Pages

17 Eki 2021

17.10.2021


Selamlar...
Günün anlam ve önemine binaen, öncelikle herkesin, mübarek mevlit kandilini tebrik ederim. Malum, peygamber efendimizin, dünyaya teşriflerinin seneyi devriyesi. En kutlu doğum günü, mübarek olsun. 

Ekim ayı yazı dizimizin, bugünkü konusu bir anımız. Gün boyu, ne yaparsam yapayım, zihnimin arka planında dolandı durdu, hangi anımı yazmam gerektiği. Bende hikaye çoookkk, o bakımdan :) Sonrada, madem bugün, mevlit kandili, madem senin güllerle ilgili harika bir anın var. Tam yeri, tama zamanı dedim kendime. 

Efendim sene 2001. Ben Isparta, Gazi Lisesinin öğretmeniyim. O senenin başında, okulumuza yeni bir edebiyat öğretmeni atandı. Adı, Havva. Dünya tatlısı bir hanım. Gençlere verdiği ödevlerden biri, hanımeli çiçeğini koklayıp, hissettirdikleri hakkında kompozisyon yazındı, mesela. Varın vizyonunu siz düşünün. 😍

Isparta'dayız. Gül bahçelerine gidip, gül koklamadık demek, ayıp olur dedik kendimize. Bilenler bilir, gül hasadı, sabahın seherinde yapılır. Çünkü gül kokusunu o zaman verir. Güneş yükseldikten sonra toplanan gülden istenen kokuyu alamazsınız. Yani gül bahçesine gidecekseniz fecirde orada olmanız lazım. Ben, Havva, Sevim, biz üç kafadar, karar verdik, gül bahçesine gidip, hasada katılacağız, o kokuyu duyacağız. Sevim bana yakın oturuyordu. O gelip sabah beni aldı. Gideceğimiz bahçeye yakın oturan Havva'nın evine gittik. Havva'yı da aldık, doğru köye. Ama sabah ezanı henüz okunmuş değil. o kadar erken yola çıkmış durumdayız.

Neyse, biz vardık bahçeye ama böyle bir koku olamaz. O saatte gül koklamadıysanız, gül kokladım demeyin, o kadar farklı ve o kadar güzel bir koku. Biz mest olmuş, güllerin arasında geziyoruz. Köylülere yardım ediyorken, bir tomurcuk dikkatimi çekti. yaprağının birini açmış ama diğerleri kapalı. 


Şöyle bir şey. Havva yakınımdaydı. Tomurcuğu avucumun arasına aldım ama hala dalda.  "Havva bakar mısın, nasıl güzel" dedim. Havva döndü bana ve gül bir anda avucumda, pat diye açıldı. 


Bendeki şaşkınlığı görmeniz lazım. Havva bile şok halinde, "Zeynep ne oldu öyle" dedi. O, öyle demese, ben hayal gördüm zannedeceğim. 
Tomurcuk açmak için, onu avuçlarımın arasına almamı beklemiş gibiydi. Çok büyülü, çok güzel bir andı. Ömrümce unutmam imkansız gibi. 


Günün türküsü, Hüseyin Turan'dan. :)
 Yarın görüşmek üzere, selametle.

16 Eki 2021

16.10.2021


Selamlar 
Yoğun bir gündü yine. Günlük yazım akşama kaldı o nedenle. Dişçi randevum vardı yine. Diş tedavimde sona yaklaşıyoruz inşallah. Süreçte zor bir dönemeci daha atlattık bugün. Hayırlısı bakalım. 

Sevgili Özlem, ekim ayı boyunca devam edecek bir yazma planı çıkardı malum. Günün konusu, anne babandan söz eder misin? 


Babam ve amcam :)) 
İkisi de, bugünkü benden daha genç fotoğrafta. Soldaki babam. Babam uzun yıllar yurt dışında çalıştı. O nedenle malesef baba, benim için özlem demek. 

