Pages

24 Nis 2020

24 Nisan 16/10

Selamlar 
Mübarek Ramazanın ilk günü malum. Ramazanın kendine ait bir ritmi hep vardır zaten. Evde kal günlerinde bile olsak, hızlıca geçip gitti. Normalden daha geç uyanınca, ister istemez trafik sıkıştı :))

Bu ara ciddi ihmal ettiğim bir konu, film seyretmiyordum çok uzun zamandır. Bu yılın başından itibaren bu konuya eğilmeye karar vermiştim. Ama şu an aklıma gelenler daha eski filmler. 

İlk tercihim Yüzüklerin Efendisi olur sanırım. 



Boudguart "Iwill always love you"


Türkler geliyor 


Bir ara sıklıkla seyrettiğim hint filmlerine de bir başlık açalım 
veer zara 


Geç kalmış olamanın psikolojisi ile aklıma ilk etapta gelen bunlar. 
yarın görüşürüz. selametle....


23 Nis 2020

23 Nisan 16/9


Selamlar
23 Nisan 1920, bir milletin, iradesine vurulmak istenen zincire baş kaldırmasıdır. O nedenle milli micadelemizin önemli bir köşe taşıdır. Bu kadar kıymetli bir günü, çocuklarına armağan etmek ancak bizim gibi âli milletlerin yapabileceği bir şeydir. Dünya durdukça dursun 23 Nisan. 
Resimdeki minik, benim en küçük yeğenim. Bizde ondan küçük çocuk kalmadı, herkesler büyüdü :) 


Meydan okumanın 9. günü. Sandviç tarfi, vereceğiz birbirimize.
Sandviç dediğin, pratik olur değil mi hahaha. Bu sandviç, evde kal günlerine özel :)


EKMEK HAMURUNUN TARİFİ
2,5 su bardağı ılık süt
yarım paket yaş maya
1 yemek kaşığı şeker ( şeker tepeleme olmayacak. hatta bir tatlı kaşığı bile koyabilirsiniz. o da tepeleme olmasın) 
1 tatlı kaşığı tuz,
2 yemek kaşığı zeytinyağı
6 su bardağı un 

2,5 su bardağı sütün tamamını süt koymak zorunda değilsiniz. Aynı miktar sıvıyı, süt ve su karışımı da yapabilirsiniz. Maya, şeker ve sıvı karışım, yoğurma kabına alınır. 10 dakika kadar mayanın aktifleşmesi beklenir. Ardından diğer malzemeler eklenip, hamur yoğrulur. Ben, beyaz un ve tam buğday unu karışık bir hamur yoğurdum. Siz dilediğiniz unla yapın. Mayalı hamur yoğrulmayı sever. O yüzden, üç beş dakika yoğurun katlayarak. Sonra mayalanması için sarın. Maksimum 1 saate hamur hazır. 



Hamurun yarısı ile, ekmek pişirdim. Kalan yarısı ile 5 tane bazlama, 5 tane gözleme yaptım. Çok fonksiyonlu bir hamur :))


Gelelim sandviçe, ekmeğimiz son derece yöresel oldu ama sandviç içeriği internatianol :))
Yumuşamış avakado vardı evde. Sandviç'in içeriği, avakado ve yumurta. Avakadoyu birkaç damla limon sıkıp ezdim. Yumurtayı pişirdim. Bazlamanın altına avakado, onun üstüne yumurtayı serip, ekmeği sardım, Oh misss :)) Tavsiye ederim.



 Evde tulum peyniri vardı. Birkaç tanede gözleme yaptım. 3 kişilik evin bazlamasıda, gözlemeside 5 tane olur efendim :))



Korona günlerinden paylaşımlarda çoğaldı. Bugün meydan okumaya ek olarak, onlardan da bahsetmek istedim. Ubuntu bitti. Dedri Uys'ın harika tasarımı. İkinci defa örüyorum. Sonuç yine çok tatmin edici. You tube sayfasında o kadar güzel anlatıyor ki, İngilizce hiç bilmeyen ben bile çok rahat onunla beraber örebiliyorum. Düşünenler hiç durmasın derim.


Benim canım motif grubumun en tatlış elemanı sevgili Neslihan, elimizdeki iplerden motif örüp, diz battaniyeleri yapalım, karantina sonrası belirlediğimiz bir huzur evine gönderelim dedi. çok cazip geldi fikir. Günde 6 tane motif örme görevi verdim kendime. Bakalım iplerim beni nereye kadar götürecek.


