Pages

30 Eki 2020

İmplant Sürecim 1


Selamlar
Hayırlı cumalar efendim. Baştan belirteyim, bu yazı neredeyse online :)) Yani, olmuş bitmiş bir şeyi değil, aktif olarak devam eden bir süreci anlatacağım. Uzun bir yola çıktım, sizi de dahil etmeye karar verdim. 

Bu aşamaya nasıl geldin derseniz, genetik yatkınlık her şeyin özeti gibi. Annem ve babam çok genç yaşlarından beri protez diş kullanıyorlar. Benimde ilk maceram üniversite son sınıfta, üst çenede sol taraftan önde bir dişin kırılması ile başladı. Hem de hiç sinyal vermeden. Hain içten içe çürümüş, bir gün yemek yerken çat diye kırıldı. Ağladığımı hatırlıyorum uzun uzun. Tabi mecburen kaplama yapıldı. Sonra hamilelik sürecinden ne hatırlıyorsun derseniz, üç ay süren mide bulantısı ve ona eşlik eden diş ağrısı. Otuzlu yaşlarıma geldiğimde, neredeyse her sene bir ya da bir kaçına kanal tedavisi yapılmış bir ağız dolusu dişim vardı. Ama ağrılı. O süreçte Bitlis Tatvan'dayız. Süleyman abi ( o kadar çok muhatap olduk ki doktorla artık, ilişkimiz level atladı, abi demeye başlamıştım ) alt ve üst çenede arka taraflara kaplama yapmıştı. Çoookkk uzun yıllar kullandım o kaplamaları. Tamam, kendi dişim gibi değildi, ama ağrılı acılı günlerim bitmişti, unutmuştum o zamanları. Bundan beş yıl öncesine kadar.

Beş yıl önce, yeni evimize taşındığımız süreçte, alt çenede yine korkunç ağrılar başladı. meğer kaplamanın altındaki dişler isyan bayrağı açmış. Bu defa Burak'la tanıştık. Burak, gencecik bir diş hekimiydi. Annesi öğretmenmiş. Kendine has tarzı olan, işine kendinden unsurlar katan bir gençti. Her gittiğimde, bilgisayardan müziğini açar, hadi başlayalım hocam derdi. Eli hafifti, sabırlıydı. Ben uyuşmadan önce mutlaka sohbet ederdik. Bazen müziklere beraber karar verirdik. Çok güldük çok eğlendik birlikte. Böyle insanları çok seviyorum. Acılı bir süreç, Hatta alt çene olduğundan sanırım, dilim sürekli yara olurdu. ama dişçiye bir gün nefretle gittiğimi hatırlamıyorum. Eşime bile "bugün Burak'la randevum var" diyordum. :))
O süreçte benim alt çenedeki kaplamanın altındaki dişler, çürümeye başlamıştı. Burak, "hocam implant yapmalıyız bunları" dedi, ama okul açıktı, o zaman maske takmıyorduk ve ben üç dört aylık süreyi dişsiz nasıl geçiririm diye kabul etmedim. Burak'ta kaplama yapalım ama  dört beş yıl ancak idare eder demişti. O zaman bir kurtuluş gibi gelmişti bu fikir. Yaptık kaplamayı. Beş yıldır da kullanıyordum ama iki ay önce yeniden sinyal verdi. Alt çenede iki tarafta iltihaplandı.  üç defa antibiyotik bitirdim. hatta bir hafta penisilin tarzı bir iğne oldum. Kaplamalar söküldü. alttaki her iki tarafta toplam 5 diş çekildi. Burak yüksek lisans yapmak için Ankara'ya gitti. Malesef onunla devam edemiyorum. Şimdi doktorumun adı Murat. Biraz aceleci, iğneyi yapar yapmaz uyuşmadan başlamak istiyor. İki defadır, daha uyuşmadı diyerek durduruyorum. Ama eli çabuk, oyalanmayı sevmiyor. Sağ taraftan üç tane diş çekmiş, fark etmedim bile. Bitti geçmiş olsun dediğinde şaşırdım kaldım. :) 
Şimdi malesef, alt çenede önde beş tane diş kaldı. Üst çenede de sıkıntılar var ama çekim işlemi yok. O yüzden beklemede. 7 Kasım'da muayene var. Yaralarım iyileşmiş olursa, iltihaplı durumu atlattıysak, implant için çene cerrahı ile görüşeceğiz. 

