Pages

18 Ağu 2021

Tatilden Kalanlar- 3

Selamlar
Şüheda'nın arkadaşı Sümeyye geldi. Sümeyye bizim evin kızı oldu artık. Varlığı, hiç evde misafir var psikolojisine sokmuyor bizi. Birlikte güzel vakit geçiriyoruz. Madem tatil, madem bizim ikinci kızda gelmiş, hadi gezelim moduna aldık. Kapokya'ya çok yakın bir yerde yaşıyoruz. Kısa bir tur neden olmasın, dedik 
İlk durak, Avanos. Baştan söyleyeyim, benden çok fotoğraflar konuşacak bugün.

Eski konaklar, otel olarak kullanılıyor pek çok yerde. Avanos içinde bu kural geçerli. hem şehrin göbeğinde hem de bir masalın içinde olabilirsiniz. 😍





Aşık Seyrani; "kör de bilir Avanos'un yolunu, testi, bardak kırığından bellidir" diyor. Şehir, bu sözün hakkını vermeye çok niyetli. :))  



Avanos, Kızılırmak kıyısında. Irmak boyu diye bilinen bir yer var. Belediyenin tesisleri ve çevre düzenlemesi gayet güzel. Asma köprü ile karşı kıyıya geçiyorsunuz. Bizde zaten Irmağın karşı kıyısında kahvaltı ile başladık güne. 






Küçük ama sevimli bir turistik kasaba. Biz Kayseri'den gidiyor olunca, kalma ihtiyacı duymuyoruz ama uzaktan gelip, birkaç gün Kapodakya'yı gezmeyi planlasam kesinlikle Avanos'ta kalırım. Ürgüp ve Göreme çok bilinen merkezler ve malesef çok kalabalık olabiliyor. Konaklayarak tatil yapacaklar için mantıklı olan Avanos'ta kalıp, gün içinde Ürgüp ve Göreme'ye gitmek olacaktır. Zaten, Avanos'ta kalınca, bahsi geçen yerler çok yakın mesafe, Hatta yanlış hatırlamıyorsam Avanos- Göreme arası 14 km . Avanos Ürgüp arası 17 km falan. 
Şehirden birkaç fotoğraf daha paylaşayım, fikir olsun hepimize. 











Avanos'tan sonra Zelve'yi ziyaret ettik. o da bir daha ki sefere inşallah. 
Selametle....

15 Ağu 2021

Etkinlikte Eksik Kapatmaca- Temmuz Ayı

 Selamlar 

Ağustos ayı, benim etkinliğim açısından açıkları kapatma ayı olacak inşallah. Dün ve bugün Julianne Moore'dan iki film seyredildi. Birkaç gündür, Kemal Sayar'dan okuduğum Ruh Hali kitabını yeniden gözden geçirdim ve sanırım artık etkinlik yazımı yazacak kıvama geldim, 

Bugün hava gayet güneşli ve güzel ama geçtiğimiz iki hafta ağustosta pek alışık olmadığımız kadar kapalı ve yağışlı geçti. Orman yangınları ile mücadele devam ederken ilaç gibi gelen yağışlar, baş tacıdır. Fakat aynı yağış, Kastamonu'yu yakıp yıktı. Hepimiz gerilimi artmış bir ruh hali içindeyiz. Elimdeki kınalar gibi soldu yaşam enerjimiz. Ama insanız bize umutsuzluk yakışmaz. Yaşananlardan ders alıp, yaraları sarmak için el vermek lazım. 

Felaketlerin bu kadar üst üste gelmesi hepimizi sarstı. Naçizane yorumum, İnsan haddi aştı, çağın insanı kul olduğunu unuttu. İnstagramda bir arkadaşın hikayesinde gördüm, Bu meşhur Tesla'nın sahibi efendi, parasını ödeyen şirketin reklamını gökyüzüne yazma hayali kuruyormuş. Düşünsenize evinizin balkonundasınız, şöyle bir nefes alayım diyorsunuz, başınızı göğe çeviriyorsunuz. orada "trendyol" yazıyor. Aman Allahlım kabus gibi değil mi. İnsan bu ahlaksız düzene son vermek zorunda. Hava, su, toprak, ateş el ele verdi, bize dur artık diyor dur. Duymak nasip olsun, belki de doymak nasip olsun inşallah.