Yüzüklerin efendisi serisinin son kitabı, Kralın dönüşü bitti. Şimdi sıra Hobbit'te. Kasedi başa sarmak gibi olacak benim için.



Yarım işlerimden biride bu seccade. Akşam işlemem imkansız. Göremiyorum. Sabahları biraz zaman ayırmaya niyet ettim. Umarım istikrarlı bir şekilde devam edip. bitirebilirim.

Yarın görüşürüz, selametle...

22 Nis 2020

22 Nisan 16/8

Bugün çizgi film kahramanına eşlik edeceğiz. :))

Ya Ezgi kardeş, 45 yaşında bir insan evladıyım. Bebem dersen 20 yaşında. Bizim evde bir yüzyıldır çizgi film seyredilmiyor. Yani gündeme hâkimiyetim sıfır. Artık ne olduysa yürüyelim bakalım.

Çocukken seyrettik tabii çizgi film. Ama şimdiki gibi günde 10 öğün, olmadı you tube sağolsun, modunda değil. Her şey gibi onun da bir zamanı, vakti vardı. Ağır başlı bir şekilde vaktinin gelmesini beklerdik. Bizim sokağımız vardı :)). çıkıp oynadığımız. Mahalledeki annelerden biri çizgi filmin başladığını fark edip seslenirdi. Bizde oyunu bırakır eve koşardık. Tabi biz oyuna, annelerimiz işe güce daldıysa, bazen ortasından, bazen sonundan yakalardık.  Heidi, He-man, Vikingler, Güneşin oğlu Esteban (bu arada babam bile seyrederdi onu ), He-man’in bacısı She­-ra , falan fıstık. Fırsat buldukça bakardık bunlara. 

Ama pazar sabahı yayınlandığından mı nedir, bilmem ( sabahın o saatinde sokağa kim çıksın), Voltran, hiç kaçırmadan seyrettiğim çizgi filmdi. Evde erkek çocukta yoktu, hani bende “erkek gibi kızlardan” pek sayılmam ama nedense çok severdik, kardeşlerimle Voltranı. 


Şimdi ben o robot aslanlarla vakit geçirmek isterdim. Bizim dünyamızında başı en az Arus kadar derde girmiş durumda. Voltranı oluşturup, bencillik, iki yüzlülük, nankörlük, cehalet ve tembellikle mücadele etmek isterdim.

Hadi hep beraber Voltran’ı oluşturalım;
VOLTRAN     VOLTRAN     VOLRTAN

Peki, siz nelerle mücadele edelim istersiniz. 😊
Yarın görüşürüz. Selametle….



Bilmeyenler için kısa bir dipnot:
Voltran, orijinal adı Voltron olan bir Japon animasyon çizgi dizisidir. Yayına ilk defa 1984'te girmiş ve toplam 124 bölüm oynamıştır. Türkiyede'de TRT1 tarafından özellikle pazar sabahları yayınlanmış ve 80'li yılların çocukları arasında kısa zamanda efsaneleşmiştir. Çizgi dizi, evrenin uzak bir köşesinden gelen 5 aslan şeklindeki robotun ve bu robotları kumanda etmesi için eğitilmiş 5 kahramanın evrenden gelen kötülüklerle mücadele ederek Arus gezegenini koruması üzerine kurulmuştur. Aslan robotların her birinin farklı yetenekleri olsa da en büyük özellikleri birleşerek daha büyük bir robot olan Voltran'ı oluşturabilmeleridir.
Pilotlar ve aslanları. 
Keith - Kaptan - Üniforması kırmızı - Siyah aslan - Kafayı oluşturuyor. 
Lance - 2. Adam - Üniforması mavi - Kırmızı aslan - Sağ kolu oluşturuyor 
Pidge - Teknik Adam - Üniforması yeşil - Yeşil aslan - Sol kolu oluşturuyor 
Hunk - Koca Adam - Üniforması turuncu - Sarı Aslan - Sol bacağı oluşturuyor 
Allura - Prenses - Üniforması pembe - Mavi Aslan - Sağ bacağı oluşturuyor 




21 Nis 2020

21 Nisan 2020 16/7


Selamlar
Bugün meydan okuma konumuz bir tercih gerektiriyor. Gün batımı ya da gün doğumu. Tercih konularımız bunlar.

