Pages

6 Eyl 2021

Okullu Olduk !!


 Selamlar

Bugünü tarihe not düşmek istedim. Bugün bir buçuk yıl önce kapattığımız okullarımızın yeniden açıldığı gün. İçimde inanılmaz bir çoşku. Haftaya nöbetle başladım ama nöbet yorgunluğu bile bu çoşkuyu söndüremedi. Sınıfları havalandırıyoruz sıklıkla, Maskeye dikkat ediyoruz ama mesafeye pek dikkat edebildiğimiz söylenemez. :)) İnşallah sağlığımızı koruyabilir, devamlılık sağlayabiliriz. 

Bahadır Yenişehirlioğlu okumaya başladım. Daha önce iki kitabını okumuştum. Kalemi giderek olgunlaşan bir yazar. okumayı seviyorum. Antikacı güzel gidiyor. 


Okulun açılma heyecanını paylaşmak isteyince, oturdum bilgisayarın başına. Aslında size Paşabahçeye rakip olma hikayemi yazacaktım :)) Ama o süreci, hem fotoğraf hem de yazı anlamında henüz düzenlemedim..  O zaman elimde bitmiş işlerin fotoğraflarını sizinle paylaşabilirim değil mi :)) 

Dantel perdelere düşkün bir mavi laleyim. Mutfak camından sonra, ikinci dantel perde köşesi evimin. Üç yıl önce Ayvalık'tan almıştım iplerini. Nasıl güzel bir ip anlatamam. Örümü zevkli, aynı zamanda kullanışlı ve dayanıklı bir ip. Emeğinize değiyor. Evladiyelik bir perde çıkıyor ortaya. Vanilya Hanım, oturma odasındaki perdelere asılıyor. Yere kadar uzun olunca dikkatini çekiyor. Sanırım oraya da böyle kısa bir dantel perde örerim zaman içinde :)) Gerçi Ayvalık'tan aldığım ipler bitti ama sevgili blog dostum Derya'nın katkılarıyla Ankara'da keşfettiğim dükkan, sayesinde biraz daha bu iplerden var elimde. Bakalım onlarla neler çıkacak ortaya. 


Sofi karesi örmeyi sevdiğimi artık sağır sultan bile biliyor. İşlerimden kalan pamuk iplerle, hemen bir sofi karesi örmeye başlamak alışkanlık oldu. Her rengi başka bir enerji veriyor insana. Bu şekilde hem kalan ipler can buluyor hem de sevdiklerim için zevkli hediyelere dönüşüyor. Mesela bu yastıklar, sevgili elti canıma gitti bile. 



Geçen hafta yoğun ve yorucu geçti benim için. Bir yandan okuldaki, seminer programına katıldım, bir yandan evde yatılı misafir vardı. Kayınvalidemler ve eltimler ziyarete geldiler. Bir haftalık enerji iki günde tükettim. çok konsantre bir ziyaretti :)) Misafirleri yolcu edince, kendimi balkona attım. Vanilya Hanım gibi uyuyamadım ama yine de elmalık kek ve elma çayı enerjimi tazeledi. Tazelemiş olmalı ki hafta sonu 50 şişe domates konservesi yapacak gücü buldum kendimde :)) 


Oy dünya güzelim benim. Nasıl şımarık, nasıl yaramaz anlatamam. Hep derlerdi, ev kedinin oluyor, artık onun kuralları ve beklentileri işler, diye. Nasıl haklılarmış. Tembelliği ile meşhur koca kişisini bile etrafında pervane etti :) 


Paşabahçe firması, böyle cam bardaklar piyasaya sürdü. Patikli bardaklar adı altında. Aramızdaki rekabeti başlattı, bu şekilde :)) Bu defa söz, en kısa zamanda, fotoğrafları ve açıklamayı düzenleyip geleceğim. Selametle...