Kemal Sayar, dinlemeyi çok sevdiğim biridir. Televizyonda karşınıza çıkarsa, hiç kaçırmayın, mutlaka öğrenerek ayrılırsınız ekranın başından. Fakat hiç okumamıştım. Planıma dahil etmemim sebeplerinden biridir. 

Ruh Hali'ni tercih ettim, çünkü aldığım ilk kitabıydı. Doğru bir tercih olmuş, çok güzeldi. Hatta okullarımız açılınca, psikoloji sınıflarıma performans ödevi olarak okutmayı düşündüm. Becerebilirsem konuya ebeveynlerden en az birini de dahil etmeyi planlıyorum. Sınıfın düzeyine göre. 

Kitap, isminin hakkını vermiş. İnsan ruhunun her haline bir başlık açmış. Sevgiden, nefrete. kıskançlıktan, empatiye kadar pek çok duygusal durumlarımız, uzman gözüyle değerlendirilip, herkesin rahatlıkla anlayacağı bir dille anlatılmış. Kitabın sonuna doğru, ruh sağlığındaki bozukluklar ve kişilik konuları da ele alınmış. Çok faydalı, çok güzel bir kitap olmuş. Kesinlikle okuyun derim. 

Bloğa denk gelen insanlar için amme hizmeti olsun, Kemal Hocanın olgun kişiler ve karakter bozukluğu olan kişilerle ilgili yaptığı değerlendirmeyi, somut bir rehber gibi yazacağım buraya. Önce kendimizi, sonra çevremizi bir değerlendirelim bakalım. 

"Kendi kendini idare edebilen, sorumlu, disiplinli, amaçları olan, işbirliği yapabilen, empatik, kibar, yardımsever, kendini aşabilen, idealist, maneviyatı olan, sezgisel, hayal kuran insanların olgun kişiler olduğu düşünülür. 

Karakter bozukluğu olan insanlar, amaca ulaşmak için yalan söyler, ve başkalarına zarar verirler. Kendi ihtiyaçlarını görmek için başkalarını istismar eder ve bunu umursamazlar. Temel dertleri kendileridir. "


Temmuzda oyuncumuz Julianne Moore. İki filmini seyrettim. İlki daha önce televizyonda tanıtımına denk gelip, konusu merak ettiğim bir filmdi. Sonra ne mi oldu. ben seyretmeyi unuttum .Hep yaptığım gibi. 😀 Madem temmuz ayını, Moore'a ayırdım hadi seyredeyim dedim. 

Türkçeye "unutma beni" diye çevrilmiş. Hikayeye çok denk düşmüş. Üniversite hoca olan, dil bilim uzmanı bir hanım, kalıtımsal nedenlerle, elli yaşında alzheimer hastalığına yakalanıyor. 

Filmde aile ilişkileri ve dünyanın anlamı hakkında sorgulama yapmanıza neden olacak bir hikaye var. Ömrünü kelimelere adamış bir insanın başının kelimelerle derde girmesi; Yunus'un, "malda yalan, mülkte yalan. Var birazda sen oyalan" sözünü hatırlattı bana. Dünya ve ondan elde ettiğimiz kazanımlar çok geçici. Bu gerçek insanın yüzüne çarpıyor filmi seyrederken. 

Bu hanımın üç tane yetişkin evladı var. İlk iki çocuk, annenin tabiriyle gerçek bir kariyere sahip. Son çocuk ise, hayallerinin peşinden gitmeyi tercih etmiş. Doğal olarak, sorumsuz yaftası yemiş. Gerek anne, gerek büyük kardeşler tarafından, sorun olarak algılanıyor. Kaderin cilvesine bakın ki, anne bakıma muhtaç kaldığında, çok istemelerine, annelerini çok sevmelerine rağmen, büyük çocukların o övünülen kariyerleri, annenin yanında olmaya engel teşkil ediyor. Sorumsuz yaftasını yiyen küçük kardeş ise annesinin yanında gerçekten olabilen tek evladı.

 Ne çok zorluyoruz çocuklarımızı değil mi. Onlar için, hatta bizim için, neyin iyi olduğundan nasıl bu kadar emin oluyoruz, o da başka bir tartışma konusu. Yazının başında dediğim gibi böyle böyle aşıyoruz haddimizi sanki. 

