Pages

6 Ara 2022

Yaşlı Adam ve Deniz


Selamlar
Bugün büyük gündü. okuma etkinliğimizin ikinci sunumunu yaptık. Hemingway'ın Yaşlı Adam ve Deniz kitabını okuyup değerlendirmelerimizi okul grubuna sunduk. Her seferinde en az gençler kadar heyecan basıyor beni de :)) 
Etkinliğimizin içeriği şöyle. Bir grup kuruyoruz. Her seferinde başka gençlerden oluşan. Belirlediğimiz kitabı okuyup kitaptan bize kalanlardan metinler yazıyoruz ve bu metinleri sunuyoruz.
 Sahnedeki dört hanım soldan sağa, Adviye Sena, Nilüfer, Sıla ve Hüsna. 
Hüsna bize kitabı genel olarak özetledi ve Kitaptaki semboller üzerinden yorum getirdi. 
Sıla, kitap ekseninde insan kavramını sorguladı.
Nilüfer, yine kitap ekseninde birey-toplum ilişkisine mercek tuttu. 
En son Adviye Sena ise yaşlılık ve gençlik üzerine bir yazı hazırladı. süreç içinde tüm yazıları paylaşır mıyım bilmem ama şimdi sizinle Adviye Sena'nın yazısını paylaşmak istiyorum. Yazının benimle bir ilgisi yoktur. öğrencimin kalemindendir. Bitirme konusunda bir tık yardımım dokunmuş olabilir ama gerisi tamamen küçük hanımın kalemi. Bakalım beğenecek misiniz. 

MAVİ ÖYKÜ

Yaşlı Adam ve Deniz, bir diğer adıyla İhtiyar Balıkçı kitabı benim için mavi bir öyküdür. “Mavi öykü” derken bahsetmek istediğim şey mavi renginin temsil ettikleri, yani bir nevi hüzün. Kitabı anlatmak için daha güzel ve uygun bir sıfat bulmak bence imkansız. Kitabın kapağının mavi seçilmesinin nedenini çoğu kişi ismindeki deniz olarak yorumluyordur belki ama benim için bu kapak renginin sebebi “yaşlı” ya da “ihtiyar” kelimesi.

Kitabın en başında bizi karşılayan bir sözle girmek istiyorum bu konuşmaya, o da şu: Neşeli, namağlup deniz rengi gözlerinden başka her şeyi kocamıştı. Bu cümle benim için kitabın başında pek anlam ifade etmese de biraz daha okuduktan sonra geri dönme ihtiyacı hissettiğim bir cümle oldu çünkü okudukça bu kitabın o mavi gözlerden denize açılan bir dünyayı bize anlattığını çok iyi anladım. Aynı zamanda bir şey daha düşündüm, yaşlılık kavramını toplum tam anlamıyla bir mavi hikaye olarak görüyor.

Yaşlılık, toplum tarafından olduğundan çok daha kötü görülmüyor mu? Toplumun bu genel yargısıysa tek tek bireylere sinmiş. Açıkçası ben yaşlılığın kötü olmadığıyla alakalı konuşan, halinden memnun olan ya da yaşlanmaktan korkmayan çok az kişi gördüm. Yaşlandıkça güçten düşüyoruz, bazı kabiliyetlerimiz azalıyor ve bir noktadan sonra öyle hissettiriliyor ki yaşlı bireyler toplumda insanların sırtına bir yükten başka bir şey değil. Ama ben buna katılmıyorum. Yaşlılık olgusu yokmuş gibi davranmak yerine yaşlandığımızı ve de yaşlanmanın, eskimekle aynı şey olmadığını bir an önce kabullenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunu kabullenmek belki zor gelebilir, elinizden bir şey gelmiyormuş gibi hissetmek de çok normal çünkü yaşlılık çoğu insan için ya pişmanlıklarla dolu yaşanmamış bir hayatı ya da bilinmez bir sonu temsil ediyor. Ama her düşünce ya da her his doğru olmak zorunda değil. Mesela yaşlandıkça deneyimlerimizin arttığı ve bilgeleştiğimiz kesin.

Kitabın başında Santiago, yani yaşlı adam, gencin ona yardım teklifini reddedip balık avlamaya çıkıyor ve bu sırada sürekli söylediği bir cümle var: Keşke çocuk burada olsaydı. Zorlandığı bir durum var ve bu durum çok büyük bir balığı çekmek, bu balığı tekneye atacak kadar güçlü değil artık. Oysa genç burada olsa böyle mi olurdu? Gücü yeterdi ve balığı çekerdi. Kitabın yarısından sonra ancak bu düşünceyi bırakmaya başlıyor ihtiyar ve onun yerine şu düşünceyle devam ediyor: Ama çocuk yok. Bir tek sen varsın.