Şimdilik yeme içme problemi yaşamıyorum. Önde dişlerim olduğu için. Daha küçük lokmalarla sorunu çözüyoruz. Ameliyat sonrası ne olur şu an bilmiyorum. Şimdilik bu kadar. Selametle....

28 Eki 2020

Kandiliniz Mübarek Olsun

 


Allahümme Salli âlâ Seyyidina Muhammed
Salat ve selam o kutlu nebinin üzerine olsun. Bugün 12 Rebbiül-evvel, yani efendimizin dünyaya teşrifinin yıldönümü. Son zamanlarda aklını kaçırmış, faşist kafaların her türlü çamurluğuna rağmen, güneş balçıkla sıvanmıyor ve onun nuru yine gönülleri dolduruyor. 

Yeri gelmişken bir kıssa dinlemiştim büyüklerimden, onu anlatayım. Bir gün Ebucehil, peygamberimize " sen ne kadar çirkin bir adamsın, dünyada senden çirkin bir var mı acaba" demiş. Aradan bir kaç saat geçince, Hz. Ebu Bekir gelmiş efendimizin yanına, " ya Resullah, Allah seni ne kadar güzel yaratmış, bu dünyada senden daha güzel insan var mı acaba" demiş. Bütün bunlara şahit olan Zeyd, merak edip, sormuş. Efendimizin cevabı muhteşem." Zeyd ben bir aynayım, herkes bende kendini görür" demiş.  Bugünün kudurmuşlarına, en güzel cevabı vermiş bu şekilde.
 Tüm olanlara malesef, imanın en zayıfı karşılık veriyoruz, buğz edebiliyoruz sadece, ama bu dininde, peygamberinde, hepimizinde sahibi Allah, hesapları çok çetin olacak inşallah, yürekten inanıyorum. 



Yarımlar var deyip duruyorum, biliyorsunuz. Kış gelmeden, bir kaç kışlık işi bitirmekte fayda var. Bu ara akşamları, balkonda biraz serinlik oluyor. Yelek tam zamanında bitti sanki. 😇


Başka bir telaşımda, kalan ipler parça pinçik durmasın, kalabalık, işlevsel bir hal alsın, istiyorum. O nedenle tulumdan kalan iplerle minnak bir lora şapka ördüm. Bazı detayları var. O nedenle anlatmayacağım. You tube da var açıklamaları. Denk gelir bir daha örersem blog için notlar alırım. Bu defa çok hızlı karar verip sonuca ulaştım. Not alma, foto çekme işi pek aklıma gelmedi. 


Güz okuma şenliğine devam, 9. kategoride bu şekilde bitmiş oldu. Mustafa Kutlu, bildiğim sevdiğim bir yazar pek tabii ama bu kadar üst üste okumamıştım. Diline ve tarzına hakim olmak adına benim için iyi oldu. Yine başka bir kitabı olan Mavi Kuş ile devam ediyorum. yani sırada iki tane daha Kutlu kitabı var :) 
Bizim insanımızı, sevinçlerini, hüzünlerini, pişmanlıklarını, aşklarını yine bize özgü bir sadelikle anlatıyor. Bazen dedemle konuşuyormuşum hissine kapılıyorum. O kadar bizden ki. Hiç yabancılık çekmiyorsunuz.       

