Pages

25 Mar 2023

Ramazan Güncesi 2


Selamlar
Hemen ilk günden pes etti demeyin lütfen. Üzerinize afiyet, dün iftardan sonra nasıl bir baş ağrısı musallat oldu anlatamam. Migrene evrilecek korkusuyla her türlü ekrandan uzak durdum. Halbuki size eski Ramazan anılarımı anlatacaktım. ( Yaşlı olmak bunu gerektirir bir kere 😊 ) 

İçimden geldi size ilk oruç anımı anlatacağım. 5 yaşındaydım. Miladi takvimde, haziran ya da temmuza gelmiş Ramazan. Emin değilim ama oruç saatinin uzun olduğu vakitlerdi. İftar 20.30 civarlarındaydı. Sahurda tabi iyice gece yarısı. Annemle müthiş bir mücadeleye girişmiştik. Ben sahura kalkmak için yalvarıyorum anneme. "Anneee lütfen uyandır" diye akşama kadar kadının eteğine yapışmış vaziyetteyim. Annem, "kızım uykunun en derin zamanı, kıyamıyorum, daha küçüksün" diyor ama ne fayda ben hala ısrar ediyorum. Zavallı annem bazen beni başından savmak için "tamam kaldıracağım" diyor. Ertesi sabah ben gözümü açıyorum ki çoktan gün doğmuş, ortada sahur falan yok. Basıyorum yaygarayı. :)  Şimdi düşünüyorum da ne kadar yormuşum kadını. Oruçlu haliyle, ev işi, iftar telaşı bir de lafa söze gelmeyen ben. Vallahi çok utandım yazarken :) 

O zaman sahura kalkmak rüştümü ispat etmek gibi bir şey. Bir plan yaptım. Mahallede benden 5 yaş büyük bir abla var. Adı çok orijinaldi, o yüzen net bir şekilde kalmış hafızamda. Güldeste abla. Canım benim ne çok kahrımızı çekerdi. Tüm mahallenin ablası... Ondan çalar saati kurmayı öğrendim. Yatağımın dibine koydum çalar saati. Annem uyandırmasa da ben kalkacaktım sahura. O kadar eminim kendimden. Sonuçta horozlu çalar saat dibimde, uyandıracak beni. 
Heyhatt! Akşama kadar nenemin tabiriyle, "ardımızdan it kovalıyor gibi" sokakta koşturtup oynayınca, uykunun dördüncü evresine jet hızıyla geçiyoruz gece. Top patlasa duyacak halimiz kalmıyor. Gece benim saat ötmüş vaktinde ama ben mışıl mışıl uyumaya devam etmişim. 
Çok net hatırlıyorum. gece çalar saate güvenip, sahura uyanacağım heyecanı ile uyumuştum. Gözümü açtım ki gün aydınlanmış ve benim sahur yine yalan olmuş. Hayal kırıklığımı tahmin edersiniz. Başladım ağlamaya. Ama nasıl bir ağlama. Anneme kızıyorum saatimi sen mi kapattın diye. Annem yok kızım duymadın saati diyor ama laftan anlayan beri gelsin. 
Yıllar sonra anlattı annem. Uyanmam için fırsat vermiş. Hemen kapatmamış saati. Fakat ben duymayınca kendi de kaldırmaya kıyamamış. Uzun sözün kısası ben sahura kalkamadım ve gün boyu küskün, kırgın, öfkeli dolaştım durdum evde. Gittim geldim anneme sataştım, neneme küstüm.
 Annemin canına tak demiş olacak, "tamam söz bu gece kaldıracağım seni sahura" dedi. 
Tarih hatırlamıyorum tabi. Ben okuma yazma bilsem kesin bir yere yazardım ama bilmiyordum o zamanlar. Annem sözünde durdu ve beni uyandırdı. 
Sahura kalkacağım diye aside tatlısı bile yapmıştı. 💟 Dün size bahsettiğim coşku var ya... İşte o günden kalma. Annem sofrayı hazırlayana kadar elimi yüzümü yıkadım. Nenem, pencereyi aç yüzüne hava çarpsın. Uyku mahmurusun, yiyemezsin sonra dedi. Pencereyi açtım, başımı dışarı çıkarıp, derin bir nefes aldım. Her Ramazan, o gece pencereden bana gelen o havayı hissederim. Sanırım öncesinde Ramazan iklimine yoğunlaştığım için hissedebiliyordum. Bu sene malesef öyle bir duygu yoğunluğu ile karşılayamadım mübareği. 
Ben, Ramazana; hoşnut edilmesi gereken misafir muamelesi yapılan bir aile kültüründen geliyorum. Bu hazırlıksız olma halim mübareğin gönlünü incitmesinden korkuyorum. O nedenle elimden geldiği kadar ona özenmek, kusurumu affettirme telaşına kapıldım. 

Sahura kalkıp, muradıma ermiştim. Annem beni tekne orucuna ikna etmeye çalıştı ama başaramadı. Laf aramızda, biraz zor bir çocuktum sanırım. 
 Ben günün ilk saatlerinde yine sokakta arkadaşlarla top oyna, saklambaç oyna mesaisine devam ettim ama öğleden sonra açlık susuzluk baş gösterdi. Enerjim yavaş yavaş çekilmeye başladı. Kedi gibi süklüm püklüm eve girdim. Sakince oturdum kaldım.
Babam o dönem Libya'da çalışıyordu. Evde değildi. Mahallede akrabalarımız da oturuyordu. Babamın kuzeni Muhammed amca, bizden bir kaç ev aşağıda oturuyordu. Gün içinde eşi Fahriye yenge annemin yanına gelmiş. Annem benim oruçlu olduğumu söylemiş. 
Muhammed amca benim oruçlu olduğumu duyunca ikindi gibiydi bize geldi. 
 Ben biraz çekinirdim Muhammed amcadan. Hem babamdan bile çok büyüktü hem de adı konusunda kafam çok karışıktı. Nenem ve çevremdeki herkes Mehemmet derdi, Muhammed amcaya.  Amcanın adı Muhammed mi Mehmet mi. Yerel ağızla söyledikleri için Mehemmet'i de tam anlamıyordum. Adı konusunda acayip kafam karışıktı uzun süre. Sonra liseye geçince, tarih öğretmenimiz aydınlatmıştı. Mehmet, Muhammed'in Türkçe'de söylenme biçimidir. Hatta eskiler Mehemmet derdi, duymuşsunuzdur mutlaka demişti. Ben işin aslını öğrendiğim de ne Mehemmet amca vardı, ne de nenem. İkisi de rahmete gitmişti. Doğru dürüst ne Muhammet amca ne Mehmet amca diyemedim adama. :(

