Pages

Seyredilesi filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyredilesi filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nis 2025

Renkli İplerle İmtihanım Devam Ediyor


Selamlar
İpçi detoxuna ne kadar ihtiyacım olduğu bu iplerden sonra anladım. İplerin dokusunu sevdim diye, kucak dolusu ve rengarenk ip almışım, örmekle bitiremiyorum :))
 

7 numara şişle olunca selanik örmeye cesaret ettim. Nasıl yumoş yumoş bir atkı oluyor fotoğraftan bellidir inşallah. 


Uzun yıllar önce seyretmiştim. Uzun zamandır film seyretmediğimi fark ettim. Böyle romantik bir filmle ekranlarla barışmaya çalıştım. Ben kitap okurken de büyülü gerçekçilik türünü severim. Sanırım gerçek ötesi anlatıları seviyorum. 


Film seyretme gündemime dahil olmaya çalışan pamuk şekerim 😜


Vanilya Hanım, bizim evde en çok eşime takılır. Onunla oynamayı ve  onunla vakit geçirmeyi sever. Ama benim ipler ve şişler her zaman dikkatini çekiyor 😍


İpleri değerlendirmeye devam ediyorum. Hırkam tek kollu kalmıştı. Mecburen 2 yumak takviye ettik. Bu paradox inşallah sadece bu işle sınırlı kalır. 😊


Hafta sonu eşimle dışarı çıktık. Bizim ailenin kış ayları için bir geleneği var. Her ay bir kere kelle paça çorbası içmeye çıkarız. Bu defa helva da eşlik etti. İrmik Helvasını ben de güzel yaparım ama sokak etkinliği olarak helva yemeyi seviyorum. :))


Nisan bitiyor ama İç Anadolu eski kışları yaşıyor. İki hafta önce bildiğin kar fırtınası vardı. Ama bahar yine de geliyor. Ufak Ufak da olsa.



Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Meclisimizin kuruluşunun 105. yıl dönümü. Dünya üzerinde çocuklara armağan edilen tek bayram. İnsanın göğsü kabarıyor.

 Dün, TRT'de Mehmet- Fetihler Sultanı dizisinde, Ayasofya'da kılınan ilk Cuma Namazı vardı. Duygulanmamak elde değildi. Seyretmediyseniz kaçırmayın derim. 

Bugün, İstanbul'da 6.2 şiddetinde deprem oldu. Konu İstanbul ve deprem olunca korkmamak mümkün değil.  Allah esirgedi. Kimsenin bir şeyi yok. Bina yıkılmadı. İstanbul'da depremle ilgili çok etkili tedbirler almak zorundayız. Hem ülkenin kalbi hem de nüfus açısından en yoğun coğrafya. Geç kalmadan tedbir alınabilir umarım. 

Yarın, Nurettin Topçu Projesinin oturumu yapılacak. Bugün çok hastayım. Bağırsaklarım bozulmuş. Yarın için bana şans dileyin dostlar. 

29 Eki 2023

Cumhuriyetimiz 100 yaşında...


Selamlar
İlk yarısını değilse de son yarısında doğmuş, iyi kötü 50 yılı kendi adıma cumhuriyet rejimi ile yaşamış biriyim. Cumhuriyete giden yolu görmedim ama okuyarak, kavradığımı düşünüyorum. Toprakları işgal edilmiş, vatanı parçalanmış bir neslin bu acziyeti içine sindirmeyip, genç yaşlı, kadın erkek, hep beraber verdikleri mücadelenin sonucunda elde edilen bağımsızlık çok çok kıymetli. 
15 devleti yıkılıp 16. devletinde yaşayan Türklerin tarihini 1923'le başlatmaya çalışan kafayı da, bağımsızlığın kıymetini bilmeyen ve cumhuriyete saldıran kafayı da tehlikeli buluyorum. Üç Türk bir araya gelse devlet kurar, denir. Türk, devletsiz olmaz. 100 yıl önce atalarımız, tehlikeyi görüp, can feda deyip, milli mücadeleye katılmış ve bize bağımsızlığı kazandırmış. İhtiyaç olmasın inşallah, gerekirse yeniden bu mücadeleyi verir ve bağımsızlığımızı koruruz. Günlük siyasi çekişmeler her zaman her devirde olmuş. Allah esirgesin dediğim gibi bu milletin devletleri de yıkılmış ama yiğit düştüğü yerden kalkar demişler. 100 yıl önce olduğu gibi hatta bin yıllardır olduğu gibi bağımsızlık uğruna her türlü cefayı çeker, var olmaya devam ederiz. 
Benim tehlikeli bulduğum konu, bazı insanların paronayak bir şekilde karşıda konumlandırdığı insanlarına takındığı düşmanca tavır. Bu süreçte gördüğüm, duyduğum öyle şeyler var ki... Bu güzel günde dile getirmeyeceğim. Fakat görüyorum ki bir kısım insanımız Kurtuluş Savaşında mücadele ettiğimiz insanlara karşı gösterdikleri hoşgörüyü, kendi insanından esirgiyor. İlginç bir şekilde bu toprakların bir parçası olan yaşam ve düşünce biçimini varlığına tehdit olarak algılıyor. Bu tarafların ikisinde de olan ve açıkçası beni korkutan bir ruh hali. Dünyanın geldiği durum ortada. Bizim farklılıklarımızı değil, ortak yanlarımızı konuşup, daha sıkı daha yakın durmamız lazım. safları sıklaştırmak gerek dostlar. Bu konuda son sözü Bilge Kağan söylesin.

Ben Türk Bilge Kağan, sözlerimi işitin: 

Ey Türk halkı, Çin halkının tatlı sözlerine, yumuşak ipekli kumaşlarına kanıp, çok sayıda öldün.

Türk beyleri Türk unvanlarını bırakmış, Çin unvanlarını alarak Çin hizmetine girmişler ve Çin Hakanına tabi olmuşlar.

