Pages

3 Tem 2024

Mimar Sinan'ın Doğduğu Ev


Selamlar
Kayseri-Ağırnas, Mimar Sinan'ın doğduğu bölge. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesinde bulunan, Koramaz Vadisi köylerinden biri Ağırnas. Vadide 12 km uzunluğunda bir yürüyüş parkuru var. Tabiatın içinde, bülbül sesleri ve bol oksijenle harika bir yürüyüş güzergahı sunuyor. Tarihi dokusu da olan bir güzergah. Yeraltı şehri de var güzergahta ama zaman zaman çok daralıyor. Klostrofobisi olmayanların bile zorlandığı bir yer. Bu nedenle uzak duruyorum :))  Fakat, Mimar Sinan'ın doğduğu evi neredeyse her sene bir kere ziyaret ediyorum. İlk yıllarda bakımsızdı ama restore edildikten sonra güzelleşti. Kayseri'ye yolunuz düşerse, Koramaz Vadisinde doğa yürüyüşü yapıp, Mimar Sinan'ın evini de ziyaret edebilirsiniz. 








Grup okumaları motive edici olabiliyor. Bizim meşhur ekiple beraber ayda bir kitap okuyup, sohbet ediyoruz. Haziran kitabı, Bu Hikaye Senden Uzun Osman.....
Yazarın ayrıldığı sevgilisinden, duygusal olarak da uzaklaşmasının öyküsü. Bir kızıp, bir seven, bir git, bir gel diyen inişli çıkışlı ruh halinin sonunda, Astalavista Osman deyip, tarihin derinliklerine gömülen, Osman'sız zamanların, bol Osman'lı hikayesiydi. :)) Kitabı okuyanlar, anlatımın Osman, Osman halini anlayacak ve güleceklerdir. :)) 

Yağmurdan sonra ortaya çıkan toprak kokusuna "Geosmin" diyorlarmış. "Dünya Kokusu" şeklinde çevirmiş kaynaklar. Bilim adamları oturup çalışmışlar ve bu kokunun, bazı böcekler üzerinde yarattığı etkinin 450 milyon yıllık bir hayat döngüsünün sağlayıcısı olduğunu  bulmuşlar. Böcekler bu kokuya kanıyor ve yaşıyormuşuz anlayacağın. Dünyanın kokusu hangimizi kandırmıyor ki? Burnumuzun ucunda hafiften aldığımız o kokuyla dön baba dönüyoruz Osman.


Diğer grubum, Evladın Sana Diyorum, ismiyle organize olmuş, Tuğba ÇOŞKUNER Hanımın organizasyonu olan bir okuma grubu. Ayda iki kitap okuyoruz. Biri ya bir çocuk kitabı oluyor ya da çocuklarla ilgili oluyor mutlaka. 
Ebeveyn Baskısı, aslında öğretici bir kitaptı ama sanırım benim gündemim olmayınca zor okudum. Daha yeni bitti. Diğer kitap, Bir Çift Yürek. Geç kaldığımı düşünüyorum okumakta. Resmen akıyor. Nasipse tatil dönüşü, öğrencilerime okutmayı düşünüyorum. Bitirince bol alıntılı bir paylaşım yaparım inşallah


Harry Potter filmlerini bir kaç kere seyrettim. Kitapları çok farklı diyorlardı ama ben okumayı düşünmüyordum. Kızım bir Harry Potter hayranı. Seri evde var ama dediğim gibi okumayı düşünmemiştim. Storytel imdada yetişti. Sesli kitap uygulamasından dinliyorum. radyo tiyatrosu tadında çok keyifli gidiyor dinleme serüvenim. Son kitaba geldim. Yakında biter. Verita Serum, Çok Özlü İksir bana gerçekmiş gibi gelmeye başladı. Gerçeklik algım bozulmadan bitirebilirim inşallah :))) 


Tatilin başından itibaren, yarım kalan örgüleri toparlama azmi geldi bana. Bu motifleri deneme amaçlı iki tane örmüştüm. Nette çanta olmuş halini görünce, ben de denedim. Kağıt ip çalışmalarım da tamamlandı. Sırasıyla paylaşırım inşallah. 

Son olarak, temmuzun başında Kayseri'de yaşanana olaylara binaen, nette kısıtlama yaşıyoruz. İnşallah paylaşım yapabilirim. Konuyla ilgili söylenecek çok şey var. 2 Temmuz Sivas olaylarını gözüyle görmüş biri olarak, kendi şehrinin sokaklarını yangın yerine çevirmenin hiç kimseye faydasının olmadığını hala öğrenemediysek yuh olsun bize diyorum. Birlik  ve beraberlik içinde, güvenlik güçlerinin işini zorlaştırmayacak şekilde tepki verebilmek lazım. Bu kültürü kazanmak zorundayız. Ayrıca istihbarat örgütlerinin cirit attığı bir coğrafyada yaşananları bu kadar ciddiye almayı da anlamıyorum. 
Allah, insanımıza, yaşadığımız coğrafyanın şartlarını doğru anlayıp, ona göre hareket edecek akıllar nasip etsin.
Selametle... 

