Pages

30 Tem 2021

Sivas'ta Bir Gün


Selamlar 

Bu defa eşimle niyet ettik, memleketi turist gibi gezmeye ama bunu başarmak çok kolay değil. Bir yerde turist olabilmek için sanırım o yere turist olmak lazım. hahhahaha.  

Çarşıya çıkmışken, "hadi medrese yapalım" dediğin bir yer, başkası için merak konusu olabiliyor. 

Çifte minare ; Sivas'ın simge mekanlarından biri. Eminim sizlerden biri gelse daha ilgi çekici fotoğraflar çekebilir. Elimden geldiği kadar turist olmaya çalıştm bende. :)

Anadolu Selçuklu ve Beylikler döneminde önemli merkezlerden biri Sivas. O nedenle o dönemi yansıtan mimari yapılar ve zannat örneklerine sıklıkla rastlanıyor. Taş oymacılığı o dönemde bayağ popüler. Şimdi her biri hayranlık uyandıran taş işçiliklerini mekanlarda görebilirsiniz. Daha önce Divriği Ulu Cami'nin meşhur kapısındaki işçiliği de sizinle paylaşmıştım. işte burada 

Yeniden düzenlenen meydanda, hepsi birbirine yakın, Buruciye Medresesi, Şifahiye Medresesi ve Çifte minareyi görebilirsiniz. Zaten Şifahiye Medresesi ve Çifte Minare birbirine karşı komşu :) 



Şifahiye Medresesinin içinden bir bölüm. 


Medresenin içinde turistlik eşyalar satan dükkanlar var. Medresenin ortasında çay bahçesi olarak kullanılıyor. Gezmeye gitmeyi düşünenler keyifli bir mola verebilirler. 





Dokuma kilimleri, çanta olarak değerlendirmek, çok güzel ve zevkli bir ticari zeka. Kızıma ve kendime aldım. Yukardaki Şüheda'nın, aşağıdaki benim çantam :)) 


Hobilerime zaman ayırmıyor değilim tabi. Sosyal medya hesaplarında mutlaka sizede denk gelmiştir, ünlü bir marka bez ayakkabının üstünü motiflerle kaplamıştı. Durur mu hobici hatunlar hemen taklit ettik tabi :)






 Sonuç işte burada. :) 

Hala evde değilim. Hala bir Julia filmi seyredemedim. Hala hısım akraba popülasyonu yüksek. Eve geçince ilk iş Julia filmi seyretmek olacak bu gidişle :)) 

Selametle....

27 Tem 2021

Mayıs Ayından Kalan...


 Selamlar 
Yok yok, kaybolmadım yine buradayım. 😁 Diğer postta dediğim gibi evde ve kendi rutinimde değilim, memleket havası alıyoruz. Hısım akraba popülasyonu epey yüksek ortamda. 😂 Kendime blog yazacak zaman bulmam bugüne kaldı. 
Mayıs ayı için Jose Saramago okumayı planlamıştım. Planıma gayette sadık kaldım esasında. yazma konusu zorladı daha önce dediğim gibi. Şimdi sıra yazmaya geldi. Saramago'yu ilk defa yine bir blog etkinliğinde keşfettim. Bilinmeyen adanın öyküsü kitabını okumuştum o etkinlikte. Yazı diline hayran kaldım. Son derece basit ve gündelik bir dil kullanıp, bu kadar derin manalar yüklemeyi başarmak kolay değil. O kitapla ilgili yorumum işte burada 
Bilinmeyen adanın öyküsü'nün bende bıraktığı etki ile, kendi planlamama dahil ettim Saramago'yu. Mayıs ayı içinde Körlük kitabını okudum. Hayranlığım bir kat daha arttı. En yakın zamanda Görmek, isimli kitabı da okumayı umuyorum. Okumamın üzerinden epey zaman geçince, aynı enerji ile yazmam tabi ki pek mümkün değil. Kitaptan aldığım notlarla yazıyı tamamlayacağım inşallah. 