Mehemmet amca oruçlu olduğumu duyunca beni görmeye geldi demiştim. Aramızda geçen muhabbeti hiç unutmuyorum. 
Eeee Zeynep Hanım, Allah kabul etsin, niyetliymişsiniz bugün. Ben kafamı salladım. Orucunu kime sattın bakalım. Ben şokkk. Gözlerimi kocaman açtım neneme baktım. Nenem gülüyor. "Emmisi daha kimseye satmadı. Ben de bekledim, sen gelesin bir pazarlık olsun. Zeynep Hanımın orucu ucuza gitmesin dedi."
 Nenem, Mehemmet amcanın teyzesiydi. Onlar teyze yeğen konuşuyorlar, ben şaşkın şakın yüzlerine bakıyordum. "O zaman ben alayım Zeynep Hanımın orucunu" deyip bana döndü. "Kaça satacaktın bakalım" dedi. Alma satma işlerinden anlamayacağım taa o zamandan belliymiş. Fiyat falan biçemedim orucuma. :))
Mehemmet amca beni iftara davet etti. Ama evden sadece beni. İftara yakın tertemiz giyindim. Annem hurma tatlısı yapmıştı ondan bir tabak verdi elime. Ben bir kaç ev aşağıya Mehemmet amcaların evine iftara gittim tek başıma. Beni kapıda karşıladı. softada yanında oturttu. 5 yaşında bir çocuk değil de büyük ve önemli bir misafir gelmiş gibi ağırladılar beni. Mehemmet amca horoz şekeri de almıştı bana. İftardan sonra beraber teravih namazına da gittik. Beni eve bırakırken cebime harçlık da koymuştu. 
Şimdi düşünüyorum da, gençler din ve gelenek konusunu baskı unsuru olarak algılıyor. Çoğunlukla da haklılar. Bizler malesef benim büyüdüğüm iklimin yetişkinleri gibi olamadık. Hep çok işimiz vardı. Kendi çocuğumuza bile zaman ayırıp, onlarda hoş hatırlar bırakmayı akıl edemedik. Çok para harcayınca iyi ebeveyn olacağımızı zannettik. Vaktinde bu konuda çok sıkıntı çektiğimiz, eksikliğini hissettiğimiz için belki de. Ama bir insanın diğer insana verebileceği en muhteşem şey zaman. Nitelikli zaman geçirme diyorlar ya hani işte esas mesele o. Geri kalan her şeyin boş olduğunu öğretti bana ellinci yaşım. 

Bu arada bugün yurtta nöbetçiyim. İftara Fatma Hanım ne yaptıysa onu yiyeceğiz :) Dün evde kabak vardı. Orhan çok bozulmasın diye içine kıymada kattım ve domatesli soğanlı bir tencere yemeği yaptım. Şüheda pirinç pilavı pişirdi. ilk günden kalan çorbamız vardı iftar menümüzde. 
Nasip olursa düzenli yazmaya devam edeceğim. Bakalım beni nerelere götürecek bu motivasyon. 
Selametle...

23 Mar 2023

Ramazan Güncesi


Selamlar
Yaş 50. En umarsız, haylaz çocukluk yıllarımdan beri hissettiğim o coşku, Ramazan ikliminin havası nereye gitti. Büyük felaketin yarattığı travmatik ruh hali mi götürdü o coşkuyu. Yoksa dünya o kadar kirlendi ki çocuk saflığı ve temizliğinin hissettiği o coşkuyu artık kalpler hissedemiyor mu? 
Efkarlı bir giriş oldu, farkındayım. Fakat her sene Ramazan öncesinde bir heyecan başlardı. Buzdolabına yemekler yapılır. Ramazan sürecinde okuyacağım kitaplar seçilip, paylaşım yapılır. Evin dekoruna Ramazan dokunuşu yapmak için harekete geçerdim. Geçen sene yemek masasının önündeki perdeye amigurumi harflerle RAMAZAN yazısını örmüştüm. Bu sene depremden önce kapı süsleri beğenmiştim. Örerim diye. Dünyamız alt üst olunca her şeye karşı genel bir isteksizlik başladı. Toparlanmak lazım diye telkin veriyordum kendime. Zaman nasıl geçti bilmem ama bir de baktım ki Ramazan arifesi gelmiş. Dün apar topar harflerimi yerine astım. Ayrıca yeni bir karar aldım. Ramazan boyunca her gün, günlük tadında, zamanın ve mekanın getirdikleri üzerine yazılar hazırlamayı düşünüyorum. Umarım vaktim olur buna. 

Ayrıca okuyanlara da bilgi olması açısından Ramazan menülerimi paylaşacağım. 
Bugün bizim evde; 4 kaşık çorbası, Sivas köftesi, pirinç pilavı ve mevsim salata vardı. Kızım Islak kek yapmıştı tatlı olarak. 