Babam, okumaktan, öğrenmekten asla vazgeçmedi. Evde olduğu süreçlerde, mutlaka kitap okunurdu. Öyle herkesin kitabını alıp, köşeye çekildiği bir okuma değil ama. Birimiz yüksek sesle okuruz, tüm aile dinlerdi. Gazali'nin İhya u Ulumiddin kitabı favoriydi. Bölüm bölüm okurduk. Üzerine sohbetler ettiğimizi hatırlıyorum. Yalnız bunları yaptığımızda 15- 16 yaşlarındayım. Kardeşlerim daha küçük hatta. Hani bizim yaşımızdakiler genelde, "bizim zamanımızda ergenlik mi vardı" derler ya, hakikaten yoktu sanırım. Hep adam yerine konurduk sanki. Bence gayet mantıklı bir insan yetiştirme modeli. 

Babam 55 yaşında, mide kanserinden vefat etti. 26 yaşındaydım. şartlar öyle gelişti, ben mezun olduğum sene evlendim. Henüz atanmamıştım. Eşimin eğitimi hala devam ediyordu. Erken evlendiğim gibi yine nasipmiş erkenden anne baba olduk. Bu bizi biraz yordu doğal olarak. Fakat, yine de mutluyum, yazmıştım daha önce. Bu mutluluk sebeplerimden biri de, babamın benim düğünümü görmesi. Ayrıca, kızımı görmesi. Babamın düğününü gördüğü tek evladı benim, Gördüğü tek torun ise kızım. Çok erken vefat etti ama torununu gördü. Bu beni çok mutlu etti, geriye dönüp, düşündüğümde. 



Annem. Dünyada görüp görebileceğiniz en kahraman kadınlardan biri. Başta dedim, babam uzun süre yurt dışında çalıştı. Annem tek başına 4 kız çocuğunu, babasız büyüttü, okuttu. Hepimiz üniversite mezunuyuz. Ayrıca, hepimize o kadar güzel bir örnek ki. 

Hiç unutmam, lise birinci sınıftayım. Müzik öğretmenimiz, çok çalışkan bir öğretmendi.  Mehmet Ali Namtı. Halk Müziği korosuna seçmişti beni. Okul sonrasında, çalışmalarımız olurdu. Geç saate kalırdık. Annem, "kızım, baban başımızda değil, ben seninle ilgilenemem, geçe kalıyorsunuz., katılma." demedi. Her çalışmada gelir, okulun önünde beni beklerdi. Kendimi geliştirmek için, attığım her adımda, annem arkamdaydı. Hiç sevmez, pısırık, köşesinde bekleyen kadınları. Dedim ya, onun hayata bakışı, bize güzergah belirledi. Hayattaki amaçlarımdan biri de, kızımın günün birinde, benim annem hakkında düşündüklerimi, benim hakkımda düşünmesi. Annem gibi anne olmayı diliyorum. 
73 yaşında, çok şükür hala başımızda. 

Yarın görüşürüz, selametle 


 

 

15 Eki 2021

15.10.2021


Selamlar
Bugün konumuz, gelecek planlarımız. 

47 yaşındayım. Hayatım belli bir rutine erişti. Gerçi ben rutini seven insanlardanım. Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın derdi, babaannem. O yüzden rutin iyidir, hiç şikayet etmem. Tabi insanız, hep var yapmak istediklerimiz. 

Yakın planda, bu cumaları gittiğim okula kadroyla geçebilmeyi istiyorum. Benim bu konuda yapabileceklerimi araştırmaya başladım bile. 

Minicik bile olsa bir bahçem olsun istiyorum. Aslında araştırıyoruz da ama henüz nasip olmadı. Hayırlısı ise küçük bir bahçe alıp, domates yetiştirmeyi, bir köşesine salkım söğüt dikmeyi hayal ediyorum. 

Oturduğumuz evi alırken, 4+1 eve gerek yok gibi gelmişti. Ama benim kendime ait bir odaya ihtiyacım olduğuna kanaat getirdim. Öyle bir ev de gündemimizde. inşallah diyelim. 