Ayrıca, hastalık genetik. Hanımın çocuklarında da görülme ihtimali yüksek. Annenin evlatlarını çağırıp, durumu izah etmesi, gözyaşları içinde özür dilerim demesi, çok dramatikti. 😪


Diğer film ise, mayısta kitabını okuduğum körlük. Kitabı okuduktan sonra, filmi olduğunu duyunca şaşırmıştım. Okuduklarımı düşününce, bunlar nasıl olurda filme çekilir, diye düşünmedim değil. O nedenle heyecan yaptım film için. Tabi ki  dehşetin boyutu, kitaptaki kadar değil ama kitabın ruhu da kaçmamış, kısaca sevdim. Kitabı okurken de hissetmiştim, filmi seyrederken de hissettim, insan esfele-i safilin noktasına, her an inebilir. Yani aşağıların aşağısına. 

Yine kitabı okurken düşündüğüm, filmi seyredince, aklıma gelen bir detay var. O üçüncü koğuştaki dangalaklar, önce yemek kutularını gasp etti, sonra yemek vermek için insanların değerli eşyalarını... Orada karantinadayken ne yapacaklardı o değerli eşyaları acaba :))) 

Gülüyorum ama dehşete kapılmama neden olan detaylardan biridir. Aç gözlülük, bir kişilik özelliği ve elde ettiklerinin işlevsel olması gerekmiyor, Sadece elde etmesi lazım, tatmin olmak için. Bu duygu, kişiyi fazlasıyla saldırgan yapabilir. Ürkünç.

Ağustos ayı için; yazar. Debbie Macommer. oyuncu, Emma Roberts

Görüşmek üzere, selametle....

12 Ağu 2021

Tatilden Kalanlar-2

 

Selamlar

Tatil anılarına devam efendim. Bayram önü Sivas'tan döndük kızımla. Çünkü, Allah kabul etsin, biz yıllardır kurbanı, dayım ve kuzenlerimle beraber hisse olarak keseriz. Evet, dayımın biri Kayseri'de yaşıyor. Ben bir polisle evliyim. Polisler kendi şehirlerinde çalışamıyor. 23 yaşımızdan beri, hep çok uzak illerde yaşadık. Yaşadığımız yerlerde çok şükür dostlarımız oldu ama akrabadan hiç kimsenin olmadığı bir hayattı bizimki. Kayseri bana bu konforu sağlıyor. Dayım ve kuzenlerim var burada :)) 

Dayım, organize sanayide, bir mermer fabrikasının ortağı. Fabrikanın ortamı, kurban kesmek için çok müsait. Biz her sene, bayramın ilk günü, eşim namazdan gelir, kahvaltıyı ederiz ve fabrikaya geçeriz. Çoluk çocuk herkes gider. Erkekler kurbanın işleri ile meşgul olurken, biz hanımlar ve çocuklar bahçede vakit geçiririz. 

Dayımın torunlarından ikisi henüz bebek, sabah erkenden toparlanamamışlar. Geç geldiler o yüzden. Bizde yengemle attık bahçeye kilimi, kek ve kahve götürmüştüm, keyif yaptık. Bende bloğa dönme kararı alınca, mayıstan kalan körlük kitabına bir göz gezdireyim, notlarımı düzenleyeyim diye yanıma almıştım. Sessiz huzurlu bir saat, çok iyi geldi. Sonrası tatlı bir koşturma. yemekhanede, çalışanlara yemek yaptık. çocuklar geldi. Bayram gibi bayramdı. 


Bayramın ilk günü, aynı zamanda benim doğum günümdü. Sivas'tan gelmeden önce, kardeşcanlar bayram kalabalığında araya kaynamasın diye bana minik bir parti hazırlamışlardı. Kardeşimin evinde gizlice hazırlanan partiden hiç haberim olmadı, tam bir sürpriz. 😅 Şaşkın hallerimin fotoları var ama tabi ki buraya koymayacağım hahahaha.


48 Yaşına giriyor olmanın bir önemi yok, kardeşlerinle bir aradaysan sana böyle bir masa hazırlanır, her türlü 💝 Canlarım benim, Allah eksikliklerini vermesin. 


