Pages

17 Eyl 2019

ve yaz tatili biter.

selamlar
ekranların insanı aptallaştırdığını düşünenlerdenim. o nedenle vazgeçebileceğim ekran olan televizyondan olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum. ama geçen sene TRT'de başlayan Vuslat isimli dizi bana ekran detoxumu bozdurdu. hikayenin bir derinliği var. Betül Yağsağan hanım belli ki ciddi bir tasavvufi alt yapıya sahip. Kadir Doğulu'da işini çok iyi yapıyor. ortaya seyredilesi bir dizi çıkmış. seyretmediyseniz şiddetle tavsiye ederim. nette eski bölümleri var. zaten ilk bölümden itibaren kaçırmadan seyredilmezse anlamak neredeyse imkansız. 21 bölümdür seyreden bizler bile henüz çözmüş değiliz muammayı.



salda gölü, maldivlerimiz. görülmesi gereken yerlerden biriymiş. tabi henüz bakir bir yer olunca çok fazla tesis yok. ama iyi ki yok. insan el attığı yere heba etme konusunda mahir bir canlı malum.


sahil bayağ kalabalıktı. insanları rahatsız etmemek adına çok fazla fotoğraf çekmedim. ama bana çoğu kere zihnimde kalanlar yetiyor.




sevgili bakanım yaz tatili ödevi vermişti. sosyalmedayada sıklıkla dolaştı size de denk gelmiştir. ödevlerden birinde "çocuğunuzla beştaş oynayın"diyordu. biz çocukken arkadaşlar kuzenler o kadar çok oynardık ki turnuvalar düzenlerdik. şühedaya hiç denk gelmemiş. tabi topladık beş taşımızı bir kaç el oynadık. çok keyifliydi.


Salda Gölü Isparta'dan çok Burdur'a yakın. bizde dönüşte Burdur'da kalalım dedik. Burdur küçük, şirin bir şehir. akşam eşimin ısrarı ile bir çılgınlık yapıp payton turu yaptık. bir yerde okumuştum asfalt atların ayak tırnaklarına zarar veriyor diye. birebir şahit oldum. hayvan asfaltta koşarken çok zorlanıyor. gerçi giderek azalıyor ama inşallah tamamen biter.

aslında kurban bayramı gelmemiş olsa, bu tatil uzar giderdi. bayram yaklaşınca dönmek durumunda kaldık. ama her şeyin azı karar, çoğu zarar demiş atalarımız.  bu üç günlük tur bizi yeni eğitim öğretim dönemine tazeleyip hazırladı. artık evli evinde köylü köyünde gelsin rutin günlükleri....

16 Eyl 2019

yeni haftaya bismillah

hayırlı sabahlar
yeni güne yeni haftaya bismillah. bugün bir haftadır düzenli yazıyorum. çok mutluyum. İstanbul'da sevgili Nilgün'le buluştuk ama fotoğraf çekmeyi unuttuk demiştim malum. hala çok üzgünüm. canım arkadaşım, bana bu kitabı almış. kalem ve defterde onun hediyesi. kalem bitince saksıya dikilecek. tepesinde tohum olan kalemlerden. bahara kadar kullanıp bitiririm. sanırım çiçek olma macerasını da beraber seyrederiz.


taburelerden hep almak istiyordum. ama bir türlü sıra gelmiyordu. İstanbul dönüşü Sakarya dolaylarında berceste dinlenme tesisleri var. her seferinde uğrarız ama arabada yer olmayınca alamadan dönerdik. her şey olmak için vaktini beklermiş ya. bizim tabureninde benim olma vakti gelmiş demek ki. şimdi bir örgü sever olarak hayalim en kısa sürede onları giyindirmek :) model bakmaya başladım bile.


