Pages

9 Ağu 2020

Kısa Bir Tur

Selamlar 

Aslında tüm planımız, Divriğe demiryolu ile gitmekti. Manzarasının doyumsuz olduğunu duymuştum. Ama malum korona var. Umumi her türlü binekten uzak durmakta fayda var dedik. Kendi aracımızla düştük yollara. Restorasyondan haberim vardı aslında. Yine de sonuçta dünya mirasına alınmış, bu muhteşem kapıyı olsun görmek istedim. Belki ömrümüz vefa etmez, bir daha yolumuz düşmez, fırsat bu fırsat dedik geldik kapısına 😄













Yakından bakınca, dünya kültür mirasına neden alındığını daha iyi anlıyorsunuz. bir tığ işi sever olarak yorumlamam gerekirse, kapıdaki modeller, dantel modeli olsa, çok ağırmış gerek yok deyip örmek istemeyebiliriz. Taşın bu kadar ustalıkla dantel gibi işlenmesi, nasıl bir emek, nasıl bir sabır, nasıl bir estetik algısının sonucudur. Pratik yaşam adına, estetik hazzı kaybettik, yaşamlarımız çok renksiz ve tek düze oldu sanki. hep merak ediyordum, şimdi gözümle görünce, restorasyon sonrasında, o meşhur sileueti görmek için yeniden gelebilmeyi diliyorum.

Divriğe gitmeden önce, eşimin köyüne uğradık. Aslında çok yol üstü bir yer sayılmaz. Ama hasta bir yakınları İstanbul'dan köydeki evine gelmişti, hava değişimine. Onu ziyaret ettik. Oraya kadar gelmişken, benim babaannemin de akrabası olan, bir halk kahramanı, büyük bir bey olan Mihrali Bey'in konağını ziyaret ettik. Mihrali Bey aslen Tiflis doğumlu. Kafkas halklarından Karapapak- Terekeme Türklerinden. Çok küçük yaşlarından itibaren, yaşadıkları en baba Hollywood aksiyon filmlerinden daha hareketlidir. Uzun yıllar Rus, Osmanlı ve İran topraklarında bulunmuş, bazen kanun kaçağı durumuna düşmüş, bu üç devlet içinde tehlikeli sayılmış. Ama son tahlilde Osmanlı Rus Savaşalrında büyük yararlıklar göstermiştir. Abdülhamit döneminde, tebaası ve ailesi ile Sivas'ın Ulaş ilçesine bağlı Acıyurt Köyünün yakınlarına yerleşmiş, işte bu konağı inşa ettirmiş. Bu süreçte de yine pek çok defa Osmanlı cephesinde savaşlara katılmış, en son Yemen seferinde şehit olmuştur.
Bir tarihe tanıklık eden kapıdan giriyoruz. Konak eski Türk konaklarının tüm özelliklerini gösteriyor. Alt kat haremlik, üst kat selamlık olarak düzenlenmiş. O nedenle dış kapıdan hemen girişte, selamlığa çıkan merdivemler sizi karşılıyor.


Konakta eski ahşap işlemeciliğinin güzel örnekleri var. Bu ahşap işçilik, haremlik kısmının misafir odasının tavanında.

Konağın, mutfak olarak kullanılan, kısmının çatma tavanı. Sivas' köy evlerinde tandırın olduğu, yemeğin ve ekmeğin piştiği, ev halkının yemeklerini yiyip, gündelik hayatlarını devam ettirdikleri, evlik adını verdikleri kısım. O delikte doğal aspiratör olarak kullanılıyordu sanırım. 😅
Evlikte bulunan tandır kısmı.

Konağın selamlık kısmının tavan işlemesi.



