Pages

1 Nis 2021

Etkinlik Yazısıdır: Mart Ayı

 


Selamlar
Normalde ayın son günü, etkinlik yazımı yazardım ama dün biraz stres yüklendim sanırım. Gözlerimde yanma ve boğazımda ağrı vardı. Yüz yüze eğitim başladı, okula gidiyoruz. Acaba covid miyim endişesi bende stres yaptı sanırım. Bugün çok şükür daha iyiyim. Henüz test yaptırmadım boğazımda hafif bir ağrı hala var ama öksürmüyorum. Tat ve koku kaybım yok. Bunlar bana moral oluyor. Dışarı çıkmamı gerektiren bir durum da yok pazartesiye kadar, süreci takip edip, ona göre test yaptırmaya karar verdim. Malum hastane ortamı da çok steril sayılmaz. son tahlilde hafif baş ağrılarım olsa da ayaktayım, iyiyim, en önemlisi nefes alışımla ilgili bir sıkıntı yok yani toparlanıp, mart ayının yazsını yazmak lazım :)

Bu ay yazarımız, Ayşe Saşa. Pek çok insan hiç duymadığından bahsetti. Bende kendisi ile ilgili bir farkındalığa neden olmaktan mutlu oldum. Okuduğum kitabı, kendi yaşam hikayesi. Son derece etkileyici, insanı sarsan bir hayat. Pek çok kalıbı yıkan, farklı bakış açıları sunan ibretlik bir yaşam onun ki. 
1941 yılında İstanbul'da dönemin sayılı zenginlerinden birinin kızı olarak dünyaya geliyor. Yabancı mürebbiyeler tarafından büyütülüyor. kolejlere gidiyor. şimdi böyle yazınca nasıl imrenilesi bir yaşam. Kulağa Yeşilçam filmi gibi geliyor. Fakat gerçek tam bir Alfred Hitchcook filmi. Yabancı mürebbiyelerin zalimliğe varan uygulamaları, ebeveynin duruma tamamen kayıtsız kalışı, Ayşe Hanım'ın kendi kişisel özellikleri de eklenince, yetişkin hayatının büyük bir kısmında mücadele etmesi gereken hallüsinasyonlar ve paronaya baş gösteriyor. Yani tipik bir şizofreni hastası. Daha önce Delilik ülkesinden notlar kitabını okumuştum. Orada hallüsinasyonlarından bahsediyordu. Bu kitabı okuyunca zihnimde bazı parçalar daha net yerine oturdu o kitapla ilgili de.
İşin aslı yazmak istediğim çok şey var, kitapla ilgili. Ama toplum olarak kalıp yargılarla düşünmeye meyyaliz. Hiç kimsede önyargı gelişsin istemiyorum. Bu nedenle bir kaç alıntı verip. ısrarla tavsiye etmekle yetineceğim. Kitap biteli bir hafta oluyor, hala ciddi anlamda etkisindeyim. Sorgulamam devam ediyor, diyeyim son olarak. 

"Zavallı ebeveynim o kadar basiretsiz ki her şeyi yanlış yapıyor; insanların gelenekle bağları kopunca her şey kopuyor, dünya ile bağı kopuyor, olup biteni anlayamıyor."

"Türkçeden evvel Almanca öğreniyorsunuz. adı üstünde anadil..... Ben anadilden önce dadıdil öğrendim" 

"O koz helvacı amcanın yolunu bekliyorum, sadece onun geçişini izlemek için gidiyorum, o kapıya. Oradan geçen niye bize benzemiyor. Veya biz neden onlara benzemiyoruz."

"Bizim burjuvazimiz Batılı burjuvazi gibi değil. Ne kültürden ne fikirden nasibini almış bir garabet"

"Yoğun çalışma, ev işi ve senaryolara verdiğim mesai birdenbire çok iyimser yapıyor, hayatımdaki nevrotik sıkıntılardan, geçmişe ait birikimlerden uzaklaştırıyor, beni kendimden kurtarıyor."


