Pages

15 May 2021

Bayramımız Mübarek Olsun


Bayramın üçüncü gününden selamlar efendim. 
Malesef kısıtlamalı bir bayramı daha geride bırakıyoruz. demek ki henüz çıkarmamız gereken dersleri çıkarmamışız. 
Madem, bayram yoğunluğu denen şey yalan oldu, madem yapacak şey sınırlı, o zaman oturup blog yazmakta hiçbir sakınca yoktur :)) 


Biliyorsunuz bu tip vintage yakalar bu ara pek popüler. Kendim için pek düşünmemiştim. Kızımda talep etmemişti. Sanırım evden dışarı çıkamıyor oluşumuzun yarattığı, bir "amaann boşver hali" :)). Kardeşcan; "abla bana bu yakalardan örebilir misin" deyince, dikkat alanıma daha fazla girdi. You tube da, uzakdoğulu bir hanım, çok güzel videolar çekmiş. Az sonra bir tanesini buraya da ekleyeceğim. Ondan faydalanıp, ördük bir kaç tane ama sevdim bu işi. Hem zevkli, hem çabuk biten bir iş. Birine elişi bİr hediye hazırlamayı düşündüğümde ilk aklıma gelenlerden olacak artık. 


Renk tercihleri yaka sahibine ait. İpim, üstteki siyah yaka, Alize angora gold, alttaki beyaz yaka, denemek istediğim bir ipti, markasını hatırlamıyorum. Pek hayal ettiğim gibi olmadı. O nedenle sanırım unutmayı tercih ettim :)) Yaka öreceksem angora gold tercih edeceğim sanırım. 


Bu da şimdilik son yakamız. Fakat dediğim gibi ara ara örerim yine ben güzelliklerden. 


İşte bahsettiğim you tube kanalı. Bu tür yakalar dikkatinizi çekiyorsa hazine bulmuş gibi olabilirsiniz. Sesli bir anlatım yok, aksine dingin bir müzik eşliğinde, fakat çok net bir anlatım var. Tavsiye edilir. 


Yetişkin ve becerikli bir kız annesi olunca, amigurumi Frida bebek, anneler gününüz için örülmüş olabilir. :)) Canım kızım beni nasıl mutlu edeceğini biliyor.:)) 


Mayıs başında, instagramdan tanışıp, çok sevdiğim Çiğdem'le birlikte okumaya karar verdik Hanne'yi. 
Normalde ben, kelimelerle oynayan, insanın damağında tat bırakan, eserleri okumayı severim. Fakat son günlerde yaptığım bazı okumalar, sade anlatımın içinde derin ve etkileyici analizlerinde yapılabileceğini gösterdi bana.
 Hikaye, Almanya'daki yaşayan gurbetçi bir ailenin malesef baba kaynaklı, yaşadığı ağır bir dram ekseninde anlatılıyor. Bu dram, ailenin kızı Hanne'nin yetişkin hayatına bir varoluş sancısı olarak yansıyor.
Bahadır Bey, ekrandan bile yansıyan beyefendi kimliğini kitaba da yansıtmış. O ağır dramı acıtasyona sığınmadan kurgulayıp, kitabın kalbi diyebileceğimiz son yirmi sayfaya getirmiş.

Verimli ve arkadaş eşliğinde olunca aynı zamanda zevkli bir okumaydı. 


İşte böyle dostlar, mayıs böyle başladı, böyle devam ediyor. Güneş alan odanın camında, resmen unuttuğum kaktüsün bana hazırladığı sürpriz gibi geçsin hayatlarımız. "Aaaa ben onu sulamayı unuttum deyip", yanına gittim. O bana dikenlerin arasından çiçek hazırlamış :)) 

Anlatacaklarım bitmiş değil. Kadir gecesinden beri, Mescid-i Aksa ve Gazze'de yaşananlar, yürek dağlıyor. 
Ben yeniden diyetisyene başladım. Onlarıda bir dahaki sefere anlatayım size. 
Şimdilik selametle....









 

1 May 2021

Nisan Ayı Etkinlik Yazısıdır.

Selamlar 

Bahar gelmiş neyime modundayım malesef. Hafta içi canlı dersler, hafta sonu kısıtlamalar derken. nisanda geldi geçti a dostlar. Bugün diyetisyen kontrolüne giderken, bu güzelliği görünce bari bu baharın bir anısı kalsın dedim, alacele çektim bir foto. 



