Pages

31 Mar 2010

insan sevdiğine götürdüğü şeyin hesabını yapar mı

Dervisin biri kirda, seri ve heyecanli bir sekilde yuruyen bir koylu kizi ile karsilasiyor ve "Kizim, dur bakalim biraz nefeslen" diyor.Dervis kiza bakiyor ve eteginde bir seyler tasidigini gorunce soruyor:
-Etegindekiler nedir?
-Elma
-Kime götürüyorsun?
-Su karsi tarlada calisan sevdigime gotoruyorum
-Peki kac elma var eteginde?
-Dervis amca, o nasil soz, insan sevdigine goturdugunun hesabini yapar mi hic?
Bu cevabi duyan dervis donup kaliyor ve elindeki tesbihi kiriyor.

annemden bir lif daha

anneciğin yaptığı bir lif daha özellikle bebek lifi olarak çok kullanışlı

30 Mar 2010

çok katlı lifim


çok katlı lifim yapımı çok kolay yapımı nesrin arkadaşınımızın bloğunda çok güzel anlatılmış http://amatorceorguler.blogspot.com/search/label/lif%20%C5%9Fenli%C4%9Fi%20varrr%3A%29%29%29

29 Mar 2010

kızlara saç bandı


kızıma ördüğüm saç bandı çok kullanışlı kulaklarınıda kapattığı için bizim işimize çok yarıyor

27 Mar 2010

tığ işi şal


tığla yağılmış kullanışlı bir şal


24 Mar 2010

şal başladım

bende bu renk başladım bakalım ne zaman bitecek

şal madeli

arkadaşımdan aldığım şal modeli

lif

liflere devam

23 Mar 2010

bebek yeleği

yine sevgili anneciğimin yaptığı bir bebek yeleği

çim örgüsü lifim

çim örgüsü tekniği ile yapılmış bir lif. bu örgü hem şişle hemde tığla yapılabiliyor. bu lif tığ ile yapılmış ben bu tekniği sağolsun arkadaşım nefiseden öğrenmiştim ama nette değişik sitelerde bu tekniğin anlatımı var ama özellikle http://biryudumhobi.blogspot.com/ arkadaşmızın bloğunda hem şemayla hemde video ile anlatılmış kendisine çok teşekkür ederiz.

22 Mar 2010

liflerim



bunlarda anneciğimin yaptığı lifler

anneciğim ellerine sağlık, ellerin dert görmesin

kardeşimden seccade





kardeşimin yaptığı etamin seccade

21 Mar 2010

güzel bir hikaye

Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini: - Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kar etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim… İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti. - Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı. İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu. Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle: - Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih , kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim? - Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir. İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah… Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu: - şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah’a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah …Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam , karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın. Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah… Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekana bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin: - Hünkarım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu. Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar: - Neden kerimenizin nikahını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Ã…a¿aşırma sırası padişaha gelmişti. - Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi? Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı. Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle; - Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik. Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı. Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin. - Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı alinize layık değil belki, ama lütfeder nikahınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz… Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavu ş acak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı. Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle: - Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum. Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip: - Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın? Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak: - A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim… Kaynak: Semerkand Dergisi, Ağustos 2005Serdar Tuncer

20 Mar 2010

renkli hırka


kalan iplarle kızıma yaptığım hırka birbiriyle alakasız renkeler siyahın yardımıyla şık bir hırkaya dönüştü




19 Mar 2010

yeşil kazak

kardeşime yaptığım kazak

panço

motiflerle yapılan şık bir panço

18 Mar 2010

kızımın tuniği

kızıma ördüğüm tunik

küresel ısınma şalı

derya baykalın programında anlatılan şalı denedim
çok kullanışlı bir şal
yapımı derya baykalın sitesinde anlatılıyor
merak edenler ordan ulaşabilirler

eşimin doğum günü hediyesi

eşime doğum günü için yaptığım kazak
eşimin doğum günü 5 şubattı ama dostlar blog yeni olunca
ancak şimdi eklendi

17 Mar 2010






yarın 18 mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü


Çanakkale Savaşı öyle sıradan tarihi bir olay olmaktan çoooook daha büyük anlamlar taşıyan bir hadise bir milletin ve dinin bütün dünyaya karşı verdiği varlık yokluk savaşı. gencecik yaşlarında geri dönemeyeceklerini bildikleri halde gözlerini bile kırpmadan, bir an olsun tereddüt göstermeyen yiğitlerin destanı


o nedenle çok iyi anlaşılıp yeni kuşaklara çok iyi anlatılması lazım öğretmenler ve anne babalar bu önemli günü atlamadan, çocuklarımıza anlatmalıyız. gençlerimizde duyarlılık yaratmamız lazım. gençliğine doyamadan kurşunlara hedef olan o güzel insanlara bunu borçluyuz.

geri dönüşüm


ayakkabı kutusundan hediye paketine giden yol

akdamar