Balık tutmaya giderken kendine güvenerek yola çıkıyor ve artık gençliğine sahip olmadığı için çok zorlanıyor. Ama gençliğini dilemek yerine bir noktadan sonra olduğu kişiyi, yaşını kabulleniyor ve olduğu kişiyle hareket ettiği zaman, geçmiş yıllar boyunca öğrendiği şeyleri uyguladığı zaman –ki bunlar, hiçbir zaman gencin bilemeyeceği şeyler- iki gece boyunca denizde yalnız başına kalsa da eninde sonunda o balığı yakalayıp teknesine bağlıyor. Hatta şehre balığı götürürken elinde yeterli malzeme olmasa bile birkaç köpek balığını öldürüyor!

Elbette yaşlandıkça gücümüz azalıyor. Ama en başta fiziksel olarak güçten düşmek, başka hiçbir şey yapamamak anlamına gelmiyor. Sadece alışmadığımız yeni şeyler yapmak zorunda olduğumuz anlamına geliyor. Yani yaş, içten içe tutamayacağımıza inansak yahut çevredekiler bize bunu söylese de o dev balığı tutmanın yöntemlerini zaten bildiğimizi düşünerek kendimizi son bir defa daha denemek için denize açılma cesaretini göstermiş bulunmaktır belki de. Hayatın bitmesindense hayatınıza yenilikler getirmeye devam eden bir şey. Bu durum muhakkak ki arkada bırakmanız gereken şeylerin, kayıpların hüznüyle dolu. Bu hikayede yaşlı adamın karısını kaybetmesi ya da balık tutma şansı buna örnek verilebilir. Yaş aldıkça birilerini kaybediyoruz ve belki de şansımız, sadece ilişkiler konusunda da değil, her konuda azalıyormuş gibi geliyor. Halbuki farklı şanslar doğuyor sadece. Yaşlanıp da Santiago gibi yelkenlerini açmaya cesaret edebileceklerin kendilerine ve topluma katabilecekleri harikulade şeyler her zaman var olmaya devam edecek. Bir şeyi yapmaya gücünün yetmemesi, onu öğretmeye ve daha fazla kişiye ulaştırmaya engel değildir. Yılların yaşamını bize öğretecek, eski hataların yenilenmesini engelleyecek, geleceğimizi tayin konusunda yardım edecek bireylere belki de her zamandan çok ihtiyacımız var. Sadece bireysel değil, toplumsal olarak da ihtiyacımız var.Buna rağmen farklı bir açıdan baktığımızda da eğer öğretebileceğiniz şeyler varsa ama buna gücünüz yetmiyorsa bunu sadece kendinize saklamak da bencilce değildir. Veyahut gözlerin eskisi kadar iyi görmüyor diye sesli kitaplardan vazgeçmeye de hiç gerek yoktur. Yaş alındığı zaman yaşamaktan vazgeçilmediğinde hala yürünebilecek onlarca farklı yol olduğu fark edilebilir.

İşte tam olarak bu sebepten dolayı “mavi” dedim bu hikayeye, benim mavi olarak görmemden çok insanların mavi olarak görmesinden dolayı. Yazdığımı dinleyen çoğu kişinin genç olduğunu ve yaşlılık gibi bir “dertlerinin” şu anda olmadığını biliyorum. Yine aynı şekilde bazılarımızın yaşlanmaktan da korktuğunu biliyorum. Konuşurken de söylediğim gibi her düşünce ve fikir, genel kabul gördü ve üzerinde konuşulmuyor diye gerçek olmak zorunda değil. Zaman ilerledikçe hayallerimizi gerçekleştirme şansımız da azalmıyor. Hayatımızı sadece gençliğe indirgemek manasız bir şey, hayatın size sunabileceklerini elinizin tersiyle itmek demek. Bunun yerine hayatın getirdiklerini kabullenmeyi öğrenelim ve o noktadan hareket edelim. Her zaman olmamız gerektiğini düşündüğümüz şey olmamıza gerek yok, çok başka şeyler de olabiliriz. Santiago’nun 85. günde av yakalayacağına inanması, yakalaması ve sadece başı ile iskeletini şehre götürebilmesi kitaptan çıkarılabilecek en büyük örnek.