4 Kaşık çorbasının tarifi şöyle; kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç ve bulgurdan bir yemek kaşığını yıkayıp tencereye alıyoruz. 4 bardak su koyup kaynamaya bırakıyoruz. Malzemeler yumuşamaya başlayınca terbiyesini yapacağız. 1 su bardağı yoğurdun içine 1 yemek kaşığı un, 1 yumurta sarısı ve yarım limon suyunu çırpıp Çorbaya ilave ediyoruz. Acemiler için hatırlatma, terbiye soğuk, çorba suyu sıcak olunca keser. Önce çorbanın suyundan ilave edip dengelemeye çalışıyoruz. Yavaş yavaş katıp, karıştırarak terbiyesini ilave ediyoruz. Yavaş yavaş karıştırarak kaynatıyoruz. Yine bir tüyo, yoğurtlu çorbalarda tuz en son kaynadıktan sonra atılır. Bu arada dolapta haşlanmış nohut varsa çok yakışıyor çorbaya onu da ilave edebilirsiniz. En sonunda üstüne tereyağda kavrulmuş soğan ve nane ilave edilir. Mis gibi çorba. Afiyet olsun. 

Dediğim gibi, her gün bir yazı ile gelmeye çalışacağım. Şimdilik Hayırlı Ramazanlar. 

18 Mar 2023

Mucize ( R. J. Palacio)

 

Selamlar
Çok mola verdik işlerimize. Korku, panik bizi esir almak üzere. Buna izin veremeyiz. Önümüzde genç ve dinamik bir kitle var. Onlara devam edebileceğimizi göstermek zorundayız. 
Mucize için tatil öncesinde grubu oluşturmuştuk. Hatta bu defa çok güzel bir gelişme olmuş; biz Yaşlı Adam ve Deniz kitabını sunduğumuz gün bu tatlı kızlarım gelip, "hocam biz de bir kitaba hazırlanmak istiyoruz" dediler. Yani ekip önce beni buldu. 
Esra Hocamın sloganıdır, "yola çık, yol açık" der. Ben yola ilk çıktığımda ben de dahil kimse ne yapmaya çalıştığımı çok bilmiyorduk :)) 
Fakat, yola çıktık. Niyet hayır olunca akıbet de hayır oldu. Bu bizim dördüncü ekibimiz. Hatta beşinci ekip de yolda. 
O ekibin de çok tatlı bir hikayesi var. Nöbetçi olduğum bir gün, normalde dersine girmediğim bir sınıfa girmem gerekti. Arkadaşın okul dışında bir etkinlikte görevi vardı. Geçen sene okuma gruplarıma gelen bir kızımız vardı. Ayşe Rana. Onun önerisiyle Tatar Çölü'nü okuyacaktı grup ama kısmet olmadı. Rana'nın sınıfına bu tevafukla girince, sen bir ekip kur, Tatar Çölünü çalışalım dedim. Dedim ama araya tatil, depremin yarattığı stres ve gerginlik girince ben unuttum söylediğimi. Ki bilen bilir ben verdiğim bir görevi asla unutmam :)) 
2 hafta aradan sonra okul açıldı. Biz Mucize ile ilgili çalışmalara hız verdik. Ben koridorda "mucize" kızlarımla görüşüyorum, Ayşe Rana yanıma geldi. Hocam biz grubu kurduk, kitabı okumaya başladık. Ne zaman toplanalım demez mi. Bir an bocaladım, unuttuğum için. Hatırlayınca çocuğa sarılacaktım neredeyse. Çok mutlu oldum. 
Vel- hasılı kelam, bugün günlerden Mucize ama çok yakında Tatar Çölü ile de geleceğiz inşallah.


Bunlar "mucize kızlarım". Sol baştan; Nazlıcan, Nuriye, Melisa ve Mehtap. Okul panolarının birine kitapta geçen karakterler ve ilişkilerini gösteren bir poster çalışması yaptılar. Kitapta vurgulanan öğretileri de panoya ekledik. August'un hastalığı ile ilgili görselleri toplayıp, görünür hale getirdik. 





Kızlar sırasıyla hazırladıkları metinleri sundular. Mehtap son kısımda bir özeleştiri yapmasını istedi arkadaşlarından. Gençler de sürece destek verdi. Müdür Bey kızları biraz zorladı :) Mehtap çok güzel idare etti. Hoş bir anı olarak burada kalmasının iyi olacağını düşünüyorum. Bugün yazıma Mehtap'ın metni ile son vereceğim. Türkiye Birinciliği olan iyi bir kalemdir Mehtap. Okumadan geçmeyin derim :)) 



KİMLİK ÜZERİNE

Toplumumuz, doğuştan ve sonradan kazanılmış farklı özelliklere sahip birey ve grupların belirli idealler, inançlar ve değerler etrafında bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu bağlamda toplumların en belirgin özelliği de farklılık üzerine inşa edilmiş olmalarıdır. Bahsi geçen bu farklılıklar fiziksel, ruhsal, bilişsel olarak geniş bir alana hitap etse de ben August’un hayatından yola çıkarak yalnızca fiziksel farklılıklarımızı ele alarak sosyal kimliğimiz üzerindeki etkisinden söz edeceğim.

Sağlıklı gelişimini sürdürebilen her bireyin bebeklik döneminden sonraki önceliği kendisini ve kendi dışındakileri görüntüsüyle anlamlandırıp ayırt etmeye çalışması olur ve bu ayırt etme yaşam boyu gelişerek devam eder. Zihnimizdeki ilk yargıyı belirleyen “dış görünüş” kavramı tam da bu noktada konuya dâhil olur. Ancak belirtmeliyim ki bahsi geçen dış görünüş, değişimi bizim elimizde olmayan fiziksel özelliklerimizdir.

