Pages

12 Kas 2023

Ötmekten Vazgeçen Bir Kuş Hakkındadır.



Gözlerini açtığı yuva pek ihtişamlı değildi. Rastgele toplanmış çalı çırpıdan ve her an düşme tehlikesi olan güvensiz bir dala yapılmıştı yuva. Olsundu. Hayat güzeldi, Her seher vaktinde mutlu olmak için, diğer kuşlara eşlik etmek için çok neden vardı. Öttü küçük kuş. 
Gün boyu etrafta uçup döndüğü yuva ona güvenden çok risk demekti. Olsundu. Hayat umutla doluydu. Bir gün bu tekinsiz yerden taşıyacaktı yuvasını. Daha güvenli bir yere dönecekti akşamları. Yuvanın kurulduğu dalın tehlikesi onun şakımasına engel olamazdı. Hem küçüktü gövdesi. Dal güvenli değilse bile bu küçük kalıp yuvaya ağır gelmezdi. Dal dayanırdı. Küçük kuş ötmeliydi...

Dalda ara ara çatırdamalar oluyordu. Küçük kuşun geçici endişeler oluyordu. Fakat dal zannedilenden daha dayanıklı çıktı. Büyüdü, küçük kuş. Etrafta hep neşeli şakımaları duyuldu. 

Hiç kolay olmadı bu. Etraftan diğer kuşlar, yuvası bu kadar tehlikeli bir yerdeyken küçük kuşun nasıl neşeyle öttüğünü anlamadılar. Kızdılar. Dalga geçtiler. Küçük kuş üzüldü ama aldırmadı, her seher vaktinde yeniden ötmeye devam etti. Diğer kuşlar anlam veremedikleri bu neşeye karşı iyice öfkelendiler. Saldırılar başladı. Yanından her geçen kuş, kanatlarından bir parça kopardı. Hatta yuvasının içindeyken bile kanatlarına saldırdılar. Canını yaktılar. Küçük kuş anlam veremedi. Denk geldiğinde sordu. "Neden böyle yapıyorsunuz" dedi. Cevap belliydi.  O kuru dalda yuvası olan, her an risk altında yaşayan bir kuştu. Bu ötüşün güzelliği, kanatlarının ihtişamı.... Böyle olmazdı. Yerini bilmeli. Haddini aşmamalıydı. 

Küçük kuş, başta anlayamadığı nedenleri büyüdükçe anladı. Fakat teslim olmak ona göre değildi. Yuvasını daha güvenli bir yere taşımakta kararlıydı. o güne kadar ötüşünden ve güzelliğinden taviz vermeyecekti. 
Aradı küçük kuş. Daha güveni bir dal bulmak için. Ne var ki tacizler, saldırılar bitmiyordu. Dikkatinin dağıldığı ilk anda kanatlarına biri saldırıyordu. Epey hırpalandı küçük kuş.

 Kendisine sürekli hatırlattı. Ötüşün fark yaratıyor, Ötmekten vazgeçme. 

Sonra aradığı güvenli dalı bulup, buraya yuvasını azimle yaptı. Hiç kolay olmadı. En güzel, en temiz çalı çırpıyı topladı. Özendi yeni yuvası için. 

Taşındı yeni yuvasına. Gösterişli bir yerdeydi yeni yuva. Ormanın en dingin, en huzurlu yerinde. Emek emek kurulmuş yeni yuva. Onu eskiden tanıyan kuşların bir kısmı taktir etti. "Başardın, dileğin kadar öt, kimse sana çok görmeyecek güzel ötüşlerini. Artık hakkındır. Sesin en güzelinden, en yükseğinden çıkabilir." 

O korunaksız daldaki yuvada doğan, güzel ötüşlü, parlak tüylü kuş, yeni ve konforlu yuvasında kendine baktı. Onca zaman süren saldırılar sonucu yara alan kanatlarını gördü. Yıpranmıştı, tükenmişti. 

Kuşun sesinin, güzelliğini bilenler ondan ötmesini istediler. Kuş da istedi, eskisi gibi ötebilmeyi. Biliyordu, o güzel sesin kaynağı kendisindeydi. Yine neşeyle şakıyabilirdi. Hem artık neşeyle şakıması için şartlar müsaitti. Kimse çok görmeyecekti, güzel sesi ona.

Denedi, yeniden ötmek için gayret etti. Hatta ara ara başardı da. Fakat olmuyordu, olamıyordu. Seher vakitlerinde, ihtişamlı yuvasından kanatlandığında aldığı yaraları görüyordu sadece. Neşeyle şakımak için nedenlerinin tükendiğini görüyordu.

 Vazgeçti ötmekten. Güvenli olsun diye özenerek yaptığı yuva neşesinin ve sesinin sonu oldu. 

Ötmekten vazgeçti.  

29 Eki 2023

Cumhuriyetimiz 100 yaşında...


