Pages

16 Oca 2020

mavi lale'nin hikayesi



Sevgili Deep Tone, bugün beni mimlemiş. Soru, blog yazmaya nasıl başladın? Aslında bende bugünlerde, blog yazması için kızımı ve arkadaşını yüreklendirirken konuşmuştuk bu konuda. Yani güzel denk geldi.
2010 yılıydı. Bitlis’in Tatvan ilçesinden, Kayseri merkeze tayin olmuştuk. İnterneti mesleğim gereği kullanmaya başlamıştık ama şimdiki bir alışkanlığa dönüşmemişti. Yani hala pasta börek yapacaksam, tarif defterine bakıyordum. 😊 
Tatvan’da yoğun bir gerçek sosyal ortamım vardı. İnsanlar ufak ufak facebook falan kullanıyordu ama beni neredeyse hiç cezbetmiyordu.  Hobilerim bile eski anam babam usulüydü. Komşunun kızının sırtındaki kazağı mı beğendim, “dur modelini alayım” modundaydık. Lojmanda konu komşu oturup, uzun kış gecelerinde kazak, hırka, yelek örerdik. Şimdi böyle yazınca; kendimi Yeşilçam filmi anlatır gibi hissettim 😊 😊 . Ama durum ciddi ciddi öyleydi.
Sonra Kayseri’ye geldik. Ben öyle kolayca kaynaşabilen insanlardan değilimdir. Ortamımda değişince kendimi bayağ yalnız hissettim. İnternet o dönemde hayatıma daha fazla girdi. Boş durmaya asla tahammülü olmayan bu bünye, nette hobileriyle ilgili arayışa girdi. Örgü formlarıyla o süreçte tanıştım. O formlarda karşılaştığım arkadaşlarımdan biri, blog açmam gerektiğini, seveceğimi söyledi. Ben öyle çok iyi bir bilgisayar kullanıcısı değildim. Hala değilim. Yaş 45, alanım sosyal bilimler. Okumak konuşmak tartışmak daha benlik konular. Teknik anlamda hala blog acemisiyim. O yüzden başta beceremem ben o işi dedim. Ama arkadaşım beni ikna etti. O dönem Nazan Bekiroğlu’ndan Mavi Lale isimli kitabı okuyordum. Bu arada bayılırım kendisine, kalemine, okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim. Bütün kitaplarını 😊
Bloğumun adı o nedenle Mavilaleden. Başta formlarla paralel paylaşımlar yapıyordum. Ama bu süreçte çok güzel insanlarla tanıştım. Örgüçantam hatice, suzan bucanni, banuca işler. İlk aklıma gelenler. Bu süreçte örgü formları ile irtibatım sürekli devam etti dediğim gibi. Formda hatunların model üstünden didişmeleri, bazen komik olup güldürüyordu.  Bazen irite ediyordu. Ama hobilerim ekseninde çok geliştim. Bilmediğim teknikler denedim, öğrendim.
Ben uzun yıllar facebook'a direndim. Ama instagram beni kopardı bloğumdan 😊 oradaki kolaylık ve hız birkaç zaman beni de etkiledi, yalan yok. Ama blog yazmanın keyfi sanırım hiçbir gelip geçici sosyal ortamda yok. Hala rahmetli Banu’nun bloğuna giriyorum ve her seferinde hem çok şey öğreniyorum hem de bloğu açtığıma şükrediyorum.  Çünkü Banu Allah’ın rahmetine gitti ama bize bıraktığı hoş sedâ halâ bizimle.  
blog açma macerasını bize anlatmak isteyen herkesi okumak çok keyifli olabilir. özellikle bu ara hep beraber çorap ördüğümüz Deryacım, nasıl başladın bu işe... 
selametle...