Türk halkı, yok olmak üzere imiş, Türk Tanrısı, Türk halkı yok olmasın diye babam İlteriş Kağan ve annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinden tutup daha yükseğe kaldırmış. Babam 17 adamla Çinlilere başkaldırmış, 70 kişi olmuşlar. Devletsiz halkı, Türk örf ve âdetini bırakmış halkı, atalarının töresine göre yeniden yaratmış, eğitmişler. (…) Babam Hakan, 47 kez sefer etmiş ve 20 kez savaşmış. Tanrı öyle buyurduğu için düşmanları bağımlı kılıp diz çöktürüp baş eğdirmişler.

Ey Oğuz beyleri, halkı işitin: Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin devletini ve yasalarını kim yıkıp bozabilir?



Bu arada okulda işlerim ve yurt nöbetlerim çoğaldı. Daha çok gençlerle okumaya çalışıyorum. Anne kızı unutmuş değilim. Yedinci kitabı bitirdim. Sekizinci kitabı okumaya başladım. Anne, büyüdü ve altı çocuklu bir anne artık. Anne'den ziyade çocukların günlerine odaklandık. Papaz evine yerleşen aile ilginç. :))  


Evdeki ipleri boş boş beklemesin, üretimin parçası olsun diye aldığım bir karar var malum :) Bu ipleri geçen sene Yavuzlar İplik Kayseri'den almıştım. Ezgi'nin destekleriyle daha önce Novice Cardigan örmüştüm. Kalıp çok güzel. Bu iple de çok güzel olur dedim ve başladım. Aman Allahım, nasıl hafif nasıl pofidik, nasıl sıcacık bir hırka oldu anlatamam. 



İpi çok beğenince, yeni ip almama kararımı birazcık delmiş olabilirim :)) Koca kişine bir yelek örmeye niyet ettim. Klasik bir yelek ama klasik bir şekilde örülmüyor. Son düzlükte. Bitince hakkında daha çok konuşuruz. 
Salı günleri katıldığım bir online eğitim var. Edebiyat okumaları yapıyoruz. Distopyalar üzerine konuşulacaktı. Cesur Yeni Dünya okunacak ve Damızlık Kızın Öyküsü, filme çekilmiş, o filmi seyredecektik. Cumartesi yurt nöbetim vardı. Öğle yemeğine kadar filmi seyrettim. Kitabını okuyup, beğenen arkadaşlar vardı. Ben okumamıştım vakit de olmayınca seyrettim filmini. 
Kadınların, kadınların da içinde olduğu bir güruh tarafından bu şekilde aşağılanması... Tüylerim diken diken oldu. Türkler devletçi bir toplumdur. Fakat biz de "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışı vardır. Yani toplumcu bakış açılarını esas alıp, bireyi yok sayan, özgür iradeyi yok sayan bakış açıları bizim kültürümüze ters. Batılı düşünürlerin distopik eserlerini geçiniz, ütopya niteliği taşıyan eserlerini bile okuduğum da ben burada mutlu olamam diyorum. Bireyin kararlarını, duygularını yüce bir ideal uğruna yok saymak ve bunu baskı unsurlarını kullanarak yapmak çok rahatsız edici. Tüylerim diken diken olarak seyrettim. 


Nöbet günün ilk yarısında film seyrettik. diğer yarısında size bir grup öğrenci ile kitap fuarına Yasin Pişgin Hocayı dinlemeye gittik. Hafta sonu yurtta öğrenci az olunca kalanları diğer arkadaşa emanet edip, aracın aldığı kadar öğrenci ile sohbete gittik.
Yasin Hoca, çok aydın bir hocamız. Okulumuza çağırdık. Planlamayı yapıp, okulda misafir etmeye çalışacağız inşallah. 


Tarık Tufan, benim kalemini beğendiğim yazarlardan. Yeni neslin pek tanımadığını fark ettim. Grup kurduk, Tarık Tufan kitapları okuyacağız. İlk kitabımızı sevgili grup arkadaşlarım finanse etti. İyi yürekli insanlar iyi ki varlar. Dünyayı güzelleştiriyorlar. :) 


Vavien; her seferinde bir engel çıktığı için planlamama aldığım halde seyredemediğim bir filmdi. Geçen pazar, kendime zaman ayırmaya karar verdim ve sevgili grubumla minik bir çanta örmeye karar verince, filmi de eşlik için açtım. 
Film, kara mizah, bence. İsmi de çok manidar. İki insanın, eş olması şart değil, arkadaş olabilir, ebeveyn-evlat olabilir, aynı hat üzerindeki iki anahtar gibi uyumlu olması aslında mutluluğun garantisi gibi. Zor mu elbette çok zor. Fakat mutluluğun tek yolu bu sanırım. Hayatta vavienini bulmuş insanlar çok şanslı.  
Selametle...

17 Oca 2023

Avatar: Suyun Yolu ve Afife Jale


Selamlar
Öğrencilerimle gitmeyi düşündük ama yazılılarımız iki buçuk  hafta sürünce gençler müsait olamadı. Bende kaçırmak istemedim. Geçen hafta salı günü nöbet sonrası eşimle beraber gittik. Pandemi sonrasında sinemaya hiç gitmemiştim. Cesaretim yoktu. Fakat yıllar önce çok beğenerek seyrettiğim filmin 3D gösterimini kaçıramazdım. 
Avatar ilk filminde konu olarak, biraz daha suya sabuna dokunan bir senaryosu vardı. Pandora'nın altındaki enerji kaynağını gözüne kestiren insanoğlunun açgözlü tutumuna iyi bir eleştiriydi. Felsefi olarak zihin-beden ilişkisinde, zihni önceleyen bir hikayeydi. 
Pandora gezegenindeki enerji kaynaklarını kullanmak isteyen insanlar, Nav'i halkını ve Pandora'yı yakından tanımak amacıyla, belden aşağısı felçli olan eski bir asker olan Jake Sully'nin avatarını Pandora'ya göndermişlerdi. Sully, her iyi yürekli insan gibi Pandora'da gördüğü tertemiz dünyadan etkileniyor ve aşkın da gücüyle, değişip dönüşüyor. 

