Gözünüzü kapatın ve uçan bir balon olduğunuzu
hayal edin... Yaşamdaki bazı ağırlıklar zaman zaman balonun yani bizlerin
yükselmesini engeller. Peki bu ağırlıklar neler? Hangi yaşantılar, duygular ve
düşünceler var?
Haftanın ağaç ev sohbeti konusu Tante Rosa'dan. Nasıl sempatik ve
rahatlatıcı bir konu bulmuş arkadaş. Teşekkür ederiz.
Veeeee gözümü kapatıyorum, paçama yapışmış beni aşağı
çekenleri görebilmem için rabıta şart. 😊
Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanların devri bu
zamanlar. Aslında bahsi geçen konuyla ilgili, bilgisi ve tecrübesi yok denecek
kadar az ama egosu tavan. O nedenle durmadan konuşuyor anlatıyor. Doğrusunu sen
biliyorsun. Anlatmaya çalışıyorsun. Yok, hayır! Kesinlikle anlamıyor,
öğrenmiyor. Her şey onun düşündüğü gibi aslında, sen bilmiyorsun. Bu netlikte iddia
ediyor.
İşte benim yaşam enerjimi çeken birinci grup bu. Bilmiyor, işin
kötüsü bilmediğini de bilmiyor. Ve ona laf anlatmak zorunda kalınca, insan
uçmayı bırak, nefes bile alamıyor. Ve maalesef o kadar çoklar ki!
Bunların bir de iş üretene yardımcı olmayıp, sürekli laf
üreteni var. Grupla halledilmesi gereken bir iş vardır. Sen çırpınırsın. Öteki; orası olmadı burası olmadı deyip, kafa ütüler. Havalanırken bunlardan da
kurtulmak şart. :)
Sürekli söylenen ve şikâyet edenleri de unutmamak lazım. Müzmin
mutsuzları. Ayrıca yaptığı işleri özensiz yapanları da bırakmakta fayda var.
Ha bir de havalanmak için bir 10 kilo fazlamız var. Ondan da
kurtulmak şart 😊
Selamlar Dolapta, sepette, ondan bundan artmış, bir dolu ve çeşitli türde ip vardı. Örgü yapan herkesin başında malum. Öyle çok düşünmeden, yakıştı yakışmadı derdine düşmeden ördüm peş peşe. Büyük resim fena olmadı sanki siz ne dersiniz.
Bu yıl kendim için aldığım kararlardan biride, ayda en az iki kitap okumak. Ocak ayı tuttu. Şubatta emin adımlarla ilerliyor. Şubatın ilk kitabı bitti. Çok beğendim. Herkes okumalı bence. Hatta yeni okulumda öğrencilerimle bir grup oluşturduk. Kitabı analiz etmek için. İşte birkaç alıntı siz karar verin :) "insanlık onurunu savunmanın ideolojiyi, savunmaktan güzel olduğunu keşfettik." üniversiteye gidip devrimi bilimde yaparak, ülküyü sanata yükleyerek, dini ruhlara yerleştirerek ülkeye çağ atlatıp ileri taşımak yerine çatışmaya giderek ülkeyi geri bırakmak küresel bir oyunun piyonu olmaktan başka bir şey değilmiş." "bir ülkeyi ayakta tutan şey -elbette bana göre- asker değil, zaferler değil, yalnızca ve yalnızca culturadır; gelenek ve sanatla yükselmiş bir culturasus, belki bir sophia, yüce kral."