15 Oca 2020

Pazenlendik :)

selamlar
çok güzel bir gün geçirdim. eski komşum eskimeyen dostum Nazilecan dikiş makinasını kaptı, bana geldi. ve cânımm sepetlerim pazenlendi. :) 




 ekmek sepetini nasıl yapacağımızı bilemedik önce. sonrada gerekirse kolayca çıkarıp, takabileceğimiz bir şey olsun istedik. sonuç nasıl oldu bilmem ama ben sevdim.


bu çekmeceleri kullanmak, artık daha eğlenceli olacak.


pazen artınca eski dantellerle doğaçlama bir kombin yaptık. aslında bu tarz bir tane daha çıkardı. ama artık çok yorulmuştuk. o da bir daha ki sefere inşallah. bir kaç gündür, bu diyet muhabbetine çok uygun beslenirken bugün aşırı tatlı bir ara verdik diyete. :) kurabiye sevgili kızımın marifeti. pasta benim. bu konseptte kahve olmazsa olmaz malum.


birde tabaksız, safiii halini görün istedim. bir yeri hafif eğri olmuş ama varsın olsun dedik. belki bir daha ki sefere onu da söker düzeltiriz. canımız isterse.


bu arada ekşi mayalı ekmek için hamurda yoğurmuştuk. akşama onlarda çıktı fırından. ben biraz yanık seviyorum. yakmadım yani :))

şu an acayip yorgunum. ama değdi. çok verimli bir gündü. nazile ile geçen her gün zaten böyle verimli. bazı insanlar var iyi ki hayatımda dediğim. tatilin yaklaştığı bugünlerde tatille ilgili bir planımın olmadığını fark ettim. bu iki gün biraz düşüneyim üstüne bunun. hadi selametle...

13 Oca 2020

Ağaç Ev Sohbetleri 20



Kul kurar, kader gülermiş. Bu hafta ve gelecek hafta ile ilgili planlar kurup duruyorduk neredeyse bir aydır.
Kardeşim yüksek lisans yapıyor, kızım lisans eğitimi alıyor. İkisiyle de mecburen başka başka şehirlerdeyiz. İkisinin de finalleri geçtiğimiz cuma itibariyle bitecekti, benim dönem sonu işlerim hafifleyecekti ve biz bolca gezip, bir dizi bitirip, hobilerimize ve birbirimize zaman ayıracaktık. Ve ölüm bu soğuk kış gününde, en soğuk yüzüyle gelip, “ey gafiller ben buradayım” dedi. Dayımın hanımı perşembe akşam vefat etti.
Tabi biz apar topar memlekete gidip son görevimizi yerine getirdik. Cumartesi günü akşam eve dönebildim. Sevgili deep tone bana ağaç ev sohbetiyle ilgili konu belirleyebileceğimi söylediğinde, zihnimde dönen tek şey, ölüm ve kayıp üzerine yazmak oldu. Çok sevimsiz bir konu olacak belki ama, katılmak isteyenler ile;
Ölüm kavramı sizin için ne anlam ifade ediyor? Genelde sevdiğiniz bir insanın vefatı, özellikle de annenin vefatı ve hissettirdikleri üzerine yazalım diye düşündüm. Buyurun bakalım benim yazıya…

“Ölümün yüzü soğuk” derdi babaannem. Ölüm herhangi bir durum ya da olay değil. Şahit olduğunuz her vefat, sizin de bir durup, kendinizi sorgulamanıza neden oluyor. Şu yalan dünyada gerçeği, en gerçeği idrak ettiğimiz daha muhteşem bir an yok sanki. Birkaç gün önce, birlikte yiyip içtiğiniz, gülüp eğlendiğiniz insan, mahşere kadar bir daha karşınıza çıkmayacak. Bir daha oturup, bir bardak çay içemeyeceksiniz. Bunun duygusuyla baş etmek çok zor.

İnsan tarihin ilk dönemlerinden beri, sonsuz yaşamın peşine düşmüş. Tarihin ilk yazılı destanı olan Gılgamış Destanı’nda Uruk kralı ölmemenin çaresini arıyor. Ama halk arasında çokça bilinen ve babaannemin dinlediği ilahide dediği gibi ölüme çare yok.
( Gururlanma insanoğlu,
Ölmemeye çaren mi var?
Hazan görmüş bir gül gibi,
Solmamaya çaren mi var?)