İkinci Avatar'ı daha iyi anlamak için ilk Avatar'ın karakterlerini tanımaya ihtiyacımız var.
Avatar- Suyun Yolu, ilk filmin aksine daha özel bir hikaye. İlk filmde mücadele eden tarafların arasında yaşanan çatışmanın hesaplaşması şekline dönüşmüş. 

Aile kavramı, yeni Avatar'n temel konusu diyebilirim. Çok kardeşli ailelerde sıklıkla görülen sorunlardan biridir. Kardeşler birbirinin altında ezilebiliyor. Bazen küçük kardeşe gösterilen ilgi ve sevgi, büyük kardeşin özgüvenine zarar verebiliyor. Ya da tam tersi çok başarılı ve uyumlu bir büyük kardeşin altında ezilen mutsuz ve asi küçük kardeş, kendisini sevilmeyen baş belası kategorisine koyarak, ailenin değerlerinden uzaklaşabiliyor. Ebeveynlik ne kadar zor ve çetrefilli bir iş ve ebeveynlerin çoğu bu konuda ne kadar duyarsız. 😔
Bunun dışında söyleyebileceğim, film görsel bir şölen. 3 saati aşan zaman diliminin tek dakikasında bile sıkılmadım. 3D teknolojisi mekanla bağınızı güçlendiriyor. Hikayenin bir parçası haline gelebiliyorsunuz. Üçüncü filmin beklentisi ile çıkıyorsunuz salondan. :) 


2022 de başlayıp, yılın ilk haftasında biten kitabım. Osman Balcıgil'i ilk defa okudum. 
Afife Jale, çığır açan, bir konuda ilk olan insanların hemen hemen hepsinin yaşadığı zorlukları sonuna kadar yaşamış bir insan. Üzülerek, kızarak okuyorsunuz kitabı.

Gelelim Osman Balcıgil'in kalemine. Sade, okuyan herkesin kolaylıkla anlayacağı bir yazma dili var. Biyografi yazarken, doğru bir karar bence. Fakat dünya görüşünün taasublarından kurtulamadığını görüyorsunuz. Aynı şeyi Azra Kohen'de de hissetmiştim.
 Örtünmek, insanın özgürlüğünü kısıtlamaz. Başını örten insan, özgürlüğünden feragat etmiyordur. Malesef bizim aydınlarımız, neyin etkisiyle bilmiyorum ama "özgür kadının" örtünmeyi kendi iradesiyle seçemeyeceğini  düşünüyor. Böyle bir taasubla hareket ediyor. Gör Beni kitabında, at sırtında örtüsünden kurtulup, özgürlüğe koşan kız tasvirini okuduktan sonra, bir daha Azra Kohen okumamaya karar verdim mesela. Balcıgil'in yazdığı karakterin tercihleri ile ilgili bir şey olabilir ama satır aralarında hissettiğim, örtünme ile ilgili basma kalıp tavır beni rahatsız etti. 
Bu konuda beni önyargılı bulabilirsiniz. "Senin yaptığında bir taasup" diyebilirsiniz ama ben, kendini ifade etme konusunda devlet eliyle baskı görmüş bir insanım. Örtünmeyi tercih ettiğim için, beni yok saydı devletim. Böyle öğretmen olamazsın. Seni bu halinle gençlerin önüne çıkaramam dedi, devlet bana. "Bu kadına haddini bildirin" denildi. O nedenle benim hassas noktamdır. Örtümle ilgili hissettiğim en ufak bir kalıp yargı, beni çileden çıkarmaya yetiyor. Teşbih de hata olmaz derler. Hani yaralı hayvanlar daha saldırgan ve agresif olur ya... Bende bu konuda ciddi yaralar taşıyorum içimde. O nedenle, örtünün insanların özgürlüğünü kısıtladığına dair bir iddianın imasına bile tahammülüm yok. 
Balcıgil, bir daha ki nasibe kadar donduruldu  bende. :) 
Selametle...



 

1 Oca 2023

01.01.2023


Selamlar
2023. Büyülü bir tarih gibi. Reis yıllar önce Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılına vurgu yaparak, 2023 vizyonundan bahsede bahsede, zihnimize kazımış. Belli ki çok şeye karar verilecek ve gerek mutlu gerek kaygılı büyük kararlar verilip yol yürünecek bir yıl olacak. Seçim yılı olunca bunu tahmin ediyordum zaten ama özel hayatımda da bu kadar derin ve köşeli bir yer işgal edeceğini bilmiyordum tabi. 
Bende en az memleket kadar zor ve çetin kararlar alacağım, kırılmalar yaşayacağım bir yıla adım attım gibi duruyor. Rabbim her zorumuzu kolaya tevdi etsin. Sadece duaya gücüm yeter. 
En büyük silahım. 


Kayseri Belediyesi ve bazı pilot okulların desteği ile yürütülen #erdemlerimizlevarız projesi yani ERVA etkinliklerine katılmayı seviyorum. Kasım ayının erdemi, EDEP'ti. Nurullah Genç'in katıldığı bir seminer olacaktı. Hoca rahatsızlandığı için ertelenmişti. Ertelenen o sohbet yılın son haftası yapıldı. 


Çarşamba günü eve çok yorgun gelmeme rağmen içimden güçlü bir ses gitmem gerektiğini söyledi. İyi ki de gitmişim. Yağmur'un şairi çok hasta. 😟
 Edep konusu ekseninde çok hoş bir sohbetti. Bu ara denk gelirseniz mutlaka katılın sohbetine. Çok hasta ve bitkin görünüyor. Sohbetlere devam etme ihtimali düşük malesef. 😟 
Allah şifasını versin. 