19 Haz 2024

Okulun Son Demleri

 
Bayramın son gününden selamlar
Bu sene arefe günü kötü bir sürpriz yaşadık. Arabanın fanı bozulmuş, hararet yaptı. Normalde çok küçük bir arıza ama insanlar bayram tatiline çıktığı için parça satan dükkanlar kapalıydı sanayide. Ve biz uzun yıllar sonra ilk defa bayramda büyüklerin yanına gidemedik. Bayram malesef, bayram gibi geçemedi. Zaten hayat bir seneyi aşkındır beni çok zorluyor, bu da tuzu biberi oldu. 
Ortamı ağlama duvarına çevirmeden bitireyim ve harika fotoğrafların hikayesine geçeyim.


Her sene mayıs ayında, Kütüphane Kulübü olarak bahar şenliği düzenliyoruz. Okulumuzun bahçesinde önce yayılıp, kitap okuyoruz. Sonra da piknik yapıyoruz. Bu sene de yine çok eğlenceli, yine çok renkli bir gün geçirdik. 


Kütüphanedeki kitapları tanıtma eksenli projemiz, "Kütüphane Seni Çağırıyor" da yine mayıs ayı içinde gerçekleşti.


Toplam 20 öğrencinin, okul kütüphanesinde seçilen beşer kitabı okuyup, kitapların tanıtılması esasına dayanan bir çalışma. Kalabalık kadroyla yol almak çok kolay olmadı ama sonuçta gerçekten çok verimli ve güzel bir çalışma çıktı ortaya.



Mevlana'nın hocası, Seyyid Burhaneddin ve Mimar Sinan gibi yolu Kayseri'den geçen Anadolu erenleri ve sanatkarlarını tanıtan Yazar Tahir Fatih ANDI Bey'de etkinliğimize renk kattı. 


Sevgili Nilüfer. Benim örgü arkadaşım :)) 


Sevgili Eren. Pırlanta gibi insan diye bir tabir var ya. İşte o tabirin esin kaynağı bence Eren 😍


Okuldaki diğer ekibim, Ersin Hoca ve bu gençler. Bu ekiple yıl boyu 8 kitap okuyup, tahlil yaptık.  Son kitabımızı da tabiatta, piknik havasında değerlendirdik. Gün kahvaltı ile başladı, Mustafa Ulusoy'dan Giderken Bana Bir Şey Söyle isimli kitabın tahlili ile devam etti. Ersin Hocam'ın mangal partisi ile sonlandı demek isterdim ama günün sonu çok güçlü bir dolu yağışıydı :) 


Sığındığımız kamelyadan her şey rağmen gülmeye devam ettik. 
Başta dediğim gibi canım çok sıkkın. Mutluluk üzerimden çekiliyor bir süredir. İç huzurumu kaybettim. 50 yıllık ömrün koca bir "hiç"e çıktığını düşünmeden edemiyorum. Bu süreçte beni ayakta tutan tutunduğum bu anlar. Vaktinde bir ağaç görmüştüm, Çürümüş, içi oyulmuş hatta kupkuru bir ağaç ama çılız yeşil bir dal vardı. Benim yeşil dalım da bu anlar. Depresyona nasıl girilir bilmiyorum. Beceremiyorum da. Girmek mi iyi çıkmak mı onu da bilmiyorum. Gülmeyin, şaşırmayın. Bu ara hiç bir şey bilmiyorum. Ne iyi ne kötü bilmiyorum. Kocaman bir değersizlik duygusu ile mücadele ediyorum sadece. Ama geçecek. Bitecek bu kabus. Bazı kökü derindeki duyguları ve zaafları içimden sökeceğim. Başladım bile sökmeye. O zaman daha mutlu olacağım. içim de dışım da. 
Niye yazdım bilmiyorum ama silmeyeceğim. Nasılsa benim digital günlüğüm burası. Bence blogum da bilmeli. Belki açık açık da yazarım vakti gelince. Belki...
Selametle....

12 Haz 2024

Tatilin Sonu


Selamlar
Tatilden sonraki günler maraton koşusuna dönünce. nisan sonundaki tatili yazmak haziran ortasını buldu. İnsanın anıları da külleniyor malesef bu sürede. Görsellerin bana hatırlattıklarını bile sevince, son anları da eklemek istedim.