 Nisan ayında Azra Kohen, okumaya karar vermiştim malum. Daha önce hiç okumadığım bir yazardı. Benim için farklı bir deneyim oldu. İyi bir aşk hikayesi kurgulamıştı. Keşle sadece o şekilde kalsaydı. O zaman çok beğendim diyebilirdim. Çünkü kalemi gerçekten iyi. Fakat malesef, ideolojik taasublarından kurtulamamış bir ruh. Uzun yıllar tesettürle eğitim görebilmek, mesleğini icra edebilmekle ilgili sıkıntılar yaşamış biri olarak, örtüsünden kurtulan bir kadının yaşadığını özgürlük olarak tanımlaması bana bağnazca geldi. Bunu bir tercih olarak aktarsa hiçbir sorun yok ama özgürlük olarak adlandırması açıkcası rahatsız ediciydi. Ayrıca, "dini daha iyi anlamak için ezanı bile Türkçeye çevirdiler" deyip, bunu olumlayan bir cümle okuduğumda, gözlerime inanamadım. Yanlış anlaşılmasın, yazarın İslamla bir sorunu var diyemem. Çok belli böyle bir derdi aslında yok. Ama geri kalmışlığı, müslümanca tercihleri olan insanlar üzerinden anlatmak, bunların dini doğru yorumlamadığını iddia edip, toptancı bir bakış açısıyla, her türlü dini yapıyı yargılaması insafsızcaydı açıkcası. İyi niyetine inanmak istiyorum, güzel bir kalem, umarım karşısına tıpkı Ayşe Şasa'ya olduğu gibi onu taasublarından kurtaracak birileri çıkar. 

Ben kitap okurken, cümle avına çıkarım. Kitapta altını çizdiğim yerler oldu tabi. Şimdi birini paylaşacağım sizinle ama tamamen spontane. Yani şu an sayfayı açtım ve karşıma çıkan altı çizili ilk cümleyi yazıyorum, alıntı vermek adına. :)) 

......bu çıktığı yolculuktan hiçbir şeyi öğrenmediyse bile hayat ona, kalbini duymayı öğretmişti. Dinleyip dinlememek sadece bir seçimdi. Kalbini duymayan, kalbinin bir sesi olduğunu bile bilmeyen milyonlarcasının arasında kalple konuşabilmek ne büyük bir ayrıcalıktı. Kendini bilmek kalbini duyabilmekle başlardı. 

Bu ay oyuncumuz Tilda Swinton. Ayın başında Ramazan'ın başlaması ve Ramazan'ın kendine has ritmi olması nedeniyle bu ay sadece tek film seyredebildim. Kevin hakkında konuşmalıyız. Uzun zamandır beni böyle sarsan bir film seyretmemiştim. Lohusa depresyonuna giren bir anne, oğluyla ilk andan itibaren sağlıklı bir iletişim kuramamıştır. Bebeklik döneminde, anne ile sağlıklı bir şekilde kurulamayan güvenli bağlanma duygusunun yarattığı yıkıcı etki Kevin ve annesi arasında uçurumu her geçen gün daha da artırmıştır. Belli bir zaman sonra durumun farkın varan anne, babayla bu durumu sağlıklı bir şekilde asla değerlendirememektedir. Çünkü Kevin babasıyla ilişkisinde hiçbir sorun yaşamamaktadır ama tabiki görünüşte. Sonuç Kevin'in neden olduğu çok ağır bir trajedi. 
Bütün ebeveynler mutlaka seyretmeli derim. Film boyunca anne ve baba arasında bir kere bile dile gelemeyen cümlenin filme isim olması da iyi bir ironi. 

Mayıs ayı yazarımız, Jose Saramago
oyuncumuz, Julia Roberts 

Selametle....