Oyuncumuz Charlize Theron; üç filmini seyrettim bu ay. İtalyan işi ilki. Nitelikli bir hırsız ekibiz var. Yaptığım tanıma kendimde gülüyorum şu an. Ama öyle yani Bu ekip içlerinden birinin ihanetine uğruyor. Ekibin en yaşlısı hatta beyni olan, aynı zamanda kızımızın babası, hain tarafından öldürülüyor. Süreç ekibin bu haine dersini vermesi şeklinde işliyor. Tabi ki kızımızda haklı gerekçelerle ekibin bir parçası oluyor. Sevdin mi derseniz eh işte. derim. Bu tarz kaçmalı kovalamalı filmleri seviyorsanız, sizi mutlu edebilir, o kadar. 


Diğer filmimiz Pamuk prenses ve avcı. 
Bildiğimiz hikaye ama bilmediğimiz şekilde anlatılmış. Şeker ponçik prensin onu öpmesini bekleyen, prenses gitmiş, ailesi ve ülkesi adına mücadele eden bir prenses gelmişti. Ayrıca cadının prensin suretine bürünmüş olması da epey ibretlikti. Pek çok açıdan yorumlanabilecek bir hikaye olmuş. seyretmediyseniz tavsiye ederim. 


Kaç kere seyrettim sayısını unuttum :) fırsat bu fırsat dedim yeniden seyrettim. Beni çok etkiler. Eski ama güzel bir film. 

Nisan ayı için yazar Azra Kohen, oyuncu, Tilda Swinton

Selametle......


13 Mar 2021

Sofi Kızı Bitirdim :)


 Selamlar
Yeni yılın ilk günü, yeniden renkli bir işe başlayayım deyip, sophies universe isimli örtüye başlamıştım, hatırlarsanız. Video seyrederek yapmak gerektiği için, ekstra zaman ayırmak gereken bir örtü. O nedenle istediğiniz hızla devam edemiyorsunuz ama sonuç her seferinde başka bir mutluluk oluyor. Bu defa cesurca radikal renk denemeleri yaptım. Sonuç beni mutlu etti. Siz ne dersiniz, olmuş mu? "Bu arada söylemesi ayıp, fotoğraftakilerin ikisini de ben yaptım :))"


Bende durumlar çok benzer devam ediyor ama öğretmenler bilir ki kitlen gençlerse, aynı şeyleri yapsan bile sıkılman mümkün değildir. Sınıf ortamının yarattığı ambiansın yerini, digital mecralar elbette tutamıyor ama katılan çocuklarımla çok verimli zamanlar geçiriyoruz. Ben ara tatil öncesi sınavımı yapabilmiştim ve gördüm ki canlı derse katılan ve benimle irtibatı koparmayan gençler çok güzel notlar aldılar. 
Bu ara sosyal mecralarda, liselerde yapılan sınavlarla ilgili kim olduğu belirsiz tipler tarafından manipülasyon üstüne manipülasyon dönüyor. Belli ki bu işten hiç anlamayan bir grup, yine bir yaygara peşinde. Değerlendirme bizim işimizin en önemli parçası. Biz sınav yapacağız ki öğrencide bizde ne yaptığımızı görelim, eksiğimiz tamımız belli olsun. Bu ekran karşısında geçirdiğimiz zamanların bir anlamı olsun. Bu ekranların karşısına mütemadiyen gelenle, gelmeyenin bir farkı olsun. Emeğin bir değeri, bir karşılığı olsun. Erken kalkanın hastag açıp, sonrada haklı ya da mağduru oynadığı tiyatro ne zamana kadar sürer bilemem ama kabak tadı verdi orası kesin. 

Her ne kadar cemreler düştüysede, karımız, bu sene az muhatap olduk, biraz daha görüşelim dedi ve bahar gelirken bize bir kez daha selam verdi. :))



Ben bir yandan da, 12. sınıflarım için başlayan yüz yüze eğitimime devam ediyorum. Cuma günü okuldan gelirken, evin bahçesindeki kar manzaralarını buraya arşivlemek istedim. Bu sene Erciyes sürekli kapalı olunca kar manzarasına hasret kaldık. Bunlarla idare edelim artık.:) 


Can ekiple birbirimize Frida Blanket motifleri örüyoruz ama bunlar onlara değil. Tatilde Sivas'a gittiğimde eşimin yeğenin, nikahına katıldığımı söylemiştim. Gelin hanıma sürpriz olacak bu defa Fridanın çiçekleri. Yuvaları hep çiçek bahçesi olsun dileğiyle örüyorum, bakalım ne zaman bitecek. 