Sevgili grubumla yeni yıl için çekiliş yapalım dedik. Patron bu defa konuya renk katmak istedi. :) Kime hediye aldığımız bilmeden renk çektik ve o renkte hediyeler aldık. Paket hazır olunca öğrendik hediyeyi kime aldığımızı :)
Benim nasibime mor çıkmış. Nilgün'ün gayretleri ile Elif'ten gelen paketim mosmordu :))
 Bu arada ben çok severim moru :) 
Mor kupam okul hayatıma renk katacak yeni yılda. :)
Elif'in kesesine bereket, Nilgün'ün emeğine 💜


Sevgili Buket, görmeden sevdiklerimden. Meşhur Pelin Pembemiz. 💙
Bu sene de beni unutmamış. Çok mutlu oldum. Hazırladığı özel paket elinin ve kalbinin güzellikleri ile dolu. Yastık tam istediğim ölçüde. Oturma odamdaki koltuklara yastık örmem gerekiyordu ve hep erteliyordum. Yastık tam bize göre. İşaret fişeği olur diğer yastıkları da ben örerim diye düşünüyorum. 
Okumadığım yazarlara tanışmama sebep olduğu için daha çok seviyorum Buket'in tercihlerini. Bakalım bu melankolik hatun benim melankolime nasıl gelecek. 
Çok teşekkür ederim Buketciğim. 


Geçen sene niyet etmiştim ama başaramadım kış konseptli balkon dekorum. 
Yastıklar baharda bitti :)) Öyle olunca beklettim. Demir bile tavında dövülür değil mi. Vakitsiz paylaşmak istemedim. :)


Pazen kışa en çok yakışan kumaş. Diğer yastıklar da pazen olsun istedim. Tığ işi minderlerim, sevgili Yıldız'ın hediyesi ahşap fenerim bile tam bir kış köşesi oldu 😻


Tığ işi aşkı nelere kadir. :) Normalde ne işim olur benim çam ağacı çorap ve çelenk üçlüsü ile :)) 
Ama sempatilerine karşı koyamadım. Kış dekoruna eşlik etsin bir zaman. :) 


Yılın son cuması pansiyon nöbetim vardı. Sevgi geldi nöbete eşlik etmek için. Ona da çam ağacı ördük beraber. Gece odama çekilince netten dizimi seyrettim. Başka yerde uyumak kolay olmuyor tabi. Sabahı da hafta sonu olunca yatakta boş boş dönmek yerine oturdum ve nette sörf yapmanın keyfini çıkardım. :)


Gelelim 2023 planlarına. Sevgili Çiğdem ve ben, geçen sene okumaya İskender Pala'dan A71 ile başlamıştık. Bu sene de İskender Pala ile okumaya başlayalım dedik. Son kitabını aldık. Kaç zamandır bugünü bekliyorduk. Besmele ile başlayacağım az sonra. :)


Niyetim tüm yılı planlamaktı yeniden ama işler o kadar yoğunlaştı ki son günlerde kendime ayıracak zamanı bulamadım. Bende bu defa aylık planlar yapmaya karar verdim. 

İşte 2023 Ocak ayı hedeflerim. Bana eşlik etmek isteyenleri beklerim.

KİTAPLAR 

Surnâme- İskender Pala

Dünyasızlar- Kaan Murat Yanık
Mucize- R.J. Palacio

Aslında Mucize'yi daha önce okudum ama gençlerle yaptığımız çalışmada sıradaki kitap Mucize olsun istedik. O nedenle yeniden okumaya karar verdim. Şu an öğrencilerimde kitap. O nedenle fotoğrafa ekleyemedim. 

FİLMLER

Online bir eğitime katılmaya karar verdim. 12 hafta sürecek. Her hafta bir film ve bir hikaye üzerinden devam edecek dersler.
 Filmlerimi o eğitim belirleyecek bu ara. 
Yazılar bitince gençlerle AVATAR'a gitmek istiyorum. 
Eğitimin ilk filmi ÇİKOLATA. Diğer haftanın filmini hoca ekleyince yazarım yeniden. 
3 film iyidir bence. Benim gibi seyir insanı olmayan biri için. :) 

ÖRGÜLERİM

Haruni şal serisi paylaştım instagramda beni takip edenler biliyor. 2 tane daha Haruni şal örmem lazım en az. Yarım Frida Blanket motiflerini tamamlayıp, battaniyeyi bitirmek istiyorum. 

Hayatım için aldığım en önemli kararlardan biri de diyet ve spor iklimine geri dönmek. Hava şartlarına göre ya dışarda ya spor salonunda günde 1 saat yürüyüş ve sağlıklı beslenme ritmine dönmek. Yarın itibariyle kaç zamandır kaçtığım basküle çıkmak ve ay sonunda minimum 3 maksimum 5 kilo vermek. 
VEEEEE

Ay sonunda tüm bu hedefleri tutturmuş bir Mavi Lale olarak gelmek :)) 

Yıl bende, "hayat devam ediyor, dağılma sakın, daha zoru kapıda. Psikolojini sağlam tut" motivasyonu ile geldi ama çıkmadık candan umut kesilmez hesabı, beni tepetaklak eden hayal kırıklığıma şifa olsun. Hiç beklemiyorum o şifayı ama bana sürpriz yapsın inşallah. 
Selametle...
 

15 Ağu 2021

Etkinlikte Eksik Kapatmaca- Temmuz Ayı

 Selamlar 

Ağustos ayı, benim etkinliğim açısından açıkları kapatma ayı olacak inşallah. Dün ve bugün Julianne Moore'dan iki film seyredildi. Birkaç gündür, Kemal Sayar'dan okuduğum Ruh Hali kitabını yeniden gözden geçirdim ve sanırım artık etkinlik yazımı yazacak kıvama geldim, 

Bugün hava gayet güneşli ve güzel ama geçtiğimiz iki hafta ağustosta pek alışık olmadığımız kadar kapalı ve yağışlı geçti. Orman yangınları ile mücadele devam ederken ilaç gibi gelen yağışlar, baş tacıdır. Fakat aynı yağış, Kastamonu'yu yakıp yıktı. Hepimiz gerilimi artmış bir ruh hali içindeyiz. Elimdeki kınalar gibi soldu yaşam enerjimiz. Ama insanız bize umutsuzluk yakışmaz. Yaşananlardan ders alıp, yaraları sarmak için el vermek lazım. 