Bahsettiğim şeylerin daha iyi göz önüne gelmesi için dinleyenlerin çoğunun da izlemiş olabileceği bir filmden örnek vermek istiyorum: Arabalar 3. İlk 2 film boyunca Mcqueen’in yarıştan yarışa atladığını ve çağının en başarılı, parlak, yetenekli yarışçısı olduğunu görüyoruz. Ancak 3. Filme geldiğimiz zaman Mcqueen başarısız olmaya başlıyor çünkü artık yeni, daha donanımlı ve daha güçlü arabalar var. Üstelik tüm tanıdığı yarışçılar da sahadan bir bir çekiliyor. En başta bu durumu kabullenmekte çok güçlük çekiyor ve sürekli daha iyi olabilmek için kendini hırpalamaya başlıyor. Bir nevi bunalıma girdikten sonraysa bir eğitim merkezine gidip orada eğitim almaya başlıyor. Buradayken bir şey fark ediyor: Ne kadar çabalarsa çabalasın, eskisi kadar iyi olamayacak. Yaptıkları kendini hırpalamaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Ve o ana kadar aklından geçirmediği bir şeyi geçiriyor: Ya yarışmak yerine diğer nesile yardım etsem? Eğitmeniyle yer değiştiriyor ve eğitmenin öğrenci, öğrencinin eğitmen olduğu yeni bir dinamik görüyoruz. Mcqueen daha önce kabul etmediği bu durumu kabullenip yeni şeyler denemeye başlayınca, hayatın bitmediğini kabullendiğinde önünde hayal etmediği kadar eğlenebileceği ve mutlu olabileceği yeni bir yolu fark ediyor. Hatta bu filmin kendisi, bana bu yazıyı yazmak için ilham olan asıl şey.

Yaşlı Adam ve Deniz’e geri döndüğümüzde ise bir balıkçının av hikayesinde yaşlılığın, gençlikten önce de gelebileceği alt metninin farkına varabiliriz. Hikaye boyunca genç karakter, yaşlı karakter için bir yardımcı olmaktan, işlerini yapmasına yardım etmekten öteye geçemiyor. Aynı şekilde ihtiyarın adının Santiago olduğunu hemen öğrenirken gencin adının Manolin olduğunu kitap bitmeden hemen önce öğreniyoruz ve Arabalar 3 filminde de bir nevi aynı karakter sıralamasını görüyoruz: Önce yaşlı adam, ardından hikayeye hizmetçi ve adını sonradan öğrendiğimiz genç karakter, yani Cruz. Eminim ki kitap bu noktada bitmeseydi tıpkı film gibi yaşlı karakterin yardımıyla bir nevi daha öne geçen genç bir karakter okurduk ki buna da kitabın son kısmında artık beraber balığa çıkacakları söylenerek atıfta bulunuluyor. Kitabın başında gençliğin bırakılıp yaşlılığın kabulü ve getirebileceklerinin işlenmesi de bir örnek verilebilir.

“Gençler bilebilseydi, yaşlılar yapabilseydi…” diye bir söze denk geldim bunu yazarken. Gençlerin bazı şeyleri yaşam sürelerinden dolayı deneyimleyip bilme imkanları yokken yaşlıların bildiklerini gerçekleştirme imkanları yok. En iyisi birini bilmiyor birini yapamıyor diye ayırmak yerine iki kuşağı olabildiğince birbirine yaklaştırmak ve farklı özelliklerinden yararlanarak yaşlara bakılmaksızın birbirine saygı duyulan bir toplum inşa etmek.  Sonuçta ne yaşlılık ne de gençlik birbiri olmadan anlaşılamaz, değil mi?

 

Adviye Sena Çimen


 

3 Ara 2022

Biraz Tembellik İyidir.


Selamlar
Duygusal yoğunluğun fazla olduğu bir dönemdi sanırım. Biraz kurgu, biraz yaşanmışlık. Biraz benden, biraz yaptığım gözlemlerden derken, hüzünlü, üzgün ve kırgın bir kadın çıktı ortaya. Adı ne olur, bilmiyorum. Bir adı olur mu onu da bilmiyorum. Hikayesi devam eder mi zaman gösterecek ama şimdi ona ve kederine biraz ara verme zamanı. 