Pek çok yerde olduğu gibi kar dün akşam bizede geldi. Normalde kar yağışı beni rahatlatır. İzlemesi bile huzur verir. Ama bu defa sabahına kızımın İstanbul yolculuğu olunca gerilmeme neden oldu. Zaten an itibariyle uçuş iptal oldu. bileti akşama revize ettik. Yani gerginliğim geçmedi, hatta uzadı. Ben normalde yolculukları büyütmem zihnimde. Ama malum bu ara kaza bela haberleri o kadar sık geldi ki, böyle konularda tevekkül halinde olan ben bile sarsıldım. Ama dua edip, Allah'a emanet etmekten başka çare yok. Hem "insanı ölümden eceli korur" demişler. -kendini sakin tutma çabaları :) -
Sabah, baba kız havaalanı yoluna düşünce, bende evde gerginliğimi azaltmak için, sevgili smilena'nın instagramda paylaştığı kalbi örme işini edindim. aklımı meşgul etmek için. sonuç güzel oldu. :)) akşam için bir tane daha mı örsem acaba.
Madem gidemedik hadi kahve içelim pozu. :) Bizim burada hava duruldu. Alana uçaklar inmeye başladı gibi duruyor. İnşallah akşama da böyle devam eder. postu okuyan herkes bize dua etsin lütfen. Evlatcığım, sağlıcakla okuluna kavuşsun. Selametle...
Etkinliğin film ayağını da vaktinde seyrettim
yani 31 Ocak’ta 😊 Maalesef yazacak fırsatı yeni buluyorum.
Ben filmleri kitap okur gibi seyrettiğimi fark
ettim. Bir filmin benim yörüngeme girmesi için önce hikayesini sevmeliyim. Bu filminde
çok sevimli bir hikayesi var. Eskiden Göl Evi isimli bir film seyretmiştim, ona
benzettim. Konuyu tam olarak hakim olabildin mi sanmıyorum. Çünkü, uzak doğu
inanç sistemleri ve kültürleri konusunda yeterli bilgiye sahip değilim. Kültürel
unsurların bolca olduğu bir film olunca, tüm yönleri ile kavradığımı söyleyemem
ama hikayesi çok sıcak, duygusu çok insani.
Bugün ikinci dönemi başlattık hayırlısıyla. Bu süreçte
okulumun değiştiğinden bahsetmiştim. Ama eski okulumdaki 10 saat derse devam
edeceğim. Hatta bugün eski okulumdaydı dersim. Yalan yok burasını da ayrı
seviyorum. Kızlarım biraz zor öğreniyor, çoğu kere öğrenemiyor ama çok
tatlılar.
Bugün dersim geç başlıyordu. Sabah spor
salonuna inip yürüyeyim diye düşündüm ama hava o kadar soğuktu ki, duştan sonra
okula gitmekten korktuğum için yürüyüşü okul sonrasına bıraktım. Yeni okulumdan
bir arkadaşla diyet iddiasına girdik. Moda tabirle challenge 😊 baktık başka
türlü motivasyonu sağlayamayacağız. Başka çare kalmadı 😊
Gelelim elişi raporuna;
İki gün sonra eşimin doğum günü. Ona çok
istediği bir şey yapıp, çorap ördüm. Görünce çok mutlu olacak.
Bir de çok büyük emek verdiğim, hangi renkler
bir araya gelsin diye kafa patlattığım çok özel bir çalışmam var. Hahahahahah. Bitince
paylaşırım.
Yılın
ilk günlerinde sevgili Hatice’nin bloğunda denk geldiğim bir etkinlik vardı.
Her ay bir kitap ve bir film, düşünülmüş liste yapılmıştı. Sevgili mor düşlerkitaplığı ve goncanın dünyası düzenlemişti. Beni planlayan, organize olmama katkı
sunan tüm içerikler dikkatimi çeker. Okuma alışkanlığımı disipline edeceğini
düşündüğüm için, şartlar elverdiği sürece katılmaya karar verdim. Bugün yılın
ilk ayının son günü ve ben kitabımı bitirmeyi başardım. Akşama filmi de
izleyeceğim inşallah.
İlk ay
kitabımız, Virginia Wolf, “Kendine ait bir oda” kitabı. Zaten okumak istediğim
bir yazardı. Çok güzel denk geldi. Seçim için arkadaşlara teşekkür ederim. Çok
faydalandım. Notlar aldım. Ufkumu açtı.