Felaketlerin bu kadar üst üste gelmesi hepimizi sarstı. Naçizane yorumum, İnsan haddi aştı, çağın insanı kul olduğunu unuttu. İnstagramda bir arkadaşın hikayesinde gördüm, Bu meşhur Tesla'nın sahibi efendi, parasını ödeyen şirketin reklamını gökyüzüne yazma hayali kuruyormuş. Düşünsenize evinizin balkonundasınız, şöyle bir nefes alayım diyorsunuz, başınızı göğe çeviriyorsunuz. orada "trendyol" yazıyor. Aman Allahlım kabus gibi değil mi. İnsan bu ahlaksız düzene son vermek zorunda. Hava, su, toprak, ateş el ele verdi, bize dur artık diyor dur. Duymak nasip olsun, belki de doymak nasip olsun inşallah.

Kemal Sayar, dinlemeyi çok sevdiğim biridir. Televizyonda karşınıza çıkarsa, hiç kaçırmayın, mutlaka öğrenerek ayrılırsınız ekranın başından. Fakat hiç okumamıştım. Planıma dahil etmemim sebeplerinden biridir. 

Ruh Hali'ni tercih ettim, çünkü aldığım ilk kitabıydı. Doğru bir tercih olmuş, çok güzeldi. Hatta okullarımız açılınca, psikoloji sınıflarıma performans ödevi olarak okutmayı düşündüm. Becerebilirsem konuya ebeveynlerden en az birini de dahil etmeyi planlıyorum. Sınıfın düzeyine göre. 

Kitap, isminin hakkını vermiş. İnsan ruhunun her haline bir başlık açmış. Sevgiden, nefrete. kıskançlıktan, empatiye kadar pek çok duygusal durumlarımız, uzman gözüyle değerlendirilip, herkesin rahatlıkla anlayacağı bir dille anlatılmış. Kitabın sonuna doğru, ruh sağlığındaki bozukluklar ve kişilik konuları da ele alınmış. Çok faydalı, çok güzel bir kitap olmuş. Kesinlikle okuyun derim. 

Bloğa denk gelen insanlar için amme hizmeti olsun, Kemal Hocanın olgun kişiler ve karakter bozukluğu olan kişilerle ilgili yaptığı değerlendirmeyi, somut bir rehber gibi yazacağım buraya. Önce kendimizi, sonra çevremizi bir değerlendirelim bakalım. 

"Kendi kendini idare edebilen, sorumlu, disiplinli, amaçları olan, işbirliği yapabilen, empatik, kibar, yardımsever, kendini aşabilen, idealist, maneviyatı olan, sezgisel, hayal kuran insanların olgun kişiler olduğu düşünülür. 

Karakter bozukluğu olan insanlar, amaca ulaşmak için yalan söyler, ve başkalarına zarar verirler. Kendi ihtiyaçlarını görmek için başkalarını istismar eder ve bunu umursamazlar. Temel dertleri kendileridir. "


Temmuzda oyuncumuz Julianne Moore. İki filmini seyrettim. İlki daha önce televizyonda tanıtımına denk gelip, konusu merak ettiğim bir filmdi. Sonra ne mi oldu. ben seyretmeyi unuttum .Hep yaptığım gibi. 😀 Madem temmuz ayını, Moore'a ayırdım hadi seyredeyim dedim. 

Türkçeye "unutma beni" diye çevrilmiş. Hikayeye çok denk düşmüş. Üniversite hoca olan, dil bilim uzmanı bir hanım, kalıtımsal nedenlerle, elli yaşında alzheimer hastalığına yakalanıyor. 

Filmde aile ilişkileri ve dünyanın anlamı hakkında sorgulama yapmanıza neden olacak bir hikaye var. Ömrünü kelimelere adamış bir insanın başının kelimelerle derde girmesi; Yunus'un, "malda yalan, mülkte yalan. Var birazda sen oyalan" sözünü hatırlattı bana. Dünya ve ondan elde ettiğimiz kazanımlar çok geçici. Bu gerçek insanın yüzüne çarpıyor filmi seyrederken. 

Bu hanımın üç tane yetişkin evladı var. İlk iki çocuk, annenin tabiriyle gerçek bir kariyere sahip. Son çocuk ise, hayallerinin peşinden gitmeyi tercih etmiş. Doğal olarak, sorumsuz yaftası yemiş. Gerek anne, gerek büyük kardeşler tarafından, sorun olarak algılanıyor. Kaderin cilvesine bakın ki, anne bakıma muhtaç kaldığında, çok istemelerine, annelerini çok sevmelerine rağmen, büyük çocukların o övünülen kariyerleri, annenin yanında olmaya engel teşkil ediyor. Sorumsuz yaftasını yiyen küçük kardeş ise annesinin yanında gerçekten olabilen tek evladı.

 Ne çok zorluyoruz çocuklarımızı değil mi. Onlar için, hatta bizim için, neyin iyi olduğundan nasıl bu kadar emin oluyoruz, o da başka bir tartışma konusu. Yazının başında dediğim gibi böyle böyle aşıyoruz haddimizi sanki. 

Ayrıca, hastalık genetik. Hanımın çocuklarında da görülme ihtimali yüksek. Annenin evlatlarını çağırıp, durumu izah etmesi, gözyaşları içinde özür dilerim demesi, çok dramatikti. 😪


Diğer film ise, mayısta kitabını okuduğum körlük. Kitabı okuduktan sonra, filmi olduğunu duyunca şaşırmıştım. Okuduklarımı düşününce, bunlar nasıl olurda filme çekilir, diye düşünmedim değil. O nedenle heyecan yaptım film için. Tabi ki  dehşetin boyutu, kitaptaki kadar değil ama kitabın ruhu da kaçmamış, kısaca sevdim. Kitabı okurken de hissetmiştim, filmi seyrederken de hissettim, insan esfele-i safilin noktasına, her an inebilir. Yani aşağıların aşağısına. 