Selamlar
İlk yarısını değilse de son yarısında doğmuş, iyi kötü 50 yılı kendi adıma cumhuriyet rejimi ile yaşamış biriyim. Cumhuriyete giden yolu görmedim ama okuyarak, kavradığımı düşünüyorum. Toprakları işgal edilmiş, vatanı parçalanmış bir neslin bu acziyeti içine sindirmeyip, genç yaşlı, kadın erkek, hep beraber verdikleri mücadelenin sonucunda elde edilen bağımsızlık çok çok kıymetli. 
15 devleti yıkılıp 16. devletinde yaşayan Türklerin tarihini 1923'le başlatmaya çalışan kafayı da, bağımsızlığın kıymetini bilmeyen ve cumhuriyete saldıran kafayı da tehlikeli buluyorum. Üç Türk bir araya gelse devlet kurar, denir. Türk, devletsiz olmaz. 100 yıl önce atalarımız, tehlikeyi görüp, can feda deyip, milli mücadeleye katılmış ve bize bağımsızlığı kazandırmış. İhtiyaç olmasın inşallah, gerekirse yeniden bu mücadeleyi verir ve bağımsızlığımızı koruruz. Günlük siyasi çekişmeler her zaman her devirde olmuş. Allah esirgesin dediğim gibi bu milletin devletleri de yıkılmış ama yiğit düştüğü yerden kalkar demişler. 100 yıl önce olduğu gibi hatta bin yıllardır olduğu gibi bağımsızlık uğruna her türlü cefayı çeker, var olmaya devam ederiz. 
Benim tehlikeli bulduğum konu, bazı insanların paronayak bir şekilde karşıda konumlandırdığı insanlarına takındığı düşmanca tavır. Bu süreçte gördüğüm, duyduğum öyle şeyler var ki... Bu güzel günde dile getirmeyeceğim. Fakat görüyorum ki bir kısım insanımız Kurtuluş Savaşında mücadele ettiğimiz insanlara karşı gösterdikleri hoşgörüyü, kendi insanından esirgiyor. İlginç bir şekilde bu toprakların bir parçası olan yaşam ve düşünce biçimini varlığına tehdit olarak algılıyor. Bu tarafların ikisinde de olan ve açıkçası beni korkutan bir ruh hali. Dünyanın geldiği durum ortada. Bizim farklılıklarımızı değil, ortak yanlarımızı konuşup, daha sıkı daha yakın durmamız lazım. safları sıklaştırmak gerek dostlar. Bu konuda son sözü Bilge Kağan söylesin.

Ben Türk Bilge Kağan, sözlerimi işitin: 

Ey Türk halkı, Çin halkının tatlı sözlerine, yumuşak ipekli kumaşlarına kanıp, çok sayıda öldün.

Türk beyleri Türk unvanlarını bırakmış, Çin unvanlarını alarak Çin hizmetine girmişler ve Çin Hakanına tabi olmuşlar.

Türk halkı, yok olmak üzere imiş, Türk Tanrısı, Türk halkı yok olmasın diye babam İlteriş Kağan ve annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinden tutup daha yükseğe kaldırmış. Babam 17 adamla Çinlilere başkaldırmış, 70 kişi olmuşlar. Devletsiz halkı, Türk örf ve âdetini bırakmış halkı, atalarının töresine göre yeniden yaratmış, eğitmişler. (…) Babam Hakan, 47 kez sefer etmiş ve 20 kez savaşmış. Tanrı öyle buyurduğu için düşmanları bağımlı kılıp diz çöktürüp baş eğdirmişler.

Ey Oğuz beyleri, halkı işitin: Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin devletini ve yasalarını kim yıkıp bozabilir?



Bu arada okulda işlerim ve yurt nöbetlerim çoğaldı. Daha çok gençlerle okumaya çalışıyorum. Anne kızı unutmuş değilim. Yedinci kitabı bitirdim. Sekizinci kitabı okumaya başladım. Anne, büyüdü ve altı çocuklu bir anne artık. Anne'den ziyade çocukların günlerine odaklandık. Papaz evine yerleşen aile ilginç. :))  


Evdeki ipleri boş boş beklemesin, üretimin parçası olsun diye aldığım bir karar var malum :) Bu ipleri geçen sene Yavuzlar İplik Kayseri'den almıştım. Ezgi'nin destekleriyle daha önce Novice Cardigan örmüştüm. Kalıp çok güzel. Bu iple de çok güzel olur dedim ve başladım. Aman Allahım, nasıl hafif nasıl pofidik, nasıl sıcacık bir hırka oldu anlatamam. 