Gelelim
bana düşündürdüklerine:
Kitap,
yazarın bir kız okulunda, genç hanımlara yaptığı bir konuşma aslında.
Kadınların edebi eserler üretmesi ya da üretmemesi üzerine bir konuşma. Bir
kere çok iyi hazırlanılmış, yetkin bir metin. Kurmaca yazan ya da yazacak
kadınlarla ilgili doğrudan kendi fikirlerini anlatmak yerine bir kurmaca
hazırlayıp, oradaki Mrs. Seton üzerinde anlatması çok yaratıcı. Erkeklerin ve
kadınların bu konuda sahip oldukları şartları; kendi kurmacasında, Oxbridge
(erkeklerin eğitim gördüğü okul), ve Fernham (kızların eğitim gördüğü okul) okullarında
yenen öğle ve akşam yemeği mönüleri üzerinden çok iyi anlatmış.Erkeklerin okulundaki zengin mönünün yanında
kızların okulundaki mütevazi mönüyü tahmin etmek zor değil. Hayatın kadın ve
erkek cinsine sunduğu şartlar ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi. Çok
kadınca ve nahif, aynı zamanda etkileyici.
Ayrıca
Oxbridge’de yemeğe gitmeden önce nehir kıyısında oturup, düşünen, sonrada
yemeğe gitmek için çim alanda yürümek isteyen kadın karekterimiz, görevlinin
sert uyarısı ile çakıl taşlı yola geçmek zorunda kalıyor. Çünkü çimlendirilmiş
yol, o okulda okuyan öğrencilere ve hocalara ait. Yani erkeklere!!!!!
Kurmaca
yazmak isteyen kadınlara lazım olduğunu söylediği, bu kitabı okuyan herkesin
bildiği o meşhur ifadesi; “kendine ait bir oda ve kendine ait bir para” bence de
çok yerinde bir tespit. Kendine ait para elbette önemli ama ondan daha elzem
olan kendine ait bir oda. Çünkü insanın hele de kurmaca üretecek kişinin
zihnini toparlaması şart. Bir erkek için bu elzem olmayabilir. Ama bir kadın
için hayati önemde. Örneğin ben bu satırları yazarken, “pişirdiğim sütü yoğurt
yapmak için, yeterli oranda soğuyup soğumadığını kontrol etmem gerekmekte.” Ya
da “uyanan eşime kahve yapmak için sütten bir miktar cezveye almalı ve yeniden
ısıtmalıyım.” 😊
Ayrıca
benim de çok şikâyet ettiğim bir konuya dikkat çekiyor. Kadınlar hakkında yazan
ve konuşan genelde erkekler. Yıllarca “kadınlar nasıl giyilmeli, nasıl
konuşmalı, nasıl davranmalı” bu konularda konuşan hep erkekler. Özellikle 28
Şubat döneminde okumak ve çalışmak isteyen tesettürlü kadınlar ne demek istediğimi
çok çok iyi anlayacaktır. Günümüz insanı için yazının bulunması kadar eski bir
tarih ama o dönemin acıların çekenler hala hayatta. Gençler onlarla ilgili
yapılan haber ve belgeselleri seyredebilir. Ne demek istediğimi
anlayacaklardır. Bu konuyu çok uzatmak istemiyorum ama “bu kadına haddini
bildirin” diyen, siyasetçinin nefret dolu gözleri hala aklımda.
Feminist
üslup, biraz saldırgan bir üslup maalesef. O nedenle pek hoşlanmam. Ama Wolf’un
kitabı son derece entelektüel bir tutum sergiliyor. Kitaptan hoşlandığım birkaç
alıntı yapmak istiyorum, bloğumdan kalsın istediğim.
“Bir erkeğin zihninin ağırlığı, hızı, adımları
kadınınkine hiç benzemez. Bu nedenle de bir kadın erkekten dişe dokunur bir şey
öğrenemez.”