"Birimizin hepimiz, hepimizin birimiz için olması gereken bu yerde, güçlülerin zayıf olanların ağzından lokmasını nasıl acımasızca aldığını görebiliriz...."

"....haberlerin önemi, her aktaranın kişisel iyimserlik ya da kötümserlik derecesine göre ya azalıyor ya da artıyordu.

"Kavga da her zaman için az çok bir tür körlüktür." 

"..... iyi yürekli körlerin merhameti ve resim gibi dünyası bitti, şimdi katı acımasız ve amansız bir körler krallığı var."

"Körlük, her şeyi sular altında bırakarak önüne katıp götüren ani bir deniz kabarması gibi değil, binlerce çalkantılı dereceğin sinsice, toprağa yavaş yavaş sızdıktan sonra, aniden tamamını istila etmesi gibi yayılıyordu."

"......deneyimlerimize dayanarak körlerin değil, çeşitli körlüklerin olduğunu söylemeyi doğru buluyoruz." 

Hatırladığım kadarıyla kitap bitince, insan bir süre kalakalıyor. Tespitler o kadar yerinde ve malesef insanın hallerine öyle denk düşüyor ki, damağınızda kekre bir tat bırakıyor bu doğru bilgi ama doktorun karısı hep bir umut. Olanı biteni gören birileri hep var, Lokal bile olsa tedbir alabilecek umut olabilecek birileri hep var. Bu farkındalık insanı çok rahatlatıyor. 

Mayıs ayında Julia Roberts seyretmem gerekiyordu. Kadına hayranlığım malum. pek çok filmini seyrettim. Hatta bir ara etkinlik bile yaptım ama mayıs ayında hiç film seyretmedim. Gerçi bu ara hiç film seyretmedim. Bu canlı ders muhabbeti ekrana doygunluk yarattı bende. Ayrıca çok kıymetli bir arkadaşımla birlikte dizi seyrettik. O da vaktimi aldı. Film bakamaz oldum. Belki bu ara kardeşcanlarla bir Julia filmi seyreder yazarım, mayıs ayı niyetine. Sizinle paylaşmak istediğim anılarımda var ara ara onlardan da bahsedeceğim. Fırsat buldukça yazacağım inşallah, görüşmek üzere. selametle....

23 Tem 2021

Her Şeye Geciken Ben....

 


Selamlar 

"Hayat siz plan yaparken olanlardır" diyenler yine haklı çıktı. Ben rutinime düzen gelsin diye kendimi planlamış, bana eşlik eden arkadaşlarımı da bu maceraya davet etmiştim. Yazıma başlamadan hemen önce bloglarını gezip, her ay benim ihmal ettiğim etkinliğe katkı veren canları okuyup, çok duygulandım. Bunu baştan belirtmem şart. sevgili Deep, sevgili Yüreğimin iklimi, canlar muhteşemsiniz. 

Gelelim tembel ev sahibesine. Aslında tembellik değil de mağduriyet demek lazım sanırım. Filmleri değil ama kitaplarımı belirlediğim plan çerçevesinde okumaya devam ettim ama yazma konusunda aynı istikrarı malesef gösteremedim. Bahane üretmek gibi olmasın ama üst üste yaşanan aksilikler biraz belimi büktü. Sonrasında da malum, blog yazmak bir alışkanlık, Bu alışkanlıktan kopunca kelimeler insanı terk ediyor sanki. Yeniden yazmaya başlamak için yeni bir motivasyona ihtiyaç duyuyor insan. 