Hayatta şükrettiğim çok şey var. Rabbime bana bahşettiği her şey için çok teşekkür ederim ama en çok ta hayatıma kattığı insanlar için. Sivas'tan eve gelince beni bekleyen, Özgecan'ın güzel kalbiydi. Doğum günüm için, sipariş etmiş. Kızımla organize olmuşlar 💓 Bu arada Özge, benim meşhur motif grubumun Tekirdağ, Çorlu'da yaşayan üyesi. Bir Elazığ türküsü diyor ya hani; "iki gönül bir olsa 1 aylık yolda ne var" diye. Özge'ye hissettiğim yakınlık tam da bu türden bir yakınlık. Aramızda kilometreler var ama kalbi kalbimin yanında atıyor. Bana hiç ummadığım anlarda "seviliyorsun" mesajını verme konusunda üstüne yoktur, candır o. Dünya gözü ile görmek, sarılmakta nasip olur inşallah. Çok Amin. 


Bana doğum günü sürprizi bitti mi, tabi ki hayır. Fabrikadan ayrılıp, eve gelince, eşim ve kızımda pasta keselim demişler, onlarla da bir kutlama yaptık. Malum, kurban bayramının işi çok. Kurban paylarını hazırlayalım, eve kalacaklardan kıymalıkları ayıralım, işe güce bakalım diye harekete geçtik, pat kapı çaldı. Bu defa İstanbul'dan Nilgün, motif grubumun sevgili patronu. bana bu güzel pastayı göndermiş. Oturdum ağladım bu defa. 💖 Can dostlarım iyi ki varsınız. İyi ki size denk düşmüş yolum. 


Gün boyu tatlı tuzlu bir sürü şey yemiş olunca, Nilgün'ün pastasına yer kalmadı tabi. Bayramın ikinci günü sabahtan, yeniden Sivas yolcusu olunca, oraya götürmeye karar verdik. Görümcemin doğum günü de benden bir gün önceydi. Onlarla beraber, gelin görümce pasta kestik. Gerçi pastamız yaptığı yolculuktan dolayı biraz dağılmıştı ama zararı yok 😊

Biz pasta keserken, muzur küçük kardeş yaramazlık peşindeydi. Eşimin en küçük kardeşi, Yunus efendi. Evli, iki tane oğlu var ama ablasını ve beni görünce içindeki çocuk harekete geçiyor, durduramıyoruz, hahahhaha 


Bayram soframız, giderek kalabalıklaşıyor. şükürler olsun. Görümcemin oğlu ve gelini de vardı dedemizdeki yemekte. Malesef bazı eksikler var sofrada ama yine de çok güzel bir gündü. 

Ertesi gün, Yunus'un evinin bahçesinde, ailecek kahvaltı ettik. Aile dünyadaki en özel şey sanki. Kişi en doğal en mutlu ailesinin yanında hareket ediyor gibi. Bu arada söylemek istediğim bir şey var. Çiftler, bir diğerinin ailesinin yanında, rahat olmadığını, o yüzden görüşmek istemediğini söyleyebilir. Farklı yaşamlardan gelip, bir olmaya çalışmak evlilik. Zor iş. Fakat karşındaki insanlara şans verdiğinde, anlamaya çalıştığında, affedici olduğunda çocukların için büyük ve güçlü bir aile kazanmış oluyorsun. Yukardaki fotoğrafta kameraya beraber gülümsediğim insanlarla, özellikle ilk yıllarda benimde sürtüşmelerim oldu, kalp kırıklıklarım. Ama büyütmeden atlatmayı bildik. dediğim gibi, anlamaya çalışarak, affederek, başardık bunu. yeni evli ya da evlenmek üzere olan birilerine denk gelir umuduyla yazıyorum bunları. Evlilikte iyi geçinmenin ilk koşulu, buna niyet etmek, sakın unutmayın.


Hadi bugünü eşimin ailesine ayırmış olayım. Sadece bilgi olsun diye söylüyorum yoksa fotoğraftaki herkes aynı zamanda benim ailem 💓 Bayramdan sonra bir müddet daha Sivas'ta kaldık. Kızımın satajı devam ediyordu. Sivas'ta Gardaşlar tepesi denir, ormanlık bir alan var. Belediye mesire alanı olarak düzenledi. Ayrıca bazı tesisler var. Düğün salonu, kafe gibi. Cubba kafe onlardan biri. Öğle sıcağında gittiğimiz için, terasında oturduk. yoksa cubbaları da çok keyiflidir. 