Ölüp gideceğimiz, bu kadar net iken, içimizdeki bu sonsuzluk hissi ve arayışı nedendir acaba?
Bence bunu nedeni, aslında ölümsüz oluşumuz. Yunus Emre, pîr’imizin dediği gibi; “ölürse hayvan ölür, canlar ölesi değil”



İnsanın baş etmekte en çok zorlandığı konu; sevdiğinin hele de annesinin vefatı. Çok şükür benim annem yaşıyor. Ama hafta sonu kuzenlerim annesini kaybetti. Dört tane; kendisi anne baba olmuş, yetişkin insanlar kuzenlerim. Ama cuma günü yüzlerinde gördüğüm ifade, “parkta düşüp, dizinizi kanatırsınız.  Acıyla etrafınıza bakarsınız ve o an annenizi göremez, daha çok paniklersiniz. Anneniz elinizden tutup, kaldırana kadar korkuyla etrafa bakar, ağlayamazsınız bile ya” tam olarak öyle bakıyorlardı etrafa. 30 yaşını geçmiş kocaman insanlar, yaralı bir yavru gibiydiler. Çok büyük acı….
Sobalı evde büyüyenler bilir, hani küçük çocuklar sobanın tehlikeli olduğunu akıl edemezler, odadaki en dikkat çekici nesne olarak etrafında dolanır, dokunmak isterler.  Evdeki büyük, kontrollü bir şekilde sobaya dokundurup eline çeker. Eli yanan çocuk bir daha sobaya yaklaşmaz, korur kendini. Ya da ergenlik döneminde, herkese inanıp güvenir, bunu sonucunda üzülür acı çekeriz. İnsanların bir kısmının güvenilmez olduğunu bu şekilde öğreniriz hani. Çocukken yaşadığımız bu bedensel ve psikolojik acılar bizi yetişkinlik yaşantımıza hazırlar malum. Bence sevdiğimiz insanların vefatları da bizi başka bir alemdeki hayatımıza hazırlıyor. Bu acıları çekmeye ve olgunlaşmaya ihtiyacımız var, belli ki.
Babaannemle başladım, onunla bitireyim. “Yavrum ölüme çare yok, Rabbim sıralı ölüm versin” derdi. Şimdi daha çok anlıyorum ne demek istediğini. Onun duası kabul oldu. Allah bize de nasip etsin inşallah, böylesini.
Yine, Yunus Emre pîr’in dediği gibi;
“Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi”

Allah, gençlerimizi korusun. Böyle acılara düşenlerde, sabrını ihsan etsin.

Konu biraz iç acıtıcı oldu ama insan duygu olarak, yaşadıklarının ötesine gidemiyor maalesef.
Selametle…

8 Oca 2020

Ağaç Ev Sohbetleri 19




Sevgili Hatice’nin aktif blog listesi bugünlerde benim kaynağım haline geldi. Madem yeniden blog yazacağız bu işi aktif yapan insanları okumakta takip etmekte fayda var değil mi? 😊,


Bu Ağaç Ev Sohbetleri dikkatimi daha önce çekmişti, ama konunun yakın zaman dost sohbetlerimizle denk düşmesi sanırım ilk defa yazma hissi uyandırdı bende. 

          Kadın ve erkek arasında duygusal* cinsel bir yakınlık olmaksızın gerçek bir dostluk olabileceğine inanıyor musunuz? Olursa nasıl olur? Yakın mı, mesafeli mi? Eğlenceli mi, sıkıcı mı?


Ben bir lisede felsefe grubu öğretmeniyim. Yani kitlem her daim 17. 😊 Böyle olunca gençlerin davranışlarını gözlemek takip etmek benim işim. Tabii insanın hatırları kişiye kıyas imkânı sunabiliyor. Kendi gençlik dönemimizdeki ilişkiler ile bu dönemin ilişkilerini karşılaştırabiliyorsun.

Konuyu başta çok dağıttım ama maksadım yazdıklarımın temelini baştan izah etmekti. Şimdi konuya dönecek olursak, kadın ve erkek yüce yaratıcının, farklı fıtrat özellikleri ve yeteneklerle donattığı ve birbirine eş ettiği iki canlı türü. Neslin devamı anlamında bu canlı türlerinin arasında beşeri bir münasabette şart. (Beşer, deri demek arkadaşlar.) ama insan sadece beşer değildir. Beşerin üstünde bir candır. Bizi biz yapanda zaten işte o candır. Bence cinsiyeti olan, beşerdir. İnsanın cinsiyeti yoktur bu anlamda. Kişiler eğer temiz bir ahlak üzere kendi gelişimlerini devam ettiriyorsa, dostun kadını erkeği olmaz. İnsan ilişkilerinin belirleyicisi bence AHLAK,tır cinsiyet değil.