         Toplum içinde yaşayan bireyler olarak yaşadığımız çevre, içinde bulunduğumuz koşullar ve toplumun hedeflediği idealler doğrultusunda sosyal kimliğimizi oluşturuyoruz. Her ne kadar kabullenemesek de kimlik oluşumumuzun başlangıcı ve gidişatını belirleyen unsur fiziksel özelliklerimiz üzerinden oluyor. Kimliği benzerlik ve farklılık olarak iki bileşen üzerinden düşündüğümüzde fiziksel farklılıklarımız bizi toplumun bir parçası olmaktan alıkoyuyor. İçinde yaşadığımız dünyada toplumdan kopmanın, hayatımızı sorunsuz ve sağlıklı sürdürebilmemizi ne denli güçleştirebileceğini tahmin edebiliyoruz.

             Fiziksel görünüşümüzdeki ve kendimizi ifade etme biçimimizdeki dönüşüm yaşam boyu devam ettiğinden toplumsal etkiyi göz ardı etmemiz imkânsız bir hâl alıyor. Bizlerin ilk karşılaşma anında yaptığı basit bir mimik dahi karşımızdaki insanın kim olduğuna dair verdiği cevapları etkilemekle birlikte kendini kabul sürecinde de önemli rol oynayabiliyor. Bu durum dış görünüşün, bireyin kendisini ifade etmesi gereken bir olguya yani kendisini başkalarına ispat etmesi gereken bir yüke dönüştükçe sosyal uyum sürecinde zorluklar yaşaması kaçınılmaz oluyor.

Sorun genellikle bilinmeyenle dolayısıyla tecrübe edilmemiş olandan kaynaklanıyor. Sürekli deneyimlediğimiz ortam bizi farkında olarak ya da olmayarak tek tipleştirdiği için, ötekiyle ilişkimiz sürekli sorun alanı olarak algılanıyor. Özellikle biz gençlerin kendilerini sosyal görünüşleriyle ifade etme biçimleri noktasında olumsuz değerlendirmeleri, kendilerini beğenmemeleri, her yönüyle kendilerini kabullenmemeleri, bunun yanı sıra diğer insanlar tarafından olumsuz değerlendirileceği düşüncesi; kendimizi değersiz, özgüvensiz ve kaygılı hissetmemize neden oluyor. Bu gibi duygular ilerleyen süreçlerde depresyon, kaygı bozuklukları ve kişilik bozukluklarına neden olabilir.

Ben ve arkadaşlarım August’un hayatına misafir olarak dünya üzerindeki yüzlerce belki binlerce eşsiz August’un yaşamlarındaki zorluklara onun anlattığı ölçüde şahit olduk. Bizler artıkkafamızı kaldırıp çevremize her baktığımızda Frank Herbert’ın “Her insan bir dünyadır” sözünde buluşabiliyoruz. Belki buradan sonra söyleyeceklerim sizler için örgün eğitim hayatımız boyunca çok sık duyduğumuz alışılmış bir duyumdan ibaret olabilir. Ancak bir arada yaşamanın ön koşulu tartışmasız herkesin farklılığına saygı gösteren, farklılığı bir zenginlik olarak gören, farklılıkların temel hak ve özgürlük taleplerini ciddiye alan bir anlayışa sahip olmakla ve bunu uygulamakla mümkün olabileceğini unutmamalıyız.

Kaderinde sıra dışı olmak olanların mucize kalplerinde buluşmak dileğiyle…


SELAMETLE...

13 Mar 2023

Frida Blanket Birleşti....


Selamlar
Öncelikle Özlem'den özür dileyerek başlamak istiyorum. Beni sürekli beklemek zorunda kaldı. Arkadaşım hakkını helal et. Benim 18 motifim eksikti. Bu hafta planlama yaptım ve motifleri tamamlayıp, birleştirdim. Hatta kardeşim beğendi ve ona hediye ettim. Yani battaniye şu anda bende değil :)

Frida'nın Çiçeklerini bitirdiktren sonra İstediğiniz motifi istediğiniz yerde kullanabilirsiniz normalde. Yani yüreğinizin götürdüğü yere gidebilirsiniz :) Orijinal yerleştirmeye uygun yapmak isterseniz, bu şablona uygun olarak yerleştirmeniz gerekiyor. 


Birleştirmeyi dikerek yapmak bir alternatif. Fakat ben motiflerin arkasından 1 zincir 1 sık iğne tekniği ile birleştirdim. Yani motiflerin ön yüzü içte kalacak şekilde tuttum ve ilk köşeden başlayarak, 1 sık iğne yaptım. ardından 1 zincir çektim, 1 ilmek atlayıp sıradaki ilmeğe sık iğne yaptım. Son sıralarda sayılara dikkat ettiyseniz köşeler tam denk geliyor. Gelmiyorsa bile siz kendinize göre ayarlama yapabilirsiniz, çok fark yaratmıyor.


Birleştirme işlemi bittikten sonra kenarlarını bir kaç sıra sık iğne yaparak temizliyoruz. Bu süreçte renk ve sıra sayısı sizin tercihinize göre şekillenir. Kısa sıralardaki dilimli görüntüyü korumak için sivri uçlarda 3 sık iğne yapıyoruz. Çukurda kalan kısımlarda ise eksiltme yapıyoruz. Detay fotoğraf yardımcı olacaktır. 
Uzun kenarlardaki yarım motiflerin kenarına sık iğne yaptığımızda, çiçeklerin arasında kalan zincirleri kullanabilirsiniz. O kısım için detay fotoğrafı çekmeyi unutmuşum. Üsteki resmin yardımcı olmasını umuyorum 🙈

 



Birleştirme sırasında çektiğim fotoğrafların yardımcı olacaktır :) 