İpi çok beğenince, yeni ip almama kararımı birazcık delmiş olabilirim :)) Koca kişine bir yelek örmeye niyet ettim. Klasik bir yelek ama klasik bir şekilde örülmüyor. Son düzlükte. Bitince hakkında daha çok konuşuruz. 
Salı günleri katıldığım bir online eğitim var. Edebiyat okumaları yapıyoruz. Distopyalar üzerine konuşulacaktı. Cesur Yeni Dünya okunacak ve Damızlık Kızın Öyküsü, filme çekilmiş, o filmi seyredecektik. Cumartesi yurt nöbetim vardı. Öğle yemeğine kadar filmi seyrettim. Kitabını okuyup, beğenen arkadaşlar vardı. Ben okumamıştım vakit de olmayınca seyrettim filmini. 
Kadınların, kadınların da içinde olduğu bir güruh tarafından bu şekilde aşağılanması... Tüylerim diken diken oldu. Türkler devletçi bir toplumdur. Fakat biz de "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışı vardır. Yani toplumcu bakış açılarını esas alıp, bireyi yok sayan, özgür iradeyi yok sayan bakış açıları bizim kültürümüze ters. Batılı düşünürlerin distopik eserlerini geçiniz, ütopya niteliği taşıyan eserlerini bile okuduğum da ben burada mutlu olamam diyorum. Bireyin kararlarını, duygularını yüce bir ideal uğruna yok saymak ve bunu baskı unsurlarını kullanarak yapmak çok rahatsız edici. Tüylerim diken diken olarak seyrettim. 


Nöbet günün ilk yarısında film seyrettik. diğer yarısında size bir grup öğrenci ile kitap fuarına Yasin Pişgin Hocayı dinlemeye gittik. Hafta sonu yurtta öğrenci az olunca kalanları diğer arkadaşa emanet edip, aracın aldığı kadar öğrenci ile sohbete gittik.
Yasin Hoca, çok aydın bir hocamız. Okulumuza çağırdık. Planlamayı yapıp, okulda misafir etmeye çalışacağız inşallah. 


Tarık Tufan, benim kalemini beğendiğim yazarlardan. Yeni neslin pek tanımadığını fark ettim. Grup kurduk, Tarık Tufan kitapları okuyacağız. İlk kitabımızı sevgili grup arkadaşlarım finanse etti. İyi yürekli insanlar iyi ki varlar. Dünyayı güzelleştiriyorlar. :) 


Vavien; her seferinde bir engel çıktığı için planlamama aldığım halde seyredemediğim bir filmdi. Geçen pazar, kendime zaman ayırmaya karar verdim ve sevgili grubumla minik bir çanta örmeye karar verince, filmi de eşlik için açtım. 
Film, kara mizah, bence. İsmi de çok manidar. İki insanın, eş olması şart değil, arkadaş olabilir, ebeveyn-evlat olabilir, aynı hat üzerindeki iki anahtar gibi uyumlu olması aslında mutluluğun garantisi gibi. Zor mu elbette çok zor. Fakat mutluluğun tek yolu bu sanırım. Hayatta vavienini bulmuş insanlar çok şanslı.  
Selametle...

19 Eki 2023

Fuarlı Günler


Selamlar
Kayseri'de kitap fuarı zamanı geldi. Bu gençler fuar öncesinde iki defa kermes yaptı. Kütüphanemize yeni kitaplar almak için bütçe oluşturdular. 


Fuarın ilk günü düştük yollara. Çok güzel, çok keyifli bir alış veriş oldu. Taşımaktan yorulacak kadar çok kitap aldık. Tamm 77 adet. :)


Onlar kütüphane melekleri. Nazlı ve Elif Sude. Geçen yıldan beri kulübün işleri sayelerinde saat gibi işliyor. 


Cumartesi günü ailece fuar alanında geçirdik. Beyhan BUDAK, Nurullah GENÇ, Mehmet Emin AY, Mete YARAR, sırasıyla konuştu. 
Beyhan BUDAK'ın söylediği en ilginç şey, "sizde bir yetenek varsa ve bunu kullanmıyorsanız, size çok ciddi yük olur. Hem psikolojik hem biyolojik rahatsızlıkların arkasında yatan en önemli faktörlerden biridir." dedi. 
Uzun zamandır kendimi sıkışmış hissediyorum. Ben depresif olamam, Bünyeme ters. Fakat içinden çıkamadığım bir sıkışmışlık hissi ile mücadele ediyorum. Çok insandan yazmamla ilgili telkin alıyorum. Ben her seferinde bundan kaçıyorum. Yüzleşmem gereken bir durum var belli ki. Ya insanların bende gördüğü kişiyim ya da benim kaygılarım gerçekçi. Bununla yüzleşmem gerekiyor sanırım. 


Nurullah Genç; Yağmur'un şairi. Şair inceliği ve taşıdığı dava adamı ruhu, dinleyen herkesi etkisine alan nefis bir konuşma yaptı. Dünyada zulüm bu kadar pervasızken, mazlum bu kadar çaresizken, "bu dünyaya ne lazım" diye sordu. Ne Amerika, ne Rusya ne Çin... Bu dünyaya bizim milletin adaleti lazım" dedi. 
Gençler bu değerleri neredeyse tanımıyor. Tanıyanlarda günlük siyasi çekişmelerin gözlerine çektiği perdeden bakıyorlar. Hiç unutmam Fatma BARBAROSOĞLU Hocam, lütfedip, bize zaman ayırdı. Digital ortamda buluşma sağladık. Fakat bir grup öğrencim, Yeni Şafak'ta yazıyormuş ama diye dudak büktü. Bu körlük bizi eksiltiyor, malesef.