Benim için inanılmaz zor bir konu. Dünden beri düşünüyorum. Balkonumdan, mutfak camından rengarenk, doya doya seyrettiğim gün batımını mı tercih etmeliyim, yoksa sabahın o ilk saatlerinde solumaktan hoşlandığım havayı mı tercih etmeliyim çok kararsızım.

Benim evim batı cephede. Manzarayı kesecek binada yok önünde. O nedenle bulaşık yıkarken bile görsel şölen seyredebiliyorum. Bazı günler profesyonel fotoğraf makinası almadığıma kızıyorum hatta. 😊 
Ama benim tercihim sanırım, gün doğumlarında yaşadığım yenilenme hissi olacak.

Sabah erken kalkanlardanım. Gün doğumlarının, kışın ayrı, yazın ayrı güzel bir havası var bence. Sanki havadaki oksijen bile farklı. Sabahın ilk saatlerinin yaşattığı his, insanı gün içinde karşılacağı her şeye hazırlıyor, tazeliyor bence. Fırsatı olanlar kaçırmasın derim.


Özetle, ben gördüğüm güzelliği değil, hissettiğim tazeliği tercih ediyorum ve gün doğumu diyorum 😊



Yarın görüşürüz, selametle….

20 Nis 2020

20 Nisan 2020 16/6



Selamlar
Meydan okuma ilk yarısına yaklaşıyor. Düzenli yazabilmek, çok güzel. İnsanı ataletten kurtarıyor. Ezgi’ye teşekkür ediyorum, bana çok iyi geldi.

Bugünün konusu; bugünlerde bize ilham veren şeyler.

Malum evdeyiz. Gözlem alanımız daraldı. Ama digital teknolojinin geldiği nokta bize bu daralma hissini yaşatmıyor. Gerçi insanlar uzun süredir dışarıda olsa bile, sadece ekranlara bakarak yaşadıkları için, çok fark etmemiş olabilirler, bu daralmayı. Yanımızdan gelip geçen mevsimleri, insanları, olayları hiç görmeden, sosyal medyanın ve ekranların bize sundukları ile yaşamaya başlamıştık, uzun süredir zaten. Birileri yaşıyor, tecrübe ediyor, okuyor, bizde seyrediyorduk. Belki de bu süreç bize hayatı izlemenin değil, yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatır. Umarım nasip olur, çıkarsak kapılardan bu defa daha önce yaptığımız şeyleri bırakır, artık hayatımızı gerçekten yaşamaya başlarız.

Benim canım arkadaşım, alt komşum, küçük kardeşim gibi sevdiğim, edebiyat öğretmeni Nafiacığım, ( fotoğrafta en arkada olan sevimli yüz) geçen gün bu "kapılardan çıkma" imgesi üzerine minik bir yazı yazdı. Benim için çok ilham vericiydi.

Yetinmeyi öğrenmiş olarak çıkacağız kapılardan.
Gereksiz şikayetlerimizi unutmuş olarak,
Herkesi olduğu gibi tüm hataları ile severek,
yanında olarak çıkacağız bu kapıdan.
Ertelediğimiz birlikteliklerimize üzülmüş olarak çıkacağız.
Bir anda her şeyin değişebileceğine inanmış olarak.
Şimdinin değerinin farkına vararak,
Gerçek yalnızlığı, sahte kalabalığı, görmüş olarak çıkacağız kapılardan
Toprağın, suyun, karıncanın, arının kıymetini anlamış olarak,
Kapıdan çıkmanın değerini anlamış olarak çıkacağız.

Benim nahif arkadaşım, gönlünü kaleme döktü. İşin esası mesleğimle ilgili, hobilerimle ilgili dikkatimi çeken başka şeylerde oldu. Ama yazının etkisini dağıtmak istemiyorum. Hayata bakışımızı sorguladığımız demlerdeyiz. O yüzden böyle kalsın istedim. Bu arada "Anne" bitti. Sempatik ama cesur hatun. Sevdim tatlı cadıyı. Gerçekten ilham vericiydi. Haksızlık etmeyip, ondan da bir replik paylaşayım. 😊

Hayat hediyelerini bazen en karanlık ve kuytu yerlerde saklıyor.