Başta yaşım ve mesleğim açısından eski ve yeniyi kıyas edebildiğimi söylemiştim.  Biz lisedeyken, kimse sınıf arkadaşlarından biriyle flört etmeyi düşünmezdi. Sınıf arkadaşın şimdinin tabiriyle kankandı. Oğlanın biri rahatsız etse, hemen bizim çocuklara söylememiz gerekirdi. Kendi başımıza halletmeye çalışsak, azar işitirdik. “Biz burda eşşek başı mıyız” derdi, Fatih mesela. 😊

Üniversiteden sınıf arkadaşımla aynı okulda çalıştık, 4 yıl. okuldayken, ortak ödevler yaptığımızda hep aynı grupta olurduk Nuh’la. Şimdinin tabiriyle sürekli partnerdik. Ne üniversite yıllarımızda ne de aynı okulda öğretmenlik yaparken ilişkimiz dostluktan ötesi olmadı. Önce ben evlendim, sonra Nuh. Ne benim eşim ne de Nuh’un eşi bizim dostluğumuzu abes karşılamadı. Ayrıca bizler, aman aman rahat çevrelerin insanı da değiliz. Bildiğin yurdum insanıyız. Hem ben hem Nuh, hem de eşlerimiz. Diyeceğim şu; insan edebine dikkat ettikten sonra, dostun kadını erkeği olmaz. Ama şeytana ve fitneye fırsat verecek, her türlü tutum ve davranıştan uzak durmak şart.

Şimdi lise çağında çocuklar arasında maalesef çok kötü ilişkiler var. Mesela iki kız kavga ediyor. Bir araştırıyorsun, birinin sevgilisinin sosyal medya hesabına diğeri yorum yazmış. Hem de öyle özel bir şey değil, sadece yorum. Tepki inanılmaz. Çünkü, kız ne sevgilisinin ne de o kız arkadaşının ahlakına güvenmiyor. Büyük ihtimal kendisi de benzer bir yöntemle oğlanı tavladı. ( bu da biz yaşlıların anlamakta zorlandığı bir konu. Eskiden kızlar tavlanırdı. Şimdi oğlanlar tavlanıyor. Ahahha. )

İşin özeti, bir kadınla bir erkeğin arasında duygusal ve cinsel anlam içermeden dostluk yapılabilir mi? Bence yapılamaz. Siz karşınızdakine kadın ya da erkek diye baktığınızda, şeytan iş görmeye başlar çünkü. Karşınızdaki “sadece insan” olduğunda, işte o zaman, iki insan arasında gerçekleşebilecek ilişki biçimlerinden biri olan dostluk, elbette mümkün hale gelir.

Bu türden dostluklar, kolay kurulamıyor. Dostluk, ortak ilgi ve merak alanlarına sahip olmayı gerektirir. Fıtrat olarak farklı yaratıldığımız için, bu ortak noktayı yakalamak zor olabiliyor.

Peki böyle bir dostluk “şart mı” diye soruyorum kendime. Farklı bakış açılarını görebilmek için olsa elbette iyi olur. Ama yoksa da çok dert değil yani. Bence biz kadınlar o kadar renkli bir portföye sahibiz ki, erkek bakış açısı bize ne katacak şaşarım 😊

Selametle….