Yine kitabı okurken düşündüğüm, filmi seyredince, aklıma gelen bir detay var. O üçüncü koğuştaki dangalaklar, önce yemek kutularını gasp etti, sonra yemek vermek için insanların değerli eşyalarını... Orada karantinadayken ne yapacaklardı o değerli eşyaları acaba :))) 

Gülüyorum ama dehşete kapılmama neden olan detaylardan biridir. Aç gözlülük, bir kişilik özelliği ve elde ettiklerinin işlevsel olması gerekmiyor, Sadece elde etmesi lazım, tatmin olmak için. Bu duygu, kişiyi fazlasıyla saldırgan yapabilir. Ürkünç.

Ağustos ayı için; yazar. Debbie Macommer. oyuncu, Emma Roberts

Görüşmek üzere, selametle....

1 May 2021

Nisan Ayı Etkinlik Yazısıdır.

Selamlar 

Bahar gelmiş neyime modundayım malesef. Hafta içi canlı dersler, hafta sonu kısıtlamalar derken. nisanda geldi geçti a dostlar. Bugün diyetisyen kontrolüne giderken, bu güzelliği görünce bari bu baharın bir anısı kalsın dedim, alacele çektim bir foto. 



 Nisan ayında Azra Kohen, okumaya karar vermiştim malum. Daha önce hiç okumadığım bir yazardı. Benim için farklı bir deneyim oldu. İyi bir aşk hikayesi kurgulamıştı. Keşle sadece o şekilde kalsaydı. O zaman çok beğendim diyebilirdim. Çünkü kalemi gerçekten iyi. Fakat malesef, ideolojik taasublarından kurtulamamış bir ruh. Uzun yıllar tesettürle eğitim görebilmek, mesleğini icra edebilmekle ilgili sıkıntılar yaşamış biri olarak, örtüsünden kurtulan bir kadının yaşadığını özgürlük olarak tanımlaması bana bağnazca geldi. Bunu bir tercih olarak aktarsa hiçbir sorun yok ama özgürlük olarak adlandırması açıkcası rahatsız ediciydi. Ayrıca, "dini daha iyi anlamak için ezanı bile Türkçeye çevirdiler" deyip, bunu olumlayan bir cümle okuduğumda, gözlerime inanamadım. Yanlış anlaşılmasın, yazarın İslamla bir sorunu var diyemem. Çok belli böyle bir derdi aslında yok. Ama geri kalmışlığı, müslümanca tercihleri olan insanlar üzerinden anlatmak, bunların dini doğru yorumlamadığını iddia edip, toptancı bir bakış açısıyla, her türlü dini yapıyı yargılaması insafsızcaydı açıkcası. İyi niyetine inanmak istiyorum, güzel bir kalem, umarım karşısına tıpkı Ayşe Şasa'ya olduğu gibi onu taasublarından kurtaracak birileri çıkar. 

Ben kitap okurken, cümle avına çıkarım. Kitapta altını çizdiğim yerler oldu tabi. Şimdi birini paylaşacağım sizinle ama tamamen spontane. Yani şu an sayfayı açtım ve karşıma çıkan altı çizili ilk cümleyi yazıyorum, alıntı vermek adına. :)) 

......bu çıktığı yolculuktan hiçbir şeyi öğrenmediyse bile hayat ona, kalbini duymayı öğretmişti. Dinleyip dinlememek sadece bir seçimdi. Kalbini duymayan, kalbinin bir sesi olduğunu bile bilmeyen milyonlarcasının arasında kalple konuşabilmek ne büyük bir ayrıcalıktı. Kendini bilmek kalbini duyabilmekle başlardı. 

Bu ay oyuncumuz Tilda Swinton. Ayın başında Ramazan'ın başlaması ve Ramazan'ın kendine has ritmi olması nedeniyle bu ay sadece tek film seyredebildim. Kevin hakkında konuşmalıyız. Uzun zamandır beni böyle sarsan bir film seyretmemiştim. Lohusa depresyonuna giren bir anne, oğluyla ilk andan itibaren sağlıklı bir iletişim kuramamıştır. Bebeklik döneminde, anne ile sağlıklı bir şekilde kurulamayan güvenli bağlanma duygusunun yarattığı yıkıcı etki Kevin ve annesi arasında uçurumu her geçen gün daha da artırmıştır. Belli bir zaman sonra durumun farkın varan anne, babayla bu durumu sağlıklı bir şekilde asla değerlendirememektedir. Çünkü Kevin babasıyla ilişkisinde hiçbir sorun yaşamamaktadır ama tabiki görünüşte. Sonuç Kevin'in neden olduğu çok ağır bir trajedi. 
Bütün ebeveynler mutlaka seyretmeli derim. Film boyunca anne ve baba arasında bir kere bile dile gelemeyen cümlenin filme isim olması da iyi bir ironi. 

Mayıs ayı yazarımız, Jose Saramago
oyuncumuz, Julia Roberts 

Selametle....





28 Şub 2021

Etkinlik Yazısıdır. Şubat Ayı


 Selamlar 
Biliyorum, yine kayboldum. Beni tembelleştiren, uyuşturan bir şeyler var. Henüz çözemedim. Adı depresyon mu bilemem, umarım değildir. Ben depresif bir karakter değilim, girersem nasıl çıkacağımı bilemem, oralarda kalırım Allah korusun. Gördüğünüz gibi, kendimle ve durumla dalga geçebiliyorum, o zaman umut var demek ki. o depresyon beni yine teğet geçecek. 😅 Aslında okuyor, izliyor ve örüyorum ama paylaşmak konusunda genel bir isteksizlik hasıl oldu. Bünye bu kadar ekrana muhatap olmaya alışık değil, ters tepiyor sanırım. 