“Romanlar çoğunlukla
panzehir değil, uyuşturucu etkisi gösterir.”
“Kadınlar erkekler gibi
yazsalardı. Ya da erkekler gibi yaşasalardı onlar gibi görünselerdi, çok yazık
olurdu”
Bu
cümlenin altına imzamı atabilirim. Erkek olmamak benim şükür sebeplerimden
biridir. Bunu bir hırsla falan söylemiyorum. Erkeklerin yaşamı çok renksiz ve
tekdüze. Bu şekilde yaşamak zorunda olmamak bence şükür sebebi 😊
“Eğitim benzerlikleri değil,
farklılıkları meydana çıkarıp güçlendirmeli”
Bu
cümle beni kalbimden vurdu. Bir öğretmen olarak, okulda ne yaptığımı
sorgulamama neden oldu.
Sevgili
“Wolf’un konuşmayı yaparken sağduyusunu kaybetmediğini anladığım ve kendisine
hayran kaldığım kısım işte burada.
Bu
kitabı okumama vesile olan mor düşler kitaplığı ve gonca teşekkür ederim. dün akşam etkinlik kapsamında filmi de seyrettim. yarın onu da yorumlarım inşallah. Tatil yoğunluğu nedeniyle son güne kaldım. Umarım şubat ayında daha organize olurum.
“Tutamıyorum
zamanı” diyen şarkı nasıl haklı. Geldi gelecek derken 2020 ilk ayını bitirdi bile.
Hadi değerlendirelim o zaman.
Seviyorum;
Ocak yarıyıl
tatilini içine alan bir ay. Hem dinlenme
hem de evladıma kavuşma anlamına geliyor. O nedenle pek severim kendisini. Geliyor
olması bile bir heyecan, bir mutluluk yani. Özetle bu ara sevdiğim şey,
sevdiklerimle doyasıya vakit geçirmek. 😊
Yiyorum;
Ara ara
dikkat etmeyi başardığım dönemler olsa da maalesef, tatilin verdiği rehavet
diyet döngüsünde istikrarı bozuyor. Sivas’a gidince patatesli mantıdan, etli
ekmekten, Sivas Köftesinden yemeden gelinmiyor. Göbek çapındaki milimetrik artışlar
santimetreye doğru gidiyor. Dikkat çanları çalıyor. Size diyeti delmiyorum
dediğim günler, en kısa zamanda gelsin inşallah.
İçiyorum;
Her zamanki
kadar kahve, bu ara vicdan rahatlatmak için yeşil çay. Ve giderek azalan su
içme alışkanlığını yeniden kazanmak için, yeşil elmalı, çubuk tarçınlı detox
suları içmeye çalışıyorum.
Hissediyorum;
Aslında her
şey çok güzel. Çok şükür Rabbime. Ama bu Elazığ’da ki depremde yaşanan kurtarma
operasyonlarındaki duygusal anlardan olacak, bu ara her bir şeye gözlerim
doluyor. 24 saat sonra çıkarılan 2,5 yaşındaki çocuk. Enkaz altında telefonla
konuşan Azize, onunla konuşan Umke gönüllüsü. Bu insan hikayeleri beni duygusal
anlamda çok etkiledi. Kim ne derse desin, medya hangi nobran tipleri gündem
yaparsa yapsın, son tahlilde yurdum insanı gerçekten çok güzel özelliklere
sahip. Artık şu “köpeğin insanı ısırması değil, insanın köpeği ısırması
haberdir” anlayışından uzaklaşsak. Böyle güzel insanları konuşsak. Kötülerle mücadeleyi
adalet sistemi yapsa. Biz güzellikleri görsek ya. Çok mu zor.