"..... Milli şuuru güçlendirmek, milli kültürü yaymak, mukeddesata sahip çıkmak..... Çok güzel, pek güzel, böyle deniyordu ardından, alçak sesle kimden yanasınız? Baş dik, gözler ilerde, kalbin çarpıntısı ve ruhun yükselişi: Hak'tan yanayız. Ah ne kadar tatlı, bizden haktan yanayız, daha doğrusu herkes haktan yana. Siz kiminle birlikte haktan yanasınız" 
Ya Tahammül Ya Sefer'den 

"Bu binalar neden bu kadar yüksek? Bu arabalar ne kadar çok? Bu insanların ne kadar acelesi var? Bu köpek, gerçekten köpek mi? Bu ihtiyar kadın ne kadar çirkin? Bu sıcak ne sıvaşık. Bu hava ne boğucu. Bu kızlar ne utanmaz." 
Yokuşa Akan Sular'dan 

"Adam ömrünü hakkı tebliğ için harcadı. Sahneye "her şey satılık" oyunu konulduğunda zaten ölmüştü" 
Sır'dan 

           

Tatlı kuzenler bir araya geldi haftasonu. Yağız Paşa'nın doğum günü vardı. 

Her seferinde yazacağım diyorum ama unutuyorum. Benim çok genç yaşlarımdan itibaren ciddi diş sorunlarım vardı. Kanaldı, kaplamaydı derken, implanta kadar geldik. Şu an alt çenede, önde 5 tane diş kaldı sadece. 7 Kasımda yaralar kontrol edilip, uygunsa implant ameliyatı için gün belirlenecek. süreçle ilgili yaşadıklarımı deneyimlerimi yazacağım. Sanırım her hangi bir yazının sonuna değil de, kendine has bir başlığın altına yazmakta fayda var. Yakın zamanda yazıyı düzenlerim inşallah. 
selametle....
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       


21 Eki 2020

Bebelere Tulum


Selamlar
Benim sevgili komşum, meslekdaşım, hatta zümrem Elif Hoca, bebek sahibi olmak istediği halde, bir türlü nasip olmamıştı. Hatta tedavi süreçlerinden de geçti. Fakat, Rabbim istedikten sonra hiçbir şey zor değil. Umudu kestiği dönemde, güzel haberlere geldi bize. Pandemi sürecinin başlarıydı. Heyecan ve umutla yolun sonuna yaklaştık. Bu tulumları hiç denememiştim. Merakta ediyordum. Nasip Zeynep Elya Hanımaymış :)) 
Köpüş, kızımın el emeği. Takımı çok beğendim, yeniden örer, açıklama eklerim arşivlik inşallah. 


Baktım tulum örmek çok zevkli, bir tane daha ördüm. İpleri, bir arkadaşım hediye etmişti. ne yapsam diye ip dolabında duruyordu. Sevcan'dan bir hatıra kalsın istedim. Sevimli bir tulum oldu. 
Yapılışına gelirsek, 35 ilmek başladım, pirinç örgü olarak lastik yaptım. Ön parçada iki tane ilik yeri açtım. 35 ilmeğin tam ortasındaki ilmeğin sağından ve solundan birer ilmek artıyoruz, ön yüzde. Bir tarafta 34 ilmek olana kadar şiş başlarında 6 ilmek pirinç örülecek, kol kısmı için. 34 ilmekten sonra pirinç örmeyi bırakıyoruz.  Ortadan artırmaya devam ediyoruz. Tek taraf 54 ilmek olunca bacakları için ayırım yapacağız. Ortadaki ilmek bir tarafta kesilecek. İki bacak 54-54 kalacak. 10 sıra düz örerek bacak boyunu uzatıyoruz. Son sırada, 2 ilmek düz örüp 1 ilmek kesiyoruz, diğer sırada kesmeye devam ediyoruz, 28 ilmek kalana kadar kesip, pirinç örüyoruz. İki bacak için ayrı ayrı örüyoruz. Arka tarafta başlangıçta ilik yeri açmıyoruz. 8 ilmek askı için 15cm askı örüyoruz. düğme dikip bitiriyoruz. 