yaz tatili anıları, yazma alışkanlığı kazanmama destek oluyor. o yüzden onlarla devam edeyim. Konya'dan sonra durak Isparta oldu. Isparta bizim ilk görev yerimiz. 24 yaşında elimizde 3 aylık Şüheda ile ilk gurbetimiz. ben okuyan biri için, erken sayılacak bir yaşta evlendim ve erken sayılacak yaşta anne oldum. ve o dönemde malesef ülke olarak daha zor ekonomik şartlarda yaşıyorduk. bu ara yaşadığımız sıkıntılar o dönemin yanında sıkıntıdan bile sayılmaz. şöyle ifade edeyim, benim maaşım 75 milyondu ( tabi o zaman paramızın pul kadar değeri olmayınca bolca sıfırı vardı) bir buzdolabı bir küçük ekran televizyon 420 milyondu. kiramız 30 milyon. eşimin maaşını hatırlamıyorum. o da ortalama ben kadar falan alıyordu sanırım. öyle olunca biz çocuğun ihtiyaçları, evin eksikleri derken maddi olarak çok zorlandık. ben kendi şehrinde okuyanlardanım. hiç ailemden ayrılma tecrübem yoktu. ilk defa gurbete çıkmanın yarattığı duygusallıkla beraber, elimde 3 aylık bir çocuk var yalnızım, nasıl bakacağımı bile doğru dürüst bilmiyorum. bu beni manevi olarak çok zorladı.


işte bu fotoğraftaki üç kişi arkadaki binanın ikinci katındaki dört numaralı dairede, o şartlarda birlikte büyüdü. beraber yaşadığımız zorluklarla mücadele edişimiz, sanırım bizi birbirimize kopmaz bağlarla kenetledi. acaba diyorum, her şeyleri tastamam evlenen insanlar bu nedenle mi birbirine sarıyor. o yüzden mi boşanmalar bu kadar arttı. ekip olma ruhunu mu yakalayamıyor çiftler. ne dersiniz.

 
ilk evimize yakın bir park. tarihi bir mekan Romalılar döneminde bile önemli olan bir yermiş. Ayazmana Parkı. eve çok yakın olunca, Şüheda'nın burada bir dolu hatırası vardı. kendisi çok hatırlayamıyordu ama fotoğraflar ona mekanları hatırlattı. elinde eski fotoğrafları parkta mekan arayışına girdi :)) onun anıları olunca, saygı duydum. belki günün birinde blog açıp anılarını yazmak ister. 


biz Isparta'dayken bu tak yoktu tabi. belediye düşünmüş, gayette hoş olmuş. giden olursa aramasına gerek yok bulur zaten tam meydanda. otelin önünde :) yeri gelmişken bir anımı da yazmasam olmaz. fotoğrafta görülmemiş ama Isparta meydanda Süleyman Demirel'in heykeli var. malum Isparta'lıydı rahmetli. Isparta'ya ilk gittiğimiz gün. heykelin tam karşısındayım ama uzak bir mesafedeyim. normalde şehrin meydanlarında Atatürk heykeline alışığız. o ana kadar gördüğüm tek şehir Sivas'ta öyle en azından. bende heykeli Atatürk heykeli sandım tabi ki. görünce şaşırdım. Allah Allah diyorum bu nasıl Atatürk heykeli hiç Atatürk'e benzemiyor. bir şaşkınlık içinde yaklaştım yanına. o kadar eminim ki Atatürk heykeli olduğuna. hayretler içinde dibine kadar geldim. yüzüne bir baktım elindeki şapkayı sallayan Süleyman Demirel :))) uzun süre o şaşkınlığımı hatırladıkça güldüm. heykeli görünce yine güldüm.


bu yaz lavanta bahçelerine gitmeyen kalmadı sanırım. mor zamanında görmeyi çok istedim ama yol uzun. biz çalışıyoruz. göze alamadık.


renkli yelek yaz boyunca yanımdaydı. ama şimdi İstanbul'da. son hafta bitirdim. Şüheda'nın hazırlıklar yoğunlaştığı için fotoğrafa vaktimiz kalmadı. artık hatun kişi ne zaman giyer ve çekinirse o zaman size gösterebilirim.
bugün benim dersim geç başlıyor. şimdi niyetim inşallah kahvemi içip, aşağıya spor salonuna inmek ve mümkünse bir saat yürümek. inşallah tembellik etmem.
hadi görüşürüz. selametle....