Yapıyorum;
Vallaha, bu
ara kimi bulsam başına, pardon ayağına çorap örüyorum😊
Beş şişle
çorap örme, maceram hızla devam etmekte. Yeğenime kardeşime ördüğüm çorapların
resmini bile çekemedim. Sizi bıktırmayım dedim 😊
Ama ne
yapıyorsun sorusunun cevabı, hala çorap örüyorum 😊
Pazartesi okullar
açılıyor. Derse hazırlık yapmak lazım. (Öğretmen ben)
Şu başladığım
iki çorabı bu hafta sonu bitirsem, son videosu kalan sofi karesini örsem. Onları
yastık yapsam. (Hobi sever ben)
Şüheda’nın
son haftası kaldı. Ona biraz yaprak sarması yapsam. Çocuk yurtta yer. (Anne
ben) ve bla bla bla bla bla
Bakalım hangilerini
başaracağım.
Hayal ediyorum;
Yukarda düşündüğüm
her şeyin en geç bir hafta içinde gerçekleşmesini hayal ediyorum. Çok çok güzel
olurdu beeee.
Dinliyorum;
Bir ara
epeyce bloodwood filmi seyretmiştik. Kızlarla bir araya gelince yeniden o güzel
şarkılar ve danslar hatrımıza geldi. Renkli ve oynak havalarla Hint ezgileri ve
dansları popüler şarkılarım. 😊
İzliyorum;
Haluk Bilginer’in
aldığı ödülle dikkatimi çeken Şahsiyet isimli diziyi, kızımla seyredeyim diye
ertelemiştim. Son bölümünü dün seyrettik. Dijital ortamlarda, sokak ağzını çok
rahat kullanmaları insanı biraz iriite ediyor. Ama konun işlenişi, senaryo
derinliği, oyunculuk anlamında gerçekten çok beğendim. Güzel düşünülmüş. Kötü karakter
Cemal’in, burçlarla ilgili yaptığı tespitler mesela çok akıllıcaydı. Polis amirinin,
görevden alındıktan sonraki, güvenlik duygusu ile ilgili yaptığı tespitler
etkileyiciydi. Sevdim.
Okuyorum;
Bu ay iki
kitap okuyabildim. İlber Ortaylı Hoca’dan hayatı nasıl yaşamak gerektiği ile
ilgili tüyolar aldım. Ayrıca blog
etkinliği için Wirginia Wolf, Kendine Ait Bir Oda isimli kitap bugün bitti. etkinlik için bir tanede Film var. Birazdan onu
da seyredip. En kısa zamanda bir yorum yazısı hazırlayacağım.
Blogger ve Youtube hakkında ne düşünüyorsun? İkisi de ayrı sosyal
platformlar olmalarına rağmen Youtube'da daha fazla bir büyüme söz konusu.
Bu durumun nedenlerini
değerlendiriyoruz.
F.Kafka; “İnsanın belli
başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar: Sabırsızlık ve tembellik.
Sabırsız oldukları için Cennet'ten kovuldular, tembelliklerinden geri
dönemiyorlar.” der, Aforizmalarda.
İnsan nefsi
kolaycı. Olabildiğince az efor sarf edip, olabildiğince çok haz alma peşinde. Hem
bu durum sadece günümüz insanı için geçerli değil, her dönem, her çağda bu
böyle olmuş. Ama çağımız bu kolaycılığa fazlasıyla teşne. Hal böyle olunca you
tube, sağladığı görsel ve işitsel ürünlerle, daha kolay tüketilebilmekte. Blogger
ise ciddi bir emek istiyor. Bu da genel tercihin you tube’ dan yana olması
sonucunu doğuruyor ister istemez.