14 Nis 2021

Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan


 Selamlar
On bir ayın sultanına, zamanların en güzeline yine kavuştuk Elhamdülillah. Mübarek iki senedir, eski ahenginden farklı, sokağa çıkma kısıtlamaları ile yaşanıyor. Fakat, Allah'ın hikmeti bereketinden, feyzinden hiçbir şey kaybetmiş değil. Size nasıl olur bilmem ama ben Ramazanda soluduğum havanın bile başkalaştığını hissediyorum. Dün sahurda dinlediğim bir hoca, Ramazan insanın kendi ayıdır, dedi. Diğer zamanlarda, hayvanlarla ortak yönlerimiz, gün içinde hep bizimle beraber. Yani, bir yandan insan olma, insan kalma mücadelesi verirken, diğer yandan yeme içme gibi temel canlılık dürtülerine de açık haldeyiz. fakat Ramazanda, uzun saatler boyunca, bu dürtüleri bir kenara bırakınca, insan olma ve insan kalma vasıfları ile daha fazla haşır neşir olabiliyoruz. Aslında yeme içme eylemlerinden tamamen bir vazgeçiş olmamasına rağmen, yani bugün pek çok uzmanın önerdiği, temel iki öğünü tüketmeye devam ediyor olsak bile, aradaki boş vakit, pek çok insani vasıflara zaman ayırmak için yeterde artar hale geliyor. Daha çok okuyabiliyorum, mesela. Ya da daha çok empati yapabiliyorum. Kul olduğumuz bilincini daha fazla idrak edebiliyoruz.  Kısacası, yıl boyu unuttuğumuz pek çok insan olma, insan kalma değerini yeniden hatırlamak için, bize hediye edilmiş, kutlu bir zaman. Mübarek olsun efendim.


Eşimin yeğenin nikahına gittiğimi söylemiştim, hatırlarsanız. çiçeği burnunda çiftimize, anne kız ortak çalışması ile renkli bir paket hazırladık.


Bu Frida'nin çiçekleri beni bayağ sardı. Yine yeniden öresim var. Kıymetli bir can dosta daha öreceğim. bu aralar size Frida'dan kurtuluş yok gibi. 


Bu arada kar durup durup sürpriz yapıyor bize. 11 Nisan günü, sabah uyandığımızda manzaramız buydu :))) 


Hayatlarımızın belirleyicisi haline gelen bir virüsümüz var malum. Kardeşim ve yeğenlerim bir hafta sonu geleceklerdi ki , hem bende hem damat beyde hafif kırıklıklar olunca cesaret edemedik, şükür ben ya da damat bey covit değiliz ama ihtimali bile cesaretimizi kırdı ve hafta sonu buluşma planı suya düştü. Halbuki teyze, yeğen sevme ihtimalinin yarattığı motivasyonla, tatlış kız yeğenine renkli bir hırka örmeye başlamıştı bile. yine bize kargo yolları göründü sanırım. :)) 

Bu arada sevgili Bekir Develi'nin you tube kanalında, geçen sene siyer anlatılmıştı. Ben çok geç fark edince bitirememiştim. Bu sene kendime yaptığım Ramazan günlüğünün bir parçası olacak. Sizlerden de merak eden olursa diye ilk bölümün videosunu buraya ekleyeceğim. tavsiye ederim.


Bereketli, feyizli bir Ramazan olsun hepimiz için. Selametle......


1 Nis 2021

Etkinlik Yazısıdır: Mart Ayı

 


Selamlar
Normalde ayın son günü, etkinlik yazımı yazardım ama dün biraz stres yüklendim sanırım. Gözlerimde yanma ve boğazımda ağrı vardı. Yüz yüze eğitim başladı, okula gidiyoruz. Acaba covid miyim endişesi bende stres yaptı sanırım. Bugün çok şükür daha iyiyim. Henüz test yaptırmadım boğazımda hafif bir ağrı hala var ama öksürmüyorum. Tat ve koku kaybım yok. Bunlar bana moral oluyor. Dışarı çıkmamı gerektiren bir durum da yok pazartesiye kadar, süreci takip edip, ona göre test yaptırmaya karar verdim. Malum hastane ortamı da çok steril sayılmaz. son tahlilde hafif baş ağrılarım olsa da ayaktayım, iyiyim, en önemlisi nefes alışımla ilgili bir sıkıntı yok yani toparlanıp, mart ayının yazsını yazmak lazım :)