Bu yazı bir pansiyon nöbetinden. Yani tembellik çoktan bitti. Fakat geçen hafta sonu temizliği de cuma gününden halletmenin keyfi ile tembel bir pazar geçirdim. Bu ara bende sıkça göreceğiniz Haruni şallardan ilkini örmeye başladım. Yalnız neredeyse hiç yapmadığım bir şeklide yatak keyfi yaparak :) 
Bilgisayarımdan filmimi açtım, Yazar bir ablanın kale sahibi İskoçyalı dük bir abiyle başlayan garip ilişkisini anlatan eğlenceli bir filmdi. Adını unuttum ama. Örgücü gruplar falan diye yazmıştım arama motoruna, Tam da oturup örgü örerken seyredilecek çıtır çerez tadında bir film seyrettim. Klişenin dibiydi ama olsun. Görseller falan güzeldi. Bende zaten Haruni örüyordum öyle şifre falan çözemezdim. :)) 


Balkonum epeydir atıl vaziyette duruyordu. Vanilya Hanım dışında kimse yüzüne bakmıyordu. Cuma günü temizliğe gelen kadınla beraber evi dip köşe temizleyip, camları falan silince balkonda oturmak keyifli hale geldi. Ayrıca balkonum için taaa geçen sene baharda tamamladığım konsept yastık takımını da çıkardım. Biraz daha zaman geçsin paylaşacağım onları da sizinle. Şimdilik Yıldızcığımın hediyesi fener ve Neslihancığımın hediyesi mumla geçirdiğim kısa bir nitelikli anın fotosu ile yetineceksiniz. :)


Dayanamadım azıcık ucundan göstermiş olayım. Minderlerim pek güzel oldu burada :) 


Haruni şalın ilki, dün akşam itibariyle bitti. Daha önce hiç sarı renkte örmemiştim. Ütülendikten sonra nasıl görüneceğini acayip merak ediyorum. 

Bu arada Yaşlı adam ve Deniz kitabı ile ilgili sunum önümüzdeki salı günü yapılacak. Ara tatil ve yazılı maratonu yüzünden ara biraz açıldı ama birinci döneme bir kitap daha sığdırırz diye düşünüyorum. Hatta grup hazır bile kitaba henüz karar vermedik. 

Yaşlı adam ve Deniz kitabı ile ilgili yine çok güzel yazılar çıktı. İçlerinden birini burada paylaşmayı düşünüyorum. 
Şimdilik selametle....

25 Kas 2022

Fark Edilen Bir Şeyler Var.

 

Boyunun ölçüsünü almaya doyamıyordu kadın. Yaşanan her şey ona hatalısın diyordu.  Klişedir gömleğin ilk düğmesi hikayesi, o ilk düğme belli ki yanlış iliklenmişti. Öyle bir yerdeydi ki o düğmeyi bulup düzeltmesi de mümkün görünmüyordu  

Ayrıca ; düzeltmek, neyi, kimi. 

Belki de sadece olması gerekenler oluyordu. Belki de içindeki hissettiği o iyimser enerji onun bir kuruntusuydu. Öyle yapıcı, işlevsel öyle rehber vasfı olan bir insan hiç olmadı belli ki. Ona bakıp kimse doğruyu göremedi. Kimseye dokunup fark yaratamadı. O güç hiç yoktu içinde. Kendi muhayelesinde var zannetti belli ki. Önünde durduğu yıkıntı var zannettiklerinin yokluğundan kaldı belki de.

İyi de bu delilik dedi kadın. Hatta adı var şizofreni. Var zannediyorsun aslında yok. Ne zamandır en yakınlarından alıyordu bu mesajı aslında. Hatta tepesi attığında "ben deli değilim. Bana deli muamelesi yapamazsınız" diye öfkeli çıkışları yok muydu.  Bak aslında kendi de fark etmişti işte. İnkar aydınlanmanın ilk  basamağı değil mi. 

Susup oturmak, hissetmemek, fark etmemiş gibi yapmak, yaralanmamak....

 Ah keşke.





21 Kas 2022

Var Bir Şeyler


Selamlar
Dante'de yanılıyor, Cahit Sıtıkı'da; ömrün bir ortası yok. Ömrün sıfır noktası var. 
Bir kadın tanıyorum sıfır noktasında. Önünde iki genç kız var. Birisi için üzgün diğeri için üzüntüsüne endişe de eşlik ediyor. 
Ne çok dedi bu kadın "rıza makamı" diye. Şimdi tam da oradan imtihanda. Olandan razı mı? 
Yaşadığı bu edilgenlik rıza makamından mı yoksa çaresizlikten mi? 
Ne çok soru var cevabını bekleyen ama kadın yorgun. Hiçbir soruya cevap veresi yok. Su olup akası, hatta mümkünse buhar olup havaya karışası var.
Dursun şimdilik böyle.... Bakalım bu sancıdan bir hikaye doğar mı? Yoksa diğerleri gibi katlanıp kaldırılır mı, katlanılanların arasına.
Şimdilik bu kadar 
Selametle...

