Pages

29 Eki 2023

Cumhuriyetimiz 100 yaşında...


Selamlar
İlk yarısını değilse de son yarısında doğmuş, iyi kötü 50 yılı kendi adıma cumhuriyet rejimi ile yaşamış biriyim. Cumhuriyete giden yolu görmedim ama okuyarak, kavradığımı düşünüyorum. Toprakları işgal edilmiş, vatanı parçalanmış bir neslin bu acziyeti içine sindirmeyip, genç yaşlı, kadın erkek, hep beraber verdikleri mücadelenin sonucunda elde edilen bağımsızlık çok çok kıymetli. 
15 devleti yıkılıp 16. devletinde yaşayan Türklerin tarihini 1923'le başlatmaya çalışan kafayı da, bağımsızlığın kıymetini bilmeyen ve cumhuriyete saldıran kafayı da tehlikeli buluyorum. Üç Türk bir araya gelse devlet kurar, denir. Türk, devletsiz olmaz. 100 yıl önce atalarımız, tehlikeyi görüp, can feda deyip, milli mücadeleye katılmış ve bize bağımsızlığı kazandırmış. İhtiyaç olmasın inşallah, gerekirse yeniden bu mücadeleyi verir ve bağımsızlığımızı koruruz. Günlük siyasi çekişmeler her zaman her devirde olmuş. Allah esirgesin dediğim gibi bu milletin devletleri de yıkılmış ama yiğit düştüğü yerden kalkar demişler. 100 yıl önce olduğu gibi hatta bin yıllardır olduğu gibi bağımsızlık uğruna her türlü cefayı çeker, var olmaya devam ederiz. 
Benim tehlikeli bulduğum konu, bazı insanların paronayak bir şekilde karşıda konumlandırdığı insanlarına takındığı düşmanca tavır. Bu süreçte gördüğüm, duyduğum öyle şeyler var ki... Bu güzel günde dile getirmeyeceğim. Fakat görüyorum ki bir kısım insanımız Kurtuluş Savaşında mücadele ettiğimiz insanlara karşı gösterdikleri hoşgörüyü, kendi insanından esirgiyor. İlginç bir şekilde bu toprakların bir parçası olan yaşam ve düşünce biçimini varlığına tehdit olarak algılıyor. Bu tarafların ikisinde de olan ve açıkçası beni korkutan bir ruh hali. Dünyanın geldiği durum ortada. Bizim farklılıklarımızı değil, ortak yanlarımızı konuşup, daha sıkı daha yakın durmamız lazım. safları sıklaştırmak gerek dostlar. Bu konuda son sözü Bilge Kağan söylesin.

Ben Türk Bilge Kağan, sözlerimi işitin: 

Ey Türk halkı, Çin halkının tatlı sözlerine, yumuşak ipekli kumaşlarına kanıp, çok sayıda öldün.

Türk beyleri Türk unvanlarını bırakmış, Çin unvanlarını alarak Çin hizmetine girmişler ve Çin Hakanına tabi olmuşlar.

Türk halkı, yok olmak üzere imiş, Türk Tanrısı, Türk halkı yok olmasın diye babam İlteriş Kağan ve annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinden tutup daha yükseğe kaldırmış. Babam 17 adamla Çinlilere başkaldırmış, 70 kişi olmuşlar. Devletsiz halkı, Türk örf ve âdetini bırakmış halkı, atalarının töresine göre yeniden yaratmış, eğitmişler. (…) Babam Hakan, 47 kez sefer etmiş ve 20 kez savaşmış. Tanrı öyle buyurduğu için düşmanları bağımlı kılıp diz çöktürüp baş eğdirmişler.

Ey Oğuz beyleri, halkı işitin: Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin devletini ve yasalarını kim yıkıp bozabilir?



Bu arada okulda işlerim ve yurt nöbetlerim çoğaldı. Daha çok gençlerle okumaya çalışıyorum. Anne kızı unutmuş değilim. Yedinci kitabı bitirdim. Sekizinci kitabı okumaya başladım. Anne, büyüdü ve altı çocuklu bir anne artık. Anne'den ziyade çocukların günlerine odaklandık. Papaz evine yerleşen aile ilginç. :))  


Evdeki ipleri boş boş beklemesin, üretimin parçası olsun diye aldığım bir karar var malum :) Bu ipleri geçen sene Yavuzlar İplik Kayseri'den almıştım. Ezgi'nin destekleriyle daha önce Novice Cardigan örmüştüm. Kalıp çok güzel. Bu iple de çok güzel olur dedim ve başladım. Aman Allahım, nasıl hafif nasıl pofidik, nasıl sıcacık bir hırka oldu anlatamam. 