Bu ay yazarımız, Ayşe Saşa. Pek çok insan hiç duymadığından bahsetti. Bende kendisi ile ilgili bir farkındalığa neden olmaktan mutlu oldum. Okuduğum kitabı, kendi yaşam hikayesi. Son derece etkileyici, insanı sarsan bir hayat. Pek çok kalıbı yıkan, farklı bakış açıları sunan ibretlik bir yaşam onun ki. 
1941 yılında İstanbul'da dönemin sayılı zenginlerinden birinin kızı olarak dünyaya geliyor. Yabancı mürebbiyeler tarafından büyütülüyor. kolejlere gidiyor. şimdi böyle yazınca nasıl imrenilesi bir yaşam. Kulağa Yeşilçam filmi gibi geliyor. Fakat gerçek tam bir Alfred Hitchcook filmi. Yabancı mürebbiyelerin zalimliğe varan uygulamaları, ebeveynin duruma tamamen kayıtsız kalışı, Ayşe Hanım'ın kendi kişisel özellikleri de eklenince, yetişkin hayatının büyük bir kısmında mücadele etmesi gereken hallüsinasyonlar ve paronaya baş gösteriyor. Yani tipik bir şizofreni hastası. Daha önce Delilik ülkesinden notlar kitabını okumuştum. Orada hallüsinasyonlarından bahsediyordu. Bu kitabı okuyunca zihnimde bazı parçalar daha net yerine oturdu o kitapla ilgili de.
İşin aslı yazmak istediğim çok şey var, kitapla ilgili. Ama toplum olarak kalıp yargılarla düşünmeye meyyaliz. Hiç kimsede önyargı gelişsin istemiyorum. Bu nedenle bir kaç alıntı verip. ısrarla tavsiye etmekle yetineceğim. Kitap biteli bir hafta oluyor, hala ciddi anlamda etkisindeyim. Sorgulamam devam ediyor, diyeyim son olarak. 

"Zavallı ebeveynim o kadar basiretsiz ki her şeyi yanlış yapıyor; insanların gelenekle bağları kopunca her şey kopuyor, dünya ile bağı kopuyor, olup biteni anlayamıyor."

"Türkçeden evvel Almanca öğreniyorsunuz. adı üstünde anadil..... Ben anadilden önce dadıdil öğrendim" 

"O koz helvacı amcanın yolunu bekliyorum, sadece onun geçişini izlemek için gidiyorum, o kapıya. Oradan geçen niye bize benzemiyor. Veya biz neden onlara benzemiyoruz."

"Bizim burjuvazimiz Batılı burjuvazi gibi değil. Ne kültürden ne fikirden nasibini almış bir garabet"

"Yoğun çalışma, ev işi ve senaryolara verdiğim mesai birdenbire çok iyimser yapıyor, hayatımdaki nevrotik sıkıntılardan, geçmişe ait birikimlerden uzaklaştırıyor, beni kendimden kurtarıyor."


Oyuncumuz Charlize Theron; üç filmini seyrettim bu ay. İtalyan işi ilki. Nitelikli bir hırsız ekibiz var. Yaptığım tanıma kendimde gülüyorum şu an. Ama öyle yani Bu ekip içlerinden birinin ihanetine uğruyor. Ekibin en yaşlısı hatta beyni olan, aynı zamanda kızımızın babası, hain tarafından öldürülüyor. Süreç ekibin bu haine dersini vermesi şeklinde işliyor. Tabi ki kızımızda haklı gerekçelerle ekibin bir parçası oluyor. Sevdin mi derseniz eh işte. derim. Bu tarz kaçmalı kovalamalı filmleri seviyorsanız, sizi mutlu edebilir, o kadar. 


Diğer filmimiz Pamuk prenses ve avcı. 
Bildiğimiz hikaye ama bilmediğimiz şekilde anlatılmış. Şeker ponçik prensin onu öpmesini bekleyen, prenses gitmiş, ailesi ve ülkesi adına mücadele eden bir prenses gelmişti. Ayrıca cadının prensin suretine bürünmüş olması da epey ibretlikti. Pek çok açıdan yorumlanabilecek bir hikaye olmuş. seyretmediyseniz tavsiye ederim. 


Kaç kere seyrettim sayısını unuttum :) fırsat bu fırsat dedim yeniden seyrettim. Beni çok etkiler. Eski ama güzel bir film. 

Nisan ayı için yazar Azra Kohen, oyuncu, Tilda Swinton

Selametle......