Mayıs ayı ortası gibi gözlüğüm kırıldı. Atasun'dan almıştım gözlüğümü. Garantiye gitti. 21 gün 😖 Zaten ekranlarla başı hoş olmayan ben, birde üstüne online dersler devam ederken çok ciddi zorlandım. Okumalarımı yakın gözlüğü ile yapmaya çalıştım ama uzun süre o gözlükle devam edince baş ağrısı yapıyor bende. Gözlüğümün olmayışı yaşam kalitemi çok olumsuz etkiledi. Gözlüğüme kavuştum derken bu defa kışın geçirdiğim çene ameliyatları sonuç verdi, implant takılma zamanı geldi. Önce üst çene için operasyon geçirdim. Onun şişleri henüz yeni geçiyorken, eşimin yeğenin düğünü vardı ona katıldık. Düğün bitti alt çene için operasyonun vakti geldi. 

Alt çene operasyonuna parantez açmam lazım. Kemik oluşum operasyonu sırasında alt çeneyi vidalarla tutturmuşlardı. İmplant operasyonu sırasında o vidaları tek tek söktüler. aynı gün 6 tane implant takıldı, derken ben bir hafta pert tabi. 😧

Aynı hafta, kardeşim, eşi ve iki yeğenimle tatil dönüşü bana geldiler. Onlar gitti, bizim yeni gelin ve damat balayı dönüşü bize geldiler. 😃 Bu arada benim alt çene Temel Reis kıvamında şiş. hahahaha. 

Velhasıl-ı kelam pek mağdur, pek hasta pek tırnak içinde renkli günler geçirdim. Dediğim gibi kitapları okudum. Filmlerde eksiğim var. Şu an yine evden uzakta, memleketteyim ama bloga girip arkadaşlarımın yazıları ile karşılaşınca ciddi bir mahcubiyet gelişti bende. Yarından sonra notlarımı gözden geçirip eksik aylarımın yazılarını tamamlayacağım. 

Açıkcası bloğumdan kopmak istemiyorum. Kızıma nasipse torunuma benden bir hatıra kalsın istiyorum. o nedenle elimden geldiğince yazmaya ve okumaya devam edeceğim. gecikmenin bahanesi olmaz tabi hiçbirisi. Benden bile daha iyi bir istikrarla yazan dostlarımdan özür diliyorum. Yarından sonra daha fazla burada olacağım. Yeni bir "çok renkli" hayat koşturmasına geçmeden açığı kapatma eğilimindeyim. 😄

Başlığın hakkını verip, bayramlaşmaya da geciktim. Hepimizin kurban bayramı mübarek olsun. görüşmek dileğiyle, selametle....

15 May 2021

Bayramımız Mübarek Olsun


Bayramın üçüncü gününden selamlar efendim. 
Malesef kısıtlamalı bir bayramı daha geride bırakıyoruz. demek ki henüz çıkarmamız gereken dersleri çıkarmamışız. 
Madem, bayram yoğunluğu denen şey yalan oldu, madem yapacak şey sınırlı, o zaman oturup blog yazmakta hiçbir sakınca yoktur :)) 


Biliyorsunuz bu tip vintage yakalar bu ara pek popüler. Kendim için pek düşünmemiştim. Kızımda talep etmemişti. Sanırım evden dışarı çıkamıyor oluşumuzun yarattığı, bir "amaann boşver hali" :)). Kardeşcan; "abla bana bu yakalardan örebilir misin" deyince, dikkat alanıma daha fazla girdi. You tube da, uzakdoğulu bir hanım, çok güzel videolar çekmiş. Az sonra bir tanesini buraya da ekleyeceğim. Ondan faydalanıp, ördük bir kaç tane ama sevdim bu işi. Hem zevkli, hem çabuk biten bir iş. Birine elişi bİr hediye hazırlamayı düşündüğümde ilk aklıma gelenlerden olacak artık. 


Renk tercihleri yaka sahibine ait. İpim, üstteki siyah yaka, Alize angora gold, alttaki beyaz yaka, denemek istediğim bir ipti, markasını hatırlamıyorum. Pek hayal ettiğim gibi olmadı. O nedenle sanırım unutmayı tercih ettim :)) Yaka öreceksem angora gold tercih edeceğim sanırım. 