İpi çok beğenince, yeni ip almama kararımı birazcık delmiş olabilirim :)) Koca kişine bir yelek örmeye niyet ettim. Klasik bir yelek ama klasik bir şekilde örülmüyor. Son düzlükte. Bitince hakkında daha çok konuşuruz. 
Salı günleri katıldığım bir online eğitim var. Edebiyat okumaları yapıyoruz. Distopyalar üzerine konuşulacaktı. Cesur Yeni Dünya okunacak ve Damızlık Kızın Öyküsü, filme çekilmiş, o filmi seyredecektik. Cumartesi yurt nöbetim vardı. Öğle yemeğine kadar filmi seyrettim. Kitabını okuyup, beğenen arkadaşlar vardı. Ben okumamıştım vakit de olmayınca seyrettim filmini. 
Kadınların, kadınların da içinde olduğu bir güruh tarafından bu şekilde aşağılanması... Tüylerim diken diken oldu. Türkler devletçi bir toplumdur. Fakat biz de "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışı vardır. Yani toplumcu bakış açılarını esas alıp, bireyi yok sayan, özgür iradeyi yok sayan bakış açıları bizim kültürümüze ters. Batılı düşünürlerin distopik eserlerini geçiniz, ütopya niteliği taşıyan eserlerini bile okuduğum da ben burada mutlu olamam diyorum. Bireyin kararlarını, duygularını yüce bir ideal uğruna yok saymak ve bunu baskı unsurlarını kullanarak yapmak çok rahatsız edici. Tüylerim diken diken olarak seyrettim. 


Nöbet günün ilk yarısında film seyrettik. diğer yarısında size bir grup öğrenci ile kitap fuarına Yasin Pişgin Hocayı dinlemeye gittik. Hafta sonu yurtta öğrenci az olunca kalanları diğer arkadaşa emanet edip, aracın aldığı kadar öğrenci ile sohbete gittik.
Yasin Hoca, çok aydın bir hocamız. Okulumuza çağırdık. Planlamayı yapıp, okulda misafir etmeye çalışacağız inşallah. 


Tarık Tufan, benim kalemini beğendiğim yazarlardan. Yeni neslin pek tanımadığını fark ettim. Grup kurduk, Tarık Tufan kitapları okuyacağız. İlk kitabımızı sevgili grup arkadaşlarım finanse etti. İyi yürekli insanlar iyi ki varlar. Dünyayı güzelleştiriyorlar. :) 


Vavien; her seferinde bir engel çıktığı için planlamama aldığım halde seyredemediğim bir filmdi. Geçen pazar, kendime zaman ayırmaya karar verdim ve sevgili grubumla minik bir çanta örmeye karar verince, filmi de eşlik için açtım. 
Film, kara mizah, bence. İsmi de çok manidar. İki insanın, eş olması şart değil, arkadaş olabilir, ebeveyn-evlat olabilir, aynı hat üzerindeki iki anahtar gibi uyumlu olması aslında mutluluğun garantisi gibi. Zor mu elbette çok zor. Fakat mutluluğun tek yolu bu sanırım. Hayatta vavienini bulmuş insanlar çok şanslı.  
Selametle...

19 Eki 2023

Fuarlı Günler


Selamlar
Kayseri'de kitap fuarı zamanı geldi. Bu gençler fuar öncesinde iki defa kermes yaptı. Kütüphanemize yeni kitaplar almak için bütçe oluşturdular. 


Fuarın ilk günü düştük yollara. Çok güzel, çok keyifli bir alış veriş oldu. Taşımaktan yorulacak kadar çok kitap aldık. Tamm 77 adet. :)


Onlar kütüphane melekleri. Nazlı ve Elif Sude. Geçen yıldan beri kulübün işleri sayelerinde saat gibi işliyor. 