4 Eyl 2021

Tatilden Kalanlar - 5

 


Selamlar,
O oldu, şu olmadı, bu gitti, bu kaldı derken, eylül gelmiş arkadaş. Hiç bu sene ki kadar aslında hiçbir şey yapmadığım halde, çok şey yaptığım bir tatilim olmamıştı :)) 
Madem geldi eylül hazretleri, hakkını vermek, domatesleri kavanozlardaki yerine almak lazım değil mi. Kış gelince yemeklerdeki alışık olduğumuz tadı yakalamanın formülü bu malum. Zor iş, bu konserve işleri. İnsanın araya yapmaktan zevk aldığı aktiviteleri sıkıştırması gerek zannımca :)) Bende galerime bakarken bir de ne göreyim, yazın Sivas'ta sevgili insta dostum Çiğdem'le yaptığım minik turu sizinle paylaşmamışım. Ne duruyorsun Mavi lale, yaz bir tatil yazısı daha dedim. Konserve şişeleri arasına minik bir mutlu an sıkıştır. :)) 


Bugün 4 Eylül madem, günün anlam ve önemine binaen, kongre binamızla başlayalım turumuza. Evet, meşhur Sivas Kongresinin yapıldığı bina işte burası. Bina aslında bir lise binasıymış. Sivas Erkek Lisesi. Meydanda bir etkinlik vardı, gördüğünüz gibi çarşı bayağ kalabalık. Bir de yakamıza yapışıp bizi salmayan bir virüsümüz var malum. Kalabalıktan uzak durmak adına çok yaklaşmadık binaya. Yoksa size, kapıdaki tabelayı çekebilirdim. Orada hala "Sivas Erkek Lisesi" yazıyor, yani orijinal hali korunmuş durumda. Şu an, müze olarak hizmet veriyor. Çiğdeme sözüm var, bir daha ki sefere ona içini de gezdireceğim. Sizinle de paylaşırım o vakit. 
Bina uzun yıllar lise olarak hizmet verdi. Başta, erkek lisesi olarak düşünülmüş ama sonradan karma eğitim döneminde de lise binası olarak hizmet verdi. O zaman adı, Kongre  Lisesiydi. Hatta ben Kongre Lisesi mezunuyum. Fakat malesef bizim dönemde bu binada eğitim alamadık. Binanın müze olarak kullanılmasına karar verilmişti. Kongre Lisesine yeni bir bina yapılmıştı. Yeni okul çok güzel bir binaydı. Size şöyle anlatayım, ben liseden 1993 de mezun oldum. Öğretmenliğe başladığım zaman, kendi lisemin imkanlarına sahip, lise binasında daha yeni yeni çalışmaya başladım. Beyaz tahta, tribünlü spor salonu, içinde tüm ekipmanları ile. Kızlara erkeklere özel, -içinde duşları dahi olan-, soyunma odaları olan bir salon. Cafeterya gibi kantin. Resim ve müzik sınıfları. Kocaman merdivenleri. Önde ve arkada geniş ve kullanışlı bahçeleri........... Özetle çok iyi imkanları olan bir okuldu. Zaten o dönemde Sivas'ın en iyi lisesiydi. Çok başarılı bir okuldu. Kongre Lisesi, Sivas'ta bir markadır. Gerçi şimdilerde o dönemdeki başarı grafiğini pek koruyamadığını duyuyorum ama hala güzel bir okul. 


Burası, kongre binasının arka girişi. "Kongre Müzesi" tabelasını burada görüyorsunuz. Ama girişler ön kapıdan yapılıyor. Müze olduğu halde, tabelanın arkada kalması, müzeye ön kapıdan giriş yapılması falan karmaşa gibi görünse de, amaç, binanın aslını koruyabilmek. Yani, o dönemde lise binası olarak kullanıldığı bilgisini koruyabilmek. 