Bu da şimdilik son yakamız. Fakat dediğim gibi ara ara örerim yine ben güzelliklerden. 


İşte bahsettiğim you tube kanalı. Bu tür yakalar dikkatinizi çekiyorsa hazine bulmuş gibi olabilirsiniz. Sesli bir anlatım yok, aksine dingin bir müzik eşliğinde, fakat çok net bir anlatım var. Tavsiye edilir. 


Yetişkin ve becerikli bir kız annesi olunca, amigurumi Frida bebek, anneler gününüz için örülmüş olabilir. :)) Canım kızım beni nasıl mutlu edeceğini biliyor.:)) 


Mayıs başında, instagramdan tanışıp, çok sevdiğim Çiğdem'le birlikte okumaya karar verdik Hanne'yi. 
Normalde ben, kelimelerle oynayan, insanın damağında tat bırakan, eserleri okumayı severim. Fakat son günlerde yaptığım bazı okumalar, sade anlatımın içinde derin ve etkileyici analizlerinde yapılabileceğini gösterdi bana.
 Hikaye, Almanya'daki yaşayan gurbetçi bir ailenin malesef baba kaynaklı, yaşadığı ağır bir dram ekseninde anlatılıyor. Bu dram, ailenin kızı Hanne'nin yetişkin hayatına bir varoluş sancısı olarak yansıyor.
Bahadır Bey, ekrandan bile yansıyan beyefendi kimliğini kitaba da yansıtmış. O ağır dramı acıtasyona sığınmadan kurgulayıp, kitabın kalbi diyebileceğimiz son yirmi sayfaya getirmiş.

Verimli ve arkadaş eşliğinde olunca aynı zamanda zevkli bir okumaydı. 


İşte böyle dostlar, mayıs böyle başladı, böyle devam ediyor. Güneş alan odanın camında, resmen unuttuğum kaktüsün bana hazırladığı sürpriz gibi geçsin hayatlarımız. "Aaaa ben onu sulamayı unuttum deyip", yanına gittim. O bana dikenlerin arasından çiçek hazırlamış :)) 

Anlatacaklarım bitmiş değil. Kadir gecesinden beri, Mescid-i Aksa ve Gazze'de yaşananlar, yürek dağlıyor. 
Ben yeniden diyetisyene başladım. Onlarıda bir dahaki sefere anlatayım size. 
Şimdilik selametle....









 

1 May 2021

Nisan Ayı Etkinlik Yazısıdır.

Selamlar 

Bahar gelmiş neyime modundayım malesef. Hafta içi canlı dersler, hafta sonu kısıtlamalar derken. nisanda geldi geçti a dostlar. Bugün diyetisyen kontrolüne giderken, bu güzelliği görünce bari bu baharın bir anısı kalsın dedim, alacele çektim bir foto. 



 Nisan ayında Azra Kohen, okumaya karar vermiştim malum. Daha önce hiç okumadığım bir yazardı. Benim için farklı bir deneyim oldu. İyi bir aşk hikayesi kurgulamıştı. Keşle sadece o şekilde kalsaydı. O zaman çok beğendim diyebilirdim. Çünkü kalemi gerçekten iyi. Fakat malesef, ideolojik taasublarından kurtulamamış bir ruh. Uzun yıllar tesettürle eğitim görebilmek, mesleğini icra edebilmekle ilgili sıkıntılar yaşamış biri olarak, örtüsünden kurtulan bir kadının yaşadığını özgürlük olarak tanımlaması bana bağnazca geldi. Bunu bir tercih olarak aktarsa hiçbir sorun yok ama özgürlük olarak adlandırması açıkcası rahatsız ediciydi. Ayrıca, "dini daha iyi anlamak için ezanı bile Türkçeye çevirdiler" deyip, bunu olumlayan bir cümle okuduğumda, gözlerime inanamadım. Yanlış anlaşılmasın, yazarın İslamla bir sorunu var diyemem. Çok belli böyle bir derdi aslında yok. Ama geri kalmışlığı, müslümanca tercihleri olan insanlar üzerinden anlatmak, bunların dini doğru yorumlamadığını iddia edip, toptancı bir bakış açısıyla, her türlü dini yapıyı yargılaması insafsızcaydı açıkcası. İyi niyetine inanmak istiyorum, güzel bir kalem, umarım karşısına tıpkı Ayşe Şasa'ya olduğu gibi onu taasublarından kurtaracak birileri çıkar. 