4 Oca 2020

iki şişle çorap nasıl örülür?


selamlar
bir süredir gündem olan çorapları, dilim döndüğünce açıklayacağım. bazı kısımlar için aslında video çekebilsem çok çok iyi olacaktı. ama şartlar müsait değildi. gerçi özellikle dikmeden önceki hali örgü bilenler için epey net aslında. ben anlatmayı becermem, lafı dolandırırsam ürkmeyin, fotoğraflara dikkatli bakın, yeterli olacaktır. yaparken takılan olursa, gönül rahatlığı ile sorabilir. hadi bakalım başlayalım.
MODELİN AÇIKLAMASI 
İp,ören bayan dora, bonbon lüks gibi, dayanıklı iplerden seçilirse, patik daha uzun ömürlü olacaktır. 
şişim 3 numara, eliniz gevşekse 2,5 numara ile örün. sıkıysa büyütmeyin. sıkı örgü patikte iyidir. :) 

 15 ilmek atarak çorabın ucundan başlıyoruz. bir sıra ters örüyoruz.
düz sırada ilmekleri şöyle düzenliyoruz. 4 ilmek düz ör, bir artır. 1 ilmek düz ör, bir artır. 5 ilmek düz ör, bir artır. 1 ilmek düz ör bir artır. 4 ilmek düz ör. ( artırma işlemini her zaman nasıl yapıyorsanız o şekilde yapabilirsiniz. yalnızca örgünün iki başındaki merkez ilmekleri karıştırmayın o yeter)
arka sırada tüm ilmekler ters örülecek. artırmalar hep ön tarafta.
örgünün iki kenarındaki, sağında ve solunda artırma işlemi yaptığımız ilmeği merkez alıp her ön sırada o ilmeklerin sağında ve solunda artırma yapıyoruz.
bu işlem çorabın ne kadar olmasını istiyorsanız o kadar devam edecek. mesela bu çorap 38 numaraya olur ve 11 defa artırma yapıldı. aşağıdaki kuzulu çorap 37 numaraya olur. 10 defa artırma yapıldı gibi. her numara büyütmek veya küçültmek için bir artırma eksik yada fazla yapmamız gerekir.
bu şekilde çorabın ucu bitti.

artırma işi bitince, ayak kısmını dilediğiniz şekilde yapabilirsiniz. ya beğendiğiniz bir şablonu uygulayın. ya da farklı renklerle çizgiler şeritler yapabilirsiniz. dilerseniz dümdüz de örebilirsiniz.
ben, toplam 28 sıra ördüm topuğa kadar.
aşağıdaki fotoğraf yardımcı olacaktır.
burayı kendi ayağınıza ölçerek ayarlayabilirsiniz.

 28 sıradan sonra çorabın topuk kısmını örüyoruz. topuğu örgünün iki tarafında yarım yarım öreceğiz. dikince tam bir topuk olacak :)
kırmız çorapta ilk merkez ilmeğe gelene kadar 15 ilmek vardı. o kısım bizim topuk oluşturacağımız yer. (yani büyük ya da küçük ördüğümüzde dikkat edeceğimiz yer burası) merkez ilmeklerin ortası ayağın üstü kenarları ayağın altına gelen kısım.
kırmızı çorap üzerinden anlatıyorum. 15 ilmek düz örüp dönüyoruz. arka sıra başa kadar ters. ön sırada 14 ilmek örüp dönüyoruz. arka sırada yine tüm ilmekler ters. bu mantıkla hep bir ilmek eksik bırakarak 7 defe bu işlemi yapıyoruz. topuğun yarısı oluştu.
yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir yer var işte burası için video çekebilsem çok iyi olacaktı ama dikkatli okursanız halledeceğinize inanıyorum.
bu geri dönüşlerde delik oluşmasın diye bir yöntem kullanıyoruz. ilk sıradaki ilmek sayısı ile anlatıyorum. her seferinde yapılacak.
15 ilmek düz ördük, 16. ilmeği örmeden alıp, dönüyoruz. arka sırada örmeden aldığımız ilmeği yine örmeden diğer şişe geçiriyoruz. yalnız ipi ilmeğin etrafından geçirip ters örmeye başlıyoruz.
diğer sırada bu defa 14 ilmek örüp 15. ilmeği örmeden alıp ipi ilmeğin etrafından dolandırıyoruz. her sırada bunu yaparak delik oluşmasını engelliyoruz.
önceki yayınların birinde örgü nihale açıklamıştım. o postta bir you tube videosu var. seyretmeniz faydalı olacaktır.