İkinci durağımız Kale Camii. Böyle deyince, çok uzağa gittik zannedilmesin. Kongre binasının hemen karşısında kendileri. Çifte Minare ile aynı tarafta. Komşular birbirlerine. Tarihi 1580'e kadar uzanıyor. Osmanlı eseri yani. Hala aktif olarak kullanılan bir camii. Bu camiyi özel kılan bir detaydan bahsedeceğim size şimdi. Bu aynı zamanda ecdadın nasıl nahif insanlar olduğunun da bir göstergesi bence. 


Camii minaresinin kaidesinde, böyle bir bölme var. Adı "Yitik Taşı" Sahibi bilinmeyen, buluntu eşyayı, bulan getirip, buraya bırakırmış. Herhangi bir şeyini kaybeden kişi de, gelip, ilk buraya bakarmış. Eşya kendisinin ise alır, değilse aramaya devam edermiş. Kibarlığa, nezakete, letafete bakar mısınız. 
Şimdilerde, en zararsızımız, başını çevirip gidiyor. O eşyanın birine ait olduğu belli, kaybedenin üzüleceği aşikar ama bundan bize ne değil mi, düşürmeseydi. En iyimiz, en zararsızım bile malesef böyle düşünüyor. Halbuki, Peygamber efendimiz, "Müslümanlar bir bedenin organları gibidir, birine zarar gelse, tüm beden bundan etkilenir" demiyor mu. İşte, ecdada bu taşı yaptıran bu şuur. 
Bunları efsane gibi dinleyip, sonrada rutine geri dönüyoruz. Bize bir aksiyon lazım. Bir aydınlanma dönemine ihtiyaç var. Nurettin Topçu'nun dediği gibi. bizim bir rönesansa ihtiyacımız var. Fakat batılı anlamda bir rönesans değil. Onlarda Rönesans, Pozitivizmi doğurdu. halleri ortada. Biz kendi özümüze dönüp, Anka gibi küllerimizden doğmamız lazım. Muhtaç olduğumuz, tüm kaynak var geçmişimizde, yeter ki bakmayı bilelim. 



Tarihi Meydan; Buruciye Medresesi, Kale Camii, Şifahiye Medresesi ve Çifte Minarenin arasında kalan alanı. Belediyemiz bu şekilde düzenleyip, etkinlik alanı haline getirdi. Salgından önce, yaz akşamlarında, sinema keyfi, konserler, etkinlikler olurdu. Zaten yazları Sivas, etkinlik patlaması yaşar. Sivaslı pek sever, sokak etkinliklerini. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı, gece yarılarına kadar sokaktadır Sivas'ta. :)) 


Meydanda ki güzelliklerden biri de, bu kitap otağı. Tarihi meydandan basamakları çıkıp, belediye binasına doğru yöneldiğinizde, fazla uzaklaşmadan karşınıza çıkıyor. İçi kitap dolu. Çalışma saatleri içinde, ister kendi kitabınızı, istersen raflardaki kitaplardan birini alıp, asma kata çıktığınızda, meydanda ki tarihi binaların eşliğinde, okuyabiliyorsunuz. Binadan kitap çıkarmak yasak. Yani ödünç vermiyorlar. Zaten işin keyfi orada. Fırsat buldukça oradan kitabı alıp, üst kata çıkıp, manzaralı okuyabiliyorsunuz. Yeniden geldiğinizde kitabınız sizi bekliyor, kimse götürmemiş oluyor. 


Son olarak, size "tek ağaç"tan söz etmem lazım. Öyle tarihi bir geçmişi yok. Yani bilinen yüz yıllık, bin yıllık ağaçlardan biri değil. Fakat sosyal bir değeri var. Bir Sivaslı ile, Sivas meydanda buluşacaksanız, büyük ihtimalle size, "tek ağacın altında buluşalım" diyecektir. İşte o tek ağaç, bu tek ağaç. :))) Kitap Otağından biraz yürüyüp, cadde üstündeki kaldırıma ulaştığında karşınıza çıkıyor ve hakikaten tektir. Karıştırmanız imkansız yani. Konum atsanız, bu netlikte buluşamazsınız ahbabınızla, o kadar yani :))) 


Peki güncelde ne yapıyorsun, konserve dışında derseniz; Paşabahçe'ye rakip olma yolundayım :)) O da diğer postun konusu olsun. şimdilik selametle....