Şapka için 80 ilmek atıp, 7 sıra pirinç ördüm. 11cm düz ördüm. 30-30 ayırıp. ortadaki 2o ilmeğin sağından ve solundan keserek, başın arkasını bitirdim. sağından solundan ilmek çıkarıp, 25'er ilmek fazladan ilmek attım. Pirinç örerek bağcık yaptım ve bitti.


Pandemi süreci başlayınca, sevgili Neslihan diz battaniyesi örelim, büyüklerimize demişti. Hepimizin gayretiyle bu noktaya geldi. Kayseri huzurevine hafta içi bırakmaya gideceğiz, inşallah. Benim içinde heyecanlı bir süreç. Allah hakkıyla görevi yerine getirmek nasip etsin. 

Kardeşim annemin yanına taşınmaya karar verdi. Ev aldık memleketten. Bu hafta taşınma telaşı olacak, yanında olmak istiyorum. Sivas'a gideceğim haftasonu. Bizim için biraz zorlu olacak. Bu eşiğide atlarsak, biraz daha rahatlayacağız inşallah.

Bu ara Mustafa Kutlu kitaplarına sardım. Güz etkinliği kapsamında, aynı yazardan 3 kitap kategorisi kapsamında okuyorum. Nazan Bekiroğlu, Mustafa Kutlu'yu okumak için Sır kitabıyla başlamak lazım diyordu, bir yazısında. Hocanın sözünü dinledim, Sır'la başladım. Şimdi Yokuşa akan sular, kitabına başladım. Kalemi çok iyi, 3 kitap bitince alıntılarla geleceğim inşallah.
Bir ara yarım örgülerimi çekip, kendimi ifşa etmeyi düşünüyorum aslında anlatacak çok şey de var. Gelecek hafta biraz daha geveze olacağım sanırım. Şimdilik selametle...




 

16 Eki 2020

Work Work Work.....


Selamlar, cumanız mübarek olsun. 

Mrs. Leslie'yi bilmeyenimiz yok sanki. Gayretle ve azimle bize adım attırmaya çalışıyor. Benim içimde de bir ses, dağıldığım zaman Leslie gibi "work work work" demeye başlıyor sanki. Niye böyle bilmiyorum, bilinçli bir tercih mi onu da bilmiyorum ama bu böyle oldu her zaman. Çalışmak, beni ayakta tutan bir şey. Yine öyle oldu. Mehmet'in cenazesinden dönünce, milyon tane iş başladım, kitaplara sardım. Allah'tan 12. sınıflarım var yani okulda başladı. Hatta stajyerlerim bile var. Rabbim yarattığı kulu, kendinden daha iyi tanıyor, neye ihtiyacı olduğunu biliyor, şükürler olsun. 


Tasarım battaniyelere ilgimi biliyorsunuz. Fakat Frida'nın çiçekleri gözümü hep korkuttu. Yapamam sandım. Motif grubumuzun sevgili patronu Nilgün, bizi gayrete getiren bir hamle yaptı. Bu sene motif etkinliğinde bu battaniyeyi öreceğiz. Ben kendimce bir iki deneme yapmıştım, bu haberin üstüne. Baktım motifler çok güzel, nerede kullanırım ben bunları diye düşünüyordum ki zihnimde ampül yandı. Evde bir dolu pamuk ip var, hepsi aynı renklerle olmak zorunda değil motiflerin, önden bir tane örmene ne engel dedim ve ortaya bu güzellik çıktı. Orjinal hali ve büyüklüğü bu. Hanımlar motifleri çok farklı şekillerde yerleştirip, ortaya çok çok güzel ürünler çıkarmış, nette gezince sizde görürsünüz ama ben bu diz battaniyesi büyüklüğünü sevdim. Etkinlikten gelecek motifleri de bu boyda yapacağım. Allah ömür verir, torun torbaya karışırsam, "çiçekli diz battaniyesi olan anneanne" olarak kalmak istiyorum zihinlerinde :) 

Sevdiyseniz, hiç çekinmeyin derim. you tube'da çiçekleri Türkçe açıklayan sayfalarda var. 