13 Mar 2021

Sofi Kızı Bitirdim :)


 Selamlar
Yeni yılın ilk günü, yeniden renkli bir işe başlayayım deyip, sophies universe isimli örtüye başlamıştım, hatırlarsanız. Video seyrederek yapmak gerektiği için, ekstra zaman ayırmak gereken bir örtü. O nedenle istediğiniz hızla devam edemiyorsunuz ama sonuç her seferinde başka bir mutluluk oluyor. Bu defa cesurca radikal renk denemeleri yaptım. Sonuç beni mutlu etti. Siz ne dersiniz, olmuş mu? "Bu arada söylemesi ayıp, fotoğraftakilerin ikisini de ben yaptım :))"


Bende durumlar çok benzer devam ediyor ama öğretmenler bilir ki kitlen gençlerse, aynı şeyleri yapsan bile sıkılman mümkün değildir. Sınıf ortamının yarattığı ambiansın yerini, digital mecralar elbette tutamıyor ama katılan çocuklarımla çok verimli zamanlar geçiriyoruz. Ben ara tatil öncesi sınavımı yapabilmiştim ve gördüm ki canlı derse katılan ve benimle irtibatı koparmayan gençler çok güzel notlar aldılar. 
Bu ara sosyal mecralarda, liselerde yapılan sınavlarla ilgili kim olduğu belirsiz tipler tarafından manipülasyon üstüne manipülasyon dönüyor. Belli ki bu işten hiç anlamayan bir grup, yine bir yaygara peşinde. Değerlendirme bizim işimizin en önemli parçası. Biz sınav yapacağız ki öğrencide bizde ne yaptığımızı görelim, eksiğimiz tamımız belli olsun. Bu ekran karşısında geçirdiğimiz zamanların bir anlamı olsun. Bu ekranların karşısına mütemadiyen gelenle, gelmeyenin bir farkı olsun. Emeğin bir değeri, bir karşılığı olsun. Erken kalkanın hastag açıp, sonrada haklı ya da mağduru oynadığı tiyatro ne zamana kadar sürer bilemem ama kabak tadı verdi orası kesin. 

Her ne kadar cemreler düştüysede, karımız, bu sene az muhatap olduk, biraz daha görüşelim dedi ve bahar gelirken bize bir kez daha selam verdi. :))



Ben bir yandan da, 12. sınıflarım için başlayan yüz yüze eğitimime devam ediyorum. Cuma günü okuldan gelirken, evin bahçesindeki kar manzaralarını buraya arşivlemek istedim. Bu sene Erciyes sürekli kapalı olunca kar manzarasına hasret kaldık. Bunlarla idare edelim artık.:) 


Can ekiple birbirimize Frida Blanket motifleri örüyoruz ama bunlar onlara değil. Tatilde Sivas'a gittiğimde eşimin yeğenin, nikahına katıldığımı söylemiştim. Gelin hanıma sürpriz olacak bu defa Fridanın çiçekleri. Yuvaları hep çiçek bahçesi olsun dileğiyle örüyorum, bakalım ne zaman bitecek. 

Bu arada etkinlik için seyretmelere ve okumaya devam siz ne durumdasınız acaba 
Selametle....

28 Şub 2021

Etkinlik Yazısıdır. Şubat Ayı


 Selamlar 
Biliyorum, yine kayboldum. Beni tembelleştiren, uyuşturan bir şeyler var. Henüz çözemedim. Adı depresyon mu bilemem, umarım değildir. Ben depresif bir karakter değilim, girersem nasıl çıkacağımı bilemem, oralarda kalırım Allah korusun. Gördüğünüz gibi, kendimle ve durumla dalga geçebiliyorum, o zaman umut var demek ki. o depresyon beni yine teğet geçecek. 😅 Aslında okuyor, izliyor ve örüyorum ama paylaşmak konusunda genel bir isteksizlik hasıl oldu. Bünye bu kadar ekrana muhatap olmaya alışık değil, ters tepiyor sanırım. 

Şu etkinliği akıl ettiğim gün için, kendime yeniden teşekkür edeyim. İyi ki düşünmüş ve planlamışım. Çok motive edici oluyor. Şubat ayı malum İrvin Yalon ve Kate Winslet ayıydı. 


