Pages

30 Nis 2020

30 Nisan 16/16




Selamlar
Meydan okumanın değerlendirme günü bugün.

Benim için bir ilk. Ana hatları belirlenmiş bir çerçevede, her gün düzenli yazmak. Hemde bir grupla. Onları takip etmek. Her gün, aklının bir köşesinde yazacakların olması... 

Bana çok iyi geldi, bu meydan okuma. Zihnimi diri tuttu. Özellikle bazı konularda, arkadaşarın yazıları, oldukça ufuk açıcı oldu. Koronalı günleri hatırladığımızda yüzümüzü güldürecek, hoş bir anımız oldu. Ayrıca yeni arkadaşları tanımama vesile oldu. Teşekkür ederiz Ezgi.


Birbirine benzeyen günlere, fark gelsin istedim. Kendime
kitap mührü aldım. İki gün iş buldum kendime, mühür basacağım :)) 

Selametle...

29 Nis 2020

29 Nisan 16/15


Selamlar
Bugün yoğundu sanırım, yazım akşama kaldı. Yeni tasarım bir battaniyenin pdf'sini satın aldık, arkadaşlarla. İp siparişi verdim. Onlar gelene kadar en baba, yarım işim olan bu seccadeyi işliyorum yavaş yavaş. Az kaldı demek isterdim ama biraz daha yolum var.

Bugün bir ütopya yazacağız. 

Benim dersim itibariyle, ütopyalar ve distopyalar hakkında okumalarım epeyce fazla. Bu okumaların içindeki, distopyaların gerçekleşme olasılığının, ütopyaların gerçekleşme olasılığından daha fazla olduğunu düşünürüm. Hatta bazı ütopyalarda bana distopik gelir.
Derslerde öğrencilerime kendi ütopyalarını yazmalarını ödev olarak vermişliğim var. Gençlerin ütopyaları bana düşünürlerin ütopyasından daha sevecen, daha insani gelir. Tabi ki, henüz bozulmamış, insan zihni daha masum toplumsal düzenler kurgulayabiliyor doğal olarak. 

Benim ütopik toplumumda, insanlar doğayla kavga etmiyor. "Kulluğunun bilincinde." Serçe gibi, sümbül gibi, hatta toprak gibi yaratılmışlardan biri olduğunun farkına varmış. Diğer yaratılmışları kendine rakip seçip, onları hükmüne almaya çalışmıyor, onlarla uyum içinde yaşıyor. Kısacası haddini biliyor. 

Kişisel düşüncem, insanlar haddini aşıp, kulluğunu unutup, haşa tanrılığına soyunduğu için bu haller başına geliyor. Hem sadece güç sahipleri değil, sıradan insan tekleri bile bahsettiğim durumda. Böyle düşünemem neden olan durumlardan sadece birinden bahsedeceğim size. Benim kızım üniversite öğrencisi. Sınava girdiğimiz sene, tercih döneminde herkes gibi bizde ailecek çok düşündük ve zihnen yorulduk. Ama asıl karar vermesi gereken kızım kadar değil. O kararsızlığı karar aşamasına getirene kadar yıprandı, bizde ona eşlik ettik bu süreçte. Fakat bazı ailelerde durum böyle olmadı. Kızımın bir arkadaşının babası, çocuğa söyleme ihtiyacı bile duymadan, son gün sisteme girip, çocuğun tercihlerini değiştirdi. Garibim hiç sevemediği bölümde üç yılını bitiriyor ve hala nefret ediyor, çok mutsuz. İşte babaya bunu yaptıran şey, kendini o çocuğun tanrısı zannetmesidir. Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayan, yediren, içiren kendisi ya, onun hayatı ile ilgili böyle bir kararı, hemde hiç sormadan almayı kendinde hak görüyor. İşte hadsizlik dediğim bu. 

Ütopyama dönecek olursak, "insanlar yalan söylemekten çok utanıyorlar". Yalan söylemek zorunda kalmaktansa ölmeyi tercih edebiliyorlar. 
Ayrıca "gençlerle ilgili, olumsuz cümleler kurmak, onlarla ilgili umutsuz konuşmak çok ayıp." Çünkü hepsi gayet iyi biliyor ki, kendileri nasılsa gençlerde aynen öyle. Onların kusurları, aslında kendilerinin gizlemeyi başardıkları zaafları. O nedenle, gençlerle ilgili bir sorun varsa, dönüp kendilerine bakıyorlar. 