Fırfırlı yastık, Ubuntu battaniyeden kalan iplerle yapıldı. Bu ara bizim evde İspanyol esintileri var anlayacağınız. 


Tevafuk mu deniyor bu hallere bilmem, kötü haberi almadan bir önce başlamıştım. Malum onca yiğitliğine, onca korkusuzluğuna rağmen, arkadaşının ölümü karşısında dağılan ve ölümsüzlük peşine düşen, insanlık tarihinin ilk kahramanlarından Gılgamış...

"Gılgamış daha oturur oturmaz, uyku bir sis gibi çöktü üstüne. Ut-Napiştim, karısına dedi ki:"ölümsüz yaşamı dileyen şu adama bak, uyku sis gibi çöktü üstüne!"

Ut-Napiştim haklı, uykuya bile direncimiz sınırlıyken, nelerin peşindeyiz. taleplerimiz, şımarık bir çocuğun talepleri gibi çoğu defa. Gerçekten yetişkin olmak için beşerlikten sıyrılıp, "insan" olmak gerekiyor sanırım. 😇


Frida kesti mi beni, tabi ki hayır...

Şimdilik şu çayı içip, kalkıp okula gitmek lazım, ders var.

Selametle.... 

14 Eki 2020

Yarım Kaldık....


Âhhh! 

Şu son günlerde yaşadıklarımıza, hissettiklerime en denk gelen ifade.... 26 Eylül 2020, büyük ailemden kocaman bir parça kopardı gitti.  Benim küçüğüm, kardeşimin eşi kalp yetmezliğinden vefat etti. 

Mehmet, kardeşimin eşiydi ama ondan önce henüz 42 yaşında, 15 yaşında bir oğlu olan, büyük acılar çekmiş 84 yaşında bir annesi olan, dünya iyisi bir adamdı. Herkesin ona daha çok ihtiyacı vardı. 

Haşa yazdıklarım isyan olarak anlaşımasın, Rabb'den gelene boynumuz kıldan ince. Kul olarak annesine, kardeşime, oğluna ve bize sabır düşer. Şükür ki büyükler bunun bilincinde, evladını da toparlamaya çalışıyoruz ama nereden baksan büyük bir acı ile imtihan edildiğimiz bir gerçek. 

Dün ajandama baktım. Plan üstüne plan. Şu tarihte şunu yaparım diye. Nasıl boş geldi, nasıl anlamsız anlatamam. Aslında ilk andan beri bloga yazmayı istedim hislerimi hatta açtım sayfayı ama o an çok manasız geldi. 

Yaşananlar ölüm karşısındaki duruşumu yeniden gözden geçirmeme neden oldu. Rabbim sıralı ve hayırlı ölüm nasip etsin der, büyükler. Bir kere daha idrak ettim, Mehmet'in annesinin acısıyla. Bir şeyi daha fark ettim, olgunlaşmak için daha çok yol yürümem lazım. Mehmet'in annesinin teslimiyeti acıyı yaşama biçimi beni çok etkiledi. Çok üzgün, kalbi kanıyor ama dilinde sadece dua Allah'tan oğlu için mağfiret, kendi için sabır diliyor. Dövünmek çırpınmak yok, ağıt yok, vakarla dağılan kardeşleri topluyor, gelinine destek oluyor. 84 yaşında bu insan. Gencecikken o da eşini kaybetmiş. Yedi çocuğu tek başına büyütmüş ama sağlam duruşunu hiç kaybetmedi kadın.  Peygamber efendimiz " sabrın en hayırlısı, belanın geldiği ilk anda olandır" diyor. Yani Rabbim ecrini seni sınadığı ilk andaki tutumuna göre veriyor. Lütfiye anne imtihanı geçti, Bu duruştan nasip olsun acı karşısında şuurumuzu muhafaza edelim inşallah.