Pazar günü evde büyük temizlik hareketi vardı. Balkonda uzun süredir planladığım değişikliği yaptım. Bu kanepe Şüheda'nın odasındaydı. Balkonda daha konforlu bir alan istiyordum. Epey yorucu oldu ama içime sinen güzel bir mekan oldu. 


Knut Hamsun'un, Açlık kitabını okumaya başladım ama işler yoğunlaştı, istediğim hızla okuyamadım. Bu hafta sonu bitirmeyi hedefliyorum. 
Yeni keşfettiğim iplerden şiş örgüleri yapmaya çalışıyorum ama o konuda da ilerleme kaydettiğim söylenemez. 



Örgüde farklı teknikler denemeyi sevdiğimi hep söylüyorum zaten. Çok farklı başlanan ve devam eden klasik bir yelek örmeye çalışıyorum. Ama henüz çok fazla ilerleyemedim. 


İşlerin çok olmasından dert yanıp kendine yeni işler icat eden biri varsa o da benim. Fare giremediği deliğe kuyruğuna teneke bağlar demişler. Ben de bir grup oluşturdum, Tarık Tufan okuyacağız. :) Evdeki kitapları döktüm. Bu işe bizim Vanilya Hanım bile çok heyecanlandı. :) 
Burada güzel insanlardan söz etmeden geçemem. Grup 10 kişiden oluşuyor ve ilk kitabımız, Sen Kuş Olur Gidersin. Benim canım grubum imeceyi kurdular hemen. Kitaplar sipariş edildi. Öğrencilerime hediye edilecek. 💓
Dünyayı güzellik kurtaracak. 


Dünyayı karanlığa boğmaya niyet eden rezil Amerika ve kan emici vampir Siyonistlerin inadına, okumaya, öğrenmeye ve üretmeye, birbirimizi sevmeye devam edeceğiz. 
Zulme karşı tutumumuz kalbimizde büyüttüğümüz buğz. Mazluma dua edip, zalime karşı elimizden geldiği kadar alış verişlerimizde hassasiyet göstererek işgalci rezillerin keselerine katkı vermeyeceğim. 
İnsanlar, "Hitler'e sempati duyacağım aklıma gelmezdi" demeye başladı. Allah beni bu söylemi sahiplenecek ruh kirliliğinden korusun. Mümkün değil böyle düşünmem. Fakat Hitler zalimi nasıl rüsva olduysa, çağın faşistleri, kan emici vampirlerinin de rezil rüsvaa olduğunu, Mescid-i Aksa'nın özgür kaldığını görmek nasip etsin bize.
Şimdilik selamaetle... 

17 Eki 2023

11 Ekim 2023


Selamlar
Bizim kuzu epey büyüdü. 4,5 kilo olmuş. :) Hafta sonu karma aşısı yapıldı. aşı olduğunda çok halsiz, çok keyifsiz oluyor hanım kız. 
Çok şükür yine verimli ve yoğun bir hafta sonu geçirdik. BUSAM, Şehir Akademi'nin güz dönemi başladı. Bu sene atölyelere değil, seminer dizisine katılmaya karar verdik. Gençlik okumaları, başlığında on haftalık seminer programının ilki vardı. 



Pazartesi benim repo günüm. Kızımla uzun zamandır istediğimiz bir şeyi gerçekleştirdik ve Şehir Kütüphanesinde çalışmaya gittik. Ben lisedeyken normal yazılıya çalışmak için bile kütüphaneye kapanırdım. Sonra evlilik, iş güç derken gün içinde böyle bir zaman ayırmak iyice zorlaştı. 
Şehir kütüphanesi ile ilgili daha önce paylaşım yapmıştım. Roma döneminden kalma eski bir kilise esasında. Belediye kütüphane olarak değerlendirdi. Çok da güzel oldu. 


Ortamın en yaşlısı ben olsam da kısa zamanda çok iş bitirmenin, üstüne kitap okumanın keyfi bir başkaydı :) Sınıf rehber öğretmenliğini yaptığım grubun seçtiği sosyal kulüplere kayıtlarını yaptım. Normalde daha önceki hafta içinde bununla ilgili yazıyı okumuştum ama fırsatım olmamıştı. Benim işim bitti 15 dakika sonra idarecimiz eksik sınıfları paylaştı grupta. Benim sınıf yoktu listede :)) gel de kütüphaneleri sevme şimdi. 


Cumhuriyetimizin 100. yılı münasebetiyle gençlerle "Cumhuriyetin kazanımları" ile ilgili bir panel hazırlıyoruz. Gençlerin sunumları hazır ama moderatörün metni üzerinde çalışmamaız lazım. Ayrıca bu sene okul projesi olarak, kütüphanemizdeki kitapların tanıtımı üzerine bir çalışma yapacağız. 20 kişilik bir grup oluşturup, Kütüphane Haftasına kadar her ay bir kitap okuyacağız. herkes beşer kitap okuyacak. Toplamda 100 kitap okunmuş olacak. Kütüphane Haftasında okuduğumuz kitapları okul arkadaşlarımıza kısaca tanıtacağız. 
Bu konuyu projelendirmem gerekiyordu. Kütüphanede geçen zaman bu işin de zamanında tamamlanmasını sağladı. 
 