Bu süreçte sevgili grubumdan Fatma'nın herkese hoş bir sürpriziydi kitap. Böyle anlatımları seviyorum. Sonuna kadar bir olay örgüsü sizi içine alıyor ama sonunda öyle bir şey oluyor ki, tüm hikayeyi yeniden başka bir gözle değerlendirmeniz gerekiyor. 
Yoğun iş temposunda boğulan bir anne, hiç beklemediği bir anda yine zamansız bir iş görüşmesi sırasında tek evladının geçirdiği ciddi bir kaza ile imtihan ediliyor. Oğlundan umut kesilmek üzeredir. Son 1 ayı vardır. Ya alkolik olacak ya umuda tutulacaktır. Umuda tutulan anne için macera başlar. Süreçte yaşanan maceralar ve uyanan evladın hafızasının olmaması....
Hikaye annenin mi yoksa oğlunun mu hikayesi siz karar verin :) 


Kaan Murat Yanık, merak ettiğim bir yazardı. Okuyacak bir dolu kitabım olunca kendi içimde almalı mıyım almamalı mıyım diye düşünüp duruyordum. Hasibe içine doğmuş gibi okumalısın dedi ve kitabı gönderdi.
 İhsan Oktay Anar'la tanıştığım, fantastik olmayan ama büyülü gerçekçiliği olan bir kurgu. 
Tam ortasında deprem maceramız başladığı için elimde çok kaldı. Buna rağmen kurgu insanı içine çekiyor. Yazarın kalemi de insana okuma zevki veriyor. Okumadıysanız tavsiye ederim. 

Şu an elimde Nazlı Kar isimli Japon edebiyatından bir örnek var. 838 sayfalık bir cesameti var. Bu hafta bitirmem zor. Mucize isimli kitap için sunum hazırlıyoruz gençlerle. Ayrıca üzerinize afiyet epey hastayım. Ramazan öncesinde bitirebilmeyi umuyorum. 

Aksiyonun ardı arkası kesilmediği için online olarak katıldığım bir eğitimden sadece bahsedildim ve detay veremedim. Bir sonraki postta o konuyla ilgili notlarımı paylaşmayı planlıyorum. 
Selametle...

Berat Kandilimiz Mübarek olsun.


Selamlar 
Adım adım mübarek Ramazan'a doğru yol alıyoruz.
Aslında bu yazıyı Berat Kandili gecesinde, yurt nöbeti sırasında yazmayı planladım. O geceden bir fotoğrafla başladım ama kısmet değilmiş diyelim. Kandil günü, pansiyon nöbetim vardı. Aynı zamanda -Allah kabul etsin- oruç tutmuştum. Bir grup öğrencim de oruçluydu. Akşam yemeği saatinden bir saat sonra iftarımızı ettik. Gençler yürümek istediler. Normalde belli bir saatten sonra bahçeye bile çıkmak yasak yurtta. Ama o gün Zeynep Hoca da firar kafasında olunca :), okulun alt tarafındaki markete kadar yürüdük gençlerle. Fotoğraf o yürüyüşün sonundan, okul bahçesinden. Aman Ebubekir Hoca duymasın :)) 


Bu ara, tüm akisiyonumuz, üşüyenleri ısıtmak üzerine. Malesef büyük acılardan geçiyoruz, herkesin malumu. Kendimizi rahatlatmanın tek yolu, bölgeye desteğimizi sunmak. Bu bereleri daha ilk günlerde okulumun hazırladığı yardım tırı için örmüştüm.


Tığla örmenin şişle örmeye göre daha hızlı ilerlediğini keşfettiğimden beri tığla örüyorum bereleri. Yurdumuz ilk iki hafta okullar tatil olunca bölgeden gelenler için geçici barınma imkanı verdi. Ayrıca ihtiyaç olabilecek ne varsa toplamaya çalıştık. Yurtta kalmadığı halde, ihtiyaçları için uğrayan depremzedeler de oluyordu. Bu bere şu malesef meşhur Ebrar Sitesinden kurtulan bir ailenin küçük oğlunu ısıtacak artık 





Evde uygun olan tüm iplerle neredeyse bere ördüm. Hepsi de çok şükür, bir yaraya merhem olmak için yola çıktı. 



Tokaların tarifini sevgili Atölye Hobi you tube sayfasından aldım. Antakya'dan gelip, bir süre bizim yurtta kalan iki genç öğretmen hanıma hediye ördüm. 

 

Yurt nöbetim sırasında tanıştık Özge ve Gamze öğretmenlerim ile. Gamze Hoca, en çok da kütüphanesi için üzülüyordu. Benim artık herkesin tanıdığı Sevgi arkadaşımın doğum günüydü. Grup ona pasta parası göndereyim derken abartmayı sevdi. Biz de Sevgi ile beraber kızlara kitap alalım diye düşündük. Hafta sonu buluşup hem sohbet ettik hem de kitaplarını teslim ettik. 
Sadece maddi destek sağlamak yetmez, bu insanların bildikleri dünya alt üst oldu. Onlara dokunmak, yalnız olmadıklarını hatırlatmak çok önemli. 

Kandilden beri güncel de olanlar şunlar. Haberleri takip ediyorsanız, Kayseri'nin iki üç günde bir deprem yaşadığını duymuşsunuzdur. Faylardaki büyük kırılma ve yer değiştirme, Kayseri'ye deprem fırtınası olarak yansıdı. Geçen hafta salı ve cuma sabahı depremler yaşandı. 

Salı günü, İncesu merkezli bir depremdi. Ben okulda ve nöbetçiydim. Son dersteydik. Benim dersim yoktu fakat nöbetim olduğu için okuldaydım. Öğretmenler odasında kitap okuyordum. Bir anda masa kolumun altından kaydı. Gençler aşağıya inmeye başladı. Bölgeden gelen gençler çok perişan oldu kuzularım. duyguları tetiklendi malesef. 