Bu süreçte yaşanan başka bir şeyi de yazmadan edemeyeceğim. Dediğim gibi yeğenim henüz 15 yaşında. Liseye başlayacak. Yağız'cım, erkek çocuktan beklenmeyecek kadar duygusal zekası gelişmiş, empati gücü olan bir çocuktu hep. Daha çok küçükken bile merhameti ile dikkat çeken bir yavruydu. Annesine ekstra yük olmamak adına duygularını göstermiyor pek. Kızımla konuşmuşlar geçen, Arkadaşlarından biriyle bir sürtüşme yaşamışlar sosyal medya üzerinden. Karşı tarafın hakaret etme, intikam alma şekli ruhuma çok ağır geldi. Çocuğa "sus babasız" demiş. 

Nasıl çirkin bir ifade değil mi. İçim kanadı, günlerce uyuyamadım. Yeğenime kıyamam tabii, o çocuğa çok öfkelendim yalan yok. Aslında durum şu ki, bu çocukların ikisine de yazık ama en acınması gereken, o çirkin ifadeyi kullanan çocuk. Bu ifadenin asla kullanılmaması gerektiğini, insanları bu şekilde kırmanın vebalini hiç öğrenmemiş büyüklerinden. Yine peygamber efendimiz "ağızların tadını kaçıran ölümü çokça hatırlayınız" diyor. Faniliğimizi sık sık hatırlamakta fayda var. Daha çok insan olabiliriz bu şekilde. 


Bu koç, benim yeğenim. Aslan gibi sporcu. Daha 15 yaşında böyle. Çok iyi bir kaleci olup, hem babasını hem bizi gururlandıracak inşallah. Güveniyorum, ben ona. Sizde dua edin, Allah iyi insanlara eş etsin, yavrum çok acı çekti. 

Benim acıyı yaşama şeklim genelde kendimi işe vurmak olur. Çok üzgünsem köşeme çekilmek beni iyice dipsiz kuyulara çeker sanki. O yüzden daha çok okur, daha çok örer, daha çok temizlik yaparım genelde. Yine öyle yaptım. Paylaşırım sırasıyla inşallah.

Selametle.... 

20 Eyl 2020

En İyi Arkadaşım Evleniyor


Selamlar 
Kızımın arkadaşı bizde kalıyor demiştim hatırlarsanız, o nedenle kendi zevklerime çok zaman ayırabildiğim söylenemez. Onlarla takıldım bu hafta. Çarşamba günü akşamı kızımda, misafirim de gitti. 
Kızım İstanbulda kalan eşyalarından ihtiyacı kadarını ve ders kitaplarını almak için bir haftalığına gitti. Salı günü dönecek. Malum, malesef eğitim uzaktan olmak zorunda hâlâ. Yeri gelmişken sosyal mesajımızıda verelim, Allah için dikkat edelim lütfen. Eğitime uzaktan devam etmek hem çok zor hemde verimi tartışılır. 

Kızlar gidince şöyle esaslı bir temizlik yapmak gerekti. Çarşamba, perşembe yoğun canlı dersim olunca, temizlik işi cumaya kaldı. Sabah erkenden süpürge çalıştırmamaya özen gösteririm ben. Sonuçta apartman hayatında dikkat edilmesi gereken asgari nezaket kuralları var, riayet etmeli. Sabah erkenden kalkmak genelde alışkanlığım, öyle olunca ben temizliğe ütüyle başlarım. Ütü yaparkende, yardımcım genelde film seyretmek olur. Bu hafta etkinlik filminide ancak o zaman aralığında seyredebildim. 