Cumartesi günü ailece fuar alanında geçirdik. Beyhan BUDAK, Nurullah GENÇ, Mehmet Emin AY, Mete YARAR, sırasıyla konuştu. 
Beyhan BUDAK'ın söylediği en ilginç şey, "sizde bir yetenek varsa ve bunu kullanmıyorsanız, size çok ciddi yük olur. Hem psikolojik hem biyolojik rahatsızlıkların arkasında yatan en önemli faktörlerden biridir." dedi. 
Uzun zamandır kendimi sıkışmış hissediyorum. Ben depresif olamam, Bünyeme ters. Fakat içinden çıkamadığım bir sıkışmışlık hissi ile mücadele ediyorum. Çok insandan yazmamla ilgili telkin alıyorum. Ben her seferinde bundan kaçıyorum. Yüzleşmem gereken bir durum var belli ki. Ya insanların bende gördüğü kişiyim ya da benim kaygılarım gerçekçi. Bununla yüzleşmem gerekiyor sanırım. 


Nurullah Genç; Yağmur'un şairi. Şair inceliği ve taşıdığı dava adamı ruhu, dinleyen herkesi etkisine alan nefis bir konuşma yaptı. Dünyada zulüm bu kadar pervasızken, mazlum bu kadar çaresizken, "bu dünyaya ne lazım" diye sordu. Ne Amerika, ne Rusya ne Çin... Bu dünyaya bizim milletin adaleti lazım" dedi. 
Gençler bu değerleri neredeyse tanımıyor. Tanıyanlarda günlük siyasi çekişmelerin gözlerine çektiği perdeden bakıyorlar. Hiç unutmam Fatma BARBAROSOĞLU Hocam, lütfedip, bize zaman ayırdı. Digital ortamda buluşma sağladık. Fakat bir grup öğrencim, Yeni Şafak'ta yazıyormuş ama diye dudak büktü. Bu körlük bizi eksiltiyor, malesef.


Pazar günü evde büyük temizlik hareketi vardı. Balkonda uzun süredir planladığım değişikliği yaptım. Bu kanepe Şüheda'nın odasındaydı. Balkonda daha konforlu bir alan istiyordum. Epey yorucu oldu ama içime sinen güzel bir mekan oldu. 


Knut Hamsun'un, Açlık kitabını okumaya başladım ama işler yoğunlaştı, istediğim hızla okuyamadım. Bu hafta sonu bitirmeyi hedefliyorum. 
Yeni keşfettiğim iplerden şiş örgüleri yapmaya çalışıyorum ama o konuda da ilerleme kaydettiğim söylenemez. 



Örgüde farklı teknikler denemeyi sevdiğimi hep söylüyorum zaten. Çok farklı başlanan ve devam eden klasik bir yelek örmeye çalışıyorum. Ama henüz çok fazla ilerleyemedim. 


İşlerin çok olmasından dert yanıp kendine yeni işler icat eden biri varsa o da benim. Fare giremediği deliğe kuyruğuna teneke bağlar demişler. Ben de bir grup oluşturdum, Tarık Tufan okuyacağız. :) Evdeki kitapları döktüm. Bu işe bizim Vanilya Hanım bile çok heyecanlandı. :) 
Burada güzel insanlardan söz etmeden geçemem. Grup 10 kişiden oluşuyor ve ilk kitabımız, Sen Kuş Olur Gidersin. Benim canım grubum imeceyi kurdular hemen. Kitaplar sipariş edildi. Öğrencilerime hediye edilecek. 💓
Dünyayı güzellik kurtaracak. 


Dünyayı karanlığa boğmaya niyet eden rezil Amerika ve kan emici vampir Siyonistlerin inadına, okumaya, öğrenmeye ve üretmeye, birbirimizi sevmeye devam edeceğiz. 
Zulme karşı tutumumuz kalbimizde büyüttüğümüz buğz. Mazluma dua edip, zalime karşı elimizden geldiği kadar alış verişlerimizde hassasiyet göstererek işgalci rezillerin keselerine katkı vermeyeceğim. 
İnsanlar, "Hitler'e sempati duyacağım aklıma gelmezdi" demeye başladı. Allah beni bu söylemi sahiplenecek ruh kirliliğinden korusun. Mümkün değil böyle düşünmem. Fakat Hitler zalimi nasıl rüsva olduysa, çağın faşistleri, kan emici vampirlerinin de rezil rüsvaa olduğunu, Mescid-i Aksa'nın özgür kaldığını görmek nasip etsin bize.
Şimdilik selamaetle... 