Benim cuma günü dersim yok. Öyle olunca, Ramazan öncesi Sivas'a büyükleri ziyaret etmeye gidelim dedik. Perşembe okul çıkışı yola revan olduk :)) Allahtan yorgunum diye tembellik etmemişim. Cuma sabah Kayseri, o büyük depremlerden sonraki en şiddetli sarsılmasını yaşamış. Sabah 5.29 da şiddetli bir sarsıntı ile uyanıp yine sokağa fırlamışlar.
Uzmanlar 5,5 şiddetine kadar çıkabileceğini söylüyor. 
Bir hafta da iki üç defa sallanır olduk. İnsanların psikolojisi çok kötü. Bu ortamda şımarıklık etmek istemem ama Kayseri'nin ciddi psikolojik desteğe ihtiyacı var. Kiminle konuşsam anksiyete tavan yapmış durumda. Arkadaşın kızı üniversite sınavına hazırlanıyor. Onun stresi de tetikledi ve kız eve giremiyor. Ailecek 15 gündür arabada kalıyorlar.Ddurum bu kadar vahim yani. 

Sivas'tan bugün döndük. Frida Blanket'in eksik motiflerini örüp birleştirdim. Hatta kardeşime hediye bile ettim. :) Bu süreçte iki kitap bitirdim. Üçüncüye başladım. En kısa zamanda onların notlarından oluşan bir post hazırlayacağım. Tabi Allah nasip ederse. 
Selametle.

17 Şub 2023

Miraç Kandilimiz Mübarek Olsun

 

Selamlar

Bir önceki postu okurken, tüylerim diken diken oldu. O gecenin kabusundan buraya kaçmışım. Aklıma ne geldiyse plansız programsız, belli ki hiç düşünmeden yazmışım. Cümlelerim fotoğraf makinası gibi sadece gördüklerimi yazmışım. Hiç duygu yok ifadelerimde.

 Ne hissettiğime daha yeni yeni odaklanabiliyorum çünkü. O an yaşadığımız ve hissettiğimiz tek şey büyük bir korku ve panik haliydi. 😢Yaşananın ne kadar büyük bir yıkım olduğunu bile henüz anlamamıştık. Maraş'ı ve Antep'i biliyorduk sadece. Bir de arabanın içinde oturup, yuva bildiğimiz yerin, korkunç karanlığını ve terk edilmişliğini seyrediyorduk. 


Gece kızımın sesiyle uyandım. Onun odasındaki perdenin boncukları kitaplığın demirine çarpmaya başlayınca çocuk uyanmış tabi. "Anne deprem oluyor diye seslendi" Tatbikatlar bende işe yaramış. Başta çok sakindim İndim yataktan ve "çök kapan" taktiğini uyguladım. Fakat, çok şiddetli bir şekilde sallanmaya devam ediyorduk. Uzayan her saniye ben de paniğin seviyesini yükseltti. "Bitmiyor, bitmiyor" diye çığlık attığımı hatırlıyorum. Eşim ayakta, bir  bana bir kızıma doğru koşmaya çalışıyor... "Sakin ol Zeynep" diye sesleniyordu. Ama sallantı durmadığı için ben hiç bir şekilde sakinleştiremedim kendimi. 
Bana bir ömür gibi gelen süreden sonra durdu. O an şok halinde ayağa fırladım. Kızım Vanilya Hanım'a koştu. Çıkalım diye konuşurken yeniden başladı sarsıntı. Bu artçı diyor aklım ama az önce yükselen nabzım ve panik halim aklıma isyan halinde dolapların arasında oturdum. İlk baştaki o "çök kapan" manevraları falan hak getire... Yüksek sesle salavat çekip, dua ettiğimi hatırlıyorum. Kimseyi duymadım, eşim ve kızım neredeydi hatırlamıyorum bile. 
Sarsıntı durunca hızlı bir şekilde evden çıktık. Aman Ya Rabbim dışarısı kıyamet. Herkes aşağıda. Arabalara geçip, uzaklaşmaya çalışıyor. Normal zamanda 5 dk. bile olmayan benzin istasyonuna 45-50 dakikada inemedik. 😢
Bu bölgede olmayıp, yardım neden bu kadar geç gitti diyen insanların yaptığı şey hiç kusura bakmasınlar ama ukalalıktan başka bir şey değil. Hava şartlarının ağırlığı ve tek bir yıkım olmadığı halde o gece Kayseri'de yaşadıklarımdan sonra böyle konuşana içimden "kes sesini" demek geliyor. 
Hava aydınlanmaya başladı. saat 7 gibi sakinleştik biraz ve evlerimize geçtik. Kahvaltı hazırladım. Yeni aldığımız arabayla ilgili eşimin sanayide işi vardı. Ustayı aradı. Dükkan açık mı, her şey yolunda mı diye. Usta "gel abi, sorun yok" deyince, eşim çıktı. Biz kızımla haberlere baktık. Yıkımın tahminlerin ötesinde olduğu gerçeğini fark etmeye başladık. Kaygılı ve yorgun oturduk kaldık. 

Sömestr tatilinin son günüydü malum 5 Şubat. Vali Bey bize kar tatili verince gece 2.30'a kadar örgü örüp, kendi kendime 48 saatte hırka bitirme rekabetine girmiştim.


Gece 2.30 da bu paylaşımı yapıp uyumuştum.
 Bir daha bu kadar emin konuşabilir miyim hayatta bilmiyorum. Yatacağım, kalkacağımdan eminim. Üstüne 48 saatim olduğundan da eminim, Hırka bitireceğim o sürede...
Ne büyük gafletler...