31 Ağu 2021

Etkinlik Yazısıdır (Ağustos Ayı)

 


Selamlar

Evet başardım, etkinlikte günceli yakalamayı başardım. Katıksız bunun mutluluğunu yaşıyorum bu ara. Yaz tatilinde rutin değişiyor malum. bizim bir yerlere gitmelerimiz, misafir ziyaretleri derken, yazın yoğun bir tempo oluyor. Bu yoğun tempoya, şöyle daha relax okumalar yakışır deyip, Debbie Macomber seçmiştim. Daha önce bir kaç kitabını okudum yazarın. Benzer şekilde yazan Sarah Jio'dan kat kat daha başarılı olduğunu düşünüyordum. Ama bu kitabı çok tat vermemiş gibi. Güzel, romantik bir hikaye aslında ama okurken, hep bir şeyler eksik hissine kapılmaktan kendimi alamadım. 


Oyuncumuz Emma Roberts. Hoş hatun ama ben film seyretme moduna alamadım daha kendimi. Son güne, Sevgililer günü filmini sıkıştırdım. Çok eskiden seyrettiğim ama neredeyse hiç hatırlayamadığım bir filmdi. Kısa kısa o kadar çok hikaye vardı ki sanırım onun etkisinden unutmuşum. tazeledik iyi oldu :)) 
Bundan bir on yıl önce olsa, "ayyy nasıl romantik" diyeceğim filme bakışım, "bu ne kadar kalabalık hikaye ayol" oldu. Daha önce bir kaç defa dediğim gibi, batı kaynaklı hikayelerde aşkın tensel boyutunun bu kadar önemli ve ön planda oluşu beni artık irite ediyor. Tabi ki, duygusal yakınlığın getirdiği ilişki biçimlerinden biri tensel yakınlık. Fakat bu kadar merkezde algılanışı artık beni rahatsız ediyor. Duygusal yakınlığın, ahlaki temellerlerinin çok sağlam olması şart bence, hayvani yanı detayda kalmalı. Batılı aşka ve ilişkilere bakışını revize etmeli. 

Eylül ayı; 
Yazar: Bahadır Yenişehirlioğlu
Oyuncu: Helen Mirren  

Selametle...


24 Ağu 2021

Vanilya Hanım


Selamlar
Son yazdığım postta, insanlık için küçük bizim için büyük bir adım attık demiştim. :)) Ben normalde hayvan sever biriyim ama evimi bir hayvanla paylaşmak konusunda hep ciddi endişelerim olmuştur. Özellikle apartman dairelerinde süren yaşantılarımız için çok uygun bir tercih olmaz diye düşünürdüm hep.


Hayvan sahiplensem bu köpek olurdu, o da apartmanda olmazdı. Bu türden söylemlerle bu yaşa geldim :) Gençler artık çok cesur ve kararlı. Kızım "anne kediler evde bakılabilen hayvanlar. Bir kedi sahiplenmeliyiz" derdi sürekli. Eşimin pek istekli olmayışı, benim sürekli acabalarım nedeniyle bir arpa boyu yol alamamıştık. Şüheda, uzaktan eğitim nedeniyle evde kalınca tazyiki artırdı, kedi konusunda. Bu süreçte arkadaşın Ankara kedisi 5 tane doğurunca, tünelin sonundaki ışık göründü :))) 


Veeee karşınızda Vanilya hanım. 💝
Bugün evde üçüncü günü. Sabah atladı kucağıma mrıl mırıl, ben onu seviyorum, bir süre sonra ön patilerini uzatmış o da beni seviyor 😊


Kedi konusunda hep isteksiz koca kişisi, etrafında dolanıyor. Evimiz sekizinci katta. Camlar açık kalmasın, aman Vanilya hanım düşer, Allah korusun, telaşında sürekli. Herkesin söylediği şey, bizim evde de test edilip, onaylandı yani. Kedi fikrine en uzak olan kedinin kendisine en yakın hale geliyor :)) 


Bu fotoğraf beni çok güldürüyor yaa. Evde ki üç genç hanım birlikte eğleniyorlar fena halde. 