Bu arada etkinlik için seyretmelere ve okumaya devam siz ne durumdasınız acaba 
Selametle....

28 Şub 2021

Etkinlik Yazısıdır. Şubat Ayı


 Selamlar 
Biliyorum, yine kayboldum. Beni tembelleştiren, uyuşturan bir şeyler var. Henüz çözemedim. Adı depresyon mu bilemem, umarım değildir. Ben depresif bir karakter değilim, girersem nasıl çıkacağımı bilemem, oralarda kalırım Allah korusun. Gördüğünüz gibi, kendimle ve durumla dalga geçebiliyorum, o zaman umut var demek ki. o depresyon beni yine teğet geçecek. 😅 Aslında okuyor, izliyor ve örüyorum ama paylaşmak konusunda genel bir isteksizlik hasıl oldu. Bünye bu kadar ekrana muhatap olmaya alışık değil, ters tepiyor sanırım. 

Şu etkinliği akıl ettiğim gün için, kendime yeniden teşekkür edeyim. İyi ki düşünmüş ve planlamışım. Çok motive edici oluyor. Şubat ayı malum İrvin Yalon ve Kate Winslet ayıydı. 


Yalom'dan tercihim, Bugünü Yaşama Arzusu. 
Ben edebi olarak sanatsal yanı olan, kelimelerle oynayabilen yazarları seviyorum. Normalde zihnim detaycı değildir, daha çok gestaltcı bir kafam vardır. Yani bütüne odaklanırım. Ama okuma zevkim biraz farklı. Her kitapta cımbızladığım, zihnimde tat bırakan tasvirler ve kelime oyunları olsun isterim. Kitap o yönüyle bana çarpıcı bir cümle kurmuş değil. Ama çok yerinde tespitlerle, insan ilişkilerinde ipuçları sunduğu kesin. Farklı ama güzel bir üsluptu, sevdim. 

Ben psikoloji mezunu değilim ama sosyoloji bitirdim. Malum birbiri ile bağlantısı çok olan iki alan, toplum ve birey. O nedenle psikoloji konusunda iki kelam edebilirim diye düşünüyorum. 
Freud, insan kişiliğinin üç parçalı bir bütün olduğunu söylüyor. İd, ego ve süper ego. İd, buzdağının okyanus altında kalan kısmı yani alt benlik. Süper ego ise, sosyalleşmenin ve kültürün etkisi ile gelişen üst benlik, vicdan. Ego ise insanın benliği. İnsan benine, bazen alt ben, bazen üst ben etki eder. Alt benin en bariz dürtüleri, cinsellik ve saldırganlıktır. Üst ben ise bireyin, toplumsal değer yargılarını içselleştirmesi sonucu. büyüme süreci ile oluşur. Alt ben insanın hayvanlarla ortak olduğu yönüdür. 
Şimdi gelelim benim aklımdaki soruya. Kitaptaki kurguda, ya da buna benzer özellikle batı kaynaklı eserler ve filmlerde, insanın alt beninden gelen dürtülerinin bu kadar insan benine hakim olması neden?. Davranışlarında, hayata bakışında, üslubunda bu kadar bariz etki etmesi, özelliklede cinsellik odaklı oluşu nedir?, Neyin sonucudur? 
 Freud'da belirtmiş zaten, egomuza etki eden, bir alt ben olduğu kadar, birde üst ben var. Neden bu kadar, hayvan yönümüz öne çıkmalı. Bence burada sorun, üst beni besleyen kültür. İlahi kaynaklı bir kültürden beslenmeyen bir üst benlik, id karşısında çaresiz kalmakta. Çünkü, insan aklının ürettiği her değer, o güçlü hayvan yönümüz karşısında aciz bence. 
Tin Süresinde Yaradan, insanı en güzel şekilde yarattığını sonrada onu aşağıların aşağısına indirdiğini söylüyor. Alın size işte üst benlik ve alt benlik. İnsan için ilk düşünülen "Ahsen-i Takvim" yani bedenen ve ruhen en güzel hal. Ardından "esfel-i safilin" geliyor, yani aşağıların aşağısı bir hal. Biz iradeli canlılar olarak, karar veriyoruz bu iki halden hangisini tercih edeceğimize. Sonra müjde geliyor, İnanıp, iman eden ve salih amel işleyenler için, mükafat olduğu yönünde. İnsan böyle bir mesajı almaz, ona yüz çevirirse, yalnız olduğunu, kontrol edilmediğini, kaba tabirle dünyaya seyiplendiğini düşünürse, ufku kararmıştır. Işığı göremez, alt benin baskıları daha güçlü bir şekilde hissedilir. 

