Pages

5 Şub 2026

Kudüs Sokakları


Hz Ömer Cami




Kudüs, Hz Ömer Döneminde fethediliyor malum. Rivayete göre, fetih gerçekleşir ama şehirdeki papazlar, halife gelmeden şehri teslim etmek istemezler. Hz Ömer'de kölesi ile Medine'den Kudüs'e gelir. Şehrin anahtarları teslim alır. Namaz vakti girince de bu noktada namazını kılar. Kıyamet Kilisesi'ne çok yakın bir mevki. O günün anısına küçük bir cami yapılır buraya. 






Bu mezarlar, Kanuni Sultan Süleyman Dönemi'nde şehir surlarını yeniden yapan mimarların mezarları. Yaptıkları iş karşılığında para almamışlar. Tek şartları öldüklerinde surların dibine gömülmek olmuş. O dönemden beri bu mezarların önünden geçen tüm Müslümanlar, durup, iki güzel insana Fatiha okuyor. 


Eski şehrin en meşhur noktası. Ömer Hattab Meydanı. 





Şehrin fatihlerinin girdiği kapı... El Halil Kapısı. Rabbim, ziyaretçi olarak geçtiğimiz bu kapıdan muzaffer olarak da geçmeyi nasip etsin.



Bu yazı da Osmanlı'nın siyasi dehasının ürünü. El Halil Kapısının tam karşısındaki duvarda, La İlahe İllallah İbrahim Halilullah, yazıyor. Malum İbrahim Peygamber, Üç din içinde ata kabul ediliyor.



Karşıda görülen duvar da Burak Duvarı. Yahudiler Ağlama Duvarı diyorlar. Onlara göre, Süleyman Mabedinden kalan tek duvar. Kaybedilmiş bir mabedin yasını tutuyorlar o duvara gelip. Mescidi Aksa'yı yıkıp, yerine kendi mabetlerin yapmak i.in motivasyon yükleniyorlar. Rabbim şerlerinden korusun canım Aksa'yı. 
Yalnız, her şey kavramlarla başlıyor. Kişi önce kavramlarını kendi değerlerine yaklaştıracak. Yıllarca Ağlama Duvarı diye diye çoluk çocuk bile biliyor artık Yahudi öğretisini. Halbuki burası Peygamberimizin, Miraç Hadisesi için geldiğinde onu taşıyan mübarek hayvan olan, Burak'ı bağladığı duvar. Bu nedenle, Filistin'liler buraya Burak Duvarı diyor. Biz de zihinlerimizi işgalden kurtarmak için kendi kavramlarımızı kullanmaya ve çocuklarımıza öğretmeye başlasak çok iyi olacak. daha fazla gecikmeden. 
Selametle 



 

Kutsal Kabir Kilisesi/Kıyamet Kilisesi


Selamlar
Dönem sonu yoğunluğu ve tatil rehaveti yazılarımı sekteye uğrattı malesef. Hızlıca toparlayayım inşallah. Rüya gibi geçen, hiç ummadığım kadar izi kalan o beş gününün, üçüncü gününde Kudüs sokaklarındaydık. İlk durak Kıyamet Kilisesi'ydi. Bu kilise Hristiyanlar için en önemli hac noktası. Çarmıha gerildiğine inandıkları Hz İsa'nın, çarmıh sırtında Çile Yolu'nu yürüdüğünü, bu yolda iki kere düştüğünü ama geri kalktığını fakat bu kilisenin olduğu noktada öldüğüne inanıyorlar.




Kilisenin içine girmeden bu merdivenin hikayesini anlatmak lazım. Yukarda söylediğim gibi Hristiyanlar için çok önemli bir merkez. Bu nedenle kilisenin temizliği konusunda gruplar arasında sürekli kavga çıkıyormuş. Kilisenin anahtarı konusunda çıkan kavgayı, Selahaddin Eyyubi çözmüş. Anahtar, yüzlerce yıldır iki Müslüman ailenin emanetinde. Sabahları bir aile açıyor, akşam da diğeri kilitliyor. Bu düzen hala böyle devam ediyor. 
Merdiven hikayesine gelirsek; o da kilisenin temizliği konusunda çıkan kanlı çatışmaları öğrenen Abdulmecid bir ferman yayınlıyor. Konuyu soruşturacağını, bu süreçte her şey, o anda nasılsa o şekilde kalmasını istiyor. Ferman okunduğu sırada bir Ermeni kilisenin camlarını silmek için o balkona merdiven dayamış. İkinci bir ferman gelene kadar her şey aynı şekilde kalsın denildiği için ve dönemin kaotik yapısından dolayı ikinci bir ferman da gelmediği için merdiven 170 küsür yıldır orada duruyor. 
























Bana ilginç gelen bir detayı anlatmadan geçmeyeyim. Hz İsa'nın öldüğünü düşündükleri noktada bir taş var. Hemen kapının girişinde. Orada yıkanıp, yağlandığını düşünüyorlar. Hristiyanların o taşa yapışmalarını görmeniz lazım. Bildiğiniz yakıyorlar taşı. Yüzlerini sürüyorlar, cüzdanlarını sürüyorlar. kıyafetlerini sürüyorlar. taşa yapışıyorlar. Ben hiç böyle davranışları olduğunu bilmiyordum. Bizim bazı hacılar Kabe'ye dokunmak istese, Hacerül Esved'i öpmek istese, önce biz kınıyoruz. Cahil davranışı diyoruz. Bunlara gerek yok diyor hatta ifşa edip, aşağılıyoruz. Biz kendimizi çok fazla mı hırpalıyoruz ne dersiniz. 
Selametle