Son durak Ordu, Boztepe oldu. Şehrin üstünden giden, ara ara dik açıyı bulan bir teleferik yolculuğu ile çıkılıyor Boztepe'ye. Ramazan Bayramında, Antalaya'da yaşanan felaketten sonra teleferiğe binmek cesaret istese de maceracı ruhumuza engel olmadık. 



Yukarı çıkınca, iyi ki dedik. İyi ki korkumuza yenik düşmemişiz. İyi ki bu manzaradan ve o yolculuktan kendimizi mahrum etmemişiz. 


Dönüş yolunda Samsun, Çakallı'nın meşhur menemenini yedik. Tesisin adı Dayı. Gece yarısı varabildik. Tesis, hem göze hem mideye hitap ediyordu. Yolunuz düşerse, kaçırmayın derim.


Salı sabahı saat 6 da okulun önüne iniş yaptık. Bu yorucu yolculuktan sonra insan duş alıp, dinlenmeyi hayal ediyor değil mi. Peki sizce ben ne yapmışımdır. 
Salı günü okulda nöbetim vardı. Duş alıp, okula geri döndüm. 50 yaşına göre biraz fazla mı aksiyonel yaşıyorum ne. Hızlı yaşa, genç öl. Cesedin yakışıklı olsun, demişler. hahahahahaha
Bir okul gezisinin daha sonuna geldik. Yapımda ve yaında emeği geçen herkese teşekkür ederiz :))) 
Selametle

4 Haz 2024

İkinci Günden Devam


    Selamlar
İkinci gün, yollara ve eğlenmeye devam ettik. Palovit Şelalesinden sonra Zil Kale'ye gittik. Osmanlı döneminde etkili bir ticaret yolunun güvenliğini sağlamak için kullanılan bir kale. Tarihi dokusu da elbette dikkat çekici ama konumu ve manzarası göz alıcı. Ayrıca bulduk güzel sütlacı, burada da yedik bir tane :) 


Zil Kale'den inince yol üstünde bir tesiste yemeğimizi yedik. Tesis, gürül gürül bir derenin kenarında kurulmuş. Derenin üstünde zipline yaptı gençler. Çok güzel salıncaklar vardı. Gençler eğlendi. 


Onlar eğlenirken, biz Nilüfer'le file kazak operasyonuna devam ettik. :)) Gürül gürül derenin sesine eşlik eden, kahve, kurabiye ve örgü çok iyi geldi. :)


Epey yorulduktan sonra geceyi geçireceğimiz Ayder Yayalasına çıktık. O kadar güzeldi ki, beni bıraksalar, tüm yaz kalırım sanırım. 


Ayder yazısı, Erdal Hoca ve biz, Rönesans Tablosu gibi sürüyle fotoğraf çektirmişiz :) En komiği buydu :) 


Ayder'de, Gelin Tülü Şelalesiymiş burası. Ciddi ciddi gelin duvağına benziyor. Çok yüksek yamaçlardan yol bulup akmış. Seyri çok keyifli.




Sezon açılmadığı için, Ayder'in o meşhur çayırlığı bize kalmıştı. Gece yarıların kadar gençler, çaldı söyledi. Neredeyse en eğlenceli gece oldu. 



Mis gibi oksijen insana çok iyi geliyor. Sabah erkenden kalkıp, otelin bahçesinde kitabımı okudum. böyle yerlere gelince sabahın o insan nefesi değmemiş, tertemiz halini kaçırmak istemiyorum. 


Otel sahibimiz çok kibar bir aileydi. Çok memnun kaldık. Üçüncü güne, orada yapılan kahvaltı ile başladık. Bu da hazırız fotosu. Yakında gelir üçüncü gün. :)) 
Selametle

30 May 2024

Gezide İkinci Gün Başlasın


Selamlar
Bu dünya güzeli profil, benim sevgili öğrencim Nilüfer. Tığ işine merak sardı. Önce bere örmüştük. Şimdi file bir bluz örüyoruz. Her zaman fırsat bulamıyoruz. Malum okulda eğitim öğretim işleri var. :) Yolculuğu değerlendirelim dedik bizde. Yalnız tüm otobüsün maskotu olduk :) Bu fotoğrafın çekildiğinden bile haberimiz yok :)) 


İkinci günümüz daha çok otobüsün çıkamadığı, çetin yollarda geçti. Güne Palovit Şelalesi'ne giderek başladık. Mis gibi ormanın içinde, tertemiz bir havası vardı. Seyyar esnaflardan hayatımda yediğim en lezzetli, haşlanmış mısırı alma şansım oldu. Bu mısır ise biz Kayseri'de ne yiyoruz diye düşünmeye başladık.