Kitaptan uzaklaştım gibi görülebilir ama okuduğumda, işte bu mesajdan uzaklaşmış bir grup insanın, terapist eşliğinde bu sancılarına çare aradığını gördüm. Dediğim gibi dikkat çeken tespitler var. Notlar aldım Şimdi birkaç tanesini paylaşacağım sizinle ama okurken onlara dedim, şimdi size diyeyim. İman insanın sadece ahiretini değil, dünyasını da güzelleştirecek tek şey. Allah imanımızdan ayırmasın. 

" Göreli mutluluk üç kaynaktan gelir; kişinin olduğu şey, kişinin sahip olduğu şey, kişinin diğerlerinin gözünde temsil ettiği şeyler. Schopenhauer bizim ilkine odaklanmamızda ve ikinci ve üçüncüye güvenmememiz konusunda ısrar eder. Çünkü o ikisi üzerinde kontrolümüz yoktur."

"Aslında sahip olmanın tersine bir etmeni vardır, sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olmaya başlar."

"... bir şeyi isteriz, alırız, kısa bir süre tatmin yaşarız, bu tatmin hızla sıkıntıya dönüşür, ardından mutlaka bir başka -istiyorum- gelir. Arzuyu doyurarak kurtuluş olmaz......"

Bunlar ve benzeri pek çok güzel tespit var. Kitabı kesinlikle öneriyorum. 


Kate Winslet filmlerinden ilk seyrettiğim, Sil Baştan oldu. Kitapla ilgili uzun yazınca, sıkıcı olmamak adına uzatmayacağım ama insan sadece mutlu olmak için gelmemiştir dünyaya. Acı aslında esas olandır ve en çok terbiye edendir. Sevinci ve hüznüyle, mutlu anlarımız ve kavgalarımızla hayat bir bütün. Bir kısmını sildiğimizde aslında sildiğimiz kendimiz oluruz. 


Düşler ülkesi seyrettiğim ikinci film, pek çok şey söylenebilir aslında ama özetle, eşler arasındaki huzur, birbirlerinin yüzüne bakmalarından ziyade el ele aynı yöne baktıklarında sağlanıyor sanırım.


Uyumsuz; seriyi okumuştum bir zamanlar. Kitabını okuyunca pek filmini seyredesim gelmez benim ama aradan çok zaman geçti bakayım dedim. Malum distopya. Kitap serisi güzel ve sürükleyiciydi. Filmde gayet başarılı. hatırladığım kadarıyla kitapla çok aykırı değil. beğendim. 

Mart ayı için, yazarımız, Ayşe Şasa, oyuncumuz, Charlize Theron

Selametle.....

6 Şub 2021

Annem'e Geldim...

 


Selamlar 
Tatilin ikinci haftasında, sıla-i rahim yapalım dedik ve Sivas'a geldik. Annemi epey özlemiştim. Tatlışım yine bildiğim gibi. Hiç boş durmaz, torununa dantel örtü örüyordu. 💗


Sivas'a kışın gidiyorsanız, kendinizi mavinin ve beyazın her tonuna hazırlayın. fotoğraftan bile üşüten bir soğuk ama aynı zamanda verdiği ferahlık hissi. Ben üşümeyi severim. o yüzden fotoğraf bana soğuktan ziyade, ferahlık veriyor. :) Hatta Sivas merkez umduğumuzdan sıcaktı. Annemlere giderken kızımdan gelen serzeniş, "bu ne biçim Sivas, niye donmadık biz iner inmez" hahahaha. Yooo ailece deli değiliz, azıcık üşümeyi seviyoruz. :))))) 