Bu da benim güzel kızım 💗
Altıgen hırka başlamıştım malum. kullanıma aldık kendisini. çok güzel oldu. Kendime de öresim var. o zaman arşivlik bir açıklama yayınlamaya çalışırım 

 

4 Ağu 2020

Mona Lisa Gülüşü



Selamlar
İlk haftanın filmi, Mona Lisa Gülüşü. Daha önce bir kaç defa seyrettim. Kızımla daha önce seyretmiş olunca, onu bunaltmamak adına 😄 bu sabah herkesler uykudayken, açtım ve tek başıma yeniden seyrettim. Sanırım etkinlik ev sahibesi olmak bunu gerektirir. 😊
Aslında çok uzak bir tarih ve çok uzak bir coğrafyanın hikayesi olmasına rağmen, son derece tanıdık. Teknoloji gelişiyor, ama insana dair sorunlar pek değişmiyor sanırım. Her devirde insanın kendini bulma çabası en büyük macerası oluyor. Katherina bizim kabına sığmayan koca yürekli öğretmenimiz. Nihai hedefi, başarılı ❗❗ evlilikler yapan kız öğrenciler yetiştirmek olan bir koleje sanat tarihi öğretmeni olarak başlar ama okulun amacı öğretmenimizin amacıyla pek örtüşmez. Katherina, kendinden emin ne istediğini bilen, hatunların gelişimine katkı vermek amacındadır. 
Bir öğretmen olarak, sınıfa ilk girdiğinde, kitabı yalamış yutmuş, hiçbir söylediğime şaşırmayan bir grup öğrenciyle karşılaşsam ne hissederim bilemedim. Kızın yüzüne yüzüne gereksizsin dediler. Özgüven sömürücüler. 😅 Gerçi Katherina benden şanslı, kızlar önyargılı ama en azından öğrenmeye açıklar. Malesef, bir öğretmen olarak, bazı sınıflarda, tamamen vazgeçmiş, öğrenmenin nasıl özel bir şey olduğunu, nasıl heyecanlı bir süreç olduğunu tamamen unutmuş, gruplara ders anlatmak çok zor. Sanırım sadece akademik başarıya odaklı, aile ve öğretmenler bu konuda yeterli olamayan gençlere "işe yaramaz" etiketi yapıştırmaya meyyal. onlarda da öğrenilmiş çaresizlik duygusu ile, ilgisizlik had safhada. Zaten Katherina, donanımlı biri olunca bu ilk saldırıyı, ikinci derste tersine çevirmeyi başardı. 
Bir öğretmen olarak tespitim, bazen size en çok direnen öğrenci, size en çok ihtiyacı olan öğrenci olabiliyor. Bety, en çok direnen kızımız, öğretmeninin açtığı yola en çok ihtiyacı olandı. Yolculuğu biraz sancılı ve incitici oldu ama öğretmenin açtığı yol en çok onu etkiledi. 
Bu filmi sevmeme neden olan başka bir ayrıntı, Katherina'nın diğer öğrenci Joey ile yaşadıkları. Her öğretmen başarılı bir öğrencinin akademik olarak devam etmesini ister. Helede hikayenin geçtiği dönemde, bir kızın başarılıysa eğitimine devam etmesi çok önemli olabiliyor. Ama onun tercihi sevdiği adamla evlenmek olabilir. Bu tercihe saygı duymakta başka bir erdem bence. Yani yıllarca bilerek ya da bilmeyerek, evlenip, çoluk çocuğa karışmayı aşağılayan bir algı var. Çalışan bir kadınım, kendi ayakları üstünde durmanın gücüne inanıyorum. Fakat çalışan kadın olmak, mutlu olmak için tek yol değil. Çoğu ev hanımı, eşiyle çok mutlu, sağlıklı çocukları olsa bile, "malesef çalışmıyorum" diyerek kendinde bir eksiklik hissettiğine denk geldim.
Yine filmden bir replikle bu duruma biraz açıklık getireyim. 
İtalyanca öğretmeni, kızımıza " yenilikçi olduğunu duydum, öyle misin" diyor. Kızımız, "burada çok etiket olduğunu fark ettim. doğru aile, doğru okul, doğru sanat, doğru düşünme tarzı" diyor. İtalyanca öğretmenin cevabı, " özgür düşünce zahmetinden kurtarıyor işte" diyor. 
Tespitin âlâsı. Özgür düşünmek, çok zahmetli. Hazır şablonlar kolay ve zahmetsiz. Böyle olunca, mutlu ev hanımına kendini kötü hissettrebiliyoruz.  Meslek liselerimiz mesela. Öğrenci bulamıyoruz. Çünkü oraya gitmek, başarısızlığın göstergesi gibi algılanıyor. Ben hem anadolu lisesinde hem meslek lisesinde ders anlatan bir öğretmenim. Meslek lisesinde öğrencilerimin duygusal ve sosyal zeka olarak çok çok daha önde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Anadolu lisesinde eşit ağırlık sınıfında öğrencilerin büyük kısmı aslında matematikte başarılı değildir. Çoğu aslında çok sağlam sözel öğrencileridir. Ama sözel sınıf açılmaz. çünkü sözelciler "kafasız öğrencilerdir." bla bla bla. 
Bu kadar önyargı ve etiket, insanları sağduyudan uzaklaştırıp, yanlış kararlar almalarına neden oluyor. 
Bu konu benim dertli olduğum noktalardan. Ama şimdilik burada noktayı koyayım. Son olarak filmimiz Ölü ozanlar derneğinin dişi versiyonu olarak değerlendirilmiş nette. Bu durumun filmi özgün olmaktan çıkardığını düşünüp, vasat bulmuşlar. Ben Ölü ozanlar derneğini de seyredip, çok sevmiştim. Ama bu Mona lisa gülüşünü kötü bulmama neden olmadı. 