Ben kitap okurken, cümle avına çıkarım. Kitapta altını çizdiğim yerler oldu tabi. Şimdi birini paylaşacağım sizinle ama tamamen spontane. Yani şu an sayfayı açtım ve karşıma çıkan altı çizili ilk cümleyi yazıyorum, alıntı vermek adına. :)) 

......bu çıktığı yolculuktan hiçbir şeyi öğrenmediyse bile hayat ona, kalbini duymayı öğretmişti. Dinleyip dinlememek sadece bir seçimdi. Kalbini duymayan, kalbinin bir sesi olduğunu bile bilmeyen milyonlarcasının arasında kalple konuşabilmek ne büyük bir ayrıcalıktı. Kendini bilmek kalbini duyabilmekle başlardı. 

Bu ay oyuncumuz Tilda Swinton. Ayın başında Ramazan'ın başlaması ve Ramazan'ın kendine has ritmi olması nedeniyle bu ay sadece tek film seyredebildim. Kevin hakkında konuşmalıyız. Uzun zamandır beni böyle sarsan bir film seyretmemiştim. Lohusa depresyonuna giren bir anne, oğluyla ilk andan itibaren sağlıklı bir iletişim kuramamıştır. Bebeklik döneminde, anne ile sağlıklı bir şekilde kurulamayan güvenli bağlanma duygusunun yarattığı yıkıcı etki Kevin ve annesi arasında uçurumu her geçen gün daha da artırmıştır. Belli bir zaman sonra durumun farkın varan anne, babayla bu durumu sağlıklı bir şekilde asla değerlendirememektedir. Çünkü Kevin babasıyla ilişkisinde hiçbir sorun yaşamamaktadır ama tabiki görünüşte. Sonuç Kevin'in neden olduğu çok ağır bir trajedi. 
Bütün ebeveynler mutlaka seyretmeli derim. Film boyunca anne ve baba arasında bir kere bile dile gelemeyen cümlenin filme isim olması da iyi bir ironi. 

Mayıs ayı yazarımız, Jose Saramago
oyuncumuz, Julia Roberts 

Selametle....





14 Nis 2021

Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan


 Selamlar
On bir ayın sultanına, zamanların en güzeline yine kavuştuk Elhamdülillah. Mübarek iki senedir, eski ahenginden farklı, sokağa çıkma kısıtlamaları ile yaşanıyor. Fakat, Allah'ın hikmeti bereketinden, feyzinden hiçbir şey kaybetmiş değil. Size nasıl olur bilmem ama ben Ramazanda soluduğum havanın bile başkalaştığını hissediyorum. Dün sahurda dinlediğim bir hoca, Ramazan insanın kendi ayıdır, dedi. Diğer zamanlarda, hayvanlarla ortak yönlerimiz, gün içinde hep bizimle beraber. Yani, bir yandan insan olma, insan kalma mücadelesi verirken, diğer yandan yeme içme gibi temel canlılık dürtülerine de açık haldeyiz. fakat Ramazanda, uzun saatler boyunca, bu dürtüleri bir kenara bırakınca, insan olma ve insan kalma vasıfları ile daha fazla haşır neşir olabiliyoruz. Aslında yeme içme eylemlerinden tamamen bir vazgeçiş olmamasına rağmen, yani bugün pek çok uzmanın önerdiği, temel iki öğünü tüketmeye devam ediyor olsak bile, aradaki boş vakit, pek çok insani vasıflara zaman ayırmak için yeterde artar hale geliyor. Daha çok okuyabiliyorum, mesela. Ya da daha çok empati yapabiliyorum. Kul olduğumuz bilincini daha fazla idrak edebiliyoruz.  Kısacası, yıl boyu unuttuğumuz pek çok insan olma, insan kalma değerini yeniden hatırlamak için, bize hediye edilmiş, kutlu bir zaman. Mübarek olsun efendim.