Sevgili Ezgi'nin destekleri ile Novice Cardigan başladığımdan bahsetmiştim. Bitirdim efendim. İnanılmaz güzel oldu. hiç dikişsiz, mis gibi hem hafif hem sıcacık bir hırka oldu. Ezgi, çok teşekkür ederim canısı 💛


Memlekete geliş nedenlerimizden biri de, eşimin yeğeninin nikahıydı. Düğün, kısmetse haziran sonu gibi. Tayin işleri nedeniyle nikah biraz erkene alındı. 


Bu delikanlı bir yaşındaydı, ben dayısıyla nişanlandığımda. Bizim nişanda, dedesinin kucağında bir fotoğrafı var. İnsan çok duygulanıyor böyle anlarda. Nikah sırasında çocuğunu evlendiren insanların neler hissettiğini net anladım. Bir yandan içinde büyük bir sevinç, bir yandan garip bir burukluk. İlginç bir ruh hali. Çok mutlu olsunlar inşallah. 

Bizim memlekette, "kaynana bohçası" diye tabir edilen bir adet var. Oğlan anneleri, el emeği göznuru, çeyizlik ürünler hazırlar, nişan ve düğün arasında, iki ailenin belirlediği bir zamanda, hısım akrabası ile kız evine götürür bohçayı. Tabi halamızda hazırlamış, gelini için bir bohça. Çok güzel ve özenli hazırlanmış sevgili görümcem. Yeğenini de unutmamış, benim kızım içinde bir paket hazırlamış. Büyük sürpriz oldu bize. Çok duygulandık. Malesef fotoğraflayacak vaktimiz olmadı. Eve gidince çekerim inşallah. 

Kısa tatilimiz, pazartesi bitiyor. Şimdi gidip, kardeşcanlarla bir Kate Winslet filmi seyredeyim. Etkinlik sahibi olmak bunu gerektirir. :))) 
Selametle....



31 Oca 2021

Etkinlik Yazısıdır! Ocak Ayı

Selamlar
Beni takip edenler biliyor, hadi birlikte 2021 için bir planlama yapalım dedik ve her ay bir yazar, bir oyuncu seçip. o ayı onlara ayırıp, planlama yaptık. İlk defa karşılaşanlar için detaylar işte burada 

Sevgili Ruşyena, sevgili Yüreğimin iklimi ve sevgili Deep Tone etkinlikte beni yalnız bırakmadılar. Yeniden teşekkür ederim. 

Bu ay aslında niyetim, her hafta bir tane Merly Streep filmi seyretmekti. Fakat bu canlı dersler, bende ekranlara karşı bıkkınlık oluşturdu. Ocak ayında ekranlarla arama mesafe girdi. İki filmini seyredebildim Yıllar önce seyrettiğim için, zihnimde bütünleyemediğim Benim Afrikam ve daha önce seyretmediğim Julie anda Julia filmlerine baktım sadece.

Merly Streep hakkında düşünürken ilk aklıma gelen, bu kadar güzel bir kadınken, nasıl oluyor da her seferinde güzelliği "en son fark ettiğim" oluyor, hep merak ederim. Sanırım, hikayesi olan senaryoları tercih ettiği ve hakkını verdiği için, hikayeye odaklanmaktan, kendisine odaklanamıyorum :))



Benim Afrikam filminin, kahramanları bence bu iki karakter. çok eski bir film, çoğu insan iyi kötü hikayeyi biliyor. kategorize etmek istemem ama hız ve haz çağının gençlerinin seyretmekte zorlanacakları bir film." böyle yazalım, bu yazıya denk gelen bir Z kuşağı olur, belki hırs yapar ve seyreder. merak uyandıralım 😉" şişşştt çaktırmayın, gizli bir öğretmen taktiğidir. 😁

Karen, artık evlenmek lazım deyip, kendi sosyal pozisyona denk düşecek, bir beyefendi ile mantık çerçevesinde bir evlilik yapacaktır. Evliliğin ilk anlarından itibaren aksiyonel taraf, Karen'dir. Eşi için bu evlilik, iyi bir ortaklıktır. Gerçi ortaklar bile birbirlerinin kararlarına karşı bu kadar vurdumduymaz olamazlar. Neyse geçelim bu tarafı.