Ütopyalar insanların umutları, ama insanların hâl dili, distopyalara daha yatkın malesef. Bu yatkınlıktan kurtulmak olsun bugünkü dileğimiz. 
 Yarın görüşürüz, selametle....







28 Nis 2020

28 Nisan 16/14

 
Selamlar
Motif grubu ile diz battaniyeleri ördüğümüzden bahsetmiştim. Karantina sonrası, büyüklerimize hediye edilmek üzere. Ben şimdilik bir tanesini bitirdim. Bakalım elimdeki iplerden, bir tane daha çıkacak mı? 

Bugün robot tasarlayacağız.
Aslında üzerine pek düşünmediğim bir konu. Bir robotum olsa, ondan neler yapmasını isterdim? 
Ramazanın ilk günü, bizim ev ahalisi mantı istedi. Normalde Kayseri'de olunca mantı yaptıracak hanım çok rahat bulunur. Hatta burada bir işletme var. Hazır kesilmiş, numaralı mantı hamuru üretiyorlar. Mesela sen gidip 3 numara hamurdan yarım kilo alıp, evde rahatlıkla dolduruyorsun. Hamur yoğurma, açma kesme telaşı yok. Ama bu ara korona var malum. Ekmeği bile evde yaparken, hamuru almak pek hijyenik olmayabilir. Her ne kadar işletme tertemiz bir yer bile olsa, risk risktir. Tabi ki ben mantıyı sürecin en başından itibaren, kendim yaptım. Hala omuzlarımda ve boynumda o günden kalma hatıralar var :) Öyle olunca bu hamur işlerini becerebilen bir robot olsa hayatım cidden kolaylaşırdı. 

Sonra ev işlerinden hangisini hiç sevmiyorsun deseler, ütü yapmak derim sanki. Aslında çok sevmediğimden değil ama bir süre sonra, kokusu başımı ağrıtıyor ve ütü çoksa bu defa boyun fıtığım ses veriyor. Yani bizim robot kız ütüde yapsa çok iyi olur. 

Yemek yapmayı seviyorum, orada işime karışmasın ama ben yemek yaparken getir götür işine baksa, daha konforlu olurdu tabi, Bu arada Şüheda, görse "robota ne gerek var anne, ben varım ya" diye imalı bir laf göndermesi yapardı, kesin :)

Şimdi düşününce, bu çamaşır ser, topla işi de gıcık. Bizim robot makinaları da boşaltsa hiç fena olmaz. 

Gördün mü alış verişi unuttuk. Helede bu koronalı günlerde, manavı, marketi yapsa gelse ne güzel olur. Hem sistemine bir yükleme yaparız, meyvenin sebzenin tazesini, güzelini seçebilir. Ürünlerin üzerinde bir kod olmalı, üretim yeri tarihi falan filan, robotun sistemiyle uyumlu bir kod. O zaman benden bile bilinçli alış veriş yapabilir. 

Şimdi bu kuzucuk bu kadar işi yapıyorsa, bizim evin elemanı olur. Mutlaka hoş sohbet olmalı. Mesela market listesini sistemine yüklediğimde, "dondurmada alayım mı" desin. Ya da yemek tercihi yaparken fikir versin. Yaptığım yemeğin kalorisini falan hesaplasın. Göğüs kısmında bir ekran olsun, bana yemeğe yardım ederken, o ekrandan bloglara girip, bana son yüklenen postları okuyabilir. İstediğim yorumları, istediğim bloga yazabilir. Böylece aramızdaki ilişki kişisel ve daha samimi olur, sohbette etmiş oluruz. 
Ay ben çok sevdim bu minnoşu. Bir ad bulmalı buna şimdi. siz ne dersiniz, adı ne olsun benim tatlış robotun? :))



Sevgili Derya'nın bloğundan kopya çektiğim, tutacakla geldim bugün. Dikiş makinam yok ama elde dikiş yaptım. Tığ işi kısmını, kızım ördü. Kalanı ben toparladım. Akşamdan beri, gidip gelip seviyoruz. Fikir için teşekkürler Derya.