Eşimin yeğenin nikahına gittiğimi söylemiştim, hatırlarsanız. çiçeği burnunda çiftimize, anne kız ortak çalışması ile renkli bir paket hazırladık.


Bu Frida'nin çiçekleri beni bayağ sardı. Yine yeniden öresim var. Kıymetli bir can dosta daha öreceğim. bu aralar size Frida'dan kurtuluş yok gibi. 


Bu arada kar durup durup sürpriz yapıyor bize. 11 Nisan günü, sabah uyandığımızda manzaramız buydu :))) 


Hayatlarımızın belirleyicisi haline gelen bir virüsümüz var malum. Kardeşim ve yeğenlerim bir hafta sonu geleceklerdi ki , hem bende hem damat beyde hafif kırıklıklar olunca cesaret edemedik, şükür ben ya da damat bey covit değiliz ama ihtimali bile cesaretimizi kırdı ve hafta sonu buluşma planı suya düştü. Halbuki teyze, yeğen sevme ihtimalinin yarattığı motivasyonla, tatlış kız yeğenine renkli bir hırka örmeye başlamıştı bile. yine bize kargo yolları göründü sanırım. :)) 

Bu arada sevgili Bekir Develi'nin you tube kanalında, geçen sene siyer anlatılmıştı. Ben çok geç fark edince bitirememiştim. Bu sene kendime yaptığım Ramazan günlüğünün bir parçası olacak. Sizlerden de merak eden olursa diye ilk bölümün videosunu buraya ekleyeceğim. tavsiye ederim.


Bereketli, feyizli bir Ramazan olsun hepimiz için. Selametle......


1 Nis 2021

Etkinlik Yazısıdır: Mart Ayı

 


Selamlar
Normalde ayın son günü, etkinlik yazımı yazardım ama dün biraz stres yüklendim sanırım. Gözlerimde yanma ve boğazımda ağrı vardı. Yüz yüze eğitim başladı, okula gidiyoruz. Acaba covid miyim endişesi bende stres yaptı sanırım. Bugün çok şükür daha iyiyim. Henüz test yaptırmadım boğazımda hafif bir ağrı hala var ama öksürmüyorum. Tat ve koku kaybım yok. Bunlar bana moral oluyor. Dışarı çıkmamı gerektiren bir durum da yok pazartesiye kadar, süreci takip edip, ona göre test yaptırmaya karar verdim. Malum hastane ortamı da çok steril sayılmaz. son tahlilde hafif baş ağrılarım olsa da ayaktayım, iyiyim, en önemlisi nefes alışımla ilgili bir sıkıntı yok yani toparlanıp, mart ayının yazsını yazmak lazım :)