 Kızımız bilmediği bir coğrafyada, ilk günün sabahı defolup giden kocanın evinde; coğrafyayı bilen herkesin, "burada kahve tarımı olmaz" derken, kaçak kocanın başlattığı kahve tarımı ile ayrıca evin ve çalışanların sorumlulukları ile kuşatılmıştır. Ama Karen pes edecek insanlardan değildir. Emeğini esirgemez, her şeyle ilgilenir, çalışır. Arada aşık olur sever sevilir ama aile olma şansına asla sahip olamaz. Hain koca ,elinden anne olma şansını almıştır. Elinde sadece aşk kalmıştır ama yetmez ki, kadın sadece sevilmek değil, sahip çıkılmak, korunmakta ister. Fıtrat böyle çünkü. Bunun eksikliği ile kıvranırken önce ecel gelir, sonra yangın. Karen için Afrika macerası bitmiştir. Tabi ki Kenya'ya gelen Karen ile giden Karen arasında büyük farklar vardır. 

Bütün hikaye boyunca. Karen'ın yanında olan ona en büyük desteği sunan, ahlak ve vefa abidesi koca yürekli abimiz bence filmdeki erkek karakterlerin onurunu kurtarmıştır. Böyle yazınca Karen bu abiyle olmalıydı demek istemiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın. zaten bir kadınla bir erkek arasındaki ilişkinin sadece tek yönüne odaklanmak, ikisinin de insan olduğu gerçeğinden bizi uzaklaştırabiliyor. Film boyunca devam eden, işine saygılı, çalıştığı eve bağlılık ve sadakat erdemlerine sahip, düzgün bir insan profili, seyretmek güzeldi. 

Avrupalıların Kenya'da hem patron olarak ne işi var, bu konunun daha can alıcı kısmı, bugünlük o noktaya değinmeyeceğim. yoksa çok uzar mevzu.



 Seyrettiğim diğer film, Julie and Julia. Farlı zamanlarda yaşamış iki kadının içindeki gücü keşfetme, kendini bulma macerası. Sempatik bir film bakın derim.


Ocak ayı için yazarım Virginia Wolf. daha önce Kendine ait oda'yı okumuştum. Yazı dilini sevdiğim bir yazar. Varolma Anları'nı tercih etmemin sebebi çevirmenin yazısı oldu. Yazarın vefatından sonra basılmış, anılarını yazdığı bir kitap, o nedenle yazı dili farklı gelebilir demişti çevirmen. Daha önce sadece bir kitabını okuduğum için bu konuda ahkam kesmeyeceğim. İlk olarak editörün tercihi sanırım, bir anı kitabına "varolma anları" adını vermek, gerçekten çok güzel bir tercih. 

Normalde feminizm, diğer tüm izmler hakkında, hayatın tek yönüne odaklanıp, bütündeki ahengin kaybolmasına neden oluyorlar diye düşünürüm. Fakat duyusal dünya determinizmin etkisinden kolayına çıkamıyor. Yani hiçbir sonuç, nedensiz değil. Kitabın sonunda Wolf neden feminist olmasın ki diyorsunuz. 

Sevgili Ruşyena, Deniz Fenerini okuyup bize harika analiz yazısı yazmıştı. Ben henüz onu okumadım ama Ruşyena'nın analizini ve elimdeki anı kitabını okuyunca, yazarlar anılarını yayınlasa kitaplarını daha iyi anlayabiliriz fikrine kapıldım. 

Bir kaç alıntı paylaşmakta fayda var. 

"...... kafasız insanların bir doğa gücüne güvenmesi gibi biz de Stella'ya güveniyorduk; çünkü bizim için, Stella'nın gördüğü işleri görecek birinin hep bulunması son derece doğaldı." 

