Pages

14 Eki 2021

14.10.2021


Selamlar
Günün konusu, birinden aldığımız ders. 
Ben birinden değil de, bir andan, aldığım dersten bahsedeceğim size. 
Bitlis, Tatvan'da görev yaptığımız yıllardı. 30 lu yaşlarımdaydım sanırım. Polis lojmanlarında oturuyoruz. Lojman tecrübesi olanlar bilir, Yaz döneminde, tayini çıkan arkadaşlar, evleri boşaltır. Temmuz gibi, lojman kuraları çekilir. Dışarıda oturan ailelerden kurada çıkanlar, o evlere taşınır. Bu nedenle her yaz, yeni komşularımız olurdu.  Lojmanın yazılı olmayan normlarından biri de, yeni gelen komşulara, "hoş geldiniz" ziyaretleridir. Eski komşulardan gruplar halinde ziyarete gidilir. 

Senenin birinde, ben memlekette olduğum dönemde, yeni komşular geldi ve ziyaretler başladı. Ben arkadaşlarla konuşurken, beni de bekleyin, diye ısrar ediyorum. Ama bir türlü kısmet olmadı. Benim arkadaş grubu, yeni gelen komşulardan birine bensiz gitmek zorunda kaldılar. Ben nasıl bozuluyorum, kızlara, nazın niyazın bini bir para. 

Neyse, gel zaman git zaman, ben bu, bensiz gidilen komşuyla denk geldim. Aman Allah'ım, kadın benim asla anlaşabileceğim biri değil. İşin kötüsü beni acayip merak ediyor. Ben o gün kadına gitseydim, kesin sıklıkla bana gelirdi ve bana ciddi bir sınav olurdu. Ben ilk adımı atmadığım için kadın buna cesaret edemedi, bana hiç gelemedi. 

İşin özeti, bir şey olmuyorsa vardır bir hikmeti, dedim o saatten sonra. Olmayan şeyler için, ne kendimi ne çevremi üzmedim. 
Yarın görüşürüz, selametle...

13 Eki 2021

13.10.2021

 


Selamlar. 
Günün konusu, bugün hakkında serbest yaz, etkinliği. Öyle olunca, günün sonuna kadar bekletip, günlük niyetine yazmaya karar verdim. 

Şimdi sevgili günlük; bugün benim boş günüm yani dersim yok. Oh miss. Boş günlerimde, çarşı pazar işim yoksa, ev moduna alırım kendimi; yani pijama, terlik modu. Bugünde o günlerden biriydi. Güne blogunu, google çeviriyle bile olsa büyük keyifle okuduğum Attick24'ün mandalasını fotoğraflayarak başladım. Dün okul dönüşü örmüştüm. Sevgili Hatice ile, İngilizce bir metin hazırladık. İnstagramda paylaştık. Umarım sevgili Lucy'ye ulaşır. 


Mandala işte böyle görünüyor. 


Günün hobi etkinliği, sevgili Ezgi'nin tasarımı olan motifli kazak. Motiflerini Şüheda başlamıştı örmeye. Eksik var sanırım. Gündemimize aldık. Bitirilecek inşallah. 


Hava güneşli. Öyle olunca bizim balkon, hala oturulabilir oluyor. Koca kişisi ile kahve keyfi, balkon keyfine dönüştü. 


Gün içinde bir ara taze fasulye pişirdim. Fissler düdüklü sağ olsun. 20 dakikada yemek hazırdı. Akşam malum emanet var. Emanet izlerken, alışveriş sırasında alıp unuttuğumuz dondurmaları da hüplettik. 

Motif dikerken, kulağımda müzik olmazsa olmaz. Bugünün keşfi; 


Blog yazmadan önce, ütü işini de hallettim. Yarın nöbetçiyim. şimdi uyku zamanı. Selametle....




12 Eki 2021

12.10.2021


Selamlar
Gel bakalım kendim, bugün seninle ilgili yazacağız :)) Kendimle ilgili 10 özellik, günün konusu. Çok düşündüm ama an itibariyle bir yazı planım yok. Spontane gideceğiz bakalım.