Bu arada daha önceki örgülerimden artan ipleri değerlendirme telaşına giriştim. Daha önce ördüğüm dantel perdeden kalan ipleri, bu defa perde ucu olarak örmeye başladım. Filme eşlik eden örgümü de tanıtmış olayım. Henüz tam olarak model çıkmadı. Bir ara yine paylaşırım. 
Selametle....

1 Ağu 2020

İyi Bayramlar ( Etkinlik duyurusu içerir)



Selamlar
Çok şükür, bir bayrama daha kavuştuk. Rabbim sağlıkla sıhhatle, daha nice bayramlara ulaşmayı nasip etsin. Kurban bayramının ilk günü, genelde kurban kesim yerlerinde geçer malum. Biz her sene kurbanı, dayım, dayımın çocukları ve iş ortağı ile beraber keseriz. Dayımın organize sanayiide, mermer işledikleri bir fabrikası var. Vinç, temiz mekan, su, yemekhane, ve güzel bahçesi ile çok konforlu bir ortam sağlıyor bize. Erkekler, etlerin paylaşımı konusunda çalışırken, bizde yengemle, gelinlerle ve kuzenimle bahçede keyif yapıyoruz 😁


Eski komşum, eskimeyen dostum Nazile, runner dikmek istiyormuş kendine. Evde motifleri örecek, uygun ip yoktur dedi. Bende dostluk bunu gerektirir dedim ve motifleri ördüm. Nazile dikince yine paylaşırım sizinle.

 
Dediğim gibi, fabrikanın güzel bir bahçesi var. Genç anneler, bebelerin peşinde koştururken, ben örgü örüp, kitap okudum. Kurban payı işiyle uğraşanlara çay kahve yemek servisi yaptık. Adamları katıksız çalıştırmadık yani 😀 İşimiz öğleden sonra 5 gibi bitti. Keyifli, güzel bir gündü. 


Diğer paylaşımımda bahsetmiştim, Julia Roberts filmleri seyrediyoruz kızımla. Sonra neden blogcanlarla beraber seyretmeyelim dedim. Benim daha önce böyle etkinlik düzenleme tecrübem yoktur. Kusurum olursa, şimdiden affola. 
1 Ağustos- 1 Ekim arasında, haftada en az bir tane seyredelim diye düşünüyorum. Ben seyredip beğendiğim, seyretmeyip merak ettiğim filmlerinden bir liste hazırlıyorum. Listeye eklemek istedikleriniz olursa, fikirlere açığım. 