Sanırım sadece yeterince cesur olanlara, kendini aramaktan korkmayanlara vermek için.





Şimdi aklıma geldi; dün bir arkadaşım paylaşmıştı. Hayatla ilgili bir tüyo 😊

Birine sormuşlar:
Nasıl zengin oldun?
Demiş ki;
Allah verdi, ben ihtiyacı olana verdim.
Allah verdi, ben ihtiyacı olana verdim.
Yarışılır mı o kazandı.  😊 😊 😊

Adı güzel, kendi güzel peygamber efendimiz, Muhammed Mustafa, bir hadis-i Şerifinde;

“Zekat vermekle mal azalmaz” buyuruyor.

Bu zor zamanlarda, bana bu güzel uyarıyı hatırlattığı için son derece ilham vericiydi.

Normalde Nafia’canın yazısından sonra susacağım dedim ama ilk yazımda da dediğim gibi “ders anlatamayan öğretmen sendromu” yaşıyorum. Hoş görün 😊
Yarın görüşürüz, selametle….


19 Nis 2020

19 Nisan 2020 16/5


Kaybolma hikayem :)
Selamlar, şöyle buyurun efendim. size benim neden olduğum, en komik ailece yolunu kaybetme hikayemizi anlatayım. :))
Ben öyle çok kaybolan biri değilim. Her yeri bilirim iddiasında değilimdir. Ama özellikle arabayı ben kullanacaksam ve daha önce gitmediğim bir yere gideceksem, eşimden çok teferuatlı bilgi alırım. Adam polis. Hemen hemen her yeri biliyor çünkü:)
Zaten bizim kaybolma hikayemiz yaşadığımız şehirde değil. Kardeşim Balıkesir Gönen'de yaşıyor. Beş yıl oldu sanırım, Gönen'e gidiyoruz. Arabada kardeşim, oğlu, kızım ve biz varız. Sivas'tan yola çıktık. Epey bir yol malum. Bursa'dan geçiyoruz. yolda tabelalarda bir garip zaten. 12 saatten fazla yol gitmişiz, arabada herkes çok yorgun. ama biz gitmeye devam ediyoruz. Ben bir ara elimdeki telefona daldım. Arabayı eşim kullanıyor tabi. Kafamı telefondan bir kaldırdım, Orhan, İzmir tabelasına doğru dönüyor. Bir heyecan İzmir'i gösteriyor tabela, yanlış gidiyorsun sanırım dedim. Orhan'da "sağolsun, her dediğimi aynı sadakatle yapar gibi" :)))) pat, diye döndü.
Meğer o yol doğruymuş. İzmir tabelasını görünce dönmek gerekiyormuş. O döndüğümüz sapak bizi Bursa şehir trafiğinin içine soktu. Hava nasıl yağmurlu, trafik kilitlenmiş. Bizim Kayseri'de tramvayın dibinden gidersen, sana bir dönüş verir. Meğer Bursa'da vermiyormuş. Bizim hamle yapacağımız tüm kavşaklar yolun diğer tarafında ve üç şerit olduğu gibi arabayla dolu. Önüm, arkam, sağım, solum sobe, saklanmayan ebe durumu var ve biz o an ebeyiz. :)))

Şimdi şunu hayal etmenizi istiyorum. 12 saatten fazla yolculuk yapmışsınız. Yanlış bir yola girdiniz. Hava yağışlı. Şehir trafiği kilitlenmiş. Siz dönecek kavşak bulamıyorsunuz ve mütemadiyen gitmek zorundasınız. Nereye gittiğinizi bilmeden. Veeee en fazla on bilemedin onbeş metre arayla "Gülümseyin Nilüfer'desiniz. yazan bilbordların altından geçiyorsunuz.
Ayyyy korkunçtu. arabadakiler iyi ki bana saldırmadı o gün hahhahaha

Zavallı kızım ve zavallı babası, dalgın annenin gadrına uğradılar. Yanında bonus olarak, kardeş ve yeğende vardı. Hala fotoğraf çekerken kardeşim " Gülümseyin Nilüfer'desiniz" diyerek beni tiye alıyor. Hak edilmiş bir durum, o yüzden ses etmiyorum. :))

İşte budur benim en son kayboluş hikayem.


Bugün sevgili Ezgi'nin doğum günüymüş. Blogundan onu en güzel yansıttığını düşündüğüm fotoğrafı yürütmüş olabilirim. Uamrım bana kızmaz.