You tube,
benimde kullandığım bir platform. Tabi bir youtuber değilim 😊. Sadece merak
ettiğim içerikleri, seyrediyorum. Örneğin bu ara 5 şiş çorap örme videolarına
bakarak, daha önce denemediğim çorap örme işini geliştirebildim. 😊
Ama anlam
veremediğim o kadar fazla içerik var ki. Mesela yeğenimden gördüğüm kadarıyla,
birileri herkesin ulaşıp, oynayabileceği, dijital oyunları oynuyor. Bu oyunu
oynarken, videosunu çekiyor, çocuklar, oyunu kendileri oynamak yerine, bu
videoları seyrediyor. Ya da yaptığı market alışverişini tanıtan hanımlar. Hatun
kişi, sokağındaki markete gitse ulaşabileceği, fiyatları ve ürünleri
youtuberdan seyrediyor. Bu durumun bir mantığı varsa da ben anlayamıyorum maalesef.
Bloglar
ve içerikleri çoğu kere, insanı okumaya, sorgulamaya, anlamaya sevk ediyor. Bunlar
kolay işler değil. O yüzden you tube ile yarışa girmesi beklenemez zaten.
Sosyal medya platformlarının hepsi, kendi kullanıcı kitlesinin karakteristik özelliğini yansıtıyor sanırım. Bu
anlamda bloglarda kendi kitlesini yansıtıyor tabi ki.
Malumunuz yarıyıl
tatilinde bir öğretmenim. Aslında bir yaz çocuğu olarak, kış aktivitesi denince
aklıma gelen, sıcak evde oturup, mümkünse kar manzarası seyretmektir. Bu sene olduğu
gibi kar bir türlü yağmıyorsa, evde oturup, bilumum sıcak içecek tüketip, kitap
okumak ya da film seyretmektir. İşin özeti evde pineklemektir. Ama annemle
başka şehirlerde yaşıyoruz. Öyle olunca annemi ziyaret etme isteği, tembellik
yapma isteğimin önüne geçiyor. Ve her yıl birkaç günde olsa Sivas’a
mutlaka geliyorum.
Hazır gelmişken
sevdiğim mekânları gezmek güzel oluyor tabi. Bundan daha güzeli, yeni mekânlar
keşfetmek oluyor.
Kardeşimle önce
sosyal medyada keşfettik. Adı hookah90’lar. Mekâna ilk girişte hayal kırıklığı
yaşadık. Sigara içenlere özel duman altı bir yer gibi geldi. Tam çıkacaktık,
görevlilerden birine denk gelip, sigara içilmeyen bölüm var mı diye sorduk ve
bizi bu harika kısma indirdi.
Beğendiğiniz
bir köşeye çekilip, kitabınızı okuyabilirsiniz. Kimse sizi rahatsız etmiyor. Sipariş
için tepenizde dönen garsonlar yok. Siz bir şey söylemek isterseniz,
masalardaki telefonla yukarıyı arayıp, sipariş veriyorsunuz. Girişteki keşmekeş
ve duman altı kısımla alakası bile olmayan, tertemiz bir yer. Burada vakit
geçirmek son derece keyifli. Daha geniş bir vakitte, yeniden uğrayacağım yerler
arasında.
Sevgili Derya
ile çorap örme seferberliği başlatmış gibiyiz. Değişik yöntemlerle çorap örme
denemeleri yapıyorum bu ara. Selmacığımın bloğunda yaptığı açıklama ile 5 şiş
çorap örmeyi denedim. Yılın biten ilk kitabı ile birlikte poz verdik. İlber Hoca’nın
kitabı yer yer beni hiç ilgilendirmeyen konulara da yer verse, genelde severek
okudum. Bazı film önerini not aldım. Bu sene daha çok film seyretmek
istiyorum. Çünkü ciddi ciddi ilgimi kaybetmiştim. Yakalamaya çalışıyorum.
Bu arada
çorabım bitti. Sivas’ın soğuk havasında hizmet vermeye başladı bile J
Sevgili gonca
ve mor düşler kitaplığı’nın başlattığı her aya bir film, bir kitap etkinliği için
Wolf okumaya başladım. Umarım ay sonuna yetiştireceğim.
Pazartesi
günü eve döneceğim. Tatil dediğin kutlu zamanlar bitmek üzere malum. Yeni okul, yeni heyecana hazırlanmak lazım.