İnstagramdan Çiğdem Hanım var. Çok hoş bir hanım. Çiçeklerin sultanı diyorum ben ona. Normalde bu mor yonca, kökündeki o fasulye gibi taneden çoğaltılıyor malum. O dalını filizlendirip, bir deneme yaptı ve ikinci dal sürgün verdi. Bu beni çok heyecanlandırdı. Bende denemeye karar verdim. Bakalım bizim tecrübemiz nasıl sonuçlanacak. 

Yarın görüşürüz, selametle.....

27 Nis 2020

27 Nisan 16/13



Selamlar 
Konu öğrenme ben öğretmen, bakalım nereye gidecek mevzuu :) 
Ezgi bugün nasıl öğrenirsin? diye soruyor.

Genel hatlarıyla öğrenme, tekrar ve yaşantılar yoluyla davranışta meydana gelen istendik ve kalıcı değişiklikler, olarak tanımlanıyor. 
Tanımı  biraz açarsak, bir defa öğrenme kalıcı olmak zorunda. Yani, herhangi bir nedenle bilgiyi hıfz edip, sonrada işi bitince unutuyor, kullanmıyorsanız, bu öğrenme değil. 

Öğrenme, davranış değişikliğini beraberinde getirir. Mesela kilo vermek için diyetisyene gittiniz, o size listeler yaptı. üç ay, beş ay, bir yıl; her neyse bu listeye uydunuz. Kiloda verdiniz. Ama sizin sağlıklı beslenmeyi öğrenip öğrenmediğiniz, o listeler ortadan kalkınca anlaşılır. Listeler yokken de neyi ne kadar yiyeceğinizi bilir, hayatınızda bunu uygularsanız, sağlıklı beslenmeyi öğrendiğiniz söylenebilir. Aksi durumda bir öğrenme gerçekleşmemiştir. 

Öğrenmenin gerçekleşmesi için, bireyin öğrenme sürecinde aktif olması şarttır. Öğrenecek kişi, sürecin bir parçası haline gelmiyor, sadece seyirci locasında oturuyor ise öğrenme gerçekleşemez. Meşhur bir söz vardır hani, "bakmakla öğrenilseydi, kediler kasap olurdu" diye. O hesap, öğrenme için tecrübe şart. 

Öğretmen ben, konferansı bitirdiğine göre :), bu fani nasıl öğrenir, ondan dem vuralım. :)

Ben, sürecin bir parçası olmadığım hiçbir şeyi öğrenemem. Daha önceden hiç tecrübe etmediğim, yeni bir durum varsa ortada aktif olarak işin içinde olmalıyım. Yani yemek mi yapılacak, tencerenin başına geçmeliyim. Yeni bir model mi çıkacak, ipi tığı elime almalıyım. Bir test sorusu mu çözülecek, kalemi kağıdı elime almalıyım. Mutlaka dahil olmalıyım yani. 
Planlı bir öğrenme söz konusu ise, yani bir derse, bir konferansa gideceksem, mutlaka öncesinde okurum. elimde kalemim not defterim, dinlerken notlar alırım.
Kendi cümlelerimle yazabilmek benim öğrendiğimin kanıtıdır. Hiçbir şekilde ezberleyemem. Zaten bu yüzden yabancı dil öğrenemiyorum. Yaşımla da ilgili değil bu durum. Daha gençken bile ezberleyemezdim. Bazı şiirler var mesela, hatırımda kalsın istediğim, bazı türküler. Yok imkansız. Biri başladığında, hemen diğer mısrayı söylerim. Ama baştan sen oku desen, imkansız. Benim için öğrenmemin ilk ve tek şartı, kendi cümlelerimle ifade edebilmek. bunu yapabildiğim, hiçbir şeyi unutmam. Lazım olduğu anda, hemen gelir aklıma. Ders anlatırken, hazırlanıyorum tabi öncesinde. Ama slayt tahtada çocuklara özel kalıyor, ben konuyu anlatırken, nerelerden nasıl bağlantılar kuruyorum, bazen kendim bile şaşırıyorum :)  

Özetle öğrendim, demem için, artık o konunun benim yaşantımın, aklımın, bilgimin ve görgümün ayrılmaz parçası haline gelmesi gerekiyor. Pratik olarak kullanamıyorsam, öğrenemiyorum da malesef. 