 

16 Kas 2022

Bugünlerde......




Selamlar
Meslek hayatımda bir ilk. Öğrencilerimden tığ işi yapan ve her şeye rağmen bu işe zaman ayıranlar var. Bu muhteşem bir şey. Benim ilgimi bildiklerinden ara verdiğimiz bir anda, hocam buluşup beraber örgü örmeyi çok isteriz dediler. Bu deneyimi kaçıramazdım. :))


12/B'nin güzelleri, Nurefşan ve Münevver. Cumhuriyet Bayramında verilen resmi tatil arasını değerlendirdik ve Emirgan Parkında mevsimin son güzel havasının tadını çıkartıp birlikte örgü örüp sohbet etik. Gelecek planlarından, seyrettiğimiz filmlerden, okuduğumuz kitaplardan, uğraştığımız başka hobilerden söz edip, verimli bir öğleden sonra geçirdik.

 Gençlerle vakit geçirmek onlarla sohbet etmek, insanın enerjisini yükseltiyor. Blogda bir kaç kere yazdım. Biz malesef gençlerle ilgili sadece şikayet cümleleri kurup, sürekli söylenen büyükleriz. Aslında onların bizim tecrübelerimize ihtiyaçları olduğu kadar bizim de onların tecrübelerine ihtiyacımız var. Dünyalarına girmeden, onları kendimizden uzak tutarak, istediğimiz rehberliği yapmamız imkansız. Herkes nefsine vursun, üstten üstten konuşan sürekli ikaz ve uyarı lambası görevi yapan biriyle kim vakit geçirmek ister ki. Kim onları dikkate alır ki. 
Ayrıca ben ne zaman gençlerle özelde de sohbet etme şansı yakaladım, hep yeni bir şey öğrenerek ayrıldım ortamdan. Korkmayalım bu kadar onlara yakın olmaktan. Eğer siz büyük olduğunuzu unutmazsanız onlar da unutmaz ve otoriteriniz sarsılmaz bu şekilde. :)) 


Öğretmenler odasında tüp yakıp, keşkek dövmedik demeyiz artık :)) 
Benim ilk keşkek tecrübem bir felaketti. Yıllar önce Isparta'da bir arkadaşta yemiştim. Daha doğrusu yemek zorunda kalmıştım. Nimete kötü demekten utanıyorum ama gerçekten çok kötüydü. Bu nedenle yıllarca keşkek fikrinden uzak durdum. Ne denemeyi düşündüm ne de bir daha yemeyi. Esra Hocam, size keşkek getirdim deyince açıkçası nasıl kaçarım diye planladım önce ama kaçamadım. İyi ki kaçamamışım. Benim keşkek konusundaki yargılarımı değiştiren bir tecrübe oldu. Esra Hocam çok lezzetli yapmıştı. Bende cesaret ve vakit bulduğum ilk anda deneyeceğim inşallah.


Sevgi ve annesi ile kahvaltı programı yapmıştık. Sonrasında Şok Markete yünler gelmiş bakalım dedik. Hiç yokmuş gibi bir kucak iple eve döndüm :)) 
Sırf rengini sevdiğimden, ya da dokusunu beğendiğim için ip almışlığım çoktur benim. Eeee bundan ne öreceksin deyince cevap vermekte zorlanıyorum çoğu kere. Evde fazla yün göz çıkarmaz. Belli mi olur bir model aniden gözüme çarpar, örmek isterim. Hazırlıklı olmak lazım değil mi :))) 
Bu defa da aynen böyle oldu. Bu hırka modeli çok farklı bir başlama tekniği ve gizli cep detayı ile dikkatimi çekti. İpler hazır olmasa nasıl başlayacaktım değil mi :))


Şaka bir yana gerçekten çok farklı bir başlama tekniği var. Robadan başlıyor ama bildiğimiz klasik bir robadan başlama değil. Önce kol altından enseye kadar örüp, sonra boyun için açıklık bırakıp, yanları örüyoruz kol altına kadar. Sonrada bütün beden beraber örülüyor. Tekniği çok sevdim. Başka modellerde de uygulamak mümkün. Yeniden örersem detaylı fotoğraf çekerim. Bu ara pek fotoğraf aklıma gelmiyor nedense. 
Hırkada bu gizli cep tekniği de olunca kaçırmadım. Denemek istediğim bir teknikti. Çok sevdim. Hırkada cep iyidir ama sonradan örünce pek bir yamalık gibi görünüyor diye yapmıyordum. Şimdi bu tekniği kullanırım yaptığım hırkalarda. 
Hırkanın yapılışı you tube da spring blosom cardigan diye aranınca çıkıyor.