Bahçesinde böyle özel alanlar oluşturulmuş. Hem dışarıdasın, hem sana özel bir alan. Coronadan önce akıl edilmişti. Hep mantıklı bulmuştum zaten, Coronadan sonra iyice kanaat getirdim. :)) Rakımı yüksek bir yer, dediğim gibi tepe. akşam üstü gidip, gün batımını seyretmek çok güzel oluyor. 


Birkaç yıl önce gittiğimizde çekmiştim. Cubba kafede güneş batımında ortamda masalsı bir hava oluyor. 


Madem aile günü oldu bugün. Yazıyı evin en küçüğü, huysuz ve tatlı bir küçük adamla bitirelim. Yunus Efendi'nin küçük oğlu. Ömer Kerem. Çok farklı bir havası var. Uzaktan cilvenin bini bir para, o güzel gözleriyle, kirpikleri ile insanı tavlar ama yaklaşıp öpmek istediğinde kıyamet kopar. Onu uzaktan sevmek aşkların en güzeli yani. Corona bebesi tam hahhahahah 

Görüşmek üzere, selametle....

10 Ağu 2021

Tatilden Kalanlar-1


 Selamlar

Yaşlandık mı, yoksa üst üste yaşanan olumsuzluklar hevesimizi kaçırdı bilinmez, bu sene biz değil içimizdeki gezgin ruh tatile gitti. :)) Hala gelir belki diye umut ediyoruz ama sanırım dönmeye niyeti yok. :))

Normalde yetişkin bir evlat sahibi olmanın avantajı ile arabaya atlayıp, görmek istediğimiz şehirleri turlamayı, her şehirde bir gece kalıp, yola devam etmeyi seviyoruz. Bizim tatil anlayışımız biraz böyleydi. Bu senede planlar vardı tabi. Karadenize gidelim diye düşünüyorduk. Fakat lisans öğrencileri için hazırlanan, Cumhurbaşkanlığı staj seferberliğine kızım başvuru yapmıştı. Bayramdan önce, başvuru değerlendirilmiş ve Sivas'ta Et Sür Kurumunda, 20 iş günü sürecek bir staj çıktı kızıma. Kuzenin düğününden sonra, eşim ve ben Kayseri'ye döndük. Şüheda anneannesinde kaldı. Bizde gezme planlarını erteleyelim dedik. Ama bu erteleme  sanırım yıllık bir ertelemeye dönüşmek üzere. 

Bu arada eşim Ramazanın ortasında emekli olmaya karar verdiği için, kalan izinlerini kullanmaya başlamıştı. Yani artık hep evde :)) Bende tatilde olunca, Şüheda, Sivas'tayken hadi ikimiz kısa bir plan yapalım dedik, iki günlüğüne Kozaklı'da bir otele gittik. Bu arada bilmeyenler için Kozaklı, Nevşehir'in bir ilçesi ve termal suyuyla meşhur. Pek çok tesis var. Öyle tabiat, manzara ya da dışarda gezme olanakları sunmuyor ama termal havuz ve tesisler güzel ve temiz. Yemekler gayet lezzetli ve çok çeşitli. Bir kaç gün otelde kalıp, sonra Kapadokya turu yapıp dönmek isterseniz, değerlendirilebilir. Kısaca yerel reklamı da yaptığımıza göre bize dönebilirim :))) 

Dediğim gibi otel gayet güzeldi. Akşam üzeri, dingin bir havası vardı bahçenin. Yemekleri genelde orada yedik.  Elimdeki kitap ve hikayesi çok özel. Hemingway'in, Yaşlı adam ve deniz, kitabını okuyorum. Bizim motif grubundan sevgili Neslihan, bir dostu için doğum günü sürprizi hazırlıyor. 10 tane kitap seçti. 10 farklı kişiye gönderdi. Bunlar Türkiye'nin farklı yerlerinde yaşayan insanlar. Kitabı okuyup, kitap üzerinde anı biriktirmemizi istedi. Yani bir not olabilir. Altı çizili satırlar olabilir. Belki arkadaşına bir mektup olabilir. Bu arada olayın kilit noktasını söylemedim, biz okuyucular bu arkadaşı tanımıyoruz kesinlikle. Sadece adını biliyoruz, Handan. Ben bir paket yapıp gönderdim Handan kızın emanetini. Henüz doğum günüsü gelmedi. Paketler Neslihan'a ulaşmaya başladı. Hepimiz heyecanla Handan'ın tepkisini merak ediyoruz. :))) 