Ben zaten eve girip hırkayı görünce kendimle hesaplaşmaya başlamıştım. Neyine güvenirsin, sen bir aciz kulsun tefekkürüne girmeye başlamıştım ama hayattan almam gereken dersler bitmemiş. 
Eşim saat 12'ye doğru eve geldi. Herkes çok korkmuş, çok yorgun tabi. Kızıma, "bir kahve yap da kendimize gelelim" dedi. Çocuğum kahveyi getirdi. İçmeye başladık. Ben son yudumdayım...
 Aman Allah'ım, gece biz sarsıntı yaşamamışız. Geceyi mumla aratan şiddette yeniden sallanmaya başladık. 
 Elimde kahve fincanı, kanepenin dibinde yere attım kendimi. Kızım arkamda. Çocuğum benim ayağıma yapışmış vaziyette. Babamız bizim arkamızda. 
Ben yerde emekleyerek ilerliyorum. O an aklıma gelen tek şey; ev belli ki yıkılacak. Ben biraz ilerleyeyim, kanepe devrilince hepimiz altına sığalım. Bize orada bir yaşam alanı oluştursun düşüncesindeyim. 
Bir yandan büyük bir korku diğer yandan böyle garip strateji geliştirmeye çalışıyorum. İnsan beyni ne ilginç çalışıyor kriz anında. 


Çok şükür yıkılmadı evimiz. Hatta o sarsıntıya rağmen evde hiçbir şey devrilmedi. Fakat evde kalmak ne mümkün. İndik yeniden arabaya. 
Birkaç gün önce benim kullandığım arabayı değiştirmiştik. Yeni arabanın lastik ölçüleri eski arabaya uymadı. O nedenle kış lastiklerini takamadık araca. Diğer aracı çok fazla çıkarmıyoruz karlı günlerde diye ona kış lastiği hiç almamıştık zaten. Evde iki araç var ama hiçbirinde kış lastiği yok. Hava sürekli yağıyor. Sivas'a falan gitmeye cesaret edemedik. Oturduk yol üstünde, arabanın içinde. 
Çaresizlik ne kadar kötü. Kimseyi darda bırakmasın Rabbim.
 Arada aracı ısıtıp, battaniyelere sarılıp oturuyoruz. Vakit geçiyor, Vanilya yanımızda ama hayvanın kumu maması evde. Biz eve girebilecek miyiz o şüpheli. Ne yapalım diye düşünürken, taktik geliştirdik. Üçümüz hızla basamakları çıkacağız (bu arada 8. katta oturuyoruz). 3 dakikada hızlıca bir şeyler alıp çıkacalım diye anlaştık. Zaten korku panik enerjimizi çekmiş. Üstüne benim sol ayağımın aşil tendonu hasarlı. Çıkmak değil ama inmek beni mahvetti. 
Evde çok hızlı aklımıza ne geldiyse çantalara doldurduk. Hayvanın mamasını ve kumunu aldık ve ayrıldık evden.
 O ayrılış beni çok kötü etkiledi. Tüm odaları gezip, Ayetel Kürsü okudum. "Rabbim yuvam sana emanet" dedim ve çıktım. 
Ben hayatımda çok az şeyden bu kadar etkilendim. Tabi ki ölümler, kayıplar yaşadım. Tabi ki üzüldüğüm bir dolu şey oldu ama evimi terk etmek zorunda kalmak, o eve bir daha dönememe korkusu beni mahvetti. 
İnsanın güvenli alanının, bizatihi kendisi tehlike olarak algılanmaya başlayınca insan çöküyor. Caddeye çıkıp eve uzaktan bakmak, kendini orada güvende hissetmediğin için terk etmek zorunda kalmak, yıkılacak mı korkusu yaşamak.... Bunu anlatmaya hiçbir lisan yetmez bence. Empat bir insanım. Hatta bu durumun beni yaraladığı çok şey yaşadım. Kısacası empati kurmam çok kolaydır ama ben şimdiye kadar asla anlamamışım.  Ne Suriye'den göçmek zorunda kalan insanları ne de daha önce yaşanan afetlerde evini yurdunu terk etmek zorunda kalan insanları. Sadece anladığımı zannetmişim.😢
Naçizane tavsiyem, yerini yurdunu kaybetmiş insanlar hakkında konuşmadan önce susmayı deneyelim. Hiçbir acıya benzemiyor evini terk etmenin acısı. Ben babamı kaybettim, çok genç yaşta çok sevdiğim insanları kaybettim. Fakat o evden çıkmak zorunda kalmanın yarattığı travmanın yanında hiç bir şeymiş. Bu maddi olarak evi kaybetmekle de ilgili değil. İnsanın güvenli alanından çıkmak zorunda kalmasının yarattığı acı başka hiçbir şeye benzemiyormuş.


İlk gece hava iyice soğuyunca okulun pansiyonuna geçtik. İki gece orada kaldık. Çevreden korkan herkes gelmişti. Yemekhane evine giremeyen insanlarla doldu taştı. İkinci gece depremzedeler de gelmeye başladı. 
İnsanı ayakta tutan tek şey diğer insana yardımcı olmak. Bu formatta yaratılmışız. Birbirimizle ve mağdur insanlarla ilgilendikçe korkumuz ve paniğimiz yavaş yavaş sakinliğe evrilmeye başladı. Üçüncü günden itibaren evde kalmaya başladık. 

Evde kalmaya başladık ama normal düzene geçmek kolay olmadı. Birbirimizden ayrılmak istemedik. Artçılar devam ediyordu. Gündüz her şey geçti derken yakalandığımız ikinci şok, artçılara olağandan fazla tepki vermemize neden oluyordu. 


Evdeki ilk gecede oturduğumuz yerde sızdıysak uyuduk yoksa uyku falan hak getire. İkinci gece oturma odasındaki kanepelerde uyumaya çalıştık. Yataklarımıza geçmemiz üçüncü geceyi buldu. 