Bunlar maddi planlarım. Bunların dışında, Yusuf Kaplan Hoca'nın 100 kitaplık okuma listesi var. O kitaplardan eksik olanları tamamlamaya çalışıyorum. Bir dönem MTO yani Medeniyet Tasavvuru Okulu'nun en az bir dönem öğrencisi olmayı planlıyorum. 

Tek kız yeğenim var. Hiranur. Bu sene okula başladı. Gözüm görüyorken, tasarım battaniyelerden birini onun için örmeyi planlıyorum. 

İlk etapta aklıma gelenler bunlar. Yarın görüşürüz. Selametle...


 

14 Eki 2021

14.10.2021


Selamlar
Günün konusu, birinden aldığımız ders. 
Ben birinden değil de, bir andan, aldığım dersten bahsedeceğim size. 
Bitlis, Tatvan'da görev yaptığımız yıllardı. 30 lu yaşlarımdaydım sanırım. Polis lojmanlarında oturuyoruz. Lojman tecrübesi olanlar bilir, Yaz döneminde, tayini çıkan arkadaşlar, evleri boşaltır. Temmuz gibi, lojman kuraları çekilir. Dışarıda oturan ailelerden kurada çıkanlar, o evlere taşınır. Bu nedenle her yaz, yeni komşularımız olurdu.  Lojmanın yazılı olmayan normlarından biri de, yeni gelen komşulara, "hoş geldiniz" ziyaretleridir. Eski komşulardan gruplar halinde ziyarete gidilir. 

Senenin birinde, ben memlekette olduğum dönemde, yeni komşular geldi ve ziyaretler başladı. Ben arkadaşlarla konuşurken, beni de bekleyin, diye ısrar ediyorum. Ama bir türlü kısmet olmadı. Benim arkadaş grubu, yeni gelen komşulardan birine bensiz gitmek zorunda kaldılar. Ben nasıl bozuluyorum, kızlara, nazın niyazın bini bir para. 

Neyse, gel zaman git zaman, ben bu, bensiz gidilen komşuyla denk geldim. Aman Allah'ım, kadın benim asla anlaşabileceğim biri değil. İşin kötüsü beni acayip merak ediyor. Ben o gün kadına gitseydim, kesin sıklıkla bana gelirdi ve bana ciddi bir sınav olurdu. Ben ilk adımı atmadığım için kadın buna cesaret edemedi, bana hiç gelemedi. 

İşin özeti, bir şey olmuyorsa vardır bir hikmeti, dedim o saatten sonra. Olmayan şeyler için, ne kendimi ne çevremi üzmedim. 
Yarın görüşürüz, selametle...

13 Eki 2021

13.10.2021

 


Selamlar. 
Günün konusu, bugün hakkında serbest yaz, etkinliği. Öyle olunca, günün sonuna kadar bekletip, günlük niyetine yazmaya karar verdim. 

Şimdi sevgili günlük; bugün benim boş günüm yani dersim yok. Oh miss. Boş günlerimde, çarşı pazar işim yoksa, ev moduna alırım kendimi; yani pijama, terlik modu. Bugünde o günlerden biriydi. Güne blogunu, google çeviriyle bile olsa büyük keyifle okuduğum Attick24'ün mandalasını fotoğraflayarak başladım. Dün okul dönüşü örmüştüm. Sevgili Hatice ile, İngilizce bir metin hazırladık. İnstagramda paylaştık. Umarım sevgili Lucy'ye ulaşır. 


Mandala işte böyle görünüyor. 


Günün hobi etkinliği, sevgili Ezgi'nin tasarımı olan motifli kazak. Motiflerini Şüheda başlamıştı örmeye. Eksik var sanırım. Gündemimize aldık. Bitirilecek inşallah. 


Hava güneşli. Öyle olunca bizim balkon, hala oturulabilir oluyor. Koca kişisi ile kahve keyfi, balkon keyfine dönüştü. 


Gün içinde bir ara taze fasulye pişirdim. Fissler düdüklü sağ olsun. 20 dakikada yemek hazırdı. Akşam malum emanet var. Emanet izlerken, alışveriş sırasında alıp unuttuğumuz dondurmaları da hüplettik. 