Oturduğumuz masanın manzarası aslında bilinçli bir tercih değil. İşlerimi halledip, kendi kitabımı okuyacaktım. Fakat spontene şekilde gidip, felsefe ve psikoloji kitaplarının önüne oturdum. Bu benim kaderim sanırım :)



You Tube'da dinlemeyi en çok sevdiğim isimlerden biri Sadettin ÖKTEN Hoca. Daha önce Kemal Sayar'la beraber yazdıkları bir kitabı okumuştum. Bu kitabını da çok merak ediyordum. 
Şehir kavramı üzerine çok güzel denemeler okudum. Medeniyet tasavvuru nedir? Şehir kültürü üzerine etkisi nelerdir? Bu ve benzeri sorular üzerinden yazdığı, okuması keyifli bir kitaptı. Bu ara keyfe keder okuduğum tek kitap diyebilirim. Kitabı es geçmeden biraz alıntı vermekte fayda var.  


Medeniyet tasavvuru, insanların bir değerler sistemini, bu değer sistemine göre toplumların davranış biçimlerini denetleyen ahlak ve hukuku ihtiva eden bir oluşumdur. 

Çünkü insan yaşadığının esiridir, çoğu kez bunun farkında olmaz. 

Bugün modernitenin geldiği noktaya baktığımızda görüyoruz ki dünyaya verdiği şeyler şiddet, kan, karmaşa ve sömürü..."



Evde, amaçsızca aldığım iplerin kapladığı alan günlük yaşamımızı olumsuz etkileyecek noktaya gelmiş durumda. :) hep bahsederim, evi 4+1 almadığıma çok pişmanım. Buradan beni okuyan gençler, ev almak isteyenler varsa evde mümkünse kendinize ait bir alan oluşturup, oluşturamayacağınıza dikkat edin. Evin tamamı benim demeyin. O iş pratikte öyle olmuyor. Hele de üretken bir insansanız, sizin bir atölyeye ihtiyacınız önü sonu gelecektir. Tecrübe ile sabit. 
Son tahlilde evdeki iplere bir çeki düzen vermek şart oldu. Uzun zamandır bu minvalde üretim yapıyorum. Bu turkuaz ip, sarma pamuklu iplerdendi. İki sene önce almıştım. Kısmetinde altıgen hırka olmak varmış. :)  


Son zamanların ev hanımı modunda ise çilek reçeli yapımı vardı. Eşim cuma çıkışı esnaftan minik minik tam reçellik çilekler almış. Ben de kırmadım ne eşimi ne reçelleri. :) 

Bu ara yine planladığım zamana yetiştiremedim yazımı. Tarihler 17 Ekim'i gösterse bile benim yazının ruhu 11 Ekim'de kaldı. Bu nedenle değiştirmeyeceğim. Belli mi olur, belki yarın yurt nöbetinde tam zamanlı bir blog yazısı çıkarabilirim. 

Şimdilik selametle.


 

2 Eki 2023

Hafta Sonu


Selamlar
Hafta sonu diye başlık attım ama aslında pazar günü demem lazımdı. Cumartesi günü pansiyon nöbetim olunca evden uzak ve iş günü formatındaydı :) Şüheda, gün içinde bana eşlik etti. Kızım, Jane Eyre okumaya başlayınca, bittiğinde beraber filmini seyretmeye karar vermiştik. Benim mobil verinin canını okuyarak filmi seyrettik :)) Elbette kitap daha güzeldi diyerek bitirdik mevzuyu :) 


Burası Kayseri'ye çok yakın ilçelerden biri, Bünyan. Valilik ve belediye el ele verip, seyir tepesine cam teras yaptılar yakın tarihte. Pazar günü için plan yapmıştık. Sabah kahvaltıya gidecektik hatta. Uyandığımızda havanın bozuk olduğunu görünce, açık havada kahvaltıya cesaret edemedik. Kahvaltıyı evde yaptık ama gezi planından vazgeçmeye niyetimiz yoktu. 


Yağış, düşündüğümüzden erken geldi.



Hava yoldayken dökmeye başladı. Bünyan'da, üst tepelerden hafif sel de gelmeye başlamıştı. Korktum. Eşime dönelim, ısrar etmeyelim, dedim. Eşim, korkulacak kadar kötü olmadığını söyledi. 
Adam haklı çıktı :) Vardığımızda yağmur hafifledi. Dönmediğimize sevindim. Güneşli havalarda yine geliriz ama bu havada büyük ihtimal bir daha gelmeyiz. Bulutlu gökyüzünün ve puslu havanın eşliğinde seyir keyfini de tatmış olduk.  