".... aklına yatmasa da doğru bulduğunu yapmaya çabalamadığını kim söyleyebilir? Ama iyiyi kötüden kim ayırabilir, duyguyu duygulanımdan, gerçeği yalandan?"

" Ama bizim için trajedi asıl şimdi başlıyordu; başka yaralarda da olduğu gibi acı o an için uyuşmuştu, sonradan biz hareket etmeye başladıktan sonra kendini belli etti"

Beni yalnız bırakmayan dostlara yeniden teşekkür ediyorum. Şubat ayı için yazarımız, İrvin Yalom, oyuncumuz Kate Winslet, katılmak isteyen herkesi bekleriz dostlar. 

Selametle...


23 Oca 2021

Tatilin İlk Günüdür...


Selamlar
Kayboldum, farkındayım ama üzerimde ekranlara karşı yılgınlık belirdi. Canlı dersler, üstüne Sofi başladım malum, o da mecburen video seyredilerek yapılan bir şey. öyle olunca, ekran zehirlenmesi yaşadım sanırım. :)) 

Ocak ayında her hafta bir tane Merly Streep filmi seyredeyim diye plan yapaarken, bir tane bile seyredemedim. Bu akşam inşallah bir aksilik olmazsa, "Benim Afrikam" filmine bakmayı düşünüyorum. Yazarım onu da yakın zamanda. 

Wirginia Wolf, kitaplarından anılarını yazdığı kitabı tercih ettim. Diğer kitaplarından farklı bir dili olduğunu söylüyor çevirmen. Zaten ölümünden sonra basılmış. O yüzden dikkatimi çekti. Bu hafta onu da bitirirdim diye düşünüyorum. 

Mavi Lale, bana artık her türlü isim olan kitap. Bahsetmiştim daha önce, blog açtığım dönemde okuyordum. Blog ismi denilince aklıma gelmişti. Geçen 10 küsür yıl sonra insanların bir kısmı benim soyadım zannediyor :))) 

Kendimi Yavuz Bahadıroğlu gibi hissettim böyle söyleyince. Kıymetli bir tarihçimizdi. Yeni kaybettik malum. Mekanı cennet olsun. Gerçek adı Niyazi Birinci. Kim bilir hangi, nedenle hangi ruh haliyle bu ismi seçmişti ve seçtiği o isim onu kitlelere tanıttı. Yanlış anlaşılmasın, ben adımı çok severim. Zeynep; adım olmasa kızıma koyacağım tek isim olurdu. Benim gerekçem biraz, sosyal medyada öğrencilerime ebelenmemekti. :))) 

Bu blog yazma işi de bir alem, Yazı kendi seyrini belirliyor resmen. Şu an hiç planlamadığım bir yerde çünkü :)))  


Sofi bizde bir aşktır. Örenler bilir. Her sırası sevmelik. 


En sevdiğim hali 💓


Bu da güncel halimiz. 

Sofi ile macera devam ederken, bir yandan da motif grubuyla Frida çiçekleri çalışıyoruz malum. İkinci ay, paketini de gönderdim. Sıra üçüncü ay motiflerinde. Her ay iki farklı çiçeği örüyoruz. Bu ay ilk çiçekler bitti. ikinci çiçekler henüz beklemede. 


Frida'nın çiçekleriyle de işte böyle eğleniyoruz. 

Çene operasyonlarım tamamlandı, dikişlerim alındı ama doktorum bana çok önemli bir şeyi söylemeyi unutmuş sanırım :)) Sinirlere çok yakın çalıştıkları için alt dudak ve çenemde uyuşukluk ve his kaybı devam ediyor. Bünyeye göre altı ay süren bile varmış. İlk günlere nazaran daha iyi durumda ama hala his kaybı ve uyuşukluk devam ediyor. Aklınıza geldikçe dua edin a dostlar, büyük imtihan oldu bana. sonu iyi olsun inşallah. 