Bu ay yazarımız, Ayşe Saşa. Pek çok insan hiç duymadığından bahsetti. Bende kendisi ile ilgili bir farkındalığa neden olmaktan mutlu oldum. Okuduğum kitabı, kendi yaşam hikayesi. Son derece etkileyici, insanı sarsan bir hayat. Pek çok kalıbı yıkan, farklı bakış açıları sunan ibretlik bir yaşam onun ki. 
1941 yılında İstanbul'da dönemin sayılı zenginlerinden birinin kızı olarak dünyaya geliyor. Yabancı mürebbiyeler tarafından büyütülüyor. kolejlere gidiyor. şimdi böyle yazınca nasıl imrenilesi bir yaşam. Kulağa Yeşilçam filmi gibi geliyor. Fakat gerçek tam bir Alfred Hitchcook filmi. Yabancı mürebbiyelerin zalimliğe varan uygulamaları, ebeveynin duruma tamamen kayıtsız kalışı, Ayşe Hanım'ın kendi kişisel özellikleri de eklenince, yetişkin hayatının büyük bir kısmında mücadele etmesi gereken hallüsinasyonlar ve paronaya baş gösteriyor. Yani tipik bir şizofreni hastası. Daha önce Delilik ülkesinden notlar kitabını okumuştum. Orada hallüsinasyonlarından bahsediyordu. Bu kitabı okuyunca zihnimde bazı parçalar daha net yerine oturdu o kitapla ilgili de.
İşin aslı yazmak istediğim çok şey var, kitapla ilgili. Ama toplum olarak kalıp yargılarla düşünmeye meyyaliz. Hiç kimsede önyargı gelişsin istemiyorum. Bu nedenle bir kaç alıntı verip. ısrarla tavsiye etmekle yetineceğim. Kitap biteli bir hafta oluyor, hala ciddi anlamda etkisindeyim. Sorgulamam devam ediyor, diyeyim son olarak. 

"Zavallı ebeveynim o kadar basiretsiz ki her şeyi yanlış yapıyor; insanların gelenekle bağları kopunca her şey kopuyor, dünya ile bağı kopuyor, olup biteni anlayamıyor."

"Türkçeden evvel Almanca öğreniyorsunuz. adı üstünde anadil..... Ben anadilden önce dadıdil öğrendim" 

"O koz helvacı amcanın yolunu bekliyorum, sadece onun geçişini izlemek için gidiyorum, o kapıya. Oradan geçen niye bize benzemiyor. Veya biz neden onlara benzemiyoruz."

"Bizim burjuvazimiz Batılı burjuvazi gibi değil. Ne kültürden ne fikirden nasibini almış bir garabet"

"Yoğun çalışma, ev işi ve senaryolara verdiğim mesai birdenbire çok iyimser yapıyor, hayatımdaki nevrotik sıkıntılardan, geçmişe ait birikimlerden uzaklaştırıyor, beni kendimden kurtarıyor."


Oyuncumuz Charlize Theron; üç filmini seyrettim bu ay. İtalyan işi ilki. Nitelikli bir hırsız ekibiz var. Yaptığım tanıma kendimde gülüyorum şu an. Ama öyle yani Bu ekip içlerinden birinin ihanetine uğruyor. Ekibin en yaşlısı hatta beyni olan, aynı zamanda kızımızın babası, hain tarafından öldürülüyor. Süreç ekibin bu haine dersini vermesi şeklinde işliyor. Tabi ki kızımızda haklı gerekçelerle ekibin bir parçası oluyor. Sevdin mi derseniz eh işte. derim. Bu tarz kaçmalı kovalamalı filmleri seviyorsanız, sizi mutlu edebilir, o kadar. 


Diğer filmimiz Pamuk prenses ve avcı. 
Bildiğimiz hikaye ama bilmediğimiz şekilde anlatılmış. Şeker ponçik prensin onu öpmesini bekleyen, prenses gitmiş, ailesi ve ülkesi adına mücadele eden bir prenses gelmişti. Ayrıca cadının prensin suretine bürünmüş olması da epey ibretlikti. Pek çok açıdan yorumlanabilecek bir hikaye olmuş. seyretmediyseniz tavsiye ederim. 


Kaç kere seyrettim sayısını unuttum :) fırsat bu fırsat dedim yeniden seyrettim. Beni çok etkiler. Eski ama güzel bir film. 

Nisan ayı için yazar Azra Kohen, oyuncu, Tilda Swinton

Selametle......