En iyi arkadaşım evleniyor, çok eski bir film. Belkide 20 yıl oldu ben seyredeli. Kızımız aşık olmayı sahip olmakla karıştırınca, olanlar oluyor. Bitmiş ve başarılı şekilde dostluğa evrilmiş eski bir ilişkisi var. Adam evlenmeye karar verince, oyuncağı elinden alınmış çocuk psikolojisine giren kızımız, tam bir makyevelist bakış açısı ile sınırsız bir saldırganlığa bürünüyor. Michael ve Kimberly^nin arasını açmak için çevirdiği numaralar, bazen sizi güldürüyor, bazen kızdırıyor. 

O değilde filmdeki düğün hazırlıkları bana hep, bizde bu işlerin çok kötü yapıldığını hatırlatıyor. Mobilya için kavga eden aileler yok mesela. Bu hediye işleri için kız evinde şirin bir toplantı var. Çok sevmiştim. 

Uzun zamandır düşündüğüm bir şeyi yazacağım artık buraya. Belki başka birileride katılır fikrime. Şu bizim düğünlerdeki hediyeleşme işi çok ilkel değil mi ya. Şöyle bir sistem olsa. çiftler, beğendikleri eşyaların bulunduğu mağazalarda bir defter açtırsa. Düğüne davet ettikleri insanlara bu mağazaları duyursa, Düğünde çifte hediye alacaklar o mağazalara gidip çift adına açılmış defterlere, ne kadar hediye edeceklerse o kadar ödeme yapsa. daha pratik olmaz mı.  Siz ne dersiniz. 


Güz okuma şenliği devam ediyor. İkinci kitabı an itibariyle bitirdim. Bu kadar bilimsel bir konu, bu kadar eğlenceli anlatılırdı. Kahkalarla okudum. Pratik hayat dersleride var. Beğendim. Sırada HAY serisinden Gılgamış Destanı var. Bu kitabıda bitirirsem eylül için hedef tutmuş olacak.

Selametle....

 

19 Eyl 2020

Eğitim Bir Kitle İmha Silahı


Selamlar
 Aslında bir sene olmuştu kitabı alalı ama önüne geçenler oldu. Okullar açıldıydı, açılacaktı, açılsa mıydı diye sancı çektiğimiz bir döneme denk geldi okumam.
Kitabın mottosu çok vurucu. Alışkanlıklarımızı sorgulamamızı neden olacak denli iddialı ve çoğu kere haklı. Yazar Amerika'da otuz yıldan fazla öğretmenlik yapmış biri. Kendi deyimiyle içerden bilgi veriyor, yabana atmamak lazım :) 

Eğitimin illah okulda olması gerekmediğini, sadece bu konuda eğitim aldığını düşündüğümüz öğretmenler tarafından verilen bir şey olmadığını söylüyor. Bu tip zorunlu eğitimin yaratıcılığı, özgür düşünmeyi teşvik etmesi bir yana, bizatihi bu hasletleri yok etmek için yapıldığını iddia ediyor. Yani okulda yapılan  zorunlu eğitimin insanın sahip olduğu gücü, yeterlilikleri fark etmesini sağlamayı amaçladığını ve bunu başaramadığını düşünürüz ya; işte yazar aslında hiç böyle bir amacı olmadığını, aksine bu özellikleri geliştirmeyi değil, bastırmayı hedef aldığını söylüyor. 