1) Hobilerim var. Özellikle tığ işi farklı işler denemeyi ve bu ürünleri seyretmeyi seviyorum. 
2) Okurum. Kitaplar hayatımın hep içinde çocukluğumdan beri. 
3) Mutfağı seviyorum. İnsanlar yaptığım yemekleri beğenir ama ben mutfakta oldum demem hiç. Fakat cesurumdur mutfakta. Denemekten korkmam. 
4) Normalde sistematik bir tipim ama ara ara dağınıklığım tutar. Ama o dağınıklık içinde bile ne neredir çok net bulurum. Yani dağınıklığım bile sistematiktir :)) 
5) Espri olsun diye yapılan bir dolu şey beni irite ediyor. İnsanların katıla katıla güldüğü çoğu şey bana çok manasız geliyor. Bunun neyine gülüyorlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum. o yüzden çoğu kere sıkıcı olarak nitelendirilirim. 
6) Ortam adamı sayılmam. Köşelerim vardır benim. Ne olursa olsun vazgeçemediğim ilkelerim. Bu nedenle bazen gerginlik yaşıyorum insanlarla. Huysuz olarak algılanabiliyorum. 
7) Çok arkadaş canlısı biri değilimdir. Kendimle vakit geçirmeyi severim. Bir cafeye tek başıma oturup, kendime çay kahve söyleyip, kendimle vakit geçirebilirim. Hatta çoğu insanla geçirdiğim zamandan daha keyifli vakit geçirebilirim kendimle. 
8) Samimi biriyimdir. Tüm duygularımda. Sevgimde, nefretimde, muhabbetimde samimidir. Yapmacık her ortam beni gerer. Kendimi güvende hissedemem. 
9) Aslında eğlenceli biriyim bana göre ama çoğu kere benim eğlence anlayışım ile insanların eğlence anlayışı uyuşmaz. O yüzden ciddi biri olarak algılanıyorum. 
10) İlk gençliğimden beri çok gelişmiş bir dikkatim var. Yani dikkat eksikliği derler ya hani bende tam tersi. Bir şeyi kavramak için odaklanmam gerekmez. Fark etmeden bende kalıcı olabiliyor duyduğum gördüğüm şeyler. O yüzden aynı anda bir kaç işi birden yapabiliyorum. 

Bugünü de yüz akıyla yazdık, şükür. Az sonra diyetisyenime gideceğim. Üç haftadır diyet yerlerde. Bu defa niye bozuyorum niye motive olamadım anlamıyorum ama üç ileri iki geri gidiyoruz. Buna bir çare üretmem lazım 😖 Selametle...

11 Eki 2021

11.10.2021


Selamlar 
Günün yazısı; en sevdiğimiz kitap, hakkında... 

Benim, favori yazarlarımdandır Nazan Bekiroğlu. Özellikle Kuran kaynaklı, hikayeleri son derece güzel anlatır. İlk okuduğum kitabı Yusuf ile Züleyha. La Sonsuzluk Hecesi ise Adem ve Havva hikayesi. Tabi ona eşlik eden Habil ve Kabil hikayesi. Yusuf ile Züleyha'da aldığınız tadın, genişletilmiş halini hemde doya doya hissediyorsunuz. Hocanın nahif anlatımında  şiir tadı var.  Ayrıca öyle cümleler okuyorsunuz ki, altında kalıyorsunuz. Kitabı iki defa okudum. İkisinde de, "lanet olsun işte böyle şeytana oyuncak oluyoruz", demiştim. Bile bile lades dediklerinden. Kartlar aslında bu kadar açıkken, nasıl bu kadar kolay düşüyoruz o tuzaklara.... Bir iç hesaplaşma kaçınılmaz, okuyunca. 

Ben susayım, kitap kendini anlatsın biraz. 

"Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs'tan, Âdem'le Havva'nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem'de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti.  Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım.  Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem'le Havva'nın yanına bir de Habil'le Kabil'i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini.  Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: La.  İlla, dedim.  Bir ömür boyu aradığım hece harfinin La olduğunu bildim." (Tanıtım Bülteninden)

Vicdan, kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil midir?

 
"Ben kadınım" dedi Havva ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum. Sonra döndü Âdem'e, bana dedi bir isim ver varlığım olsun. Bana dedi sen isim ver varlığım senin olsun. Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun. Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın. Bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize bağlasın..