Yalom'dan tercihim, Bugünü Yaşama Arzusu. 
Ben edebi olarak sanatsal yanı olan, kelimelerle oynayabilen yazarları seviyorum. Normalde zihnim detaycı değildir, daha çok gestaltcı bir kafam vardır. Yani bütüne odaklanırım. Ama okuma zevkim biraz farklı. Her kitapta cımbızladığım, zihnimde tat bırakan tasvirler ve kelime oyunları olsun isterim. Kitap o yönüyle bana çarpıcı bir cümle kurmuş değil. Ama çok yerinde tespitlerle, insan ilişkilerinde ipuçları sunduğu kesin. Farklı ama güzel bir üsluptu, sevdim. 

Ben psikoloji mezunu değilim ama sosyoloji bitirdim. Malum birbiri ile bağlantısı çok olan iki alan, toplum ve birey. O nedenle psikoloji konusunda iki kelam edebilirim diye düşünüyorum. 
Freud, insan kişiliğinin üç parçalı bir bütün olduğunu söylüyor. İd, ego ve süper ego. İd, buzdağının okyanus altında kalan kısmı yani alt benlik. Süper ego ise, sosyalleşmenin ve kültürün etkisi ile gelişen üst benlik, vicdan. Ego ise insanın benliği. İnsan benine, bazen alt ben, bazen üst ben etki eder. Alt benin en bariz dürtüleri, cinsellik ve saldırganlıktır. Üst ben ise bireyin, toplumsal değer yargılarını içselleştirmesi sonucu. büyüme süreci ile oluşur. Alt ben insanın hayvanlarla ortak olduğu yönüdür. 
Şimdi gelelim benim aklımdaki soruya. Kitaptaki kurguda, ya da buna benzer özellikle batı kaynaklı eserler ve filmlerde, insanın alt beninden gelen dürtülerinin bu kadar insan benine hakim olması neden?. Davranışlarında, hayata bakışında, üslubunda bu kadar bariz etki etmesi, özelliklede cinsellik odaklı oluşu nedir?, Neyin sonucudur? 
 Freud'da belirtmiş zaten, egomuza etki eden, bir alt ben olduğu kadar, birde üst ben var. Neden bu kadar, hayvan yönümüz öne çıkmalı. Bence burada sorun, üst beni besleyen kültür. İlahi kaynaklı bir kültürden beslenmeyen bir üst benlik, id karşısında çaresiz kalmakta. Çünkü, insan aklının ürettiği her değer, o güçlü hayvan yönümüz karşısında aciz bence. 
Tin Süresinde Yaradan, insanı en güzel şekilde yarattığını sonrada onu aşağıların aşağısına indirdiğini söylüyor. Alın size işte üst benlik ve alt benlik. İnsan için ilk düşünülen "Ahsen-i Takvim" yani bedenen ve ruhen en güzel hal. Ardından "esfel-i safilin" geliyor, yani aşağıların aşağısı bir hal. Biz iradeli canlılar olarak, karar veriyoruz bu iki halden hangisini tercih edeceğimize. Sonra müjde geliyor, İnanıp, iman eden ve salih amel işleyenler için, mükafat olduğu yönünde. İnsan böyle bir mesajı almaz, ona yüz çevirirse, yalnız olduğunu, kontrol edilmediğini, kaba tabirle dünyaya seyiplendiğini düşünürse, ufku kararmıştır. Işığı göremez, alt benin baskıları daha güçlü bir şekilde hissedilir. 

Kitaptan uzaklaştım gibi görülebilir ama okuduğumda, işte bu mesajdan uzaklaşmış bir grup insanın, terapist eşliğinde bu sancılarına çare aradığını gördüm. Dediğim gibi dikkat çeken tespitler var. Notlar aldım Şimdi birkaç tanesini paylaşacağım sizinle ama okurken onlara dedim, şimdi size diyeyim. İman insanın sadece ahiretini değil, dünyasını da güzelleştirecek tek şey. Allah imanımızdan ayırmasın. 

" Göreli mutluluk üç kaynaktan gelir; kişinin olduğu şey, kişinin sahip olduğu şey, kişinin diğerlerinin gözünde temsil ettiği şeyler. Schopenhauer bizim ilkine odaklanmamızda ve ikinci ve üçüncüye güvenmememiz konusunda ısrar eder. Çünkü o ikisi üzerinde kontrolümüz yoktur."

"Aslında sahip olmanın tersine bir etmeni vardır, sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olmaya başlar."

"... bir şeyi isteriz, alırız, kısa bir süre tatmin yaşarız, bu tatmin hızla sıkıntıya dönüşür, ardından mutlaka bir başka -istiyorum- gelir. Arzuyu doyurarak kurtuluş olmaz......"