az önce yaptığımız işlemleri tersinden
yaparak, topuğun yarını tamamlıyoruz.
7 defa yapınca şişin başında 9 ilmek kalacak.
10 ilmek ör dön,11 ilmek ör dön şeklinde simetriyi oluşturalım. bir sonraki ilmeği boş alıp ipi etrafında dolandırırsak, topukta delik oluşmaz. bu ayrıntıyı unutmayalım.



















topuğun yarısı tamamlanınca örmeye devam edip, diğer başa geliyoruz. aynı işlemleri bu taraftada tekrarlıyoruz. bu şekilde topuk tamamlanmış oluyor.









topuklar tamamlandığında çorabın boğaz kısmı yine tamamen sizin tercihinize göre şekillenir. istediğiniz uzunlukta ve desenle örebilirsiniz.
dilediğiniz uzunluğa gelince, 13-15 sıra lastik örüp, tamamlıyoruz.
yanda çorabın dikilmeden önceki hali var. örgüyü iyi bilenler için zaten her şeyin özeti gibi :)


çorabı dün bitirdim ve sabah kar bana sürpriz yapmıştı. ;)



bugün gayret edip, kuzuların sessizliğini de bitirdim. dışarıda biraz yürüyüş yapalım demiştik. bacaklarım soğuktan morarmış resim çekinince fark ettim. :))

gerçi pinterest çok iyi bir kaynak ama ben kullandığım şablonları da buraya ekliyorum. çorapların aynısını yapmak isteyenler için pratik olsun.



umarım yeterince açıklayıcı olabilmişimdir. hayırla kalın efendim.
selametle....

31 Ara 2019

Aralık Nasıl Geçti

selamlar
geldik bir ayın daha son gününe, hatta bir yılın son gününe.:) peki aralık nasıl mı geçti. buyurun efendim. 


Seviyorum:
Bu ara yıllar önce öğrendiğim iki şişle çorap örme konusunda yeni tecrübeler denemeyi seviyorum. Yılbaşı konseptine de uyan😊 kar taneli çoraptan sonra kuzuların sessizliği adını verdiğim modeli denedim. Hatta birkaç tane daha şablon baktım pinterestten. Ama elimde çok yarım iş birikti. Normalde yarım işlerim hep olur. Ama benim kontrolümden çıktığını düşündüğüm anda hobi olmaktan çıkıp, psikolojik baskı aracına dönüşüyorlar. O yüzden, kontrolden çıkmamalı. Çok yakında bu çoraplarla ilgili bir açıklama hazırlayacağım. 😊

Yiyorum:
Aslında yememem gerektiği kadar yediğim bir gerçek. Yeniden kontrolsüz beslenme dönemindeyim bir türlü çıkamadım. Bu beni üzüyor. Ama halledeceğime olan inancım hala kaybolmuş değil. İnşallah ocakta daha düzenli beslendiğim notunu geçebilirim. Ama özel olarak ne yiyorsun derseniz, bu ara leblebi tozlu kurabiye denedim. Yeni favorim. Benim yaptığım şekilde tarifini yazıyorum hem bana arşiv hem size kaynak olması amacıyla. Yapanlara afiyet olsun.

LEBLEBİ TOZU KURABİYESİ
2 su bardağı leblebi tozu
1 su bardağı pudra şekeri
1 su bardağı sıvıyağ
1 çay kaşığı kabartma tozu
Aldığı kadar un

YAPILIŞI
Leblebi tozunu ben Çorum’a kardeşime gittiğimde almıştım. Ama sarı leblebi robottan geçirilip, leblebi tozu elde edilebilir. Un hariç diğer malzemeleri katıp, güzelce karıştırıyoruz. Sonra unu kontrollü bir şekilde ekliyoruz. Ben unu hiç ölçmedim. Aldığım tarifte 1,5 su bardağı demiş ama ben genelde kurabiyelerime unu kontrollü şekilde eklerim. O malum kıvam; kulak memesi yumuşaklığında 😊 bir hamur yoğurdum. Ben ceviz büyüklüğünde bezeler alıp, yuvarladım. Bezelerin ortasına birer tane sarı leblebi koydum, 180 derece fırında, kontrollü şekilde pişirdim.