Tanrım, ben şu kutsal ruhla, şu toprak bedene nasıl sığayım?

Baki Allah, Rahman Allah, Sübhan Allah. Ya Allah, dedi sustu. Öyle bir Allah, dedi ki Âdem, Azam isminin sahibi hoşnut oldu.

Buğday ki zahmetti. Hazdı. Sabırdı, çileydi. Meşakkatti, nimetti. Ancak emekten sonra selâmetti. O da kalıcı değil geçiciydi.

Çünkü Havva, "ama" lar olmadan, düz bir cümleye sığmıyordu.

Ve insan ancak dili kadar edeplidir. Bilmediği kelimeler kadar edepli, bildiği kelimeler kadar edepsizdir. İnsan olan her hesabı aşar da bir kendi sözcüklerinin ağırlığı altında ezilir. "

Sana kul ama Senin yarattıklarına Bu üstünlüğüm hatırına. Beni affet. Ey Kelim, ey Kelimelerin Sahibi, Yaratan'ın ismi en büyük isim. Yaratılanda Yaratan'ın ismi. Senin isminin hatırına. Bana verdiğin isim aşkına. Benim adıma. Senin adına. Beni yaratan Sensin. Sen. Kendi hatırına. Rabbim hoş gör beni, yarattığını. "Yaratanımdan ötürü" beni bağışla.

“Âdem, Havva ile, iki dünyanın birleştiği yerde bir araya geldi. Giden Âdem’di ama Havva geldi. Gelen Havva değil, yitirilmiş cennetti.”

Aşk
Cennette bütün sözcükleri öğrenmişti de Âdem ,dünyada Havva'ya her Havva dediğinde güzel sözcüğünü yeniden ezberledi. Her şey aşka aşıkken ,aşkın bir tek güzelliğe aşık olduğunu öğrendi. Galiba bu dünyada aşk arazdı da güzellik cevherdi.

Ben, dedi, Kabil, ateşe bundan daha fazla nasıl düşebilirim? Daha fazla nasıl yanabilirim? Sidre gelince aklıma, her şey gözümün önünden siliniyor. Geriye hiçbir şey kalmıyor. Aşktan büyük emir mi olur? Kabil'in büyüklük sıralamasındaki yanılgı Âdem'i iliklerine kadar titretti. Bir şey Sidre'nin suretine bürünmüş, Kabil'i sürükleyip duruyormuş, fark etti. Âdem'in içinden aşkın bu yanılsamasına dair bir bunaltı geçti. Bu, aşk değil başka bir şeydi. Olur, dedi. Aşkının neyin üzerinde değil neyin altında durduğuna dikkat et. Sıralamana itibar et. Aşkı nefisten o zaman ayırırsın. Nefsinin altında bıraktıkların kadar eksik, üzerine koyabildiklerin kadar fazlasındır ancak. Çünkü aşk küllidir. Bütünler, bir'ler. Ama küll ile cüz arasında mesafe başlayınca, parça bütünün den kopunca hiçbir şey artık eskisi gibi kalmaz. O zaman aşk, aşk olmaz. Ey oğul, aşk deyip de aşkı darıltma. Allah'ın işine karışma.

10 Eki 2021

10.10.2021


Selamlar
Dün bahsettiğim gibi bu ara aile time, benim için :)) Bu yazıyı yine günü kaçırmamak adına, uyanır uyanmaz, kayınvalidemin oturma odasından yazıyorum:))) 
Günün konusu, kardeşlerimiz. 