Bahçe güzel düzenlenmiş. Peyzaj, keyfi veriyor. Birbirinden uzak kamelyalar var. Diğer konuklarla içli dışlı olmadan kendi grubunla rahat rahat kahvaltı edilir diye düşünüyorum. Baharda değerlendirmek lazım :) 



Ailenin tedbirlisi ünvanını Şüheda'ya verip, kısacık hafta sonu kaçamağını bitirdik efendim. :) 
Bu hafta yoğun işlerim var. Cumhuriyetimizin 100, yılı kutlamaları kapsamında , cumhuriyet konulu bir panel hazırlıyoruz gençlerle. Yarından itibaren konuşmacıları dinleyip, gidişatı gözden geçirmem gerekecek. Panelin afişi için orijinal fikirlerim var. Bakalım neler çıkacak ortaya.
Şimdilik selametle....


Not: Cam teraslar beni hep korkuturdu zaten. 6 Şubat depreminden sonra en ufak sarsıntı bile yüreğimi hoplattığı için cam terasa adım atmak konusunda kendimi ikna etmem gerekiyor. :(

25 Eyl 2023

Üzdü ...


Selamlar
Bu kadar kısa sürede, bu kadar çok duygu yaşamak normal mi? İnsan bu dünyada ne çok sınava tabi tutuluyor. 3 sene önce kardeşim eşini kaybettiğinde, bana bir idrak hali gelmişti. Mehmet'in annesi 83 yaşında annem 72 yaşında ve onların dünya sınavları devam ediyordu. Ben, neyime güvenecektim. Her türden sınava hazır olmam gerekti. Bu farkındalık durumu sınavları çetinleştirdi mi bilmiyorum ama üst üste Ya Hak, sen bilirsin sabrını ver dediğim olay ve durumların sayısında bir artış var. Ya Hak, demekten, Sadettin ÖKTEN Hocamın dediği gibi "Aman Yarabbi" deyip, yine ona sığınmaktan başka çare yok. 
Üzüldüğüm durumu size tüm ayrıntıları ile anlatmam mümkün değil. Hem dile dökmek benim açımdan zor hem de başka bir insanın hakkına girmiş olmaktan Allaha sığınırım. 

Sizi daha fazla merakta bırakmayacağım. Konu gençler. muhatap olduğum gençler. Nispeten ortalamanın üstünde bir grupla beraberim. Her zaman şükür sebebi. Fakat duyduğumda tüylerimi diken diken eden, başka hataları da doğuracak, hayatlarını temelden etkileyecek, ciddi hatalar yapıyor gençler, malesef. 

Gerek karakterim gerekse mesleğim icabı, kişiyi değil durumu mercek altına almayı tercih ederim. Burada hatayı da anmayacağım. Bilmeniz gereken tek şey, kültürel, ahlaki ve dini açıdan cürüm kabul edilen bir hata. Hiç beklemediğim ummadığım bir genç yapmış. Çok üzülüp, çok yıprandıktan sonra nedenleri sorgulamaya başladım ister istemez. 

Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi vardır. Bir üçgenle anlatır insanın ihtiyaçlarını. 
En temelde, yeme, içme gibi biyolojik varlığın devam etmesi için gereken ihtiyaçlar var. Maalesef bu en temel ihtiyacı karşılayamayan insanlar en fenası çocuklar var ama konu bu değil şimdi. 
İkinci sırada, güvenlik ihtiyacı geliyor. Ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelmeden günlük hayatına devam etme şansı. Çok şükür o aşamayı da güvenle geçiyoruz. 
Üçüncü sıra ait olma ihtiyacı. Yani sosyal ihtiyaçların ilki. Bizde arıza işte burada başlıyor. Bir gruba ait olmanın ilk kuralı, o grubun elemanları tarafından onaylanmaktır. Hiç eleştirilmemek değil, eleştirirken bile o gruba ait olduğunu unutturmamaktır. 
Biz sevgili büyükler; anne, baba, öğretmen fark etmez, gençlerin yaşamlarında rehber olmak yerine sorunun kendisi olabiliyoruz. Candan sevdiğimiz, varlıklarını dünya nimeti olarak gördüğümüz evlatlarımıza verdiğimiz mesajlarla bizimle aynı grubun üyesi olduğunu onlara unutturuyoruz. Hangi korku, hangi kaygı bunlara neden olur bilinmez ama eleştirirken gösterdiğimiz performansı, aferin derken göstermiyoruz. Yavrular, bizden karşılayamadıkları, onaylanma, ait olma ihtiyaçlarını çok hatalı yerlerle ve kişilerle gidermeye başlayabiliyor. Çünkü tabiat boşluk kabul etmez. Sizin eksik bıraktığınızı biri gelir ve tamamlar. Bu tamamlama hem çocuğunuzun hem sizin hayatınızda bir kaosa, hayat boyu taşıyacağınız bir yüke dönüşebilir. 
Evlatlarınızı sevin adostlar. Hem de içinizden değil, dışınızdan doya doya sevin. Sizi güvenli liman olarak görmeye devam etsinler. 
Turgut Uyar'ın dediği gibi, "gösterilmeyen, hissettirilmeyen, sevginin zerre önemi yoktur. Bu duvarda beni seviyor olabilir. Bilemem" 

Selametle

18 Eyl 2023

Yaz Kitapları


Selamlar
Bu minnoşun uyku halleri beni benden alıyor. Uyurken o kadar tatlı ve o kadar ehli keyif ki insan seyretmeye doyamıyor. "Şu kadar rahat uyusam," diyor insan. Kıskanmıyoruz desek yalan olur :)) 