15 Eyl 2019

on line sayılır....

selamlar
şu an beni görseniz blog yazma konusundaki kararlılık seviyemi görür ve taktir ederdiniz bir kere. hahahahaha 
daha önceki postta bahsettiğim yolculuk dönüş aşamasına geçti. şehirler arası karayolunda eşimin kullandığı arabada önümde bilgisayar, resim seçip, blog yazıyorum. bu kadar ciddiyim yani :))


bu yolculukta amaç evlat canı,  yurt odasına yerleştirmekti malum. benim kızım İstanbul'da moleküler biyoloji ve genetik okuyor. bölümün dili ingilizce olunca hazırlık sınıfımız vardı. yani İstanbul'da eskidik ama bölümde yeniyiz. dönem başlarında Şüheda'yı yurda yerleştirmek için hep beraber yola düşüyoruz. tamam zor oluyor. cuma mesai çıkışı Kayseri'den İstanbul'a yolculuk yapıp, pazartesi günü mesaiye yetişmek için yeniden yollara düşmek. fakat aile olmak bu değil mi. ebeveyn olmak, maddi manevi evladına güç vermeyi gerektirmez mi zaten.


şüheda Türgev Vakfı'nın desteklediği yurtta kalıyor. geçen sene üç kişilik bir odadaydı. insanların en özel alanda birbiriyle uyumlu yaşaması biraz zor. bazen aile içinde bile problem çıkmasına engel olamazken farklı ailelerden farklı kültürlerden gelen insanların bir arada yaşaması oldukça zor. ben aslında geçen senede tek kişilik odada kalmasını önermiştim ama Şüheda arkadaş ortamını merak edip denemek istedi. maalesef biraz üzüldü ama hayat bize en çok üzüldüğümüz anlarda öğretir malum. o yüzden geçen sene bize tecrübe oldu ve bu sene artık tek kişilik odadayız.


odamız maşallah bayağ geniş ferah, tuvalet banyoyu sadece kendisi kullanacak. odada birde kitaplık var ama hareket halindeki bir arabada yazmaya çalışıyorum şu an fotoğraf seçerken gözden kaçırmışım.

saat 2 gibi yurt odamız temizlenmiş ve kullanıma hazır hale gelmişti. o zaman minik bir İstanbul turu yapabiliriz dedik ve kendimizi dışarı attık.
motif grubumuzun güzel patronu Nilgün'le buluştuk ve inanılır gibi değil ama fotoğraf çekmeyi unuttuk.:) sanırım birbirimizi bulmuşken sohbet etmek daha cazip geldi. canım arkadaşım şühedaya ve bana yine bir dolu hediye almıştı. iyi ki denk geldik can dost çok seviliyorsun
Kadıköy iskelesinden Eminönü vapuru ile karşıya geçtik. oradan tramvay ile Sultan Ahmet Meydanına geldik.ama tramvay yolculuğu için bir kaç kelam etmesem olmaz."biz ne zaman medeni olacağız" deyip halkımızı küçümseyen ifadeler kullanan, yazar çizer konuşur insanları eleştirip, ayıplardım. hatta normale çok kullanmadığım bir ifadeyi onlar için kullanır ve "ezik" derdim onlara. ama dün o tramvaya binerken ben bu tabir için çok utandım. çünkü cidden kendimi üçüncü dünya ülkesinde gibi hissettim. tramvaya kendim binmedim arkadakilerin uyguladığı basınç yüzünden gayri ihtiyarı itildim içeriye. gerçekten çok korkunçtu. Kuranı Kerimde bir ifade var. "hepiniz çobansınız sürünüzden sorumlusunuz" der. birebir bu olmaya bilir ama bu minvalde bir ifade, ilk duyduğumda çok garip gelmişti. ama yaşam pek çok anında bu ifadenin ne kadar haklı olduğunu gösterdi bana. dün yaşadığım bir kere daha idrak ettirdi. insanın hayvan yanı; Freud buna id diyor malum. işte hepimiz o yönümüzün çobanıyız ve onun yapıp ettiklerinden sorumluyuz aslında. dün bizime tramvaya binenler ciddi anlamda kötü çobanlardı.





