25 Mar 2023
Ramazan Güncesi 2
23 Mar 2023
Ramazan Güncesi
18 Mar 2023
Mucize ( R. J. Palacio)
KİMLİK ÜZERİNE
Toplumumuz, doğuştan ve sonradan kazanılmış farklı
özelliklere sahip birey ve grupların belirli idealler, inançlar ve değerler etrafında
bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu bağlamda toplumların en belirgin özelliği
de farklılık üzerine inşa edilmiş olmalarıdır. Bahsi geçen bu farklılıklar
fiziksel, ruhsal, bilişsel olarak geniş bir alana hitap etse de ben August’un
hayatından yola çıkarak yalnızca fiziksel farklılıklarımızı ele alarak sosyal
kimliğimiz üzerindeki etkisinden söz edeceğim.
Sağlıklı gelişimini sürdürebilen her bireyin bebeklik
döneminden sonraki önceliği kendisini ve kendi dışındakileri görüntüsüyle
anlamlandırıp ayırt etmeye çalışması olur ve bu ayırt etme yaşam boyu gelişerek
devam eder. Zihnimizdeki ilk yargıyı belirleyen “dış görünüş” kavramı tam da bu
noktada konuya dâhil olur. Ancak belirtmeliyim ki bahsi geçen dış görünüş,
değişimi bizim elimizde olmayan fiziksel özelliklerimizdir.
Toplum içinde
yaşayan bireyler olarak yaşadığımız çevre, içinde bulunduğumuz koşullar ve
toplumun hedeflediği idealler doğrultusunda sosyal kimliğimizi oluşturuyoruz.
Her ne kadar kabullenemesek de kimlik oluşumumuzun başlangıcı ve gidişatını
belirleyen unsur fiziksel özelliklerimiz üzerinden oluyor. Kimliği benzerlik ve
farklılık olarak iki bileşen üzerinden düşündüğümüzde fiziksel farklılıklarımız
bizi toplumun bir parçası olmaktan alıkoyuyor. İçinde yaşadığımız dünyada
toplumdan kopmanın, hayatımızı sorunsuz ve sağlıklı sürdürebilmemizi ne denli
güçleştirebileceğini tahmin edebiliyoruz.
Fiziksel
görünüşümüzdeki ve kendimizi ifade etme biçimimizdeki dönüşüm yaşam boyu devam
ettiğinden toplumsal etkiyi göz ardı etmemiz imkânsız bir hâl alıyor. Bizlerin
ilk karşılaşma anında yaptığı basit bir mimik dahi karşımızdaki insanın kim
olduğuna dair verdiği cevapları etkilemekle birlikte kendini kabul sürecinde de
önemli rol oynayabiliyor. Bu durum dış görünüşün, bireyin kendisini ifade
etmesi gereken bir olguya yani kendisini başkalarına ispat etmesi gereken bir
yüke dönüştükçe sosyal uyum sürecinde zorluklar yaşaması kaçınılmaz oluyor.
Sorun genellikle bilinmeyenle dolayısıyla tecrübe edilmemiş
olandan kaynaklanıyor. Sürekli deneyimlediğimiz ortam bizi farkında olarak ya
da olmayarak tek tipleştirdiği için, ötekiyle ilişkimiz sürekli sorun alanı
olarak algılanıyor. Özellikle biz gençlerin kendilerini sosyal görünüşleriyle
ifade etme biçimleri noktasında olumsuz değerlendirmeleri, kendilerini
beğenmemeleri, her yönüyle kendilerini kabullenmemeleri, bunun yanı sıra diğer
insanlar tarafından olumsuz değerlendirileceği düşüncesi; kendimizi değersiz, özgüvensiz
ve kaygılı hissetmemize neden oluyor. Bu gibi duygular ilerleyen süreçlerde
depresyon, kaygı bozuklukları ve kişilik bozukluklarına neden olabilir.
Ben ve arkadaşlarım August’un hayatına misafir olarak dünya
üzerindeki yüzlerce belki binlerce eşsiz August’un yaşamlarındaki zorluklara
onun anlattığı ölçüde şahit olduk. Bizler artıkkafamızı kaldırıp çevremize her
baktığımızda Frank Herbert’ın “Her insan bir dünyadır” sözünde buluşabiliyoruz.
Belki buradan sonra söyleyeceklerim sizler için örgün eğitim hayatımız boyunca
çok sık duyduğumuz alışılmış bir duyumdan ibaret olabilir. Ancak bir arada
yaşamanın ön koşulu tartışmasız herkesin farklılığına saygı gösteren,
farklılığı bir zenginlik olarak gören, farklılıkların temel hak ve özgürlük
taleplerini ciddiye alan bir anlayışa sahip olmakla ve bunu uygulamakla mümkün
olabileceğini unutmamalıyız.
Kaderinde sıra dışı olmak olanların mucize kalplerinde
buluşmak dileğiyle…
SELAMETLE...
13 Mar 2023
Frida Blanket Birleşti....
Berat Kandilimiz Mübarek olsun.
17 Şub 2023
Miraç Kandilimiz Mübarek Olsun
Selamlar
Bir önceki postu okurken, tüylerim diken diken oldu. O gecenin kabusundan buraya kaçmışım. Aklıma ne geldiyse plansız programsız, belli ki hiç düşünmeden yazmışım. Cümlelerim fotoğraf makinası gibi sadece gördüklerimi yazmışım. Hiç duygu yok ifadelerimde.
Ne hissettiğime daha yeni yeni odaklanabiliyorum çünkü. O an yaşadığımız ve hissettiğimiz tek şey büyük bir korku ve panik haliydi. 😢Yaşananın ne kadar büyük bir yıkım olduğunu bile henüz anlamamıştık. Maraş'ı ve Antep'i biliyorduk sadece. Bir de arabanın içinde oturup, yuva bildiğimiz yerin, korkunç karanlığını ve terk edilmişliğini seyrediyorduk.
Evdeki ilk gecede oturduğumuz yerde sızdıysak uyuduk yoksa uyku falan hak getire. İkinci gece oturma odasındaki kanepelerde uyumaya çalıştık. Yataklarımıza geçmemiz üçüncü geceyi buldu.






