Ara tatile girmeden önce 3 gün rapor almak zorunda kaldım. Hafta sonu yurt nöbetim vardı. Yemekhanede petekler hava yapmış sanırım hiç yanmıyordu. Üst katlarda petekler yanıyordu ama zeminde tüm petekler buz gibiydi. Yemekhanede en son paspas yapan arkadaş hava alsın diye arkadan bir camı açık bırakmış. Bende yazılı okuyacaktım. Orada masaya yayılırım rahat ederim diye yemekhaneye geçtim. Bir buçuk saat kadar orada soğukta oturup yazılı okudum bir güzel. Üşüyorum ama normal diye düşünüyorum. Gençler ara öğüne gelmeden işlerimi bitirdim toparlandım ama buz tutmuşum farkına varmadan. Ara öğünü dağıttık, beni aldı bir titreme. Rengim falan da kaçtı. Derken kötü bir gece geçirdim. Pazar daha iyiydim evde dinlendim. Pazartesi günü sabah okula gitmek için uyandım ama beni yine bir titreme aldı. Soğuk iliklerime işlemiş. Okula gidemedim tabi. Doktor üç gün rapor verdi. Antibiyotik başladı. Şükür şimdi iyiyim. İlacım da bitti. Atlattık inşallah. Kronik bronşitim olunca bu tip hastalıklar beni çok korkutuyor ama ciğere inmeden kurtulduk inşallah bu defa. 
Ben hasta olup evde kalınca gruptan Özge, canım sıkılmasın diye bana kitap sipariş etmiş. :) Yazar aslen Yunanlı ama 1800'ler de Japonya'ya yerleşmiş hatta Japon bir isim almış. Bu Japonya hayranı Yunanlı arkadaş, Japon halk hikayeleri ve efsanelerini derlediği bir kitap yazmış. Okuması keyifliydi. Bazı hikayelerin temasında bizdeki hikayelerle ortak noktalara rastlanabilirse de çok farklı bir kültür ve farklı hikayelerdi. Kitabın son kısmında karıncalardan yola çıkarak yaptığı akıl yürütme biraz zorlama bir akıl yürütme ama genele bakınca ilginç inanışlar ve kültürel ögeler okudum, iyi oldu. Özge var olsun. :)

Evde tuhafiye malzemeleri yönünden iyi bir kaynak var. Yeşil buklet ipler yine aniden gelen yeni bir iş başlama ihtiyacı için tedbiren alınmış, ihraç fazlası yünlerden. Buklet ip. Yavuzlar İplik Kayseri mağazından aldım. Şükran Hanım çok tatlı her gittiğimde bir kucak ip almadan çıkamıyorum. :) 
Ezgi sayesinde geçen sene Şüheda^'ya ördüğüm novice cardiganı kendim için başladım. Şu anda kolları ayırdım, bedeni örüyorum ama sanırım bana büyük olacak. Neyse örüyorum bir şekilde. Ben giyemezsem Selvinaz'a veririm. Demokrasilerde çareler tükenmez :) 

Şimdilik bu kadar benden. Frida Blanket'ın eksik motiflerini açıklayacağım yakında ama bu ara benim uzman öğretmenlik sınavım var. Aslında çalıştığım da yok ama az da olsa bir kaç hap bilgi alayım diye bakıyorum bu ara kavramlara. O nedenle tatil dönüşü en kısa zamanda motifleri tamamlayacağım sevgili Özlem. Bu açıklama sana özeldi şekerim.  :) 
Selametle

25 Eki 2022

Ekim Biterken...