Biz benimle beraber 4 kardeşiz. 4 kız. Hiç erkek kardeşinin olmadığı ailelerin kendine has bir cıvıltısı vardır. Erkek dünyasının sertliği hele de büyüme döneminde hiç olmaz. Mesela top oynayıp, kafa göz yarıp gelen olmaz eve. Top oynanır tabi ama daha "insani" şartlarda. Hep böyle cıvıl cıvıldır ev. Ergenlik döneminde karga sesini aratır erkek sesleri olmaz :)) Ya da gücünü kontrol edemediği için kardeşine zarar verenler çıkmaz. İşin özeti, daha eğlenceli, daha sağlıklıdır ortam :)) Bir yere gideceksen ve kendi kıyafetlerinden sıkıldıysan, yedek bir gardolap hep vardır :)) Mesela ben bu ziyarette kardeşimin eşarplarının olduğu çekmeceye dalıp, beş tanesini aldım bile :))) 

Dediğim gibi 4 kardeşiz. Ben en büyüğüm. Benim bir küçüğüm, fotoda sırtını gördüğünüz Elif. 42 yaşında. Geçen sene malesef eşini kaybetti. O nedenle ailemin yanına Sivas'a döndü. Anneme yakın bir ev aldık, oğluyla beraber yaşıyor. Çok iç acıtıcı ama insan nelere alışmıyor.

Nasıl denk geldi bilmem ama ben, üç ve dört numara yengeç burcuyuz. Elif terazi. Hayata bakışı, eğlence anlayışı hepimizden farklıdır. Titiz, detayları önemseyen bir insan. Harika sofralar hazırlar. Hiç ummadığınız yerde sizin modunuzu değiştirebilir. Gülerken ağlatabilir, ağlarken güldürebilir. çok renklidir çokkk. 

Üç numara Selvinaz. Adı ile ilgili yaşanan spekülasyonu anlatmadan geçmeyeyim. Babamız hep yurt dışında çalıştı bizim. Kardeşim, babamın Libya'da çalıştığı dönemde doğdu. Hatırlıyorum doğumunu. Hısım akraba, eş dost, annem düşünüp, Şengül adını verdiler. Babam 2 ay sonra gelecek biliyoruz o nedenle nüfus cüzdanı işlemi yapılmadı. Babam beklendi. Babam gelince; Ben düşündüm, kızımın adı Selvinaz olacak dedi. :)) Yani garibim iki aylık isminden istifa edip, iki ay sonra Selvinaz oldu. Hep çok teşekkür ederdi babama. Beni, Şengül olmaktan kurtarmışsın, diye. Adını pek sever de. :)) 

Birde doğum anısı var o daha ilginç. Çocuk halimle bile ilginçliği idrak edip, hiç unutmamışım. Öğle üzereydi, biz arkadaşlarla sokakta oynuyorduk. Babaannem ve yengem bizdeydi. O zamanlar kimsede araba yok. Taksi çağırmak lazım. Aksi gibi herkeste ev telefonu bile yok. Babaannem mahallede oturan akrabalarımızdan birine rica etti. Duraktan taksi getirmesi için. Akrabamız taksiyle gelene kadar, kardeşim doğmuştu. Gelen taksi geri gitti. :)) 

Selvinaz annemle yaşıyor, bekar. Yüksek lisans yapıyor. Yeğenlerinin, tatlış teyzesi. Büyüğünden küçüğüne tüm yeğenlerinin gözdesi. Hatta bu ara Vanilya Hanımın bile gözdesi :)) 

En küçük kardeşim Neslihan. Evli. Çorum'da yaşıyor. Annemin iki çocuğu olan tek kızı :)) Bu yüzden imtiyazlı :)) Şaka bir yana, aramızda 15 yaş olan biri. Ne ara 30 yaşını geçti. İlkokula giden bir çocuğu var, hala aklım almıyor. "Yaşlandım" gerçeğini yüzüme yüzüme çarpan kişi. 

En küçük olmanın tüm avantajlarını kullanmıştır kendileri. Hepimiz onu kardeşten öte evlat gibi benimseyip, sarmışızdır. Hala da öyledir. Ablaları olarak bizi geçin, eşlerimiz bile Neslihan'a karşı ayrı bir sevgi ve merhamet besler. Geçen ay, küçük damat, anne babası covid oldu. Onlara bakmak için memlekete geldi. Tabi sonuçta bulaşıcı bir virüs. Ne kadar dikkat ettiyse de o da kaptı virüsü. Karantinaya alındı. Neslihan, Çorum'da iki küçük çocukla yalnız kaldı. Eşim acayip dert etti. Aynı süreçte, eşimin ailesi de bizim yanımıza geldi, hastane işleri vardı. Gidemedik yanına. Ama her gün arıyor, eşim. Neslihan bir şeye ihtiyacın var mı diye. Damat Bey bile bu imtiyazdan faydalanıyor. Bizim ailenin, aslında en kocaman ama en minnoş, çekirdek ailesi onlar.