Bugün Ramazana özel ne paylaşayım diye düşünürken, annemden öğrendiğim bir detay aklıma geldi. Annem yayla çorbası yaptığında, üstünün sosuna kuru soğan kavururdu. Ben, yayla çorbasını herkesin bu şekilde yaptığını zannediyordum. Yıllar önce Tatvan'dayken, yayla çorbası için, soğan kavuruyordum, komşum hayret etti. O zaman anladım, annemin speciali olduğunu :)) Öyleyse, bugünün Ramazana özel paylaşımı bu olsun dedim.

Yayla çorbasını bildiğiniz usul pişiriyorsunuz. Küçük küçük doğradığınız kuru soğanı, tereyağı ile kavuruyorsunuz. Yalnız dikkat edilecek şey, kuru soğan çok güzel kavrulacak ama yakmadan. Yani tavada onu bırakıp başka işle meşgul olmak yok. Bir tarafı yanık bir tarafı beyaz kalmayacak soğanların. (Ben bazen aceleden öyle yaparım da) Dikkatli bir şekilde soğanı yakmadan kavuruyoruz, üstüne kuru nane ve çorbanın üstüne cosss :)) 
Çok lezzetli oluyor tavsiye ederim. 

Yarın görüşürüz, selametle....


26 Nis 2020

26 Nisan 16/12



Selamlar
Bugün haftanın günlerini yemeğe benzeteceğiz :))

Ay Ezgi! Bütün günlerin birbirine benzediği bugünleri, hangi yemeğe benzeteceğiz, bilmiyorum. Malum zaman kavramı anlamını yitirdi. Günlerden pazartesi olmasıyla, perşembe olması arasında bir fark kalmadı. Hepsi, yeni kurulmuş bir turşu gibi "olmayı" bekliyor. :)) 

Madem meydan okuma var, karantina öncesi dönemin hatıralarından yararlanıp, yazacağız artık.

Pazartesi, okul geç başlıyor, yani kahvaltıda közlenmiş biber bence. 

Salı, öğleden sonra saat ikiden sonrası benim, dost sohbeti ve aromasını sevdiğim bir filtre kahve. ( Çünkü Elif'in de öğleden sonrası boş :) )

Çarşamba, çok güzel bugünde sabah evdeyim, en sevdiğim öğün kahvaltı keyfime göre, kaymak ve reçelle zenginleşmiş krep ( bal değil, çünkü bala alerjim var. kalori diyenleri duyuyorum. Ama perşembe nöbetçiyim, köprüden önceki son çıkış yani :) ) 

Perşembe, nöbet günüm. Aslında hepi topu 4 saat dersim var ama tüm gün okuldayım. Boş saatimde ben kitap okurken, Sevtap ablanın getirdiği, sürpriz bir kupa demlenmiş çay. 
(Canım ya, ne tatlı bir kadın. Okulumuzda çalışan, temizlik görevlilerinden biri. Çayımızı da demler. Benim dersimin olmadığını, nöbet için okulda olduğumu bilir. İlk saat millet derse girince, bardağımla çay doldurup, yukarı çıkarır. Hem bunu yalnızca bana yapmaz. Ben o okulda çok yeniyim zaten. Aramızda böyle bir hukuk gelişmesi için daha çok erken. Ama o işini severek yapıyor. İşte temel neden bu. Şu an burnumun direği sızladı. Çok özledim ben okulumu.) 

Cuma, boş günüm. Ben ne istersem o. Bazen bir kek, bazen uğraştırıcı bir ana yemek, bazen daha önce denenmemiş bir çorba. 

Cumartesi, kahvaltıdan sonra, tam vaktinde içilen bir Türk kahvesi. 

Pazar, eşim polis olunca her hafta düzenli pazar kahvaltımız olamıyor malesef. Eşim evdeyse tabi ki özenli bir kahvaltı. Mesela pankek. Ama eşim evde yoksa, ben kendime arkadaş günü ilan ettiysem, (çünkü sevdiğim bir arkadaşım cumartesi çalışıyor, sadece pazar buluşabiliyoruz onunla.) O zaman Emirgan çay bahçesinde yenen bir magnolia.