  • 01 Ağustos-8 Ağustos: Mona Lisa'nın gülüşü ( seyredip sevdiklerimden)     
  •  09 Ağustos-15 Ağustos: Mucize ( seyredip sevdiklerimden)
  • 16 Ağustos-22 Ağustos: Ye dua et sev ( merak ettiklerimden)
  • 23 Ağustos-29 Ağustos:  Çelik manolyalar ( merak ettiklerimden)
  • 30 Ağustos- 03 Eylül: Omuz omuza
  •  04 Eylül- 10 Eylül: Aşk engel tanımaz
  • 11 Eylül-17 Eylül: En iyi arkadaşım evleniyor. 
  • 18 Eylül- 24 Eylül: Yatağımdaki düşman 
  • 25 Eylül- 31 Eylül: Özel bir kadın 

Seçmek zor oldu. Ama çok uzatmadan tadında bırakmak istedim 😌
Katılmak isteyenler belirtirse sevinirim. 😍
Bayramımız mübarek olsun.  
Selametle...

28 Tem 2020

Ağaç Ev Sohbetleri 49



Selamlar 
Ağaç ev sohbeti, yazmayı sevdiğim bir seri. Kurban bayramı anılarımızdan bahsedelim dedi sevgili deep. 

Kurban bayramı anılarımdan en komiği, fıkra gibi. Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum, ama sanırım epey çocuğum. Bahçeli evimizdeyiz. Bir arefe günü, demek ki o sene kurban bizim bahçede kesilecek, dedemler hayvanı bize getirdiler. Kocaman bir tosun. Evde dedem, annem ve ben varız. Diğerleri nerede hatırlamıyorum. Hayvana yem ve su verdi dedem. Ben evin önündeki verandadayım. Bütün dikkatim hayvanda. Annem ve dedem, "yorulacak hayvan keşke yatsa"deyip, ayakta durduğu için üzülüyorlar. duyuyorum, kim hayvanın yanından gelse diğerine "yattı mı" diye soruyor. Aradan ne kadar geçti hatırlamıyorum, hayvan ayaklarını topladı ve "oturdu". Ben heyecanla seslendim, "dede dede, hayvan oturdu, yatar birazdan" diye. Dedem şaşkın, "nasıl oturdu yani" diye yanıma geldi. Meğer, büyükbaş hayvanlar öyle yatarmış. 😁😁 Annemle dedeme iyi malzeme olmuştum. "Demek hayvan oturdu yani" deyip güldüler bana uzun süre.

Ailem bu konuda çok özenliydi. Konuyu trajedi haline getirmeden, ibadet kısmı hakkında, şuur verdiler bize şükürler olsun. Dedem, Hz. İbrahim'in kıssasını anlatırdı bize. Dünyada Allah'tan gayri, hiçbir şeye bel bağlamamanın adıdır kurban. Hz. İbrahim'in fedakarlığının, Hz. İsmail'in teslimiyetinin hediyesidir, kurban. O yüzden çok kıymetlidir. 

Çocuksun işte, yediğimiz etler sanki, ağaçta yetişiyormuş gibi, "ama hayvanlara yazık değil mi dede" demiştim bir gün. "Yavrum, onların kısmeti sana besin olmak, zaten normal zamanda kesip, yiyoruz hayvanları, ama hayvanların şanslı olanları, kurban olur" demişti.

  Fotoğraftaki yastık, başka hayaller, başka planlar kurarken, nasipte bu varmış dedirtti. Sonuç beklediğmden farklı ama güzel oldu sanki. 
Birde bu ara kızımla eski filmlere sardık. Ben çok severim, Julia Roberts filmleri seyrediyoruz. Bir etkinlik planlamayı düşündüm, bunu üstüne. Birlikte Julia Roberts, filmleri seyredelim mi, her hafta bir tane. Var mısınız. 

