum. Çok çok güzel olurdu beeee. 

Dinliyorum;
Bir ara epeyce bloodwood filmi seyretmiştik. Kızlarla bir araya gelince yeniden o güzel şarkılar ve danslar hatrımıza geldi. Renkli ve oynak havalarla Hint ezgileri ve dansları popüler şarkılarım. 😊 

İzliyorum;
Haluk Bilginer’in aldığı ödülle dikkatimi çeken Şahsiyet isimli diziyi, kızımla seyredeyim diye ertelemiştim. Son bölümünü dün seyrettik. Dijital ortamlarda, sokak ağzını çok rahat kullanmaları insanı biraz iriite ediyor. Ama konun işlenişi, senaryo derinliği, oyunculuk anlamında gerçekten çok beğendim. Güzel düşünülmüş. Kötü karakter Cemal’in, burçlarla ilgili yaptığı tespitler mesela çok akıllıcaydı. Polis amirinin, görevden alındıktan sonraki, güvenlik duygusu ile ilgili yaptığı tespitler etkileyiciydi. Sevdim.


Okuyorum;
Bu ay iki kitap okuyabildim. İlber Ortaylı Hoca’dan hayatı nasıl yaşamak gerektiği ile ilgili tüyolar aldım.  Ayrıca blog etkinliği için Wirginia Wolf, Kendine Ait Bir Oda isimli kitap bugün bitti.  etkinlik için bir tanede Film var. Birazdan onu da seyredip. En kısa zamanda bir yorum yazısı hazırlayacağım.



                                                                                        Selametle….

30 Oca 2020

Ağaç Ev Sohbetleri 22



Ağaç Ev Sohbetlerinin bu haftaki konusu;

Blogger ve Youtube hakkında ne düşünüyorsun? İkisi de ayrı sosyal platformlar olmalarına rağmen Youtube'da daha fazla bir büyüme söz konusu.
  
Bu durumun nedenlerini değerlendiriyoruz.

F.Kafka; “İnsanın belli başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar: Sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız oldukları için Cennet'ten kovuldular, tembelliklerinden geri dönemiyorlar.” der, Aforizmalarda.

İnsan nefsi kolaycı. Olabildiğince az efor sarf edip, olabildiğince çok haz alma peşinde. Hem bu durum sadece günümüz insanı için geçerli değil, her dönem, her çağda bu böyle olmuş. Ama çağımız bu kolaycılığa fazlasıyla teşne. Hal böyle olunca you tube, sağladığı görsel ve işitsel ürünlerle, daha kolay tüketilebilmekte. Blogger ise ciddi bir emek istiyor. Bu da genel tercihin you tube’ dan yana olması sonucunu doğuruyor ister istemez.

You tube, benimde kullandığım bir platform. Tabi bir youtuber değilim 😊. Sadece merak ettiğim içerikleri, seyrediyorum. Örneğin bu ara 5 şiş çorap örme videolarına bakarak, daha önce denemediğim çorap örme işini geliştirebildim.  😊

Ama anlam veremediğim o kadar fazla içerik var ki. Mesela yeğenimden gördüğüm kadarıyla, birileri herkesin ulaşıp, oynayabileceği, dijital oyunları oynuyor. Bu oyunu oynarken, videosunu çekiyor, çocuklar, oyunu kendileri oynamak yerine, bu videoları seyrediyor. Ya da yaptığı market alışverişini tanıtan hanımlar. Hatun kişi, sokağındaki markete gitse ulaşabileceği, fiyatları ve ürünleri youtuberdan seyrediyor. Bu durumun bir mantığı varsa da ben anlayamıyorum maalesef.

Bloglar ve içerikleri çoğu kere, insanı okumaya, sorgulamaya, anlamaya sevk ediyor. Bunlar kolay işler değil. O yüzden you tube ile yarışa girmesi beklenemez zaten.

Sosyal medya platformlarının hepsi, kendi kullanıcı kitlesinin karakteristik özelliğini yansıtıyor sanırım. Bu anlamda bloglarda kendi kitlesini yansıtıyor tabi ki.

Selametle….