 tanımadığınız insanların fotoğraflarında olmakta kaderdir sanırım. böyle anlarda kimlerin çektiği fotoğraflardayım acaba diye düşünmeden edemiyor insan.

ben böyle cool bir tavır görmedim. etrafındaki koşturma umru değil, kulağı fena halde kaşınıyordu. hadi koca adam bir poz ver dedim. keyfimi ancak bu kadar bozarım idare et dedi. tamam patron sensin dedim anlaştık :))



çocuğunun arkadaşı senide evladın oluyor. sümeyye kuzusu artık bizim evinde kızı. aslında grubun bir elemanı daha var ama bir türlü birlikte zaman geçiremiyoruz. özlem kızla şartların olgunlaşmasını bekliyoruz sanırım. daha bu sabah kahvaltıda diyordum fiziksel olarak bir kere gördüğüm ama duygusal olarak yakın hissettiğim eleman o. inşallah en kısa zamanda birlikte geçireceğimiz zamanlarımız da olur özlemcim.


Topkapı Sarayı'nın arkasına düşen sokak. yaşanılan mekanları bu hale getirmek çok mu masraflı yoksa vizyonumuz mu küt bilemiyorum. sokaklarımız evlerimiz böyle olsa daha az kavga ederiz daha çok severiz gibi geliyor bana


blogger kocası olmak sıkılsan bile sabırla eşinin fotoğraf çekmesini beklemeyi gerektirir.:) canım benim yaaa



zamansızlıktan şurada bir kahve içemedim. ama benim minnoşlardan söz aldım en kısa sürede gelip benim için burada kahve içecekler :)



İstanbulda Gülhane Parkı varken insanlar niye sıkılır bilmem. hafta sonu çayını, kahvesini, kitabını, örgüsünü alıp, burada vakit geçiren birinin ömrü uzar kanaatimce


benim minnoşlar fena.ben nereyi çekiyorsam onlarda beni çekmiş. telefonda kaç tane böyle poz var sayamadım bile :))

 böylece canım İstanbul'a, canımızı bırakıp, düştük yine yollara.. gurur, hasret, umut hepsİni bir arada nasıl hissediyorum bilmem. ama  sanırım o yüzden bu tür duygulara anlatılmaz yaşanır diyorlar.
şimdi tek duam "Allahım bu kadar emek verdim . ne olur internet çekmeye devam etsin" AAAMİİİNNN

13 Eyl 2019

son konya hatıraları

selamlar, hayırlı cumalar 
neye niyet neye kısmet dedikleri türden oldu bu sabah. yayının sonunda ne demek istediğim tüm açıklığı ile görünecek :)) şimdi konya gününe dönelim.


konya gününün son saatleri sevgili neslihan'la geçti. biraz daha vakit geçirmek adına işten izin alıp, bize katıldı. dedim ya ilişkilerde nitelik çok önemli. hala hatırlayınca gözlerimden kalp çıkıyor. burası onun favori mekanlarından birisi. araf otel'in çatı katındaki bir cafe. işletme sahibi ciddi zevk sahibi belli. ben cafelerde vakit geçirmeyi çok sevmem normalde. gereksiz gürültü. nargile dumanı falan bana çok rahatsız edici gelir. ama burası öyle bir mekan değil. bir köşeye çekilip kahveni içip kitap okuyabileceğin hemde evden çıkıp havanı değiştirebilecek keyifli bir yer.


o kadar sakin ve kendinle baş başa kaldığın  bir yer ki, ben neslihan ve kızım mekana dağılıp,ismimizin harflerini topladık :)) hiç böyle bir tecrübem yoktu. bir yandan yastık arayıp, bir yandan halimize güldük. ve ben hala gülüyorum hatırladıkça. onca arama çalışmasına rağmen ikinci "E"yi bulamadık. tabi işletme sahibi nereden bilsin, günün birinde adımla poz vereceğim diye çırpınan insanların olacağını :)) ama olur ya, bir mekan açarsak aklımızın köşesinde bulunsun bu ayrıntı.