Motif dikerken, kulağımda müzik olmazsa olmaz. Bugünün keşfi; 


Blog yazmadan önce, ütü işini de hallettim. Yarın nöbetçiyim. şimdi uyku zamanı. Selametle....




12 Eki 2021

12.10.2021


Selamlar
Gel bakalım kendim, bugün seninle ilgili yazacağız :)) Kendimle ilgili 10 özellik, günün konusu. Çok düşündüm ama an itibariyle bir yazı planım yok. Spontane gideceğiz bakalım.

1) Hobilerim var. Özellikle tığ işi farklı işler denemeyi ve bu ürünleri seyretmeyi seviyorum. 
2) Okurum. Kitaplar hayatımın hep içinde çocukluğumdan beri. 
3) Mutfağı seviyorum. İnsanlar yaptığım yemekleri beğenir ama ben mutfakta oldum demem hiç. Fakat cesurumdur mutfakta. Denemekten korkmam. 
4) Normalde sistematik bir tipim ama ara ara dağınıklığım tutar. Ama o dağınıklık içinde bile ne neredir çok net bulurum. Yani dağınıklığım bile sistematiktir :)) 
5) Espri olsun diye yapılan bir dolu şey beni irite ediyor. İnsanların katıla katıla güldüğü çoğu şey bana çok manasız geliyor. Bunun neyine gülüyorlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum. o yüzden çoğu kere sıkıcı olarak nitelendirilirim. 
6) Ortam adamı sayılmam. Köşelerim vardır benim. Ne olursa olsun vazgeçemediğim ilkelerim. Bu nedenle bazen gerginlik yaşıyorum insanlarla. Huysuz olarak algılanabiliyorum. 
7) Çok arkadaş canlısı biri değilimdir. Kendimle vakit geçirmeyi severim. Bir cafeye tek başıma oturup, kendime çay kahve söyleyip, kendimle vakit geçirebilirim. Hatta çoğu insanla geçirdiğim zamandan daha keyifli vakit geçirebilirim kendimle. 
8) Samimi biriyimdir. Tüm duygularımda. Sevgimde, nefretimde, muhabbetimde samimidir. Yapmacık her ortam beni gerer. Kendimi güvende hissedemem. 
9) Aslında eğlenceli biriyim bana göre ama çoğu kere benim eğlence anlayışım ile insanların eğlence anlayışı uyuşmaz. O yüzden ciddi biri olarak algılanıyorum. 
10) İlk gençliğimden beri çok gelişmiş bir dikkatim var. Yani dikkat eksikliği derler ya hani bende tam tersi. Bir şeyi kavramak için odaklanmam gerekmez. Fark etmeden bende kalıcı olabiliyor duyduğum gördüğüm şeyler. O yüzden aynı anda bir kaç işi birden yapabiliyorum. 

Bugünü de yüz akıyla yazdık, şükür. Az sonra diyetisyenime gideceğim. Üç haftadır diyet yerlerde. Bu defa niye bozuyorum niye motive olamadım anlamıyorum ama üç ileri iki geri gidiyoruz. Buna bir çare üretmem lazım 😖 Selametle...

11 Eki 2021

11.10.2021


Selamlar 
Günün yazısı; en sevdiğimiz kitap, hakkında... 

Benim, favori yazarlarımdandır Nazan Bekiroğlu. Özellikle Kuran kaynaklı, hikayeleri son derece güzel anlatır. İlk okuduğum kitabı Yusuf ile Züleyha. La Sonsuzluk Hecesi ise Adem ve Havva hikayesi. Tabi ona eşlik eden Habil ve Kabil hikayesi. Yusuf ile Züleyha'da aldığınız tadın, genişletilmiş halini hemde doya doya hissediyorsunuz. Hocanın nahif anlatımında  şiir tadı var.  Ayrıca öyle cümleler okuyorsunuz ki, altında kalıyorsunuz. Kitabı iki defa okudum. İkisinde de, "lanet olsun işte böyle şeytana oyuncak oluyoruz", demiştim. Bile bile lades dediklerinden. Kartlar aslında bu kadar açıkken, nasıl bu kadar kolay düşüyoruz o tuzaklara.... Bir iç hesaplaşma kaçınılmaz, okuyunca. 