Şu etkinliği akıl ettiğim gün için, kendime yeniden teşekkür edeyim. İyi ki düşünmüş ve planlamışım. Çok motive edici oluyor. Şubat ayı malum İrvin Yalon ve Kate Winslet ayıydı. 


Yalom'dan tercihim, Bugünü Yaşama Arzusu. 
Ben edebi olarak sanatsal yanı olan, kelimelerle oynayabilen yazarları seviyorum. Normalde zihnim detaycı değildir, daha çok gestaltcı bir kafam vardır. Yani bütüne odaklanırım. Ama okuma zevkim biraz farklı. Her kitapta cımbızladığım, zihnimde tat bırakan tasvirler ve kelime oyunları olsun isterim. Kitap o yönüyle bana çarpıcı bir cümle kurmuş değil. Ama çok yerinde tespitlerle, insan ilişkilerinde ipuçları sunduğu kesin. Farklı ama güzel bir üsluptu, sevdim. 

Ben psikoloji mezunu değilim ama sosyoloji bitirdim. Malum birbiri ile bağlantısı çok olan iki alan, toplum ve birey. O nedenle psikoloji konusunda iki kelam edebilirim diye düşünüyorum. 
Freud, insan kişiliğinin üç parçalı bir bütün olduğunu söylüyor. İd, ego ve süper ego. İd, buzdağının okyanus altında kalan kısmı yani alt benlik. Süper ego ise, sosyalleşmenin ve kültürün etkisi ile gelişen üst benlik, vicdan. Ego ise insanın benliği. İnsan benine, bazen alt ben, bazen üst ben etki eder. Alt benin en bariz dürtüleri, cinsellik ve saldırganlıktır. Üst ben ise bireyin, toplumsal değer yargılarını içselleştirmesi sonucu. büyüme süreci ile oluşur. Alt ben insanın hayvanlarla ortak olduğu yönüdür. 
Şimdi gelelim benim aklımdaki soruya. Kitaptaki kurguda, ya da buna benzer özellikle batı kaynaklı eserler ve filmlerde, insanın alt beninden gelen dürtülerinin bu kadar insan benine hakim olması neden?. Davranışlarında, hayata bakışında, üslubunda bu kadar bariz etki etmesi, özelliklede cinsellik odaklı oluşu nedir?, Neyin sonucudur? 
 Freud'da belirtmiş zaten, egomuza etki eden, bir alt ben olduğu kadar, birde üst ben var. Neden bu kadar, hayvan yönümüz öne çıkmalı. Bence burada sorun, üst beni besleyen kültür. İlahi kaynaklı bir kültürden beslenmeyen bir üst benlik, id karşısında çaresiz kalmakta. Çünkü, insan aklının ürettiği her değer, o güçlü hayvan yönümüz karşısında aciz bence. 
Tin Süresinde Yaradan, insanı en güzel şekilde yarattığını sonrada onu aşağıların aşağısına indirdiğini söylüyor. Alın size işte üst benlik ve alt benlik. İnsan için ilk düşünülen "Ahsen-i Takvim" yani bedenen ve ruhen en güzel hal. Ardından "esfel-i safilin" geliyor, yani aşağıların aşağısı bir hal. Biz iradeli canlılar olarak, karar veriyoruz bu iki halden hangisini tercih edeceğimize. Sonra müjde geliyor, İnanıp, iman eden ve salih amel işleyenler için, mükafat olduğu yönünde. İnsan böyle bir mesajı almaz, ona yüz çevirirse, yalnız olduğunu, kontrol edilmediğini, kaba tabirle dünyaya seyiplendiğini düşünürse, ufku kararmıştır. Işığı göremez, alt benin baskıları daha güçlü bir şekilde hissedilir. 

Kitaptan uzaklaştım gibi görülebilir ama okuduğumda, işte bu mesajdan uzaklaşmış bir grup insanın, terapist eşliğinde bu sancılarına çare aradığını gördüm. Dediğim gibi dikkat çeken tespitler var. Notlar aldım Şimdi birkaç tanesini paylaşacağım sizinle ama okurken onlara dedim, şimdi size diyeyim. İman insanın sadece ahiretini değil, dünyasını da güzelleştirecek tek şey. Allah imanımızdan ayırmasın. 

" Göreli mutluluk üç kaynaktan gelir; kişinin olduğu şey, kişinin sahip olduğu şey, kişinin diğerlerinin gözünde temsil ettiği şeyler. Schopenhauer bizim ilkine odaklanmamızda ve ikinci ve üçüncüye güvenmememiz konusunda ısrar eder. Çünkü o ikisi üzerinde kontrolümüz yoktur."

"Aslında sahip olmanın tersine bir etmeni vardır, sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olmaya başlar."

"... bir şeyi isteriz, alırız, kısa bir süre tatmin yaşarız, bu tatmin hızla sıkıntıya dönüşür, ardından mutlaka bir başka -istiyorum- gelir. Arzuyu doyurarak kurtuluş olmaz......"

Bunlar ve benzeri pek çok güzel tespit var. Kitabı kesinlikle öneriyorum. 


Kate Winslet filmlerinden ilk seyrettiğim, Sil Baştan oldu. Kitapla ilgili uzun yazınca, sıkıcı olmamak adına uzatmayacağım ama insan sadece mutlu olmak için gelmemiştir dünyaya. Acı aslında esas olandır ve en çok terbiye edendir. Sevinci ve hüznüyle, mutlu anlarımız ve kavgalarımızla hayat bir bütün. Bir kısmını sildiğimizde aslında sildiğimiz kendimiz oluruz. 


Düşler ülkesi seyrettiğim ikinci film, pek çok şey söylenebilir aslında ama özetle, eşler arasındaki huzur, birbirlerinin yüzüne bakmalarından ziyade el ele aynı yöne baktıklarında sağlanıyor sanırım.