Eeee pişirdin de nerede foto diyeceksiniz, haklı olarak. Geçen gün kuzenime giderken, son dakikalarda yapıp paketledim. Aceleye geldi, fotoğraf çekemedim.  Ama eşim çok seviyor. Çok yakında yapar resimlerim. Bu ara o kadar yedim ki maalesef aralık ayında yiyorum kategorisinde aklıma başka bir şey gelmedi.

İçiyorum
Özellikle tavsiye edeceğim bir deneyimim olmadı. Kahve yoğunlukta olmak üzere çay ve su. Bunun dışında malum hastalık mevsimi, kendimi kırgın hissettiğim dönemlerde ıhlamur içiyorum.

Hissediyorum
Mutluyum çok şükür. Yıllardır çalıştığım okuldan tayinim çıktı malum. Bu on yılda biriktirdiğim dostlar, bana ayrılık hediyesi hazırlamış. Şık bir bileklik. Zaten görüşmeye devam edeceğim insanlarla ama düşünmeleri beni mutlu etti.

Yapıyorum.
Bir çılgınlık yapıp çiçekli pazenden kendime elbise diktirdim. 😊 Edalı işveli köylü güzeli modunda geziyorum. 😊 ayrıca yeni yıl yazılılarla gelecek. Onlar için hazırlık yapıyorum. Getirilen performans ödevlerini okuyorum. Bu ara iş çoooookkkkk.

Düşünüyorum;
Düşüncelerim bu ara günlük işler üzerine. Planlarımda. Bugün şu sınıfın yarın diğer sınıfın ödevini oku gibi, daha gündelik telaşlarım var. Ama aralık ayında bir dolu pamuk içerikli ip aldım, Dedri Uys’ın Ubuntu adını verdiği battaniyeyi yeniden örme niyetindeyim. Yanı gündemden çok da uzaklaştım sayılmaz. 😊

Hayal ediyorum;
Ah o önünde bahçesi olan minik ev hayali. Karı koca bizi bu ara fena halde sardı. Nasip olur mu, yoksa sadece hayalde mi kalır bilmem ama fena halde kuruyoruz bu işi. Ya nasip diyelim, hayırlısı ise olsun

Dinliyorum;
Bu ara Osman Nevres’in “gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül” şiirine bir kitapta denk gelince, gerek şarkı gerek şiir olarak büyük keyifle dinliyorum. Tavsiye ederim.





 İzliyorum;
Haftalık tek dizim, Vuslat. Onun dışında 20 Aralıktı sanırım, arkadaşla Kadir Doğulu’nun da oynadığı “amiral battı kaçıyorussssss” oyunu Kayseri’ye geldi. Onu seyrettik. Çok eğlendik. Kadir Doğulu, gerçekten çok düzgün bir insanmış. Maşallah, yolu açık olsun. Oyun 1,5 saatten daha fazla sürüyor neredeyse ve ciddi efor sarf etmesi gereken bir rolü var. Tabiri caizse bir buçuk saat boyunca bir oraya bir buraya koşturdu. Oyunun çıkışında, bekleyenler vardı. Ve hiçbirini kırmadı. Herkesle ilgilendi. Yani orada çıkıp; “arkadaşlar, teşekkür ederim geldiğiniz için ama çok yorgunum kusura bakmayın” dese. Herkes anlardı. Çünkü cidden çok yoruldu. Ama O tek tek herkesle ilgilendi. Helal olsun dedim.

 Okuyorum;
Bu ara Alev Alatlı’dan Fesuphanallah okuyorum. Aklına hep hayran olduğum biriydi zaten. Tavsiye ederim.



Ayrıca bu ayın en güzel etkinliği sevgili Zeynep’in başlattığı 1 kart 1 kitap etkinliğiydi. Son anda görüp katıldım iyi ki. Bana tam istediğim gibi yeni bir arkadaş çıkmıştı. Sevgili Özlem. Bu sayede tanışmış olduk. Ona aldığım kitabı kendime de aldım. İnşallah beraber okuyacağız. 😊
Etkinlikte bana kitap alan ise can dostlardan hatice Hem şaşırdım, hem sevindim. Çok teşekkür ederim canım. En kısa sürede okuyacağım inşallah.