17 Eki 2023

11 Ekim 2023


Selamlar
Bizim kuzu epey büyüdü. 4,5 kilo olmuş. :) Hafta sonu karma aşısı yapıldı. aşı olduğunda çok halsiz, çok keyifsiz oluyor hanım kız. 
Çok şükür yine verimli ve yoğun bir hafta sonu geçirdik. BUSAM, Şehir Akademi'nin güz dönemi başladı. Bu sene atölyelere değil, seminer dizisine katılmaya karar verdik. Gençlik okumaları, başlığında on haftalık seminer programının ilki vardı. 



Pazartesi benim repo günüm. Kızımla uzun zamandır istediğimiz bir şeyi gerçekleştirdik ve Şehir Kütüphanesinde çalışmaya gittik. Ben lisedeyken normal yazılıya çalışmak için bile kütüphaneye kapanırdım. Sonra evlilik, iş güç derken gün içinde böyle bir zaman ayırmak iyice zorlaştı. 
Şehir kütüphanesi ile ilgili daha önce paylaşım yapmıştım. Roma döneminden kalma eski bir kilise esasında. Belediye kütüphane olarak değerlendirdi. Çok da güzel oldu. 


Ortamın en yaşlısı ben olsam da kısa zamanda çok iş bitirmenin, üstüne kitap okumanın keyfi bir başkaydı :) Sınıf rehber öğretmenliğini yaptığım grubun seçtiği sosyal kulüplere kayıtlarını yaptım. Normalde daha önceki hafta içinde bununla ilgili yazıyı okumuştum ama fırsatım olmamıştı. Benim işim bitti 15 dakika sonra idarecimiz eksik sınıfları paylaştı grupta. Benim sınıf yoktu listede :)) gel de kütüphaneleri sevme şimdi. 


Cumhuriyetimizin 100. yılı münasebetiyle gençlerle "Cumhuriyetin kazanımları" ile ilgili bir panel hazırlıyoruz. Gençlerin sunumları hazır ama moderatörün metni üzerinde çalışmamaız lazım. Ayrıca bu sene okul projesi olarak, kütüphanemizdeki kitapların tanıtımı üzerine bir çalışma yapacağız. 20 kişilik bir grup oluşturup, Kütüphane Haftasına kadar her ay bir kitap okuyacağız. herkes beşer kitap okuyacak. Toplamda 100 kitap okunmuş olacak. Kütüphane Haftasında okuduğumuz kitapları okul arkadaşlarımıza kısaca tanıtacağız. 
Bu konuyu projelendirmem gerekiyordu. Kütüphanede geçen zaman bu işin de zamanında tamamlanmasını sağladı. 
 

Oturduğumuz masanın manzarası aslında bilinçli bir tercih değil. İşlerimi halledip, kendi kitabımı okuyacaktım. Fakat spontene şekilde gidip, felsefe ve psikoloji kitaplarının önüne oturdum. Bu benim kaderim sanırım :)



You Tube'da dinlemeyi en çok sevdiğim isimlerden biri Sadettin ÖKTEN Hoca. Daha önce Kemal Sayar'la beraber yazdıkları bir kitabı okumuştum. Bu kitabını da çok merak ediyordum. 
Şehir kavramı üzerine çok güzel denemeler okudum. Medeniyet tasavvuru nedir? Şehir kültürü üzerine etkisi nelerdir? Bu ve benzeri sorular üzerinden yazdığı, okuması keyifli bir kitaptı. Bu ara keyfe keder okuduğum tek kitap diyebilirim. Kitabı es geçmeden biraz alıntı vermekte fayda var.  


Medeniyet tasavvuru, insanların bir değerler sistemini, bu değer sistemine göre toplumların davranış biçimlerini denetleyen ahlak ve hukuku ihtiva eden bir oluşumdur. 

Çünkü insan yaşadığının esiridir, çoğu kez bunun farkında olmaz. 

Bugün modernitenin geldiği noktaya baktığımızda görüyoruz ki dünyaya verdiği şeyler şiddet, kan, karmaşa ve sömürü..."