24 Tem 2020

Gezmece

Selamlar 
Her şey sevdiklerinle güzel. Sivas'a gidip kardeşcanla buluşunca, uzun karantina günlerinin verdiği sıkılmış olmanın etkisiyle, usul usul gezme turları yaptık. :) Genellikle açık hava tercih ettik. 
Resimlerini paylaştığım mekanın da bahçesinde oturduk. İşletmeci içerdeki masaları kaldırmış zaten. Ama iç mekan güzel düşünülmüş ve farklı bir atmosfer olmuş. Umarım bu korona derdinden kurtulup, böyle güzel mekanlarda yine gönül rahatlığı ile oturabiliriz. 





Mekan benim okuduğum liseye yakın sayılır. Yürüyerek, aslında biraz uzak, ama lisedeyken bu çevrede oturan arkadaşlar olurdu. Eski halini bildiğim, bir yer yani. Kendi halinde, hatta biraz bakımsız iki katlı bir binaydı. O binanın böyle ilginç bir mekan olacağı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Ticari zeka dedikleri böyle bir şey işte. 


Vaktinde, hemen hemen her evde böyle etamin panolar vardı. Kız çeyizlerinin vazgeçilmez parçalarından biriydi. 


Bu pencere bana çocukluğumu hatırlattı. Bizim evin oturma odasının penceresinden bakınca, karşı komşunun mutfak penceresi görünürdü. Bu renk ve böyle küçük bir pencereydi. Oradan Nazmiye Teyzenin kızı Hüsne ile kendi aramızda geliştirdiğimiz, işaret diliyle anlaşır. Sokağa ona göre çıkardık. Bizim zamanımızda vatzap yoktu yani. Onun yerine camdan cama haberleşme vardı :))) 


Bu panoda o dönem Sivas'ta yaşayan her on evin yedisinde olan bir pano. :)) 



Bu çantayı takıp, salınabilecek miyim acaba demiştim. Salındım efendim. :))) 


Bu kağıt ip ilginç bir şey. Bir kaç sene önce denemiştim. zor örülüyor diye pes etmiştim. Fakat instagramda gördüğüm çalışma beni yoldan çıkardı. You tube sayfalarında açıklaması var. Ünlü bir markanın modeliymiş. Örmesi kolay ve hızlı. sevdim.

Hala Kitap Hırsızını okuyorum. Bir yandan dolap çekmece düzeni ve temizliği var evde. Diğer tarafta altıgen hırka son düzlükte. Bu aralar kendimi çok çalışkan hissediyorum. Ama sabahları kollarımda uyuşma ile uyanıyorum. Sanırım biraz mola versem iyi olacak. 
Selametle...







19 Tem 2020

Ev Hali


Selamlar 
Geçen hafta çarşamba günü, eve döndük. Bizim için farklı bir macera oldu. Kızım liseyi bitirdiğinde ehliyetini almıştı, yani üç yıl önce. Ama İstanbul'da okuduğu için, pratik yapamamıştı. Her tatilde olabildiği kadar babasıyla pratik yapıyordu. Babamız yokken, hiç kullanmamıştı arabayı. Nedense bu işi eşime havale etmiştim. Sivas'ta göz muayenesi sırasında, göz bebeklerimi büyütecek bir damla damlattılar. Tabii görüş açım çok bozuldu. Hastaneye arabayla gitmiştim. Bizi eve kim götürecek krizi çıktı bir anlık. Şüheda anne ben götürürüm dert etme dedi. Çocuğumun bu konuda ne kadar geliştiğini hiç fark edememişim. Konuyu babaya havale edince. Kendimden utandım.  O günü kurtaran kahramanın gelişimine katkı vermek için, Sivas Kayseri arasında da şoförlüğü kızıma emanet ettim. Tabii insan tamamen relax olamıyor, yoldan kopamıyor, ama yinede hayatımın en ilginç ve güzel yol deneyimlerinden biriydi. 
Anne baba olunca, insan evladının başarıyla geçtiği her basamakta, gelişimine katkı veren her olumlu tecrübede çocuk gibi sevinip, mutlu oluyor. Anneler beni anladı bile :)) 