Yılın son gününden herkese selamlar sevgiler. Dünyanın gidişatına bakınca pek umutlu olamıyorum maalesef, ama çıkmadık candan umut kesilmez hesabı, inşallah yeni yıl hem dünya için, hem bizim için daha güzel bir yıl olur.
Selametle…


22 Ara 2019

neler birikmiş öyle...

selamlar
yeni bir hafta daha başlıyor. zaman ne garip bir kavram. dünya hayatı için elzem ama bir o kadar da aldatıcı. Kayseri'ye taşınalı 10 yıl oldu. Nazile'yi tanıyalı 9 yıl. Şüheda İstanbul'a gideli 2.5 yıl. bu resimleri yapalı 2 yıl. ama bana neden dün gibi geliyor bunca zaman.
İşte, ""aslolan "an" dır." diyenler. ne kadar haklı. öte yandan "an"ı değerlendirmek, "an"ı yaşamak, denildiğinde, hedonist dünyalılar "an"ı zevk ve sefa ile doldurmak olarak algılayıp zamanla ilgili başka bir yanılgının içine düşüyorlar. 


Bence aslında "değeri bilinen anlar", işin sonunda yorgunluk olsa bile bir şeyler ürettiğimiz anlardır. Aynı zamanda ara ara hayal kırıklıkları yaşasak bile, insanlardan ümidi kesmemek, dost biriktirmek en iyisidir.
Neye niyet, neye kısmet bir yazı oldu. kalan iplerin değerlendirildiği bir battaniyeyi anlatacakken, fotoğraftaki ayrıntılar beni duygulandırdı zannımca. balkon duvarımızı süsleyen tablolar canım kızımın ilk yetişkin yılının hatırası. bizden uzakta geçirdiği ilk yılda katıldığı resim atölyesinde yaptığı resimler. tamam çok profesyonel değil ama manen çok kıymetli.
koltuğun üstündeki battaniye ise 9 yıllık bir dostluğun ete kemiğe bürünmüş hali, günün sonunda ki resimde hikayesini anlatacağım :))


İskender Pala okumak, insanın hem aklına hem gönlüne iyi geliyor. Kalp bitti. zihnimde ve damağımda, muhteşem cümlelerin lezzeti hala çok yeni. tavsiye edilir.


Değerli insanlara "D"

Nahif insanlara "N" işlenir efendim

şaka bir yana, hiç ummadığım şekilde hayatıma giren ve hiç ummadığım şekilde kalbime iyi gelen iki dosta benden hatıra kalsın istedim. sevgili Derya ve sevgili Neşe sizi tanıdığım için çok mutluyum. iyi ki tanıştık. her şey için yine yeniden teşekkürler.


işteeeee günün sonu ve hikayesi;
instagram ve pinterest gibi platformlar, yaratıcı zekalar için acayip ufuk açıcı olabiliyor. bu işlenmiş elekleri o platformlarda görüp, yapmazsam dünyanın sonu gelecek zannıyla  (hahaha ) hemen 3 tane elek aldım. gelgelelim benim yakını görememe durumum işimi cidden zorlaştırdı. gözlük bile yeterli olmadı. elek parladı ve ben hayal kırıklığı ile kalakaldım. 1,5 yıldır falan elekleri nereye koyacağımı ne yapacağımı düşünmekten iyice daraldım. bir aydınlanma anında, benim eski komşum, eskimeyen dostum Nazile geldi aklıma neden olmasındı. benden çok daha genç gözler, benden daha becerikli o eller bu kasnaklara hayat verebilirdi.
benim kasnaklarla başımın dertte olduğu dönemlerde o da evdeki iplere bir düzen vermek istiyor ama tığ işinden sıkıldığından tecrübesi az olduğundan bir türlü başaramıyordu. hadi dedim hadi, gel güçlerimizi birleştirelim.
sonuç, onun çok sevdiği bir battaniyesi, benim karşısında kahve içmekten keyif aldığım seyirlik bir köşem oldu. yaşasın kadın dayanışması. :))

ben daha fazla oyalanmadan gideyim. o koltuğun başında duran kitabın yarına bitmesi lazım.
selametle...