Bu vintage yakalardan daha önce bahsetmiştim. Handan ve Neslihan için hazırladığım pakete birer tane ekledim. El emeği hediye hazırlamak isteyenler için, hem zevkli hem çabuk biten bir çalışma. Daha önce burada videolarından birini paylaştığım, uzak doğulu bir hanımın, you tube videoları ile ördüm yine. Kadının sayfası bu anlamda ciddi bir kaynak, kolay ve anlaşılır videolar çekmiş. 


Bu defa ipim Alize Diva. Sevdim sonucu. yazlık elbiseler için düşünülebilir. 

Bayram önü ben yine Sivas'a gittim. Kızımın stajı uzun bayram tatiline denk gelince, kısada olsa eve dönmek istedi çocuk. Arabalardan birini ona bırakıp dönmüştük. Tek başına uzun yol yapmasın, beraber döneriz diye bende gittim Sivas'a. Beş gün kadar kaldım. Annem ve kardeşlerimle güzel vakitler geçirdik. 

Sadece gezip, eğlenmedim bu süreçte, örmeyi çok istediğim bir çantayı da yapmaya başladım. Nereye gitsem benimle geldi. :)) 


Biz Sivaslılar severiz Paşabahçede vakit geçirmeyi. Annemle bol bol vakit geçirdik. 


Her yere benimle gelince, doğal olarak ördük bitirdik çantayı da. Kardeşcana hediye ettik bile. 


Anneannemizin ördüğü paspaslardan birini de kaptık geldik eve. :)))

Bu sene biz Sivas'a gelmelere gitmelere doyamadık. Kalanı da diğer posta olsun inşallah. Şimdilik selametle....


7 Ağu 2021

Etkinlikte Açık Kapatmaca- Biraz Mayıs Biraz Haziran


 Selamlar

Geldik, evdeyiz artık. Havalar malum, çok sıcak. Şükür bugün biraz serinledik. Gelirken sonucu bile bile klimayı açtık. Şu an tıkalı vaziyetteyim, üç gündür bu haldeyim malesef. Hep şükrederim, sonuçta tayinci insanlarız, öyle aşırı sıcak bir yere tayinimiz çıksa, klima şart olsa, ben her gün hastaneye taşınırım sanırım. 

Burası Sivas'ta Paşabahçe Mesire alanı. Tertemiz bir yerdir. Ağaçlarda büyüdü şükür. Artık daha huzurlu bir yer oldu. İnsan doğanın bir parçası, ne kadar teknoloji gelişse, ne kadar kentleşsek fark etmez. Özümüz toprak. Tabiat bizim sılamız aslında, beton gurbetimiz. 

Günlerdir içimizde bir ateş yanmakta. Ormanlarımız aleve teslim. Şükür, yaradan sonsuz yaratma gücü ile döngüyü yeniden sağlayacaktır. Buna imanımız tam ama o bir insanın elinden su içen kelebeğin görüntüsü sanırım ömrümce zihnimden silinmeyecek. 

Yangından sebep yeniden hortlayan o parça pinçik olmuş toplumsal yapımız, beni endişelendiren esas konu bu. Sosyoloji mezunuyum, söyledim daha önce. Toplumsal çözülme denen olgu, en azından sosyal medya üzerinden gözle görülür hale gelmiş. Tek tesellim, sosyal medya öyle zannedildiği gibi, her şeyin göstergesi değil. Bizi bir arada tutan değerler, sanalda görülmese bile gerçekte gözlenebiliyor, sevindirici olan bu. 

Son noktayı. çok taktir ettiğim bir bilim insanı koysun istedim. Artık etkinlik yazıma döneyim...