Dediğim gibi, zamanın anlamı olduğu günlerdi bunlar. şu an hepsi birbirinin aynı. 



Dün sevgili Ruşyena'nın bloğunda, güzel bir yazı okudum. Mübarek Ramazanı şenlendirmek, ona özel paylaşımlar yapmak fikri bana çok cazip geldi. Ne yapabilirim diye düşünürken, mukabele saati geldi. (Diyanet tv'de bir gün içinde üç farklı saatte, mukabele var. aynı cüzü 3 defa okuyorlar. Size hangi saat uyarsa, bakın derim.) 

Ramazanı şenlendirme projelerinin ilki mukabele sırasında kullanacağım bir ayraç. Kuş tüyü kitap ayracı diye aratırsanız, you tube'da birçok arkadaş açıklamış. Çabucak örülüyor.Çok keyifli tavsiye ederim.

Yarın görüşürüz,, selametle...






25 Nis 2020

25 Nisan 16/11



Selamlar
Bugün konumuz sosyal medya

Sosyal medya; çağın en büyük gerçeklerin biri. Ama her şey gibi belirleyici olan yine insan. Onunla kavgaya tutuşmanın kimseye bir faydası yok. Aslında bize bizi gösteriyor. Zaaflarımızı, güçlü yönlerimizi karakterimizi bir şekilde ortaya koyuyor.

Şehirlerin kalabalıklaşması, komşuluk ilişkilerine zarar vermiş durumda. İnsanların bu ihtiyaçları artık sosyal medya aracılığı ile gideriliyor. İnstagram üzerinden toplaşıp, kahve içmelerimizin başka açıklaması olamaz sanırım. 😊

Faydalarını maddelemek gerekirse;

1) Benim hayatımın artık çok özel bir parçası haline gelen çok kıymetli arkadaşlar edindim.
    2) İngiltere’de yapılan bir tasarımı, Anadolu’nun ortasında Kayseri’de görüyor, hatta örüyorum. :) 
     3) Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

Zararları neler derseniz;

1   1)  Bilgiye ulaşmak kolaylaştı ama bilgi kirliliği denilen bir kavram girdi hayatımıza.
     2) Zararlı olmasının en büyük nedeni, biz yetişkinler sosyal medya ile ilişkimizi olması gereken noktada tutamayışımız. Bu hem bizim vaktimizi kötü kullanmamıza hem küçüklere kötü örnek olmamıza neden oldu. İster istemez aile saatlerinden çaldı. Ama bu sosyal medyanın değil, başta dediğim gibi bizim hatamız. Ama ondan kaynaklanan bir durum olunca zararları hanesine ekledim.
    3) İnsanlardaki güven duygusuna zarar verdi.

En başta dediğim gibi, zarar hanesi alında bizim zaaf hanemiz. Sosyal medya biz nasılsak öyle. Freud, insan benliğine etki eden iki unsurdan söz eder. İd ( alt benlik), süper ego ( üst benlik). Bireyler eğer id’in etkisinde ise, sosyal medya onun hayatının kabusu olabilir. Ama bireye süper ego, etki ediyorsa, bu defa kişisel gelişime katkısı paha biçilmez.

Yarın görüşürüz, selametle….





24 Nis 2020

24 Nisan 16/10

Selamlar 
Mübarek Ramazanın ilk günü malum. Ramazanın kendine ait bir ritmi hep vardır zaten. Evde kal günlerinde bile olsak, hızlıca geçip gitti. Normalden daha geç uyanınca, ister istemez trafik sıkıştı :))

Bu ara ciddi ihmal ettiğim bir konu, film seyretmiyordum çok uzun zamandır. Bu yılın başından itibaren bu konuya eğilmeye karar vermiştim. Ama şu an aklıma gelenler daha eski filmler. 

İlk tercihim Yüzüklerin Efendisi olur sanırım. 



Boudguart "Iwill always love you"


Türkler geliyor 


Bir ara sıklıkla seyrettiğim hint filmlerine de bir başlık açalım 
veer zara 


Geç kalmış olamanın psikolojisi ile aklıma ilk etapta gelen bunlar. 
yarın görüşürüz. selametle....