Uyumsuz; seriyi okumuştum bir zamanlar. Kitabını okuyunca pek filmini seyredesim gelmez benim ama aradan çok zaman geçti bakayım dedim. Malum distopya. Kitap serisi güzel ve sürükleyiciydi. Filmde gayet başarılı. hatırladığım kadarıyla kitapla çok aykırı değil. beğendim. 

Mart ayı için, yazarımız, Ayşe Şasa, oyuncumuz, Charlize Theron

Selametle.....

9 Eyl 2020

Kontrollü Tatil ( Ballıca Mağarası)


Selamlar
Tatilin son durağı Ballıca Mağarasıydı. Fırsat bulup gidemediğim ama merak ettiğim bir yerdi. Coğrafyacı olsam cennete düştüm zannedebilirdim. Mağaranın yaşı 3 ya da 4 milyon olduğu zannediliyor. Dünyaca ünlü soğan sarkıtlarına sahip. Kristalleşmiş kireçtaşından meydana gelmiştir. Şu an ziyarete açılmış 8 salonu var. Henüz ziyarete açılmayan bölümleri de var. Yani tamamen keşfedildiği söylenemez. 

Mağaranın yolu bayağ çetin. Bir dağı tırmanmanız gerekiyor. İçeride astım hastalarına iyi gelen oksijeni yüksek bir hava akımı var. Günlerin yorgunluğu olunca tüm salonları gezmedik. ama ilk üç salonu ziyaret ettik. Işıklandırmalar ve yer yer çelik halatlarla desteklenen doğal ve insan yapımı merdivenler inişi kolaylaştırıyor. Dışarısı çok sıcakken içeride serin ve temiz bir hava vardı. 

Yer altında olmanın duygusu yeterince ürkünç aslında, birde üstüne mağaradaki şekiller sarkıt ve dikitler insanı dehşete düşürüyor. Tek başıma insem sanırım çok korkardım. 

Yapımcılar ne düşünür bilmem ama ortam film seti gibiydi. Burası uzay filmi de olmak üzere pek çok fantastik senaryoya mekan olabilecek özelliklere sahip. 



Dantel perdenin ikinci parçasına henüz başlamadım. Havalar çok sıcaktı geçen hafta, dolaptan meyve yedim. Çok soğuktu sanırım. Boğazım kızardı. Soğuk algınlığı ilacı kullanmaya başladım. Onlarda uyku yapıyor malum. Üç gündür, yat kalk, modundayım, o yüzden. Günlerdir ilk kez, bugün beğendiğim bir motifi denedim. Frida'nın çiçekleri sanırım yeni gözdem olacak. 😊


Bu hafta, kızımın tatlı arkadaşı ziyaretimize geldi. Birkaç gün gençlerle takılacağım. Bu haftanın filmini henüz seyretmedim. Umarım etkinlik sahibi olarak vaktinde seyredebilirim. 
selametle....

6 Eyl 2020

Omuz Omuza (Stepmom)


 Selamlar 
Beyaz Zambaklar Ülkesinde'ydi sanırım, yazar; "her kuşak kendi şarkısını söyler" diyordu. Eski filmleri seyredip, sonrada yeni dönem çekilen filmlere bakınca, eskiden insanlar daha kalbe değen hikayeleri seviyormuş. Daha idealist, sorumluluktan kaçmayan, karakterler öne çıkabiliyormuş. Bu ayrıntıyı fark ettim. Omuz omuza bu çağın insanı için çok çok nahif bir hikaye. Boşanma oranlarının malum olduğu toplumumuzda, parçalanmış ailelerin çocukları doğal olarak öğrencilerimiz oluyor. Helede boşanmaya yeni karar vermiş, ayrılık aşamasında olan çiftler, çocuklarına nasıl bir zarar verdiklerini ya görmüyor ya umursamıyorlar. Allah'ında "en sevmediğim helal" dediği boşanma yani ailenin dağılması çocuklar açısında zaten duygusal bir yıkım. Birde çiftler ne kadar şirretleşebilirse o kadar şirretleşip, daha büyük kaoslara neden olmaktan zerre imtina etmiyor malesef. 

Filmin hikayesine gelecek olursak, iki çocuklu boşanmış bir çift ve adamın hayatına giren genç bir fotoğrafçı kızımızı anlatıyor. Bu konu ancak bu kadar doğal anlatılabilirdi. kadınların tepkileri çocukların bu davranışlar karşısındaki geri bildirimleri o kadar gerçek o kadar doğaldı ki. Senaryo ve oyunculuk anlamında çok sevdim o yüzden. Ama hikayenin içindeki dram annenin hastalığı ve sonrasında yaşananlar gerçekten insanlık dersi gibiydi. Julia Roberts'ın oynadığı karakter inanılmaz güzeldi. Isabel, dünyadan göçüp gidecek ve küçük çocukları olan bir annenin başına gelebilecek en güzel şeydi sanırım. Gerçek olması imkansız bir mucize gibi. Film boyu İsabel, beni kalbimden vurdu. Annenin yukardaki karede "şimdi de tüm aile çekinelim" diyerek, çocuklarının babasının evlendiği kadını yanına çağırıp, elini omzuna koyması Isabel'in çoktan hak ettiği bir onurdu. 


Sabah herkes İsabel gibi uyurken, ben kalkıp, elma çayımı yapıp, perde ucunun kurtçuklarını yapıp, film seyrettim. Bayıldım bu seansa. Bu hafta uygun günde, tekrarlayacağım inşallah. 😁


Güncel durum, perde ucunda ilk parça bitti, henüz diğerine başlayamadım. Kitap, salı gününe biter inşallah. Yarın okula gitmem lazım. Başladığımızdan beri üç covid vakamız var. Endişeleniyorum ama görev bekleniyorsa kaçacak değiliz. Hepimiz dikkatli olduğumuz kadar duayı da ihmal etmeyelim. Rabbin rızası olmadan yaprak kıpırdamaz, içimizdeki masumların hürmetine kaldırsın üstümüzden bu belayı, ders alan, terbiye olan kullarından olmayı nasip etsin. 
Selametle...