Okulda öğrencilerimle oluşturduğum gruplarla, kitap okuduğum için, sevgili Nilgün'ün etkinliğine pek iştirak edemiyordum. Bu sene malum, okul yalan oldu. 😔 Öyle olunca, gruptan kopmayıp, arkadaşlarla okumaya başladım. Kategorileri görmek isterseniz, Nilgün'ün bloğuna bakabilirsiniz. Kategorilerden biri, Y A Z harfleri ile başlayan 3 kitaptı. O grubun puanı cepte 😀
Şaka bir yana, kitaplardan bahsedeyim biraz. 
Çetin Altan'ın kitabı, tipik bir eski Türkiye hicvi. Ama bu Altan kardeşlerin üslubu pek bana göre değil. Tabulara takılmayan, dogmatik olmayan insan görüntüsü vermek adına, özellikle cinsel çağrışımlar yapan espiriler yapmaya bayılıyorlar. Hoşlanmıyorum bu tarzdan. Okuma alışkanlıklarım konusunda fazla bilgisi olmayan, ama benim çok sevdiğim, biliyorum ki o da beni sever, bir dostun hediyesiydi kitap. onun hatırına okudum. Fikrim değişti mi, tabi ki hayır 😃

Akşam Yıldızı, İskender Pala'nın son kitabı. Hocayı severek takip ediyorum. Ama alıştığım tarzının biraz dışında, daha kolay anlaşılır bir dille yazmıştı. Başta biraz bocaladım ama sonradan açıldı. Kendiside belirtmiş zaten, elimizdeki verilerden yola çıkarak, kendi kurgumu yazdım. Söylediklerim, kesin doğrudur, iddiasında değilim, demiş. Daha önce burada yazdım mı hatırlamıyorum, (grupta ilk okuduğum kitaptı paylaşmış olabilirim.) bana kalan cümle, hem çok üzücü, hem çok haklı. "insanın insanı avladığı bir dünya. bozulmaya düzelmekten daha yakındır" 😞 

Nazan Bekiroğlu; okumaktan en keyif aldığım yazarlardan biri. Yusuf ile Züleyha yirmi yıl öce okumuştum. grupta arkadaşlardan okumak isteyenler çıkınca, aslında Y harfi ile başlayan başka bir kitap okumaya niyet etmişken, bu kitaba başladım. Yine çok sevdim. 😍


"Kadın" ancak bu kadar iyi anlatılır sanırım. Seviyorum bu üslubu.


Yarn Art Flowers, merak ettiğim bir ipti. dokusu, renk geçişleri, çok güzel görünüyordu. Bazı Rus ablalar, çok güzel şallar örüyordu bu iple. Kayseri'de yoktu. Konya'da bir dükkan getirmeye başladı. Canım arkadaşım Neslihan benim için aldı. Ben bir yumak alıp, şal öreyim derken, o aynı renkten iki yumak gönderdi. Normalde şal örmeyi düşünüyordum. Ama bir arkadaşım, şu meşhur altıgen hırkadan örülse güzel olur sanki dedi. Öyle laf arasında geçen o söz bende lambaları yaktı.Hazır elimde aynı renkten iki yumak varken, neden olmasındı. Çok araştırdım. Türk ve yabancı youtuber sayfalarında ip inceliği benden çok farklıydı. İnce iple ören sayfada ise, küçük bir hata vardı. herkesi seyredip, kendi yolumu buldum. :) Bitince detayları yazarım, arşiv olması adına. Ama ipin dokusu, inceliği, renk geçişleri çok çok iyi oldu. böyle bir hırka örmeye niyetiniz varsa, ip çok doğru bir tercih olur.
Kitap Hırsızı, yeni kategorinin ilk elemanı. Normalde popüler kitapları çok tercih etmem ama fikrine güvendiğim bir arkadaş, "güzel, okumalısın" deyince başladım. Dili basit, Azrail'den bir hikaye dinlemek fikri, ilginç. Bakalım, nereye gidecek, hikaye. 