Ben susayım, kitap kendini anlatsın biraz. 

"Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs'tan, Âdem'le Havva'nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem'de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti.  Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım.  Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem'le Havva'nın yanına bir de Habil'le Kabil'i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini.  Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: La.  İlla, dedim.  Bir ömür boyu aradığım hece harfinin La olduğunu bildim." (Tanıtım Bülteninden)

Vicdan, kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil midir?

 
"Ben kadınım" dedi Havva ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum. Sonra döndü Âdem'e, bana dedi bir isim ver varlığım olsun. Bana dedi sen isim ver varlığım senin olsun. Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun. Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın. Bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize bağlasın..

Tanrım, ben şu kutsal ruhla, şu toprak bedene nasıl sığayım?

Baki Allah, Rahman Allah, Sübhan Allah. Ya Allah, dedi sustu. Öyle bir Allah, dedi ki Âdem, Azam isminin sahibi hoşnut oldu.

Buğday ki zahmetti. Hazdı. Sabırdı, çileydi. Meşakkatti, nimetti. Ancak emekten sonra selâmetti. O da kalıcı değil geçiciydi.

Çünkü Havva, "ama" lar olmadan, düz bir cümleye sığmıyordu.

Ve insan ancak dili kadar edeplidir. Bilmediği kelimeler kadar edepli, bildiği kelimeler kadar edepsizdir. İnsan olan her hesabı aşar da bir kendi sözcüklerinin ağırlığı altında ezilir. "

Sana kul ama Senin yarattıklarına Bu üstünlüğüm hatırına. Beni affet. Ey Kelim, ey Kelimelerin Sahibi, Yaratan'ın ismi en büyük isim. Yaratılanda Yaratan'ın ismi. Senin isminin hatırına. Bana verdiğin isim aşkına. Benim adıma. Senin adına. Beni yaratan Sensin. Sen. Kendi hatırına. Rabbim hoş gör beni, yarattığını. "Yaratanımdan ötürü" beni bağışla.

“Âdem, Havva ile, iki dünyanın birleştiği yerde bir araya geldi. Giden Âdem’di ama Havva geldi. Gelen Havva değil, yitirilmiş cennetti.”

Aşk
Cennette bütün sözcükleri öğrenmişti de Âdem ,dünyada Havva'ya her Havva dediğinde güzel sözcüğünü yeniden ezberledi. Her şey aşka aşıkken ,aşkın bir tek güzelliğe aşık olduğunu öğrendi. Galiba bu dünyada aşk arazdı da güzellik cevherdi.

Ben, dedi, Kabil, ateşe bundan daha fazla nasıl düşebilirim? Daha fazla nasıl yanabilirim? Sidre gelince aklıma, her şey gözümün önünden siliniyor. Geriye hiçbir şey kalmıyor. Aşktan büyük emir mi olur? Kabil'in büyüklük sıralamasındaki yanılgı Âdem'i iliklerine kadar titretti. Bir şey Sidre'nin suretine bürünmüş, Kabil'i sürükleyip duruyormuş, fark etti. Âdem'in içinden aşkın bu yanılsamasına dair bir bunaltı geçti. Bu, aşk değil başka bir şeydi. Olur, dedi. Aşkının neyin üzerinde değil neyin altında durduğuna dikkat et. Sıralamana itibar et. Aşkı nefisten o zaman ayırırsın. Nefsinin altında bıraktıkların kadar eksik, üzerine koyabildiklerin kadar fazlasındır ancak. Çünkü aşk küllidir. Bütünler, bir'ler. Ama küll ile cüz arasında mesafe başlayınca, parça bütünün den kopunca hiçbir şey artık eskisi gibi kalmaz. O zaman aşk, aşk olmaz. Ey oğul, aşk deyip de aşkı darıltma. Allah'ın işine karışma.