Eve döndüğümüz gün, kahvaltıyı pansiyonda yapmıştık. Akşam yemeğinde evimizdeydik. Yemek masanın etrafında eksiksiz oturmanın ne kadar büyük bir lütuf olduğunu, o masada her bir araya gelmenin, şükredilecek en büyük şey olduğunu anladım. Bildiğimiz ve şükrettiğimiz bir şey normalde ama ilme'l yakin ile hakka'l yakin arasındaki farkı idrak ettiğim zamanlardan geçtim. 


Dertlere derman olmak için çalışmak, insanı iyileştiren bir şey. Bu ara var gücümüzle insanlara destek olmaya çalışıyoruz. Maraş, Kayseri'ye yakın. Çok sayıda insan buraya gelmeye başladı. Onları toparlamaya çalışıyoruz. 


Malesef ilk gece ulaşamadığımı söylediğim arkadaşımı kaybettik. Sevgili Selma rahmete gitti. Bu takımı onun gibi Maraşlı, dünya güzeli bir genç kıza hediye ettim. Onun ruhu için dua etmesi dileğiyle. 😢


Her şerden bir hayır çıkarmak lazım. Bu şerden bana kalan ise insanımıza dair yeşeren umutlarım.
 Öğrencilerimin canla başla yardım faaliyetlerine omuz vermesi çok çok güzeldi. Malatya yolu üzerinde yoldan geçenlere çay çorba ikram etmeye çalışan gençler, gözlerimizi yaşarttı. Bu arada havanın dondurucu soğuk olduğunu hatırlatmadan geçmeyeyim. Bizim okulun pansiyonunda geçici olarak aileler kalıyordu bugüne kadar. Nöbetçi arkadaş; hocam banyo lifi ve ped eksik dedi. Komşulara yazmamla bir saat içinde evin bu malzemelerle dolması bir oldu. 


Bir kaç kişiye ihtiyaçlardan bahsettim. Anında 5 bin liraya yakın para toplandı. Acil ihtiyaçları alıp, 3 bin lira nakit parayı yeni bebekleri olan depremzede ailenin hesabına gönderdik. 
Etrafta, "bize düşman olanın aklına şaşarım diyerek geziyorum"
 Sağda sol da olumsuzluk pompalayan, milletini küçümseyen insanlara kulakları tıkayın bence. Gözlerimle gördüm, Kuvayı Milliye ruhu sapasağlam yerinde duruyor, çok şükür. 


Siyer okuyanlar bilir, 3 yıl süren tecrit yıllarının sonunda eşini ve amcasını kaybeden peygamberimiz o yıla hüzün yılı adını verir. Hüzün yılında peygamberini cemali ile sevindiren, onu miraca yükselten Allah, bize de bu hüzün yılında saatleri değil, günleri, haftayı molozların arasında bu soğukta geçirip ikinci hayatına dönenen kardeşlerimizin sevincini yaşatıyor. 
 Meyvenin bile dalda olgunlaşması için güneşin yakıcılığına ihtiyacı var. İnsan da acılarla yoğrulunca kamil insan mertebesine geliyor. Nemrut'un başı bile ağrımamış dünyada. Hatta eskiler işleri hep yolunda gidince endişelenirmiş. Allah bizden umudu kesti mi bizi niye sınamıyor diye. İmtihan günlerindeyiz. Rabbim, hak üzere sabit kalabilmeyi nasip etsin. Malum öğretmenim, doğru ve etkili sözler sarf edebilmeyi  diliyorum. 
Hepimizin kandili mübarek olsun. 
Selametle...

6 Şub 2023

Büyük Felaketten Online


 


Selamlar
Büyük felaketin köşesinden online bildiriyorum. Bugün gece 04.17'den itibaren hayat kabusa evrildi. 
Bizim evimiz 8. Katta gece korkunç bir sarsıntı ile uyandık. Hatırladığım şey bitmediği...
Subjektif zaman algısı diye bir şey var malum. Normalde kaç dakika sürdü bilmiyorum ama bana bitmeyecek gibi geldi.
Tamam geçti dediğimiz anda bu defa artçısı sarstı bizi. 
Vanilya Hanım'ı sepetine attığımız gibi indik aşağıya. Üç saat kadar dışarlarda kaldık. Hava sürekli yağıyordu.
Cesaret edip eve çıkmamız saat yediyi buldu.


Eve geçtik. Her şey bitti diye düşünüyorduk. Televizyonda yıkılan yerlere bakıp üzülüyorduk. Geçti bitti diye düşünürken öğle sularında geceyi aratan çok daha büyük bir sarsıntı hissettik. Apar topar indik aşağıya. 
 Saat 15.30 gibi çok hızlı bir şekilde eve geçip acil lazım olacak bir kaç malzeme topladık. Vanilya'nın kumunu indirdik ve o saatten beri dışardayız. 


Kar hiç durmadan yağıyor  artçı şokları dışarıda olduğumuz için fark etmiyoruz. Ama Vanilya Hanım sepetinde durmaktan sıkıldı. Arabanın içinde gezmesine izin verdik. 

Şu an saat 20.30. Yağış hala devam ediyor. 
Hava -1.  Eve çıkmaya korkuyoruz. Evin önündeki yolda arabayı park ettik, oturuyoruz. Hava çok soğuk. Az önce  benzin istasyonuna kahve almak için uğradık. Benzinin bittiği, dizel yakıtın da azaldığını söylediler. Çok şükür etrafımızda yıkılan bina yok. Ama eve çıkmaya kimse cesaret edemiyor. 
Kahramanmaraş'ta yaşayan bir arkadaşa ulaşamıyorum. Çok endişeliyim. Dua edelim hep beraber. Allah beterinden korusun.
Şimdilik selametle.