Sevgili Ezgi, yeni yaşın sağlık mutluluk huzur getirsin canım. Daha nice güzel yılların olsun. iyi ki doğdun. İyi ki tanıdım seni. Allah'a emanet ol .

Yarın görüşürüz. selametle...

18 Nis 2020

18 Nisan 2020 16/4



selamlar
Bugün yazım geç kaldı. Çünkü bu hatun kişinin doğum günüydü. Akşama kadar, evde ama ful aktivite ile geçti. Buraya oturmadan en son irmik helvası kavuruyordum. Yani dolu dolu mutfak aktivitesi. :)) Şu an su içsek taşacak sanırım. hahahaha
Evlatcığım sağ selamet nice güzel yılların olsun inşallah. Benimde o güzel günleri görecek ömrüm. :)

Bugünün sorusu, evdeki antika veya nostaljik eşyanın hikayesi.


 Bu sehpa ve üzerindeki vazo benim evde hikayesi olan eşyalar.
Sehpanın aynısından babaannemin vardı. Babaannem vefat edince büyük amcamın hanımı otoritesini konuşturdu ve "sehba bende kalacak" dedi. Yani anneme geçemedi malesef. Ben o çocuk halimle bile çok severdim bu sehpayı. Bize kalsın çok istiyordum, ama olamadı. Gel zaman git zaman ben evlendim, gördüm ki aynı sehpadan kayınvalidemde de var. "Büyük gelinler sehpayı alır adeti" var madem. Bu defa sehpa bana kalır diye seviniyorum içimden. ( fena mıyım ne)

Ama benim sevgili kayınvalidem sıklıkla eşya değiştirmesyle meşhur. Birde kendince taktikleri vardır. Evde herkesin bildiği ama kayınbabamın bir türlü çözemediği işaretler vardır. hahahaha
Bir eşyadan sıkıldıysa, helede böyle ufak tefek bir eşya ise, ev dekorasyonunda yavaş yavaş dış kapıya yaklaşır o eşya.
 5 sene oldu sanırım, Sivas'a gittik. Birde ne görelim, benim sehpa evin dış kapısının hemen dibine konulmuş. Üstünde de dekoratif bir tabak, Evin anahtarlarını falan koyuyorlar içine. Eyvah! dedim, sehpa atılacak. Aramızda da resmi bir ilişki var, hayatta isteyemem. Ama kıvranıyorum, bir daha gelişimize sehpa kesin atılmış olur. Ben böyle binbir endişe içinde otururken. eşim "anne sehpadan sıkıldın sanırım, atma bize ver" demez mi... Sevinçten o kadar insanın içinde boynuna sarılacaktım. hahahahaha Özetle, benim babaannemin değil ama kızımın babannesinin sehpası bizde. Boyamamı salık veren çok insan oldu. Ama ben kararsızım. Orjinal haliyle kızıma geçsin istiyorum .

Vazo mu? O işte benim babannemin. Ama, o da yakın zamanda geldi. Büyük amcamın, büyük kızı Menekşe ablamdaymış. 3 sene önce, bir bayram ziyaretinde bana verdi. O eşimden şanslı, çünkü o kadar insan içinde boylu boyunca sarıldım ona. :))))


Kişisel merakım nedeniyle, fincan topluyorum. Başta eski fincanlar diye yola çıktım. Ama şimdi şeklini, desenini, porselenini sevdiğim tüm fincanları topluyorum. Niyetim torunuma bir hatıra bırakmak. Zaten nasipte varsa, bir torunum olursa, ona kalana kadar hepsi eski fincan olacak. :))
İşte böylede pratiğim. hahaha


En sevdiklerimden, tepsiye sığanları, yakından göstermek istedim.


Bunlarda annemin mutfağından aşırdıklarım :))


Neredeyse unutuyordum. Annemin mutfağından aşırdığım şeylerden biride bu tepsi. Kendisi benden büyük olur. Her kullandığımda saygıda kusur etmiyorum. Zaten çocukken, mutfakta iş yapacağım, derken garibi epey hırpalamışım. Kenarlarında bir iki yer hafif eğilmiş. Annem yüzüme vurmadı ama ben tepsiyi görünce hatırladım o sakarlıklarımı. :))

Yarın görüşürüz. Selametle...