Selamlar 
Sonbaharın renkleri çok güzel değil mi? Gençler deneme sınavı çözerken, sınıf penceresinin bana sunduğu güzelliği es geçemedim. 🥰


Ekim, Kayseri için kitap fuarı demek. Okur, yazar, düşünür gruplar için renkli ve güzel iki haftalık süreç. Cânım sınıfım 11/B okul kütüphanemize katkı vermek adına bir gün önceden kermes düzenledi. Fena sayılmayacak miktarda para kazandık 😅 Onun heyecanı sanırım, henüz resmi açılış bile olmadan fuara koştuk ve kütüphanemiz için 46 tane kitap aldık 💫 Bu karede onun mutluluğunun resmidir. 📚


Ekim okul anlamında başka bir heyecana daha eşlik etti. Kütüphane kulübü olarak her ay bir kitabın tanıtımını yapmayı hedefliyoruz. Ekim ayı için Hayvan Çiftliği kitabının analizi yapıldı.
Uzun ve biraz heyecan biraz korku ve endişenin hakim olduğu bir süreçti. Maşallah gençlerden yana kaygımız yok ama böyle bir etkinliği ilk kez düzenlemenin baskısını ister istemez yaşadım. Çok şükür yüz akı ile tamamlandı süreç.
Bu ay kitabımız Yaşlı adam ve Deniz. Analize katkı vermek isteyen olursa yorumlarda paylaşırsa memnun olurum. 😇


Okulumun hayatıma kattığı yeni kavram "yurt nöbeti." Ayda en az iki defa okulun pansiyonunda nöbetim oluyor.  Ben üniversiteyi ailemin yanında okuduğum için yurt tecrübem hiç yok.  Meslek hayatımın sonlarına doğru böyle bir tecrübe edinmek fark getirdi hayatıma elbette. Evden uzakta bir gece.  Devamında okulun ve derslerin devam etmesi.... asla şikayetçi değilim. Hayatıma uzaktan bakma şansı veriyor sanki.  Fotoğraf karesi cumartesi günü yurt nöbetinden. Kupa sevgili Nilgün'ün hediyesi. Okul bahçemiz gerçekten görülmeye değer. 🥰


Nöbete alışık olmayınca bünye, nöbet sonrası için arkadaşa kahvaltı sözü verebiliyor. Üstüne üstlük ben pişi kızartırım diye söz verebiliyorsunuz 🤭 Ekim ayı ilk nöbeti 2 Ekim'deydi. O nedenle nöbet gerçeğini unutup pazar günü için arkadaşa söz verdim. Hatta pişi de kızartırım dedim. Nöbet sonrası uykusuz ve yorgunum ama sözünden dönmek bana göre bir şey değil. Gittik, mis gibi de bir sofra karşıladı bizi. Yorgun ve uykusuzdum ama yine de keyf almadığımı kimse söyleyemez. Ruhuma iyi gelen hatunlar Sevgi ve Azize ❤️


Öyle bir sofra düşünün ki peçetesi bile halden anlarım diyor.  Hem de kahvaltı sofrası.... Yorgumluk, keyif almanın önünde engel olabilir mi hiç 🥰


Keyif demişken Vanilya Hanımı atlamayalım. Bugünlerde hayat bildiği gibi devam ediyor. Rutini ve ortamı değişmedi. Yaz tatilinde onu mıncıklayan ablalar da okula gitti. Ebeveynleri ile hayatın tadını çıkarıyor. Her zaman olmaz ama arada böyle kucak keyfi yapıp anneyi de enerjisi  ile mutlu ediyor. 


Okul hiç olmadığı kadar zamanımı dolduruyor. Fakat yavaş da olsa tığ işlerine zaman ayırmadan olmaz. Yazın elimdeki ipleri değerlendirmek adına motif örmüştüm. Onları böyle minnoş sevimli bir bir battaniyeye dönüştürdüm. 😇
Doğan Cüceloğlu'dan, Var mısın kitabını okuyorum bu arada. 📚
Ekim güzel ve verimli geçti. Bu cuma ilginç bir buluşma planlıyorum. Nasıl geçtiğini de yazarım. 
Şimdilik selametle....




6 Eki 2022

Kalpten Kalbe Giden Yol Bu Defa Görünür Oldu. :)


 Selamlar
Ön kamera açılınca nereye bakacağımı öğrenemeyeceğim sanırım. hahahha. 
Neyse konu bu değil. Her sonbaharda dost ziyareti, grup için gelenek olmak üzere. Geçen sene Konya ziyaretinden sonra bu sene Eskişehir seferi düzenledik Sevgican'la.
Madem macera peşindeyiz, Kayseri'de binip, Eskişehir'de inmek çok tek düze olacaktı :) 
Ankara'ya bilet aldık öncelikle. Amaç yüksek hızlı treni test etmekti. O nedenle YHT için bilet almıştık. AŞTİ'de indikten sonra çok kolay bir şekilde toplu taşıma araçlarını kullanarak YHT garına ulaştık. Tren yolculuğu gerçekten hızlıydı ve totalde bize neredeyse bir buçuk saat zaman kazandırdı. 