Aslında Yeşilin Kızı Anne serisinden 3 kitabı ilk çıktıklarında okudum. Fakat araya çok zaman girince bu sene yaz tatilinde bitireyim istemiştim. Hayat planlandığı gibi gitmiyor malesef. Yine de epey yol aldım. 6. kitap bitmek üzere. 
Bu seriyi liseye geçen her genç kız okumalı bence. Tam zamanı okumak için. Yalın bir anlatımla sevecen bir kızın  renkli hayatına giriş yapıyorsunuz. içinizde ki Anne Shirley'i hatırlıyorsunuz. Bana bile iyi geldi bu yaşımda. 
İlk kitap, Anne'in, Green Gables'a gelişi ile başlıyor. Hiç evlenmemiş iki kardeşin, sakin ve tek düze dünyasına bıcır bıcır neşesi ve türlü sakarlıkları ile bomba gibi düşer Anne.

 Sonunda beklenmeyen bir kayıp insanı üzüyor ama yüzünde bir gülümseme ile bitiriyorsun kitabı


Anne, eve iyice alışıp yerleşince bu defa kasabaya açılıyoruz. Kızımızın lider kişiliği ve ele avuca sığmayan ruhu kasabada da etkisini göstermeye başlıyor. Anne'nin ilk öğretmenlik tecrübelerini okuyoruz bu kitapta. 
Kitabı okurken, her şeyden habersiz doğa yürüyüşü için Ihlara Vadisine gitmiştik. Üstünden bir asır geçmiş gibi.


Serinin üçüncü kitabında, kızımız yüksek okul eğitimi almaya karar veriyor. Üniversite eğitimi sırasında tanıştığı yeni insanlar, kaldıkları bekar evi, Gilbert'a karşı hissettiği derin ve uzun süredir içinde tuttuğu aşkı fark etmesi... 
Ada, serinin neredeyse en sevdiğim kitabı oldu. Sanırım üniversite yıllarıma döndürdü beni. Bazen benimle aynı şeyi yaptığını fark etmem. Bazen yaptığı şeyi neden yapmadım, neden bu kadar cesur olmadım diye kendime kızmalarım arasında biten güzel bir kitaptı. 
Hasibe'ye ördüğüm şallar eşlik etmişti kitaba. 


Bizde film, bu kitabın ortasına geldiğimde koptu. Annem için Sivas'a gittiğim için uzun süre yarım kaldı kitap. Eylül başında bitirebildim. 
Evde amaçsızca aldığım iplere çeki düzen verme işine giriştim. Niyetim bu kış evdeki ip stokunu eritmek. Ne kadar başarırım bilmiyorum ama hedefi böyle belirledim. 
Mor tonlarında iple yumuşacık küçük bir battaniye ördüm. Rüzgarlı kavakların eşlikçisi oldu. 
Rüzgarlı kavaklar, Anne'nin üç yıl süren okul müdüreliği yaptığı döneme denk geliyor. Gilbert tıp eğitimi alırken, Anne de başka bir şehirde okul müdürüdür. İki nişanlının mektupları ve Anne'nin içindeki maceracı ruh sayesinde dokunduğu kalpler ve yeni dostlukarın kazanıldığı güzel yıllar...  


Beşinci kitapta bizim aşıklar kavuştu. Evlenip, Gılbert'ın çalıştığı kasabaya taşındılar. Yine, yeni komşular, yeni arkadaşlar, yeni dostluklar kazanmaya devam etti Anne kız. Malesef ilk bebeğinin acısını yaşadı.
 Mor battaniyenin kenarından artan iple minik bir bonet şapka yaptık. Anne tarzı değilse de İngiliz tarzı olup azıcık yaklaştık sanırım :) 


Ağustosta Anne serisine mecburi ara verince Hatice'nin dost eli imdata yetişti. Sesli kitap uygulamasını benimle paylaşması hayatıma boyut kazandırdı resmen. Şimdi örgü örerken vicdanım rahat. Bir yandan da merak etiiğim kitabı dinleyebiliyorum. 
Bu ktaplar bir ara çok popülerdi malum. O zamanalr alıp okumadım. Başka kitaplar vardı hayatımda çünkü. Kardeşim kapılmış olmalı ki popüleritesine, almıştı kitapları. Ben de bir yıldır okuyayım diye ödünç almış, evde bekletiyordum. Sesli kitap uygulaması sayesinde bitirdim. Mitoloji çok bana göre değil sanırım. Güzel kurgulanmış ama bana hitap etmeyen kitaplar. Ben okumalarımda bir cümle bir kelime bana dokunsun isterim. Malesef yoktu öyle bir cümle. Okudum geçtim. :)
5 yumak da bu ipten almışım. Ne yapsam diye epey düşündüm ama 5 numara şişle klasik ve yumuşacık bir atkı olacak. Kalanlarla bere örerim büyük ihtimal. 