Tatille ilgili henüz bir planım yok. Kızım finalleri bitirince, hem sıkıldı hem de yeni dönem için kitap alışverişi yapması lazım, o nedenle İstanbul'a gitti. Hafta içi dönecek. O gelince şöyle bir hafta memlekete Sivas'a giderim diye düşünüyorum. Onun dışında Sofi örüp, kitap okuyup, film seyredeceğim. 😍

Bitirmeden. o kadar Mavi Lale dedik, tazelenmişken, bir kaç cümle yazmadan geçmeyelim. 

"Oysa ölümdür aşka yakışan, ölümüne aşk ise ve eğer aşk sonsuzluk ise..
Hayat sonludur çünkü, ölüm sonsuz. 
Ve ezel ve ebed arasında yer alan aşk, ölümden büyüktür. Adı ölüm de olsa dirim de. Aşk varsa ölüm yok, ölüm varsa da ölüm yok zira. 💓


2 Oca 2021

Yeni Yıl Yeni Sofiyle Başlasın


 Selamlar
Yaratılmışların en ilginçlerinden biri zaman ve bizim ona yüklediğimiz anlamlar. 2020 malum bizi epey hırpaladı. Her türlü olumsuzluğu üstüne yükleyip, yolcu ettik, ömrümüzden. İnsan umut etmese yaşayamaz. O nedenle 2021'e umutlarımızı yükledik, bekliyoruz. Hepimize sağlık huzur mutluluk getirsin inşallah. 

Kasımda yarım işleri toplamaya başlayınca aklımdaki tek şey aslında yeniden sofi örmekti. Çene operasyonları, canlı dersler, bitmeyen yarım işler derken, yeni yılın ilk işi olsun dedim ve erteledim sofiyi. Yeni yıl başladıysa ekiple beraber yeni sofide başlasın. 

Dedri Uys isimli tasarımcı bir hanımın 2015 yılında paylaştığı bir mandala sofi. İpinize göre 1.20cm civarında kare bir örtüye dönüşüyor, işin sonunda. Renklerle dans, renk istemiyorum derseniz, tek renkle de muhteşem olan, örmesi tığ işi teknikleri açısından bir zirve. Tamamını örmek istemezseniz, 4 video sonunda böyle sevimli bir kırlentinizde olabiliyor. Daha önce tamamını örüp, bitirmiştim. Kızım odasında büyük bir zevkle kullanıyor. Ara ara 4 video örüp, kendime ve sevdiklerime yastık da yaptım. Beni instagramda ve burada takip edenler, sofiye olan sevgimi bilirler. 
Şimdi yeniden tamamını örmeye niyet ettim, güzel bir ekibimde var. 



Sofi örmenin en keyifli yanlarından biride renk seçmek. O kadar sürprizli sıralar var ki. Battaniye bitene kadar renkleri kurup kurup bozuyor. Sonra hatırlamak için resimler çekiyorsunuz.  Çok eğlenceli. Yeri gelmişken, hayattaki pişmanlıklarımdan birinden bahsedeyim. Benim tek çocuğum var. Bu evi alırken, 4+1 evlere hiç bakmadım o yüzden. Virginia Wolf'u daha önce okumalıymışım. Kendine ait odanın konforunu akıl etmem biraz geç oldu. :))  Çıkmadık candan umut kesilmez derler. belki olur, hem neden olmasın.:)) 





Bu halleri en sevdiğim olabilir. O nedenle her sofinin vardır böyle resmi :)) 


Dün 15 videodan ilk ikisini ördüm. kaldı 13 video Renk konusunda zihnim tam oturmadığı için bıraktım. Artık bugün devam edeceğim. 


3. video için niyetim böyle devam etmek ama henüz tam karar vermiş değilim. Bakalım yol bizi nereye götürecek. 

Bu arada Anne kızın ikinci kitabını bitirdim. Dediğim gibi, birinci kitap daha etkileyiciydi ama ikinci de kötü değildi. Yine kendimden bir şeyler bulup, güzel cümleler okudum. Malum 2021 için yaptığım planda bu aya Virginia Wolf var okuma kategorisinde. Niyetim Anne'den üçüncü kitabı bitirmek, yarım olan Mavi Lale'yi tamamlamak ve okuyabildiğim kadar Virginia Wolf okumak. Bu süreçte birazda kilo verirsem harika olur tabi. :))
Selametle...