Eve gidince bir Julia filmi seyrederim demiştim, seyrettim. Eski bir film ama nedense hiç seyretmemişim. Türkçeye, Tatlı bela ismiyle çevrilmiş. Gerçek bir hikayeye dayanıyor. Film hakkında ilk cümlem seyretmediyseniz seyredin mutlaka olur. Bana kalan ise, dünyanın her yerinde kadın olmak çok zor. O kadar çok önyargıyla mücadele etmek zorunda ki kadın. İnsanlar, kaşına, gözüne, ne giyindiğine bakıp, seni kategorize edebiliyor. Bu kalıplarla mücadele etmek, kişinin enerjisini çok zorluyor. Allahtan Erin, kolay pes edecek insanlardan değil. Ayrıca başarılı erkekler için söylenen malum sözü biliyorsunuz. Keşke biz kadınlar için de söyleyebilsek bunu. Malesef, başarılı kadın çoğu kez bu başarıyı hayatındaki erkeğe rağmen kazanmaktadır. Tamam motorcu abi kötü bir adam değil ama son dönemeçte Erin'i yalnız bıraktı. Erkekler sanırım mevzuları burunlarının dibine gelene kadar anlayamıyor. Neyi başardığını göstermek için, ailelerden birine müjdeyi verirken yanında götürmesi çok iyi bir hamleydi. Aferin Erin Brockovich.

Mayıs ayı açığımızı kapattık şükür, şimdi gelelim hazırana. 


Haziran ayında Nazan Bekiroğlu okuyacaktık malum. Benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Pek çok kitabını okudum. Hatta yine ara ara açıp okuduğum bir kitabı var elimde. Ama etkinlik kapsamında daha önce okuduğum Kelime  Defteri isimli kitabı okudum. Çünkü size anlatmak istediğim bir şey vardı. 

2012 yılıydı yanılmıyorsam, Nazan hoca, Nar Ağacı isimli kitabın tanıtımı için Kayseri'ye geldi. Fakat hafta içi. Benim dersim var. Ne yaparım, nasıl giderim diye kıvranıyorum ben fakat imkansız. Söyleşi üniversitenin kampüsünde. Arabayla bile yarım saat sürer okulla kampüs, ki benim dersimin bittiği saatte söyleşi de bitiyor. 😓Eşim ve kızım söyleşiye gidecek, kitabı imzalatacaklar ama bende görmek ve dinlemek istiyorum. Öyle sağlık problemim yokken izin alıp, dersi bırakıp gitmek hiç etik gelmiyor. Yapabileceğim bir şey değil. Kader deyip razı olduk, işimize bakıyoruz. O sırada bir haber geldi, Nazan Hoca öğle tatilinde Sosyal Bilimler Lisesine gelecek, çocuklarla söyleşi programı hazırlanmış. Sosyal Bilimler Lisesi arabayla 5 dakikalık mesefade. 😊 Nasıl mutlu oldum anlatamam. Ama Nar Ağacı kızımda, programda imzalatsın diye ona bırakmıştım. Önemli olan dinlemek, sohbetine katılmak diye teselli ediyorum kendimi. Beden eğitimi öğretmeni arkadaş, "Zeynep hocam senin Yusuf ile Züleyha bende ya, okumam için vermiştin demez mi. Sürpriz üstüne sürpriz yani. Arkadaşlarla programa katıldık. Çok güzel bir sohbetti. Elimdeki kitabı imzalattım, nispeten daha küçük bir etkinlik olunca sohbet etme imkanımız bile oldu. Ergenlerin pop yıldızlarını görünce ağlamaları vardı ya bir ara. Onlarla duygudaş oldum. Sevinçten ağlayacağım neredeyse. Hallerim çok komikti. 

Analık ağır bastı, o sırada kızım 9. sınıf öğrencisi. Ona sürpriz olsun, kitap okuma alışkanlığına katkı olsun diye elimdeki kitabı kızımın adına imzalattım. Nazan Hocaya da söyledim. Hocam kızım 9. sınıfta onun adına imzalarsanız diye. İmzaladı sağ olsun.


Ben mutlu mesut okula gidiyordum, aklıma kızımla yaptığım anlaşma geldi. Kızım anne senin adına imzalatayım demişti. yok kızım sen kendi adına imzalat demiştim ona. Hemen telefon ettim, benim adıma imzalatması için. Kızımda normalde o kadar konuşkan biri değildir. İmza sırasında; öğle tatilinde annem benim adıma imzalatmış hocam, dersi var, katılamadı bu programa, annem adına imzalar mısınız demiş. Canım hocam kızımı da kırmamış. 