Vaniya Hanım'ın dışında da evin gündemi; malum misafirimiz var. Özenli sabah kahvaltıları hazırlayan anne moduna aldım kendimi. Dün sabahın aşırı karbonhidrat yüklü ikramı, patatesli ekmek. :)) 
Anlatmaya önce runnerdan başlamalı. Sanırım sizinle paylaşmadım bu runneri. Bir ara hem runnerı hem hikayesini anlatayım, kendime not olsun. Biz şimdi patatesli ekmeğe gelelim. Televizyondaki bir yemek programında denk geldim tarife. Kendimce geliştirip, bence mükemmel haline ulaştım. Buraya not düşeyim. 

Malzemeler 
 2 orta boy patates, 3 yumurta, 1 su bardağından iki parmak eksik süt, aynı miktarda sıvıyağ, 1,5 paket kabartma tozu, 1 tatlı kaşığı tuz. pul biber, karabiber, kuru reyhan. üzeri için susam çörek otu. Aldığı kadar un. Ben beyaz un ve tam buğday unu karışık ekliyorum.  

Yapılışı
Patatesler haşlanıp, ezilecek. İçine 2 tam yumurta, üçüncü yumurtanın sadece beyazı eklenecek. Sarısı, ekmeğin yüzüne sürülmek üzere ayrılacak. Çörek otu ve susam hariç tüm malzemeler karıştırılıp, yumuşak bir hamur elde edilecek. İçine giren malzemeye göre her seferinde değişiyor ama maksimum, 3- 3,5 su bardağı un alıyor. Ama tüm tariflerde olduğu gibi unu kontrollü eklemekte fayda var. Yuvarlak büyük borcama, pişirme kağıdını seriyorum. Bu arada fırını 180 dereceye ayarlıyorum. Biraz sıvıyağ ile elimi yağlayıp, hamuru tepsiye el yordamı ile yayıyorum. Ayırdığımız yumurta sarısını sürüyorum, pide deseni veriyorum, en son susam, çörek otu serpip, fırınlıyorum. Dakika tutmadım hiç. Alt üst, güzel kızarınca fırından alıyoruz. Biraz ılıması lazım. Sonrada kesip, servis yapabilirsiniz. Kahvaltılar için, güzel bir special, tavsiye ederim. 


Bu hafta benim için mutfak ağırlıklı geçti zaman. Pazardan beğenip aldığım, armutlar vardı. Bizim ev, öyle çok meyve tüketilen bir ev değil. Eskiden üzülüyordum ama şimdi, meyve şekerini de abartmamak lazım diyen hocaları dinleyince, çok mesele etmemeye başladım. Kayseri, yaz gelince bağlardan gelen ürünlerin konu komşu paylaşıldığı bir şehir. Karşı komşum, bağlarından gelen meyvelerden bir sepeti bizimle de paylaştı. Evde bir anda armut miktarı arttı. Baktım tüketemiyoruz, baktım zayi olacaklar, açtım you tube videolarını, armuttan reçel yapanları seyrettim. Klasik reçel yapma taktikleri, armut içinde geçerli. Sonuç lezzetli. tavsiye ederim. Kavanoz kapağı, evimdeki genç kızların ürünü. Şüheda çileği, Sümeyye kapağı ördü, bana tatlı bir hatıra bıraktılar. 