Bunlar ve benzeri pek çok güzel tespit var. Kitabı kesinlikle öneriyorum. 


Kate Winslet filmlerinden ilk seyrettiğim, Sil Baştan oldu. Kitapla ilgili uzun yazınca, sıkıcı olmamak adına uzatmayacağım ama insan sadece mutlu olmak için gelmemiştir dünyaya. Acı aslında esas olandır ve en çok terbiye edendir. Sevinci ve hüznüyle, mutlu anlarımız ve kavgalarımızla hayat bir bütün. Bir kısmını sildiğimizde aslında sildiğimiz kendimiz oluruz. 


Düşler ülkesi seyrettiğim ikinci film, pek çok şey söylenebilir aslında ama özetle, eşler arasındaki huzur, birbirlerinin yüzüne bakmalarından ziyade el ele aynı yöne baktıklarında sağlanıyor sanırım.


Uyumsuz; seriyi okumuştum bir zamanlar. Kitabını okuyunca pek filmini seyredesim gelmez benim ama aradan çok zaman geçti bakayım dedim. Malum distopya. Kitap serisi güzel ve sürükleyiciydi. Filmde gayet başarılı. hatırladığım kadarıyla kitapla çok aykırı değil. beğendim. 

Mart ayı için, yazarımız, Ayşe Şasa, oyuncumuz, Charlize Theron

Selametle.....

6 Şub 2021

Annem'e Geldim...

 


Selamlar 
Tatilin ikinci haftasında, sıla-i rahim yapalım dedik ve Sivas'a geldik. Annemi epey özlemiştim. Tatlışım yine bildiğim gibi. Hiç boş durmaz, torununa dantel örtü örüyordu. 💗


Sivas'a kışın gidiyorsanız, kendinizi mavinin ve beyazın her tonuna hazırlayın. fotoğraftan bile üşüten bir soğuk ama aynı zamanda verdiği ferahlık hissi. Ben üşümeyi severim. o yüzden fotoğraf bana soğuktan ziyade, ferahlık veriyor. :) Hatta Sivas merkez umduğumuzdan sıcaktı. Annemlere giderken kızımdan gelen serzeniş, "bu ne biçim Sivas, niye donmadık biz iner inmez" hahahaha. Yooo ailece deli değiliz, azıcık üşümeyi seviyoruz. :))))) 


Sevgili Ezgi'nin destekleri ile Novice Cardigan başladığımdan bahsetmiştim. Bitirdim efendim. İnanılmaz güzel oldu. hiç dikişsiz, mis gibi hem hafif hem sıcacık bir hırka oldu. Ezgi, çok teşekkür ederim canısı 💛


Memlekete geliş nedenlerimizden biri de, eşimin yeğeninin nikahıydı. Düğün, kısmetse haziran sonu gibi. Tayin işleri nedeniyle nikah biraz erkene alındı. 


Bu delikanlı bir yaşındaydı, ben dayısıyla nişanlandığımda. Bizim nişanda, dedesinin kucağında bir fotoğrafı var. İnsan çok duygulanıyor böyle anlarda. Nikah sırasında çocuğunu evlendiren insanların neler hissettiğini net anladım. Bir yandan içinde büyük bir sevinç, bir yandan garip bir burukluk. İlginç bir ruh hali. Çok mutlu olsunlar inşallah. 

Bizim memlekette, "kaynana bohçası" diye tabir edilen bir adet var. Oğlan anneleri, el emeği göznuru, çeyizlik ürünler hazırlar, nişan ve düğün arasında, iki ailenin belirlediği bir zamanda, hısım akrabası ile kız evine götürür bohçayı. Tabi halamızda hazırlamış, gelini için bir bohça. Çok güzel ve özenli hazırlanmış sevgili görümcem. Yeğenini de unutmamış, benim kızım içinde bir paket hazırlamış. Büyük sürpriz oldu bize. Çok duygulandık. Malesef fotoğraflayacak vaktimiz olmadı. Eve gidince çekerim inşallah. 

Kısa tatilimiz, pazartesi bitiyor. Şimdi gidip, kardeşcanlarla bir Kate Winslet filmi seyredeyim. Etkinlik sahibi olmak bunu gerektirir. :))) 
Selametle....