Hiranur'cuğumun doğum gününden, taze taze bir foto olsun günün sonu. Bu akşam evdeyiz inşallah. yarın daha relax bir ortamda yazmak dileğiyle, selametle....




 

9 Eki 2021

09.10.2021


Selamlar 
Geçen haftalarda, annem pankreas iltihabı geçirdi. Birkaç gün hastanede kaldı. Gurbet kötü şey. Çok şükür iyi haberlerini aldım ama gözümle görmek başka tabi. Bu hafta müsait olunca, hafta sonu annemlere ziyarete geldik. O nedenle yazı dizisi sekteye uğrarsa diye endişeliyim 😇

Günün konusu; ilk aşkımız. 💝

Gençlik güzel şey. Elbette olmuştur beğendiğim delikanlılar. Ama karşılıklı ilişki yaşama anlamında yaşadığım ilk ve  tek aşk kocam. Yani ilişki yaşamak anlamında ilk aşk. 😊
Dünden beri düşünüyorum, blogda bu konuyu yazacak olunca, hatırlayacağım biri var mı ki diye, inanın hatırlamıyorum. Bende izi kalacak kimse olmamış demek ki. 

Eşimle 27 yıldır birlikteyiz. 20 yaşında denk geldik. hep şükür sebebimdir. Bazen zor bir insan olabiliyorum. 27 yıldır birbirimizi iyi tamamladık. Oldum demek zor iş. Annem anlatırdı, bir kadın 40 yaşına kadar edebimi korudum artık bir şey olmaz bana diyor. O yaştan sonra imtihanı çetin olup, kaybediyor. Bende geçirdiğim 27 yıla rağmen. Allah kaybedeceğimiz sınavlardan korusun bizi ve ilişkimizi, diye dua ederim her zaman.


27 yılın en güzel hediyesi. Artık yetişkin olan bir evlat. Benim minnoş çekirdek ailem. Dünyada da ahirette de birliktelik nasip etsin rabbim. 

Dediğim gibi annemlerdeyim. Bu konu aslında uzun uzun yazmak isteyebileceğim bir konu ama burada bitirmeliyim. Annemle vakit geçirme zamanı şimdi.
selametle....

 




 

8 Eki 2021

08.10.2021

 


Selamlar

Bugünün yazısı, gitmek istediğimiz yerlerle ilgili.

Gezmeyi severim. Bildiğim yerlerde bile farklı mekanları keşfetmek çok heyecan verici. Elbette daha önce görmediğim şehirler ve ülkeler daha fazla heyecan veriyor. 

Nazım Hikmet’in;

En güzel deniz; henüz gidilmemiş olandır.

En güzel çoçuk; henüz büyümedi.

En güzel günlerimiz; henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz; henüz söylememiş olduğum sözdür.

Dediği gibi, henüz gitmediğimiz yerlerim hem merakımızı hem umudumuzu tetikleyen bir yanı var.

Türkiye’de Bursa ve İzmir henüz görmediğim ve en merak ettiğim iki şehir. Bu salgın belimizi büktü yoksa geçen yaz planlamıştık. Ya nasip bakalım.

Dünyada; Kabe ve peygamber efendimizin ravzası görmek istediğim ilk mekanlar. Daha kısmet olmadı. Sonrasında Bosna başta olmak üzere Balkanlar en merak ettiğim coğrafya.

Avrupa’da İspanyada Kurtuba Camii ve İtalya'da Pisa Kulesi görmeyi istediğim yerler. Oraya kadar gitmişken Fas, Casablanka’da gündemime girer büyük ihtimal J

Asya’da; Özbekistan, Semerkand, Buhara görmek istediğim mekanlar. Ayrıca, İran’da Tebriz en merak ettiğim şehir.

 Bugün biraz gecikti yazı. 8 saat dersim var. Perşembe akşamda müsait olamadım yazı yazmak için. Artık ya nasip. J Yarın görüşürüz. Selametle…