Havalar güzel olunca, park bahçelerde piknik, sevilen bir etkinlik oluyor. Pazar gününü bizde açık havada geçirelim istedik. Ağırnas'a gittik, eve yakın mesafede bir mesire alanı. Aynı zamanda Mimar Sinan'ın doğduğu köy Ağırnas. Doğduğu ev hala korunuyor. Miskin günümdeydim. Kızlar köy meydanına gitti ama ben oturup, kitap okumayı tercih ettim. Bir daha ki sefere size köyün fotoğraflarını çekeceğime söz veriyorum. 


Biz yedik içtik, kalk moduna gelmişken ne gördük dersiniz. Çok uzun yıllardır dostumuz olan bir ailede pikniğe gelmiş. Sevgili Kürsat ve eşi Gülten. Bu korona günlerinin en bariz özelliği dostları özlemek sanırım. Çocuklar kocaman olmuş. Hemen ayrılamadık tabi. Günün en güzel sürpriziydi diyebilirim. 


Tığ işi hobilerimde durum, perde ucu danteli örme çalışması. Balkona geçilen cama, kısa ve ucu dantelli bir perde yapma telaşındaydım. İki parça lazım, bu cam için. İlki geçen sene bitmişti. Benim hevesim kaçınca, diğeri bir yıl beklemek zorunda kaldı. Ama bitirdim, dün itibariyle. Terzi işlerini de halledince, en yakın zamanda yerini alacak. 💖


Kendime bir güzellik yaptım ve çok merak ettiğim bu seriyi sipariş ettim. Hem etkinlikte Alev Alatlı okumam lazım, hem de Alev Alatlı okumam lazım, düşüncesi beni harekete geçirdi. Bebeklerim dün geldi. Kışın hasbihal edeceğiz, kendileri ile inşallah. 


Bu ara pek seviyorum bu ponçilkeri. yapsam mi yapmasam mı. Yapsam nereye asarım muhabbeti, zihnimde dönüp duruyor. Bakalım nereye götürecek beni düşünceler. :)) 

Debbie okumaya devam. Hala film seyredemiyorm. Ama aklımda var bir tane.Kendime zaman ayırmam lazım, Şimdilik benden bu kadar.
Selametle....
 

21 Ağu 2021

Tatilden Kalanlar- 4


 Selamlar

Öncelikle, dünyanın gündemi çok kötü, ben kendi gündemime döneyim diye epey uğraş veriyorum esasında. Fakat olanlar bazen öyle bir hâl alıyor ki, Fuzulî'nin dediği gibi; "söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" makamına geliyor insan. 

Afganistan'da olanlar malum, tutunduğu uçaktan düşen iki yavrunun sonu yeterince acıyken, bundan nemalanan kapitalist düzen olanlara tüy dikti, Vicdansızlığın kanlı canlı resmi oldu. Bu tepkim burada kalsın, İbrahim A.S ateşine su taşıyan karınca misali, bizim safımız belli olsun istedim. 

Ponçik misarimizle gezme turlarına devam ediyoruz. Avanos'tan sonra Zelve Ören yerine geçtik. Zelve peribacalarının en yoğun olduğu yerlerden biri Kapadokya'da, Ayrıca bir manastırın harabeleri ve birde camii var içinde. Uzun ve zorlu bir yürüyüş parkuru aynı zamanda. 😊 Zelve'yi ziyaret edecekseniz, mutlaka spor ayakkabı giyinin ve elinizde suyunuz olsun. 😅        

Profesyonel bir fotoğraf makinam olmayınca size fazla detay çekemedim ama coğrafyanın güzelliği hakkında fikir vermesini umuyorum fotoğraflarımın. 


   Zelve'ye genel bir bakış .


Hava cidden çok sıcaktı. Zelve esasında bir vadi olduğu için sıcak daha fazla hissediliyor sanırım.


Bin  dokuz yüz ellilere kadar yerleşim yeri olarak kullanılıyormuş vadi. O nedenle doğal olmayan pencere oyuklarını görebiliyorsunuz. 


Zelve' de yerleşim alanının içinde eski ve küçük bir cami var. 