İnsanları testlere tabi tutarak, onları daha küçük yaştan itibaren kategorize edip, sınıflıyoruz diyor. Bu tacize maruz kalan insanın kendini asla gerçekleştiremeyeceğini düşünüyor. Amerikan sisteminde sanırım, bizim okul ritmimizden farklı olan yönlerde var. Çünkü bende içerden bilgi verecek olursam :) her ne kadar "sınıflar karma olsun, iyi sonuçlar alan çocuklarla daha başarısız çocukları ayırmayalım", diyen bir idare aklı var artık  ama ne kadar özenilirse özenilsin süreçte şubenin biri ya da bir kaçı geride kalır. Ben kendimden örnek verecek olursam, özellikle o çocukları motive etmeye çalışırım. Ara ara "atın şu ölü toprağını üstünüzden, kimsenin sizi çürüğe çıkarmasına izin vermeyin" diyerek, amiyane tabirle gazlıyorum. Malesef başarısız olduğum örnekler var ama sonuç aldığım sınıflarda oluyor. Örneğin; iki sene önce 10. sınıf düzeyinde üç sınıfımız vardı. Biri bariz problem. Kavga kıyamet tenefüslerde. Derslerde sıfır ilgi. Ama pes etmedik. sınıf öğretmeni, ders öğretmenleri bırakmadık peşlerini. İçlerinde en sıkıntılı olanı da gönderince sınıf 11. sınıfa geçtiklerinde parladı. İş bitirici, en iyi ders yapılan, sorumluluktan kaçmayan bir grup oldular. Allah için bizim öğretmenlerimiz ciddi anlamda çocuklarla ilgileniyor. Hatta bizim okul için veli ayağı ya hiç yok, ya da problemin kaynağı. Buna rağmen fark yaratabiliyoruz çok şükür. Kitaptan anladığım kadarıyla Amerikan eğitim sisteminde işleyiş, başarısız çocuk için bir kabus. Bizde de var yarış psikolojisi ile hareket edenler. Bu bakış açısı son tahlilde hiç kimseye fayda etmiyor. 

Yazarın değindiği başka bir konu ise, uzun saatler boyunca ve yıllarca gençleri okula kapatmak, onları hayata hazırlamıyor. Çocukluğu gereksiz şekilde uzatıyor, insanı ailesinden koparıyor diyor. Bu pandemi süreci olmasa bana çok insafsız bir yorum olarak görünürdü. Fakat bu süreçte insanların kendi çocukları ile alışık olmadıkları kadar uzun süre vakit geçirince bunaldıklarını ve bunu dile getirdiklerini duyunca, yazarın tespitine hak verdim. Gün içinde bu kadar uzun süre aileden ayrı vakit geçiren çocukla aile arasında bazı bağlar zarar görüyormuş. 
 
Kitapta okul deneyimi az olan fakat hayatta çok başarılı olmuş insanlardan örnekler vererek, okula mutlu ve başarılı geleceğin tek çıkış kapısı olarak bakmak ne kadar sağlıklıdır, diye soruyor. Yine kendimizden örnek vereyim, 12. sınıfa gelmiş neredeyse hukuken reşit olmuş oy verecek yaşa gelmiş gence hangi bölümü istiyorsun hedefin ne deyince, puana göre bakacağım hocam diyor. Çünkü üniversiteye gitmeye mecbur hissediyor kendini. Çünkü bu bir başarı göstergesi. Halbuki yüksek öğrenim, kişinin ilgi ve merakına göre uzmanlaşmak istediği alana yönelip orada eğitim almaya devam etmesini sağlamayı amaçlar. Bizim gencimiz o kapıya kadar gelmiş ama ne istediğini bilmiyor. Biz bunu bizim eğitim sistemimizin bir hatası olduğunu zannedip, eleştiriyoruz. İşte, yazar burada devreye giriyor ve diyor ki "o genç zorunlu okul eğitimin yetiştirmek istediği insan tipidir" Kendini tanımayan, yönlendirmeye açık insan tipidir. Zorunlu eğitimin altında yatan gerçek amaç işte budur. Okuldan çocuk alması bekleneni almıştır. Okul amacına ulaşmıştır diyor. 

İnsan, inanmak istemiyor, bazen çok kızıyor, "yok artık o kadar da değil" diyor ama sonuçlara bakınca John Taylor Gatto haklı diyorsunuz. İnsanı sarsan bir yanı var. Eğitim konusuyla ilgili herkes için farklı bir bakış açısı sunuyor tavsiye ederim.
Selametle...