Evde, amaçsızca aldığım iplerin kapladığı alan günlük yaşamımızı olumsuz etkileyecek noktaya gelmiş durumda. :) hep bahsederim, evi 4+1 almadığıma çok pişmanım. Buradan beni okuyan gençler, ev almak isteyenler varsa evde mümkünse kendinize ait bir alan oluşturup, oluşturamayacağınıza dikkat edin. Evin tamamı benim demeyin. O iş pratikte öyle olmuyor. Hele de üretken bir insansanız, sizin bir atölyeye ihtiyacınız önü sonu gelecektir. Tecrübe ile sabit. 
Son tahlilde evdeki iplere bir çeki düzen vermek şart oldu. Uzun zamandır bu minvalde üretim yapıyorum. Bu turkuaz ip, sarma pamuklu iplerdendi. İki sene önce almıştım. Kısmetinde altıgen hırka olmak varmış. :)  


Son zamanların ev hanımı modunda ise çilek reçeli yapımı vardı. Eşim cuma çıkışı esnaftan minik minik tam reçellik çilekler almış. Ben de kırmadım ne eşimi ne reçelleri. :) 

Bu ara yine planladığım zamana yetiştiremedim yazımı. Tarihler 17 Ekim'i gösterse bile benim yazının ruhu 11 Ekim'de kaldı. Bu nedenle değiştirmeyeceğim. Belli mi olur, belki yarın yurt nöbetinde tam zamanlı bir blog yazısı çıkarabilirim. 

Şimdilik selametle.


 

2 Eki 2023

Hafta Sonu


Selamlar
Hafta sonu diye başlık attım ama aslında pazar günü demem lazımdı. Cumartesi günü pansiyon nöbetim olunca evden uzak ve iş günü formatındaydı :) Şüheda, gün içinde bana eşlik etti. Kızım, Jane Eyre okumaya başlayınca, bittiğinde beraber filmini seyretmeye karar vermiştik. Benim mobil verinin canını okuyarak filmi seyrettik :)) Elbette kitap daha güzeldi diyerek bitirdik mevzuyu :) 


Burası Kayseri'ye çok yakın ilçelerden biri, Bünyan. Valilik ve belediye el ele verip, seyir tepesine cam teras yaptılar yakın tarihte. Pazar günü için plan yapmıştık. Sabah kahvaltıya gidecektik hatta. Uyandığımızda havanın bozuk olduğunu görünce, açık havada kahvaltıya cesaret edemedik. Kahvaltıyı evde yaptık ama gezi planından vazgeçmeye niyetimiz yoktu. 


Yağış, düşündüğümüzden erken geldi.



Hava yoldayken dökmeye başladı. Bünyan'da, üst tepelerden hafif sel de gelmeye başlamıştı. Korktum. Eşime dönelim, ısrar etmeyelim, dedim. Eşim, korkulacak kadar kötü olmadığını söyledi. 
Adam haklı çıktı :) Vardığımızda yağmur hafifledi. Dönmediğimize sevindim. Güneşli havalarda yine geliriz ama bu havada büyük ihtimal bir daha gelmeyiz. Bulutlu gökyüzünün ve puslu havanın eşliğinde seyir keyfini de tatmış olduk.  


Bahçe güzel düzenlenmiş. Peyzaj, keyfi veriyor. Birbirinden uzak kamelyalar var. Diğer konuklarla içli dışlı olmadan kendi grubunla rahat rahat kahvaltı edilir diye düşünüyorum. Baharda değerlendirmek lazım :) 



Ailenin tedbirlisi ünvanını Şüheda'ya verip, kısacık hafta sonu kaçamağını bitirdik efendim. :) 
Bu hafta yoğun işlerim var. Cumhuriyetimizin 100, yılı kutlamaları kapsamında , cumhuriyet konulu bir panel hazırlıyoruz gençlerle. Yarından itibaren konuşmacıları dinleyip, gidişatı gözden geçirmem gerekecek. Panelin afişi için orijinal fikirlerim var. Bakalım neler çıkacak ortaya.
Şimdilik selametle....


Not: Cam teraslar beni hep korkuturdu zaten. 6 Şubat depreminden sonra en ufak sarsıntı bile yüreğimi hoplattığı için cam terasa adım atmak konusunda kendimi ikna etmem gerekiyor. :(