Başladığım ama ilk 10 sayfasından sonra gençlerle okuduğum kitap araya girdiği için devam edemediğim kitap. Yine sesli kitap uygulamasının sayesinde bitirdim. Çok beğendim. geçen sene gibi yine kitap sunumları yapmayı düşünüyorum. Bu kitabı da bir grupla çalışmak istiyorum. O yüzden yeniden gündemimize gelebilir. 
Bu siyah ipin hikayesi ilginç. 3 sene önce eşime hırka örmek için gri ip almıştım Şükran Hanımdan. O da ben de fark etmeden ihraç fazlası iplerden farklı ton ve renklerde gri ipler koymuşuz pakete.  Ben başladım örmeye ama ip bitince devamındaki ip arızalı çıktı. Şükran Hanıma söyleyince aynı ton bulamadım diye bu siyah iplerden 2 paketi bedava verdi bana. Ben gerek yok dedikçe doldurdu poşete :) Ne yapsam diye düşünüyordum. Kardeşime hırka oldu. :)


Tarık Tufan'ı dinlemek çok güzeldi. Fakat karakterinin nahifliği karşısında şapka çıkardım. Benim canım memleketimin sağı solu belli olmaz. Ağustos akşamında buza kesip, yağmur yağabilir. 
Sivas'ta kitap fuarı, tarihi meydanda stand açar, Buruciye Medresesinde söyleşiler olur. Allahtan medresenin bahçesinde üstü kapalı bir alan oluşturulmuştu. Yağmur yağsa da bu sohbeti engellemedi. Ardından imzaya geçildi. Tarık Hoca, kimseyi kırmadı, o yağmurda, soğukta ve cereyanda kalma pahasına kitapları imzaladı. Hatta bir hayranı fotoğraf çekinmeyi unutuyordu ona şakayla karışık, "beraber bir fotoğrafımız olmasın şu üç günlük dünyada" diye espri bile yaptı. Güzel insan vesselam


Kardeşimin kütüphanesinden Geç Kalan'ı okumuştum. İki gün önce bitirdiğimi söyleyince, mutlu oldu. Ben çok beğenmiştim, siz nasıl buldunuz dedi. :) Hoş sohbet ve dikkatli bir dinleyici.
Geç Kalan, bu yazın en güzel kitaplarının başında geliyor bence. Uzun süredir sade anlatının büyüsüne kapılmıştım. Halbuki ben kelimelerle dans eden, damakta tat bırakan metinleri okumayı severim. Yalın anlatı da güzeldir ama bu şiirsel anlatının tadı başka..


Kendine ait zamanlar üreten, hobileri, entelektüel zevkleri olan biri de olsan sen bir Türk Hatunusun ve eylül geldi ey Mavi Lale :) O domates konservesi yapılacak, hiç kaçarın yok. hahahahaha


Bunlar 43 kavanozluk rezervin bir kısmı. :))


Eylül geldi dedik malum. Turşu kurmadan olmaz. 


Dış yapraklarda akşam yemeğine ne yapacağım sorusuna cevap verdiğine göre lahana çok işlevsel bir sebzedir diyebiliriz. :)))


Fotoğrafta, evin kedisi ve evin hanımının iyiliği için arı kovalarken iğnesine maruz kalmış, yine de bana mısın demeden kitabını okumaya devam eden kahraman bir koca görüyorsunuz.
 Şaka bir yana, balkona giren arı, kedinin çekim alanına girince hayvan kendini arı yakalayacağım diye oradan oraya atmaya başladı. Ben de balkonda kitap okumak için çıkmıştım. Hem kedi bir tarafına zarar verecek diye korktum hem de arıdan korktum. Eşime seslendim. O da çok merhametlidir. Arıyı öldürmeyeyim diye tuttuğu bezin arasında çok sıkmadı. Arı bunu nereden bilsin. Saldırıya uğradığını düşünüp, adamıma iğneyi batırdı.
 İlk yardım kursunda öğrendiğim gibi bolca yıkayıp, buz tuttuk. Biraz ağrılı oldu ama parmak şişmedi. Rahatız şimdi.
Koca kişisi klasik okurken ben daha günümüz eserlerinden okuyorum bu ara. Fatma Hanım yine muhteşem hikayeler kaleme almış. Bitmedi henüz ama çok beğendim. 


Normalde züccaciye dünyasını değilse de bardak, kupa ve fincan dünyasını yakından takip ederim. Fakat içine düştüğümüz hengame nedeniyle böyle bardakların popüler olduğunu hiç fark etmedim. Sevgili grubum çekiliş yaptı ve bardak bana çıktı. Adı Sevgi Bardağı artık :))

Sanırım daha sık yazmam lazım. çünkü bu fotoğrafların ruh haliyle benim ruh halim birbirinden çok farklı bu ara. Yaşadığım, duyduğum bir kaç şey beni biraz sarstı. Şimdi yazmayı düşünmüyorum. Aslında konuyu tüm açıklığı ile yazmam imkansız zaten. Ama olanların düşündürdüklerini de dile dökmek istiyorum. İnşallah cesaretimi toplayabilirim. Doğru cümlelerle meramımı anlatabilirim. 
Şimdilik selametle...