Ders programım da Cuma günü boş. Dersim yok. Perşembe gece otobüsle yola çıktık ve dediğim gibi cuma sabahı Ankara'dan YHT ile Eskişehir'e ulaştık. Kocaeli'nden Yıldız da gruba katılmak için geldi. Gonca'ya geçtik. Sanırım yol yorgunluğu ile tüm gün evde oturup sohbet ettik, dinlendik. Çok keyifli geçti.
 Biz böyle daha küçük bir grup olacağız derken Bursa'dan dostlar organize oldular ve cumartesi günü bize katıldılar. Böyle kocaman bir sevgi halkası kuruldu.


Cumartesi gününe pineklemek değil gezmek yakışır deyip, attık kendimizi sokaklara. Neredeyse 15 bin adım atmışız o gün :) 
İlk durak Bal Mumu Heykel Müzesiydi. Müzenin gelirinin, kız çocuklarının eğitimi için kullanılması bizi baştan cezbetti. 
Müze çok dolu. Tarihi, siyasi, sosyal ve sanatsal anlamda faaliyetleri olan ve başarıları olmuş, öne çıkan şahsiyetlerin heykelleri vardı.
 Bazı heykeller gerçekten çok başarılıydı. Neredeyse duygusunu bile hissedebiliyorsunuz. Fakat bazı heykeller malesef pek başarılı değildi.
 Çok keyifli zaman geçirdik. Birbirimizi korkutup eğlendiğimiz de oldu. :)) 


İkinci durak, Modern Sanatlar Müzesiydi. 


Serginin adı, Yas ve Hazdı. 
Benim için çok ilginç bir tecrübe oldu. Böyle bir müzeyi hiç gezmemişim, onu fark ettim. Çok farklı eserler vardı. Vakit sınırlı olmasa bütün günü orada geçirebilirdim. Eserlerin yanında sanatçı ve eseri hakkında bilgiler vardı. Vakitten tasarruf etme adına fotoğraflarını çekip geçtim. Şimdi ara ara onları okuyup eserin fotoğrafına geri dönüyorum ama vakit olsaydı ve uzun uzun hem okuyup hem seyretseydim çok daha keyifli olacaktı. 


Müzeleri bitirince attık kendimizi Eskişehir sokaklarına. Burası Hamam Yolu.
 Yolda yürürken karşınıza böyle eğlenceli parkurlar çıkabiliyor. :)) 


Odun Pazarı evleri ve devamında Atlı Hanı gezip, lüle taşı aksesuarları gördük. Eşime bir tesbih aldım. Şu an kendime yüzük almadığım için pişmanım, hahahah 





Sanatçı bir belediye başkanı tarafından yönetilen şehir de böyle olur dedirtecek güzellikler var Eskişehir'de. Bu ağaç ömrünü tamamlamış bir söğüt aslında ama kesilmemiş ve şehre güzellik katmaya devam ediyor. 





Ülkemizin kanayan yaralarından biri kadına karşı şiddet. Hamam Yolunda bu konuya da dikkat çekilmiş.  O isimleri okurken ister istemez duygulanıyor insan.
 Hiç kimsenin diğerine zarar vermediği bir dünya bu kadar ütopik olmamalı. 😔



Porsuk çayında gondol sefası yapaanları bu defa sadece kıskanarak seyrettik. Bir daha ki sefere inşallah diyerek yutkunduk :) 


Şehrin her yerinde bu cins köpekler var. Daha önce hiç görmediğim bir cins. Köpek vücudu genelde beli ince göğsü geniş olur bizim buralarda. Bu hayvan bildiğin koyun gibi :)
 Çok dikkatimi çekmişti. Araştıracaktım, unutmuşum yoğunluktan. posttan sonra bakarım artık. Sahi bilen var mı bu köpeğin cinsi nedir? :) 





Hamam Yolundaki parkurlarda atlaya zıplaya... Porsuk çayı kenarında ve çarşıdaki heykelleri ziyaret ederek... En sonunda da dedikoducu teyzelerle iki lafın belini kırarak geziyi tamamladık. 😄


Pazar sabahı maceraya doymuş olarak, Eskişehir'de binip Kayseri'de inmeye ikna olduk, vesselam 
Sevgiler. 🌺