Şimdiiii gelelim ana konuya. Bu hikayeyi dinledikten sonra 2014 yılında basılan Kelime Defteri isimli kitabı okuyup, şu cümleyi görürseniz siz ne hissederseniz? 


Vallaha sizi bilmem ama kızımla ben fena halde üstümüze alındık ve çok mutlu olduk. 😍

Çok konuştum ama kitap hakkında yazmadım. Daha fazla uzamasın istiyorum. Deneme yazıları seviyorsanız keyif alabileceğiniz bir kitap. 


Haziran ayı oyuncumuz Amy Adams. Film seyredememiştim o ara. Dün tatil dönüşü yığılmış dağ gibi ütüyü yaparken, açtın netflıxi seyrettim bir tane Amy Adams filmi. Filmin Türkçe adı Penceredeki Kadın Ben böyle psikolojik gerilim filmlerini seviyorum sanırım ya da ütü yaparken adrenalin iyi geldi, bilmiyorum ama sevdim filmi. İnsan psikolojisi çok ilginç gerçekten. Doğru bilgiye sadece akılla ulaşılır diyenin aklına şaşarım. Çünkü insan zihni ona hiç beklemediği oyunlar oynayabiliyor. Geçmişte yaşadığı travma sonucu agorafobik olmuş, çocuk psikoloğu bir kadının yaşadığı olayı anlatıyor film. Çok çok iyi bir kurgu diyemem ama kesinlikle kötü de değil. Zaten basit bir kurgu, seyretmek isteyenler için fazla ipucu vermeden şunu diyebilirim, kadının haklı olduğundan emindim ama katil ummadığım kişi çıktı. 😜

Temmuz yazısı da çok yakında burada olacak efendim, şimdilik selametle...




30 Tem 2021

Sivas'ta Bir Gün


Selamlar 

Bu defa eşimle niyet ettik, memleketi turist gibi gezmeye ama bunu başarmak çok kolay değil. Bir yerde turist olabilmek için sanırım o yere turist olmak lazım. hahhahaha.  

Çarşıya çıkmışken, "hadi medrese yapalım" dediğin bir yer, başkası için merak konusu olabiliyor. 

Çifte minare ; Sivas'ın simge mekanlarından biri. Eminim sizlerden biri gelse daha ilgi çekici fotoğraflar çekebilir. Elimden geldiği kadar turist olmaya çalıştm bende. :)

Anadolu Selçuklu ve Beylikler döneminde önemli merkezlerden biri Sivas. O nedenle o dönemi yansıtan mimari yapılar ve zannat örneklerine sıklıkla rastlanıyor. Taş oymacılığı o dönemde bayağ popüler. Şimdi her biri hayranlık uyandıran taş işçiliklerini mekanlarda görebilirsiniz. Daha önce Divriği Ulu Cami'nin meşhur kapısındaki işçiliği de sizinle paylaşmıştım. işte burada 

Yeniden düzenlenen meydanda, hepsi birbirine yakın, Buruciye Medresesi, Şifahiye Medresesi ve Çifte minareyi görebilirsiniz. Zaten Şifahiye Medresesi ve Çifte Minare birbirine karşı komşu :) 



Şifahiye Medresesinin içinden bir bölüm. 


Medresenin içinde turistlik eşyalar satan dükkanlar var. Medresenin ortasında çay bahçesi olarak kullanılıyor. Gezmeye gitmeyi düşünenler keyifli bir mola verebilirler. 





Dokuma kilimleri, çanta olarak değerlendirmek, çok güzel ve zevkli bir ticari zeka. Kızıma ve kendime aldım. Yukardaki Şüheda'nın, aşağıdaki benim çantam :)) 


Hobilerime zaman ayırmıyor değilim tabi. Sosyal medya hesaplarında mutlaka sizede denk gelmiştir, ünlü bir marka bez ayakkabının üstünü motiflerle kaplamıştı. Durur mu hobici hatunlar hemen taklit ettik tabi :)






 Sonuç işte burada. :) 

Hala evde değilim. Hala bir Julia filmi seyredemedim. Hala hısım akraba popülasyonu yüksek. Eve geçince ilk iş Julia filmi seyretmek olacak bu gidişle :)) 

Selametle....