Palovit Şelalesinden sonra mekanımız Şenyayla oldu. Bir ara televizyonda meşhur bir dizi vardı. Sevdaluk.
 Ben diziyi seyretmedim ama mekanın görsellerini görmüştüm. Bir şey televizyondaysa kaçmak mümkün olmuyor malum. Bir şekilde karşınıza çıkıyor :) 


Şenyayla'da meşhur Fırtına Deresini ve meşhur köprüsünü de gördük. Köprünün görseli harika ama hiç ergonomik değil. Taşlar kayıyor. Günlük hayatta bu köprüyü kullanmak zorunda kalanlar epey zorlanmıştır.



Bizde yazılı sezonu açıldı. Yoğun bir mesaim var bugünlerde. Bloğa geç kalmamak adına dolu galeriden yakalayabildiğim fotoları paylaşarak geziyi tamamlamaya çalışıyorum. Biraz parçalı ve hızlı paylaşımlar oluyor. Duygular çok geride kaldı malesaef. Görselleri ile devam ediyorum. Ama bloğumu açınca bu görselleri görmek bile beni mutlu ediyor. 
Devam edeceğim. 
 

25 May 2024

İlk Günün Sonu


Selamlar
Ayasofya sadece İstanbul'da var zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Trabzon'un da var bir Ayasofya'sı:) Öğle namazını burada kıldık. Binanın bulunduğu konum, mimarisi, bahçesi.... Hepsi birbirinden güzeldi. Huzurlu bir havası vardı. 


Tarihi dokusu olan ibadethanelerin ve kılıç hakkı olan eski kiliselerin en makul kullanımı, camii olması bence. Müze olması, sadece seyirlik kalması binanın yapılış amacına ve ruhuna aykırı. İbadethane, ibadethane olarak varlığını devam ettirmeli. Bu binayı yapan Hristiyan cemaat, içinde inandıkları tanrıya ibadet etmek amacıyla yapmışlar. Ben de gittim namaz kıldım. Yani binanın dini misyonu  korunmuş durumda. 
Cemaati olmayan ibadethanelerin de kütüphane olması ikinci ve en iyi yollardan biri bence. İbadethane amacıyla yapılmış bir binanın içinde aksiyon ve hayat devam etmeli. Sadece seyirlik olmalarının ruhlarına aykırı olduğunu düşünüyorum.


Karadeniz'e gidip de çay fabrikasına gitmemek olmazdı. Vatan Çay Fabrikasına gittik. Yöresel kıyafet giymiş ve yörenin ağzına hakim çok tatlış bir satış elemanımız vardı. Fabrikanın işleyişi hakkında bilgi verdi. İlk hasat çayının önemi hakkında bilgi aldık. En lezzetli çayların mayıs ayında toplanan çaylar olduğunu öğrendik.


Çaysever demek az kalan, çok çaysever bir arkadaş ile gezip, üstüne de çay fabrikasında olunca bolca çay içip, minyatür çay bahçesinde, çay toplama mizanseni yapmasak çok ayıp edecektik. :) Hadi okuyun bakalım bu tekerlemeyi hahahaha


 

Çay severin gönlünü ettiysek, örgü severin de gönlünü edelim dedik ve geç kalmayı göze alıp, son fotoğrafımızı da çektik. Belki yazın örerim bu güzel aksesuardan.


Karadeniz'e gelip, ıslanmamak büyük şans olurdu. Gün boyu bize gezi keyfi veren hava Uzungöl'de yağışa döndü. Bir ara dolu bile atıştırdı. Şemsiye olunca gölün etrafını turlama şansı yakaladım. Bizim kızlar bildiğin sudan çıkmış balık kıvamına geldiler.


Hayat kurtaran şemsiye hahahaha





Sudan çıkmış balıklar.... :))))





Uzungöl'le ilgili yapılaşmanın doğal güzelliğe zarar verdiği fikrine katılmamak imkansız. Fakat "Araplar basmış" serzenişini yapan "oryantalistçiklere" sadece gülüyorum. Araplar değil de mesela aynı oranda Almanlar gelmiş olsa bu kesimin bir itirazı olmayacak adım gibi biliyorum. Ayrıca insanlar gelip, yöre halkının ekonomisine katkı vermiş durunda. Burada Uzungöl'le ilgili benim isyanım, durumu abartılı bir kazanç kapısı haline dönüştürmüş esnafa. Lokantaların fiyatları Türkbükü ile kapışır kıvama gelmiş. Keşke ticaretin ahlakını koruyabilsek. 

İlk günün sonunda Rize'de bir otelde kaldık. Gençlerin arasında ilk defa deniz görenler vardı. Yemekten sonra sahilde biraz yürüdük. Çok yorgun iki öğretmen olarak aynı odayı paylaştık. Küçük ama tertemiz bir oteldi. Mutlu bir sabaha uyandık. 
Anlatmaya devam edeceğim. Şimdilik selametle.