Pandemi süreci başlayınca, sevgili Neslihan, bir iyilik hareketi başlattı. Huzurevindeki büyüklerimiz için diz battaniyeleri örelim, dedi. Birkaç yerle irtibata geçtik. Kayseri Huzurevi, büyüklerimiz ile bizi muhatap etmeden, battaniyeleri kabul edebileceklerini söyledi. O nedenle arkadaşlar, battaniyeleri bana göndermeye başladı. ilk battaniye sevgili Hatice'den. Bu iş benim için bayağ kârlı olacak sanırım :) Fincanlar ve ipler bana geldi çünkü.  😄
Teşekkür ederim canım arkadaşım. Tatilin tadını çıkar, tazelen dön evine inşallah. 


Bu da benim etkinliğe son katkım. Daha önce bir tane daha örmüştüm. Sürece göre, belki bir tane daha örerim. kısmet bakalım. 
Bizde durumlar şimdilik böyle. Hadi selametle...




12 Tem 2020

Kaybolmadım, Her Şey Yolunda :)



Selamlar 
İstemezdim ama iki haftayı geçen bir ara verdim. Çok şükür her şey yolunda, özlediklerimle birlikte olunca, sosyal medya biraz arkada kaldı sanırım. Görümcemin oğlu, nişanlandı. Bu dönem herkes için fedakarlık dönemi sanırım. Gençler için üzücü. Eş, dost, akraba toplanıp, gönüllerince mutlu günlerine eşlik edemedi. Sadece en yakın akrabalardan iki aile toplandık. Yaptıkları fedakarlık, yuvalarına saadet olarak dönsün inşallah. 
Sonrasında, eşim eve geri döndü. Kızım ve ben anneme geçtik. Çok özlemiştik, hasret giderdik. İnsan markete gitse endişeleniyor. Annem yaşlı olunca, biraz çekiniyorum ama çok şükür herkes sağlıklı. 


Sivas, park bahçe ve mesire alanları ile ünlüdür. Belediye bu konuda, çok hizmet üretti. Şehrin sair mekanlarında, tertemiz ve ailece gönül rahatlığı ile gidilebilecek parklar var. Annemin evine çok yakın bir mesafede bu parklardan biri. Kardeşcan'ın doğum gününde, kahvaltıya gittik. Açık hava çok iyi geldi. Mangalda yasak olunca, dumansız ve koronasız hava sahası oldu bize. 😊


Sivas, Kayseri'ye göre daha serin bir şehirdir. Annemin evide, şehrin kalabalığından uzak, sakin bir yerde olunca, daha serin ve huzurlu bir ortamı var. Fırsat bu fırsat deyip, kendimi bu battaniyenin bitirme işine adadım. 😃 Şükürler olsun, karoo vintage battaniyeyi de bitirmeyi başardım. 💪



Şüheda, uzaktan eğitim ve sınav işlerini şükür başarıyla bitirdi. Şimdi hobilerine zaman ayırmaya başladı. Amigurumi  kursuna katılmıştı, kaldığı yurtta. Çok sevdi bu işi. Teyzemize doğum günü hediyesi yapmayı ihmal etmedik. 



Çok güzel ve dolu dolu iki hafta geçirdik, anne evinde. Bir yandan da evi özledim. İnsan, neyi eksikse onu istiyor. 😇 Yaşanılan zamanı değerlendirmek, o nedenle çok kıymetli. 

Malesef blog arkadaşlarımı hiç okuyamadım. Salı günü Kayseri'ye döneceğim. En kısa zamanda, arkadaşların paylaşımlarını okuyacağım. Şimdilik selametle...