blog yazma ve okuma alışkanlığımı yeniden kazanmak adına daha önceden okuduğum ve sevdiğim bloglardan hala aktif olanları gezmeye başladım. bir kaç gündür fırsat buldukça derya arkadaşımı geziyorum. her zamanki gibi yine çok zevkli ve üretken. bloğunda karşılaştığım minik kalemlik, bana ilham verdi. çok teşekkür ederim deryacım.


kızlar büyüdükçe annelerine benziyor bence. o yüzden evladınız nasıl olsun istiyorsanız, siz öyle davranın ve sabredin. sonuç istediğiniz gibi olacaktır mutlaka. çünkü ben nasıl annemin kzıysam şüheda'da benim kızım oldu. normalde ben hep yanında bir şeylerle meşgul olurum. kitap okurum, yaptığım biir elişi hep vardır yanımda. sürekli kızım vaktini boşa harcıyorsun. böyle yapma, diyordum. hani çocuklar anne babasını taklit ederdi, yalan söylüyor bu insanlar deyip duruyordum kendi kendime. ama işin sırrı sabırmış. sen sabırla evladına doğru örnek olursan önü sonu evlat sana benziyormuş. bu tatilde net bir şekilde gördüm bunu. kızım okuldan gelince "anne bu sene çarpı işini öğrenmek istiyorum"dedi ben hiçbir şey demeden.iki tane seccade işledi.birde arkadaşına doğum günü hediyesi hazırladı. o çok eğlendi. ben sevinçten kaç köşe olduğumu sayıyorum hala :))
evlat yetiştirmek uzun sancılı ama çok keyifli bir dönem. o senden sen ondan öğrenip, olgunlaşıyorsunuz beraber.

ahhh, işte geldik "neye niyet, neye kısmet" kısmına. bugün benim dersim geç başlıyor. sabah fırına tuzlu bir şeyle yapıp atayım dedim. bugün yola çıkacağız malum. hem yolda yenir, hem şüheda'ya bırakırım diye düşündüm. ama evde hiç bitmeyen şey kabartma tozu bitmiş. peynirli puğaça yapacak ben, oturdum blog yazıyorum. olanda hayır vardır deyip, işimize bakalım artık. erken döneceğim. okuldan akşama kadar vakit var yaparım nasılsa.
şimdi ben okula gider. selametle.....

12 Eyl 2019

konya hatırları 3

selamlar 
konya gününden kareler devam ediyor. silleden sonraki durağımız tabi ki mevlana hazretleri oldu. oldukça kalabalıktı. ama bir o kadar huzurlu. 
eski insanlar günlük yaşamlarına estetik ayrıntılar katmayı hiç ihmal etmemiş. sanırım ondan sebep, daha nahif bir yaşantıları olmuş. şu güzelliklerin başka açıklaması olamaz.









konya'ya gelip etli ekmek yememek olmazdı. bizim diyet işte o anlarda yalan oldu. o zaman başlayan serserilik hala devam ediyor. nerede o elleri yüzünde maymun, çağırın şu an çok ihtiyacım var ona :))
bu ara kilolarıma taktım belli olduğu üzere. inşallah çözeceğiz.
neyse bu muhteşem lezzetlerin tadını kaçırmayalım. incecik hamuru, etinin lezzeti harikaydı. daha önce yiyenler ne demek istediğimi anladı bile. ama etli ekmeğin dışında yediğim en güzel tandırlardan biriydi. konya'da nerede yediysek çok beğendik. konya lokantalar açısından avantajlı bir şehirmiş.


aziziye camii
kapı ve pencereler dikkat çekmeyecek gibi değil. mimarı çok zevkli biriymiş vesselam. meydan kalabalık olunca, zaman sınırlı olunca, çok güzel fotoğraflar olmadı ama benim zihnimde kalanlar beni mutlu etmeye yetiyor.



biz birlikteyken çok mutlu oluyoruz. ama evladımın geleceği için hasreti göze alıyorum. niye dertlendin derseniz biz yarın yine yollara düşüyoruz kızımı yurduna bırakacağız. umarım her şey hayal ettiğinden çok daha iyi olsun canım kızım.
selametle