 Ayrıca, Hristiyanlığın ilk dönemlerinden kalma manastır harabeleri. 


Zelve'den sonra Güvercinlik Vadisine geçtik. Güvercinlik denilen kısım, peribacalarının tepesinde bulunan minik oyuklar. Güvercinler için mesken oluyor. :)) 




Motif grubumuzun bu sene ki etkinliği Frida'nın çiçekleri, ismiyle meşhur bataniyeydi. Bana gönderilen motifleri yaz başında birleştirmiştim. Sizinle paylaşmak için şöyle manzaralı bir yer arıyordum. 😁


Göreme merkez hem çok kalabalıktı hem de yol çalışması vardı. O nedenle şehirde gezmek pek mümkün olamadı. Uçhisar'a daha önce çıkmıştık. zorlu bir tırmanış. Kafile bayağ yorgun olunca kimse cesaret edemedi. Göreme ve Uçhisar arasında yol üzerinde paranomik manzaraları olan tesisler var. Alışveriş yapabilir, bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Güzel mekanlar. 


Mekanların popüler dekoru, nazar boncuklu ağaç. En güzeli bu ağaçtı, sizin için hepsini test ettik, dermişim. 😂

Kapadokya turumuz, şimdilik bu kadar. Bizden haberlere gelince, insanlık için küçük, bizim için büyük bir adım attık. Artık bizim evinde bir kedisi var. Birlikteliğimiz henüz çok yeni, Birazda tedirginiz. İlerleyen zamanlarda sizinle mırın  mırın foti paylaşırız artık. :)) 
Selametle...
                                                                                                                                                                                     -

18 Ağu 2021

Tatilden Kalanlar- 3

Selamlar
Şüheda'nın arkadaşı Sümeyye geldi. Sümeyye bizim evin kızı oldu artık. Varlığı, hiç evde misafir var psikolojisine sokmuyor bizi. Birlikte güzel vakit geçiriyoruz. Madem tatil, madem bizim ikinci kızda gelmiş, hadi gezelim moduna aldık. Kapokya'ya çok yakın bir yerde yaşıyoruz. Kısa bir tur neden olmasın, dedik 
İlk durak, Avanos. Baştan söyleyeyim, benden çok fotoğraflar konuşacak bugün.

Eski konaklar, otel olarak kullanılıyor pek çok yerde. Avanos içinde bu kural geçerli. hem şehrin göbeğinde hem de bir masalın içinde olabilirsiniz. 😍





Aşık Seyrani; "kör de bilir Avanos'un yolunu, testi, bardak kırığından bellidir" diyor. Şehir, bu sözün hakkını vermeye çok niyetli. :))  



Avanos, Kızılırmak kıyısında. Irmak boyu diye bilinen bir yer var. Belediyenin tesisleri ve çevre düzenlemesi gayet güzel. Asma köprü ile karşı kıyıya geçiyorsunuz. Bizde zaten Irmağın karşı kıyısında kahvaltı ile başladık güne. 






Küçük ama sevimli bir turistik kasaba. Biz Kayseri'den gidiyor olunca, kalma ihtiyacı duymuyoruz ama uzaktan gelip, birkaç gün Kapodakya'yı gezmeyi planlasam kesinlikle Avanos'ta kalırım. Ürgüp ve Göreme çok bilinen merkezler ve malesef çok kalabalık olabiliyor. Konaklayarak tatil yapacaklar için mantıklı olan Avanos'ta kalıp, gün içinde Ürgüp ve Göreme'ye gitmek olacaktır. Zaten, Avanos'ta kalınca, bahsi geçen yerler çok yakın mesafe, Hatta yanlış hatırlamıyorsam Avanos- Göreme arası 14 km . Avanos Ürgüp arası 17 km falan. 
Şehirden birkaç fotoğraf daha paylaşayım, fikir olsun hepimize. 











Avanos'tan sonra Zelve'yi ziyaret ettik. o da bir daha ki sefere inşallah. 
Selametle....